Showing posts with label tarih. Show all posts
Showing posts with label tarih. Show all posts

Wednesday, April 11, 2012

Güney Azerbaycan Batı Bölgesinin Demografik Yapısı

Güney Azerbaycanın batı bölgesi jeopolitik konumu ve demografik yapısı nedeniyle özellikle son yüzyılda ağır facialarla karşı karşıya kalmıştır. Büyük güçler, çıkarları doğrultusunda yürüttükleri yıkıcı faaliyetlerde bölgedeki azınlıkları kullanmışlar ve bölgeyi ağır insani ve ekonomik zarara uğratmışlar. İngiltere, Fransa ve Rusyanın kütüphanelerinde Kürt tarihi, kültürü ve aşiret yapısı hakkında yazılmış olan on binlerce kitap, makale ve Kürt enstitüleri bu siyasetin bir göstergesidir. Azerbaycanın batı bölgesinde Azerbaycan Türklerinin yanısıra bölgenin kuzeyinde Ermeniler ve Asuriler; güneyinde ise Kürtler yaşamaktadır. Bu etnik gruplar özellikle Kürtler, baştanımazlık ve isyanları ile kalıcı sorunlarla karşı karşıya bıraktıkları bölgenin büyük ölçüde demografik yapısının değişmesine sebep olmuşlar. Kürtler 400 yıllık tarihi bir surede kontrol altında olmayan sınırlardan Güney Azerbaycan arazisine girmişler. Aşiret yapısına sahip olan Kürtler süre gelen konar göçer hayat tarzı , iç ve dış savaşlar, kıtlık ve başka sebeplerden dolayı Azerbaycanın batı bölgesine göçmüş ve bu göç 1990 lara kader devam etmiştir. Eskiden Türkiye-Azerbaycan sınırlarının sadece dağlık bölgelerinde göç halinde yaşayan Kürtler, günümüzde Makı, Hoy, Salmas, Urmiye, Sulduz, Koşaçay (Miyandoab), Sayınkale ve Tikantepe çizgisinin batısındaki ovalara yayılmış ayrıcabelli bir oranda da bu şehirlere yerleşmişlerdir, I. dünya savaşından itibaren Azerbaycan toprakları üzerinde arazi iddiasında bulunmaktadırlar ve bu doğrultuda organize bir şekilde çalışmalar yürütürler. Şeyh Obeydullah Şemzini, Simko ve Ömer Han Şakak gibi yağmacı Aşiret ağalarını Kürt bağımsız harekatının banisi ve Kürt halkının kahramanları olarak tanıtıyorlar. Uydurma Mahabad Cumhuriyetini ilk bağımsız Kürt devleti olarak tanımlıyorlar. Yazdıkları ve yazdırdıkları kitaplarda Azerbaycanın batısını büyük Kürdistanın bir parçası, Mukri Kürdistanı, Kuzey Kürdistan olarak adlandırıyorlar.
Bu çalışmanın amacı tarihi senetlere dayanarak Kürtlerin Azerbaycan arazisine göç ettiklerini, yaşadıkları bölgeleri, nüfusları ve Azerbaycanda yayılma nedenlerini incelemektir.
Güney Azerbaycan ve Batı Bölgesinin Genel Durumu
Tarihi kaynaklara göre Güney Azerbaycan arazisi en az 170 bin km kare alanla günümüzde Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil, Zencan, Hemedan ve Kazvin eyaletleri, Bicar, gurve, Astara bölgelerini kapsamaktaydı. Bölge nüfusunun 15-16 milyon olduğu tahmin ediliyor. Azerbaycan Türkleri bölge nüfusunun %90 ını oluştururlar.
1937 yılında merkezi devletin siyasi hedefi doğrultusunda etnik bölgeler yeni idari birimlere bölünerek 10 yeni ustan (eyalet) oluşturuldu ve Güney Azerbaycan arazisi 4 ustan haline getirildi: 1. Zencan, kazvin ve astara ustanı 2. Tebriz -Erdebil ustanı 3. Urmu, Hoy, Savucbulak, Marağa, Bicar ustanı 4. Hamadan ustanı. Bu taksimat zaman içerisinde defalarca Azerbaycanın aleyhine değiştirildi. Zencandan ilk önce Astara bölgesi alınıp Gilan ustanına verildi. Devrimden sonra da Kazvin bölgesi yeni bir ustan haline getirildi ve 3. Ustan (Doğu Azerbaycan)dan koparılan Erdebil bölgesi Erdebil ustanı olarak karşımıza çıktı. 4. Ustan(Batı Azerbaycan)nın Bicar, Gerus ve Gorve bölgeleri Kürdistan eyaletine verildi. 
Batı Azerbaycan çeşitli taksimattan sonra bugün 45 bin Km kare alanı kapsıyor. Kuzeyden, Kuzey Azerbaycan, Batıdan, Türkiye, Güney batıdan Irak ile dış sınırları bulunuyor. Ayrıca Doğudan, Doğu Azerbaycan, Güney doğudan Zengan ve Güneyden Kürdistan eyaletler ile iç sınırları bulunmaktadır. Nüfusu tahminen3.020893 civarındadır. Bu nüfusun yaklaşık 1.574.730u şehirlerde, 1.331.735i köylerde ayrıca 114617si de göç halinde yaşamaktadır. Batı Azerbaycan 14 vilayet, 30 Şehir, 36 İlçe , 109 Köy Merkezi ve 3737 Köyden oluşur. Merkezi, Güney Azerbaycanın ikinci büyük şehri Urmudur.
Azerbaycanda Kürtlerin Tarihi kökeni
Tarihi kaynaklar Kürtlerin nereden geldiği, nerelere yerleştiği ve nüfusu hakkında bilgi vermiştir. Haddona göre Kürtler İrana dışarıdan gelmişler ve Türklerden çok sonra bu bölgelerde yerleşmişler. Ayrıca Arnold Wilson Kürt aşiretlerinin Osmanlı topraklarından Azerbaycana geldiğini yazıyor.Garsten Niebuhr goçebe Kürt aşiretlerinin sayısının çok olduğunu yalnız anavatanleri değil , Suriye ve Aceme dağıldıklarını yazıyor. Makı, Çaldıran, Hoy, Salmas ve Urmiye Kürtlerine Şakak denilir ve Anadoluda yaşayan Kürtleri boyularındandırlar. Sulduz, Hana, Savucbulak, Bukan, sayınkalada yaşayan Kürtler ise Mezopotamya kökenlidirler. Bu aşiretler Mokri, Şakakan, Herki, Mamış, Zaza, Milan, Dehbokri, Celali ve diğer aşiretlerden ibarettir. 16. Yüzyılın sonuna doğru Yazılan, Kürt aşiretlerinin tarih ve coğrafyasını anlatan ve Kürt tarihinin araştırmasında ana kaynak konumunda olan Şerefname(geniş Kürdistan tarihi) kitabında, bugün Savucbulak bölgesinde geniş bir araziyi iyelenen Mukrilerin Osmanlı arazisinde Zül şehri(şehre Zur günümüzde Irak topraklarında) çevresinde bulunan Mukriye aşiretine dayandığı yazıyor. Rivayetlere göre Baban paşalarının ailesine mensup Seyfettin adında bir kişi Baban aşireti ve başka Kürt aşiretlerini toplayıp Azerbaycanda Deryaz bölgesini Çabuklu Türklerinden alarak oraya yerleşti. Seyrül ekrad kitabının  yazarına göre de Mukri aşireti 16.yuzyılın sonlarında Osmanlı toprakları ve kuzey Mesopotamiya Eben Ömer adası(bugünkü Suriye)ndan Azerbaycan arazisine göç etmişler. Yazara göre ilk kere Baban ailesinden Babamir adlı bir kişi Savucbulakı Azerbaycan Türklerinden almış ve sülalesi zaman içerisinde bu bölgeye hüküm sürmüşler. Kacar dönemine kader Mukri aşireti Avşar Birliğinin üyesiydi ve 1882 yılında birliğin Beyler beyi Muhammet Guluhan Savukbulak Bölgesinin idaresini Donbili Türklerinden alıp Budak Han Mukriye vermiştir. Mahabad Tarihçesinin yazarına göre Osmanlı Kürtlerinden oluşan Belbas birliği 18.yüzyılda Osmanlıdan (bugünkü Irak Topraklarından) Bapir ağa önderliğinde Azerbaycanın İletimur bölgesine göç eder.Belbas birliği Mamış, Mengur ve Piran aşiretlerinden oluşur .Günümüzde Mamış aşireti Savukbulak-Neğede arasında (Sulduz bölgesinde) yerleşmektedir. Osmanlı (Irak) Arazisinden göçen Mengurlar Serdeşti ve Piran aşireti Hana şehri ve köylerini ele geçirmişler. Dehbokri aşireti de 18. Yüzyılın sonunda Bayram Ağa önderliğinde Diyarbakırdan Azerbaycanın Savukbulak bölgesine göçmüş ve bu göç için çeşitli sebepler, örneğin kuraklık ve kıtlığı göstermişler.Bu aşiret günümüzde Bukan şehri ve çevresinde yaşamaktadır. Gevrek aşireti kendilerini Vesman Ağa ve Hazar Ağanın torunları sayıyor ve Mengurlardan birkaç yıl önce Azerbaycana göçmüşler. FeyzullahBeygi aşireti ise kendilerini Teymuriler döneminde Irakta yaşamış olan Fakih Ahmet Dareşmanenin torunları sayıyorlar. Azerbaycana gelişlerinin sebebi ve tarihi belli değildir . Şakakan aşireti Osmanlı arazisinin doğusunda yaşıyordu. Bu aşiretin çeşitli tayfaları Sefevi devletinin kuruluşu döneminden itibaren yavaş yavaş Azerbaycana göçmüşlerdir. Bu aşiretler 20.yüzyıla kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçiriyor, bir nevi ikili vatandaşlığa sahiptiler. Celali aşireti(20 bin kişi) ise Şah Abbas döneminde Osmanlı Sadrazamı Kuyucu Murat Paşa ‘nın önünden kaçarak Safevilere siğınmişlar .Şah Abbas bu Celalilerden Sekiz binini Beradust bölgesinde digerlerini Makı cıvarında yerleştirmiştir. Görüldügü gibi Kürt yazar ve tarihçilerine göre Kürt aşiretleri Azerbaycan topraklarına diger yerlerden gelmiş ve burada heç bir tarihi koke sahip değilerdir.
Batı Azerbaycanın demografik yapısı 
İranda Bulunan etniklerin nüfusu hakkında resmi bir istatistiksel veri bulunmamaktadır. Bu yüzden Etniklerin Nüfusu konusunda söylenen sayılar tahmine dayalıdır. Yazıda İran İstatistik Merkezinin Son verilerine dayanarak günümüzde Batı Azerbaycan bölgelerinde yaşayan Kürt nüfusu hakkında bilgi verilecektir. 
Batı Azerbaycanın Kuzeyinde Türkiye ve Kuzey Azerbaycanla ortak sınırları bulunan Makı vilâyetinin çevresinde Milan, Celali ve Heyderanlu Kürt aşiretleri dağınık şekilde yaşamaktadırlar. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Celali (Halikanlu) aşireti 15796 (2238 Aile), Milan aşireti 11502 (1686 Aile) ve Heyderanlu 1396 kişi(183 Aile)den oluşur. Yani bu bölgede tahminen 28694 Kürt halen konar göçer hayat sürdürmektedirler. Celali aşiretinin nüfusu UNESCOnun 1963 yılında verdiği rakama göre 1135 aileden ibarettir. Yukarıdaki rakamlara dayanarak %3 artışla bugün bu aşiretin nüfusu 15 bin civarında olmalıdır. Bu aşiret günümüzde Azerbaycanın batısında göç eden en büyük aşirettir ve bölgede göç halinde yaşayanların %48.2sini oluşturur. Milan aşiretinin nüfusu 1963te 2030 aile olarak kaydedilmiştir. Bu rakamı yukarıdaki verilere dayanarak %3 artışla hesaplarsak günümüzde bu aşiretin nüfusu 27 bin kişi civarında olacaktır. Hayderanlu aşiretinin nüfusu 1963 yılında 1800 kişi(300Aile) olarak açıklanmış, %3 artışla bu aşiretin nüfusu 4 bin civarında olmalıdır yani günümüzde bu aşiretlere mensup 46 bin kişi yaşamaktadır. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Makı ve Çaldıran vilayetinin nüfusu 174199 kişi tahmin ediliyor. Makı şehrinin nüfusu 36747 kişidir. Şehrin Kürt nüfusu %10 (3674) olarak tahmin ediliyor. Yani bu bölgede yaklaşık 50 bin Kürt yaşamaktadır. Bu da Bölge nüfusunun %28i civarındadır.
Kürt aşiretlerinin yaşadığı diğer bir bölge Hoy vilâyetidir. Bu bölgede Küresünnü ve Memkanlu aşiretleri Türkiye sınırlarında yaşıyorlar. Son verilere göre Küresünnü aşiretinin göç eden nüfusu 1835 kişi (239 aile)dir.1962 verilerinde bu aşiretin nüfusu 400 aile, yaklaşık 2500 kişidir. Memkanlu aşireti de Türkiye ile Güney Azerbaycan sınırlarında yaşıyorlar. Son verilerde aşiretin göç eden nüfusu 901 kişi (115aile) olarak belirlenmiştir.1962 verilerinde aşiretin nüfusu yaklaşık1500 kişi (250 aile) olarak tahmin ediliyor. Günümüzde Sefaiye, Zerabad, Zeri ve Kotur bölgesinde yaklaşık 35 bin Kürt yaşamaktadır. Hoy vilayetinin nüfusu 425859 kişidir. Hoy şehrinin nüfusu ise 163838 civarındadır .Burada da nüfusun %8inin (13400 ) Kürtlerden oluştuğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 40-45 bin Kürt yaşamaktadır. Buda toplam Hoy bölge nüfusunun %10unu oluşturuyor. Bölgede ayrıca yaklaşık 8 bin Ermeni yaşamaktadır.
Hoy-Urmiye arasında bulunan Salmas bölgesinde de Kürt aşiretleri yaşamaktadır. Çehrık, Küresünnü, Delzey, Kuhsar; Ketban köylerinde Yaklaşık 35 bin nüfusa sahiptirler. Salmas vilayetinin nüfusu 119667 kişi civarındadır. Salmas şehrinin nüfusu ise 71968 kişidir. Burada da diğer bölgelerde olduğu gibi şehrin %10unu (7190) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 42 bin Kürt yaşamaktadır .Buda toplam Salmas bölge nüfusunun %30unu oluşturuyor. Ayrıca bu bölgede yaklaşık 20 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır. Azerbaycanın Batı bölgelerinin merkezi konumunda olan Urmiye şehri Azerbaycanın en eski ve tarihi şehirlerindendir. Ahmet bin Yakup, Alboldan kitabında şöyle yazıyor: Urmiya Azerbaycanın büyük ve eski şehirlerindendir. İslamdan sonra Urmiya Marağadan sora Azerbaycanın ikinci büyük şehri konumundaydı. Urmiye Kuzey Batısında Salmasla Urmu arasında Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Sumay ve Beradust bölgesinde Şakakan aşireti yaşıyor. Son verilerde Şekakan aşiretinin göçer nüfusu 923 kişi(112aile)dir. Günümüzde Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Urmunun Sumayibradust bölgesinde 41332 kişi, Azerbaycanla Irak sınırlarında Silvane bölgesinde (Tergiver, Mergver, Deşt) ise 58883 Kürt nüfusu olduğu tahmin ediliyor. Urmiye vilayetinin nüfusu 969129 kişidir. Urmiye şehrinin nüfusu ise 467840 kişidir. Burada nüfusun %20sini (86 bin) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Böylelikle Urmiye bölgesinde 168215 Kürt yaşamaktadır. Bu da Urmiye bölge nüfusunun %16sını oluşturmaktadır. Bölgede ayrıca yaklaşık 65 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır.
Görüldüğü gibi Batı Azerbaycanın Kuzey bölgesinde (Makı, Hoy, Salmas, Urmiye) yaklaşık 1.688854 kişi yaşamaktadır. Bu bölgedeki Kürt nüfusu ise 305215 kişidir. Buda bölge nüfusunun %18unu oluşturur. Bölgede ayrıca 80 bin civarında Ermeni ve Asuri yaşamaktadır ki buda nüfusun %5ni oluşturur. Bu rakamlara dayanarak bölge nüfusunun %77sını Azerbaycan Türklerinin oluşturduğu saptanır.
Sulduz bölgesi Urmiye Gölünun güneyinde bulunmaktadır. Bu bölgede Karapapak Türklerinin yanı sıra Zaza, Piran ve Mamış Kürt aşiretleri de yaşamaktadır. Türkler Negede şehri ve civarında, Kürtler ise Uşnu ve Hana (Piranşehr) şehirleri ve civarında yaşıyorlar. Bölgenin toplam nüfusu 348603 kişidir. Karapapak Türklerinin nüfusu yaklaşık 140 bin kişidir. Buda bölge nüfusunun %40nı oluşturur. Yani bölge nüfusunun yaklaşık %60nı Kürtler oluşturur. 
Kürtlerin yaşadığı diğer bir bölge Savukbulak bölgesidir. Bu bölgede Mukri, Mamış, Dehbokri, Mengur ve Gevrek aşiretleri yaşıyor. Bölge tamamıyla Kürtlerin eline geçmiştir. Savukbulak (Mahabad) bölgesinde 225074, Bukanda 235153 ve Serdeştte ise 85969 kişi yaşamaktadır. Bölgede toplam 546196 Kürt nüfusu yaşamaktadır.
Batı Azerbaycanın Güney bölgelerinde Koşaçay, Sayınkala, ve Tikantepe şehirleri bulunuyor. Koşaçay bölgesinde 23920 kişi yaşıyor. Koşaçay Kürtlerin en az sıza bildikleri şehirdir. Köylerinde ise yaklaşık 40 bin Kürt yaşamaktadır. Sayınkalenin Nüfusu 87868 kişi olarak tahmin ediliyor. Şehirde 3000 civarında, Mahmudcık,(Şii Kürtleri) Sefehana, Aktepe gibi köylerde yaklaşık 30 bin Kürt nüfusu bulunmaktadır. Tikantepe bölgesinde toplam nüfus110487 kişi tahmin ediliyor. Şehirde 42332 kişi yaşıyor ki bunun yaklaşık 10500 (%25)ü Kürttür. Köylerinde ise yaklaşık 25 bin Kürt yaşıyor. Bu bölgenin Toplan nüfusu 437240 kişidir ve bölgede yaklaşık 108 bin Kürt nüfusu bulunuyor. Buda bölge nüfusunun yaklaşık %25ini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Batı Azerbaycanda 3.020893 kişilik nüfusun yaklaşık 1.853000(%61) Azerbaycan Türkü, 1.168014unu (%37) Kürtler; 80.000ini (%2) ise Ermeni ve Asuriler oluşturuyor. Bu ise Kürtlerin Güney Azerbaycan nüfusunun yaklaşık(%7 )sini oluşturmaktadır.
Batı Azerbaycanda Kürtlerin yayılma sebepleri 
19. yüz yılın sonları, 20. Yüz yılın başlarında Azerbaycanda büyük bir değişim yaşandı. Türk aşiret yapısı ortadan kalktı ve Donbili, Avşar, Makuyi ve diğer aşiretler konar göçer hayat tarzını bırakıp Azerbaycan köylerine yerleşti, buna karşın Celali, Milan, Dehbokri ve Belbas birliği gibi Kürt aşiretleri, aşiret yapısını koruyarak harbi ve siyasi denge onların lehine değişti. O güne kader Kürt isyanlarını Tebriz ve Tahrana ihtiyaç olmadan Türk aşiretleri başarıyla bastırırdı. Türk aşiretlerinin yerleşim hayata geçmesinin ağır sonuçları Şeyh Obeydullah Şemzini ve Simko isyanlarında açıkça görüldü. Osmanlı tâbiiyetinde olan ve Azerbaycan Kürt aşiretleri içinde de nüfuz sahibi Şeyh Obeydullah Şemzini 1881 yılında Güney Azerbaycan‘a saldırdı.
Kürtlerin Yağma ve katliama olan içgüdüsel eğilimleri onları Şeyhin etrafında birleştirdi ve Azerbaycanda toplukıyım yaşandı. Kürtler Yağma amacı ile Köylere girdi ve önlerine çıkan herkesi oldurdu. Şeyhin oğlu Abdulkadir ve Osmanlıdan kaçarak Savukbulakta yerleşen Mergver aşiretinin ağası Hamza Ağa Koşaçaya saldırarak Cami ve Köyleri ateşe verdi. Melikkendi de Koşaçayla aynı kaderi paylaştı. Bu olaylarda onlarca köy tahrip edildi ve on binlerce kişi yaşamını yitirdi. Birinci dünya savaşı artı Ermeni, Asuri ve Kürt isyanlarının zararları Azerbaycan için daha ağır ve korkunç sonuçlar doğurdu. Örneğin Urmiye ovalarındaki 300 köyden tamamına yakını tahrip edildi. Urmunun nüfusu 25 bin den 5000e düştü. Kürt aşiretleri Katliam ve yağma peşindeydi. Bu aşiretler Şakakan aşiretinden olan ve Hoyla salmas şehirleri arasındaki köyleri ele geçiren Simko tarafından yönetilirdi. 20 yıl(1905-1926) boyunca Azerbaycanın batı bölgelerinde terör estiren Simko ve Kürt aşiretleri bölgenin nüfus dengesini ve yerleşim alanlarının değişmesine sebep oldu .Bu olaylarda en az 150 bin Azerbaycanlı yaşamını yitirdi. yüzlerce köy tahrip edildi ya da daha emniyetli bir yaşam için boşaltıldı. Bu araziler Kürtler tarafından İşgal edildi. 1930larda Rızahanın Tahtakapı (aşiretleri zorla yerleştirme) siyaseti ile artık boşalmış Türk köyleri Kürtlere kaldı. Rizahan ve Fars teorisiyenleri Türkiye ile Güney Azerbaycan arasında bir tampon bölgesinin oluşturulmasının İranın güvenliği açısından önemli olacağı düşüncesindeydi. 2.dünya savaşı bölgeyi yeniden Karıştırdı.1941 yılında Rizahan hakimiyetten düştü ve bölge Ruslar tarafından işgal edildi. Sürgüne gönderilen aşiret ağaları geri döndü ve geleneksel hayat yeniden başladı. Rus ordusu Urmiye şehirine girmeden önce İran ordusunun bırakıp kaçtığı silahlarla Kürtler şehirde katliama başladı. Urmiye pazarını yağmalayıp ateşe verdiler.1942de Kürt, Ermeni ve Asuriler Özgürlük adında bir örgüt oluşturup Azerbaycan köylerini yağlamaya başladılar. Yüzlerce kişi öldürüldü ve 2000 aile köyleri boşaltıp kaçmak zorunda kaldı.Urmiye ve kuzey bölgelerde bu olaylar yaşanırken Güney bölgelerde, Savukbulakta ise olaylar daha farklı boyutta gelişmekteydi. Bu yılın eylül ayında Komale Jiyan Kürdistan(Kürt yaşam Partisi) partisi kuruldu ve arkasından 10 bin Km kara alanı kapsayan özerk bir bölge oluşturuldu ve böylelikle savukbulak(Mahabad) Kürtçü harekatın merkezi konumuna geldi.
Ak devrim olarak nitelendirilen toprak ıslahatı da birçok köyün Azerbaycan feodallerinin malikiyetinden çıkıp Kürt köylülerine verilmesine sebep oldu. Yani 1970 devrimine kader geçen sürede Kürtler dağlardan enip köylere yerleşme aşamasını bitirmiş oldular. Bu arada özellikle 1950lerden sonra Nüfus hızla arttı ve 20 yıl içerisinde ikiye katlandı. Devrimden sonra Kürt ve Sol örgütlerin silahlı mücadelesi bölgeyi yeniden karışıklığa sürükledi ve nüfusun yer değişmesine sebep oldu. Örneğin Savukbulakın Viranşehir, Yazdağı, Halfiyan, Hantavus, Molladeresi, Beykankala ve diğer bölgelerinde yaşayan Şahsevenlerin köyleri ateşe verildi ve butun varlıkları talan edildi. Şahsevenler bu felâketten sonra bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Hana şehri sakinleri de aynı kadere mahkum oldular. Bu dönemde Kürt nüfusu yoğun olduğu bölgelerde var olan butun Türk köyleri baskılar sonucu göç etmek zorunda kaldı. Devrimden sonra önemli diğer bir olay da Kürtlerin Azerbaycanlıların yaşadığı şehirlere göç etmesidir. Devrimden önce şehirlerde kayda değer sayıda olmayan Kürtlerin nüfusu günümüzde Türklerin yaşadığı şehirlerde %5 ile %25 oranında artmıştır. Batı Azerbaycanda nüfus dengesini etkileyen diğer bir faktör da Kuzey Irakta yaşanan olaylardır. 
Bu olaylar 1942den bu yana Batı Azerbaycanı, nüfus değişiminin yanısıra siyasi ve ekonomik olarak da etkilemektedir. 1945te Irak ordusuna yenilip sınırı geçen Barzan aşiretinden 10 bin Kürt Azerbaycana geldi. Üç bin kişilik silahlı güce sahip olan aşiret, Kadi Muhammetin Kurduğu özerk bölgenin savunucusuna çevrildi. 
Barzaninin beklenmedik gelişi olmasaydı büyük olasılıkla Kürt partisi amaçlarına ulaşamazdı . 1965 yılından itibaren İranın kuzey Irak Kürtlerini desteklemesiyle savaş süresince Irak Kürtlerinin Güney Azerbaycana sığınması hız kazandı. Mart 1975te İran ve Irak sınır problemlerini çözme konusunda anlaştı ve Kuzey Irakta merkezi hakimiyetle savaşan ve İran desteğini kaybeden Kürtler yenilgiye uğradı, bunun üzerine Saddam ordusunun saldırısına uğrayan 100 bin Kürt bölgeden kaçarak önceden Azerbaycana sığınmış diğer 100 bin kişiye eklendi. 1987 yılına kader 50 bin kişi, ağustos 1988de ise 100 bin kişi yeniden sınırdan geçti ve Azerbaycanın köy ve şehirlerine ayrıca Hoy, Urmiye ve Uşnu civarında oluşturulan barınaklara yerleşti. Bunlardan en az 50 bin kişinin geri dönmediği tahmin ediliyor. Bölgedeki karmaşa ve sınırlardaki otorite boşluğu Kaçak ve kayıt dışı geliri artırdı, bu da sınır bölgelerinde yaşayan Kürtlerin alım gücünü artırarak özellikle şehirlerde arsa almalarına olanak sağlamıştır.
Sonuç
Güney Azerbaycanın batı bölgeleri jeopolitik özelliği nedeniyle daima çekişme merkezi haline gelmiştir. Kuşkusuz Azerbaycanın batı bölgelerinde potansiyel tehdit, sınırlar arasında yerleşmiş olan Kürtlerdir . Bu yüzden bölgede nüfus faktörü oldukça önem kazanmaktadır. Kürtlerin yayılma politikaları bölgede nüfus dengesini onların lehine değiştirmektedir. Gelecekte bir otorite boşluğu yarandığı durumda Urmiye Gölünün güneyindeki toprakların (savukbulak ve çevresi) tamamen Kürtleşmesi ve Kürtlerin bölücülük çaba ve eğilimleri sonucu Azerbaycanın bu bölgesinin büyük çatışmalara sahne olacağı kaçınılmaz gözükmektedir. 
Talas Avşarlı Günaztac /Güney Azerbaycan Tanıtım Cemiyeti/ Başkanı

Thursday, December 15, 2011

Karabağ'ın yitirilme kronolojisi

Arif Keskin
Karabağ'ın yitirilme kronolojisi. "Hanki kent hanki gün/ay/yıl kaybedildi?" sualına cavabımız var. Ancak "hanki kent hanki gün/ay/yıl geri alınacak?" sualına cavabım yok tessufle. Bu sualın cavabını araştırtığında bazı Azerbaycanlıların konuşmalarına bakarsanız "belke yarın belke de yarından yakın" cavabını alırsınız. Ancak pratikteki gelişmelere bakarsanız " geri alabilecek miyiz?" sualı söngü gibi varlığımızı delik deşik ediyor. Türkiye ve Türk dünyasıının " Karabağ derdi var mı?" sorsunu hiç sormuyorum. Karabağ işgali sürdükçe dünya Türklerin himası nutukları bizim içimizi acıtsa da düşmanların komiklik yapma malzemesi olmaktan öteye geçmez. Bizi yıkan, kötürüm hale getiren ve bilinç altımızı olumsuzlukla dolduran yaşadığımız bu gerçeklik ve iddialarımız arasındaki çelişik durumudur. Biz gerçek ve asil büyüklük duygusuna ne zaman sahip olacağız biliyormusunuz?: "hanki kent hanki gün/ay/yıl geri aldık?"sualına cavab verebildiğimiz zaman.
KARABAKH (1988-1993)
Khankendi (18.09.1988)
Eskeran (19.10.1991)
Hadrut (19.11.1991)
Khojaly (26.02.1992)
Shusha (08.05.1992)
Lachin (17.05.1992)
Khocavend (02.10.1992)
Kalbajar (3-4.04.1993)
Aghdere (07.07.1993)
Aghdam (23.07.1993)
Jabrail (23.08.1993)
Fuzuli (23.08.1993)
Gubadlı (31.08.1993)
Zangilan (30.10.1993 

Friday, July 29, 2011

Dünən Savalan dağında tarix yazıldı

Arif Kəsin
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı . Azərbaycan milli fəalları yenə də möhtəşəm hemasəyə imza attilar. Bu dəfə də  Azərbaycan Türk millətinin istəkləri Savalan dağının zirvəsində səsləndi.  Savalan dağı öz qəhraman oğullarının hemasəsini gördü, eşətti, ləms etti.  Azərbaycan milli fəalları Savalanın zirvəsində Azərbaycanın dərdlərini, əzablarını və haqlı istəklərini  bağırdılar. Ulu babalarımız  çılqın, qeyrətli  və  qorxmaz oğullarının bağırtılarını eştti. Ulu babalarımız Qıratın ayaq səsini eşitti.
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı.  Savalan dağı yenədə bir  tarixi  ləhzəyə şahid oldu.  Milli hərəkatımız üzərində olan bütün təzyiq vasitələrini yıxaraq, zalimlərin qılıncının bütün acımsızlığıyla dolaşdığı bir zamanda bütün süngülərə sinə gərərək ` yaşasın Azərbaycan` dedi. `yaşasın Azərbaycan`şuarı başı bulutlara dəyən, ürəyi oqyanus genişliyində olan və gözlərində gələcəyin atəşi yanan  qəhrəman oğulların dodaqlarında Azərbaycanın səmalarınıda  ışıqlandı.  Zalim qaranlığı dəldi. Millətə yol göstərdi. Millətə özünü,kimliyini, keçmişini və əsalətini anllattı.
Dünən  Savalan dağında tarix yazıldı . Azerbaycanın qəhrəman oğulları sinələrini süngüyə gərərək `yaşaın Azərbaycan` dedi. Hamımıza göstərdilər ki, Savalan zirvesini fəth edən qərəmanlar yaşadiqca Azərbaycan ölməyəcək, Azərbaycan yenidən doğulacaq və onda üzü qaralıq ` milli hərəkatı yoxdur` kimi cəfəngiyatı təkrarlayan baxar korlara qalacaq. Onda Savalan dağında hemasə yaradanlar millətimiz qəlbində əbədi yaşayacaqlar.
Dünən Savalanda Tarix Yazıldı.
Görüntülər

Saturday, July 9, 2011

Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?

Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?
Aşağıdakı yazı Sayın Rasim Sağlam vә Bulent Yilmaz bәylәrin mәnim bir statusuma kament olaraq yapdıqları qatqılardır. Qonu haqqında çox qapsamlı vә dәyәrli vә yeniliklәr içәrәn tәsbit vә düşüncәlәr daşıdıqlarından bunların qamuca oxunmasının olduqca yararlı olacağını düşündüm. Bu üzdәn dә sözü edilәn kamentlәri birlәşdirәrәk ayrı bir yazı biçimindә sәfhәmdә paylaşmaq istәdim.
Mehran Baharlı:
Türkiyәnin olqunlaşan ortadoğu dış siyasәti, er gec İran vә Güney Azәrbaycan qonusunda da özünü göstәrәcәk vә bu devlәt Fars kökdәndinçi ırqçı İran devlәti yox, Güney Azәrbaycan vә Türk xalqının yanında yer alacaqdır. Buna daha erkәn әrişәbilmәk üçün biz, Türkiyәnin indiki İran vә Güney Azәrbaycan siyasәtini daha yüksәk sәslә, daha sıx vә sürәkli olaraq әlәşdirmәliyik.
Bulent Yilmaz:
Türkiyenin meseleye bakişinin farkli boyutlari var. Öncelikle Türk kamuoyu iranda bir Türk halki olduğunu dahi bilmiyor. bunun sebebi ise irandaki Türklerin maruz kaldiklari politikalara karşi seslerini dünya kamuoyunun ilgisini Çekecek şekilde direnç göstermemeleridir. Yani ağlamayinca nasil bir çocuğa meme verilmiyorsa bir 30 milyonluk bir halk da şikayetini, Üzerindeki asimilasyon politikasina karşi ayağa kalkişini yüksek sesle gerekirse can vererek dile getirmesi gerekir. bu konuda yapilanlar ve Ödenmis bedeller varsa bile Türk kamuoyuna Ulasan Görüntüler yok. Irandaki Türklerin büyük kisminda iran politikalarini benimser bir yaklaşim söz konusudur. internette taniştiğim ve objektif şekilde sohbet ettiğim Türkleri Özellikle konuşturuyorum ki gerçekte ne düsündüklerini anlayabileyim. bu nedenle bazen pan Türkist politikalari hafifce elestiriyorum ki gercek düsünceleri ortaya Çiksin. bu Şekilde serbeti verince inanilmaz bir mankurtlasma olduğu anlaşiliyor. Kendisine Türk diyenlere karşi nasil sinsice bir Öfke nobeti geçirdiklerini gördükce farslarin işini ne derece iyi becerdiğini görüyor ve kahroluyorum.  adam iran Türku ama "eger iran Türklere Türkçe eğituim verirse araplar lurlar kasgaylar Türkmenler beluçiler gibi diger Türk soylu halklar ve milletler hepsi ister ve ortada iran kalmaz" diyor. iranin derdi bu arkadasa kalmis.
ikincisi iran Türkiyenin enerji arzinda Önemli bri kaynaktir. rusyaya olan bağimlilik iran gaziyla asilmaya Çalişiliyor. bu ihtiyac o kadar barizdir ki amerika bile Türkiyeye Çikip bir Şey diyemiyor Çunku anlayisla karşilamak zorunda. Türkiyenin iranla arasinina açilmasi enerji darboğazina girmesi demektir. bu açiği kapatabilecegi çok fazla seçeneği yok. Kuzey irakla bu nedenle ilişkilerini iyileştirmeye çalişiyor çunku bolgedeki büyük rezervlerden yararlanarak bu bağimliliğini azaltmaya Çaloşiyor.
Üçüncü sebep kürt sorunudur. Türkiye PKK ile mücadele ederken PJAK ile savaşan iranla koordineli Çalişyor. Örgütün kontrol edilebilmesi için iranin kendi topraklarinda PKK ya Göz yummamasi lazim. Yillarca iran kendi sinir boylarinda PKK ya goz yummuştu. Artik PJAK in saldirilariyla sorunun kendisine de Uzandigini gördüğü için uyumlu Çalişiliyor. Iranla bozulacak bir ilişki bu işbirliğini de bozabilir.
bunun yaninda iran gelisen ekonomisi ve alim gücüyle Türk sanayisi ve hammaddesi için iyi bir pazardir. Şu an icin 10 milyar dolar civari olan ticaret hacmi 30 milyar dolara Çikartilmak isteniyor ve mevcut durumda iran lehine olan ticaret dengesi lehimize donuşturulmek isteniyor. Petrol ve doğalgaz nedeniyle arada dengesizlik var Çunku.
butun bunlara karşin eğer irandaki Türkler ses getirecek eylemler ile büyük bir başkaldiri yaparsa Türk kamuoynu buna sessiz kalamaz. ancak yüzyillardir savaşmadiğimiz irana karşi bir operasyon yapilamaz. Türkiye meseleyi dünya kamuoyuna taşimak dişinda Çok büyük adimlar atmaz. Tabi Türkiyedeki kürtlerin otuz senedir yuruttuğu çok uzun ve kanli bir mücadele gğze alinabilirse iran bunun altindan kalkamaz. böyle bir kanli süreci başlatabilmek ve iran Türklüğünü mücadeleye kanalize edebilmek için iki seçenek var. Ya PKK nin yaptiği gibi silahli mücadele hem devletin silahli güçlerine hem de içerideki fars yanlilarina yönelecek. yillar süren kanli çatismalar sonucunda ailesinden evlatlarini yitiren kişiler iran devletine karşi iyice düsmanlik besleyecek. Yillar sonra şiddet karşi Şiddeti doğuracak ve Türk halki irana karşi iyice tavir alacak. Irandaki Türklerin büyük kismi Ölen genclerinin milli dava icin olduğunu anlayip irana karşi çiktiğinda iran çöker. 2. yol ise silahli mücadeleye girmeden Öncelikle halkin içinde Türklük bilincini artiracak sosyo kulturel Çalişmalar yapmaktir. bu Çalişmalar belli bir seviyeye gelip halkin desteği alindiginda iranda siyasal dönüşümler için barişçil mücadele verilebilir. ancak bu yolun sakincasi eğer kisa vadede sonuc alinmazsa siradan halk kitleleri umutsuizluga kapilip fars tezlerine dönüş yapabilir. Unutmayalim ki halkin kahramanlara ihtiyaclari vardir. ve iran Türklüğü kendi kahramanlarini gerekirse Ölüm pahasina Çikartmak zorundadir.
iran Türklüğü yüzyil Önce Settar Hanin tahranda Ermeni polis sefi tarafindan nasil Şehit edildiğini ve bugun karabağda ermenilere destek veren iranin Şiilik Üzerinden din mezhep kardeşliğiyle Türkleri kontrol ettiğini artik anlamasi lazim. iranda atan her Türk yüreği bağimsizlik için atmalidir. farslarla evlilikler derehal sonlandirilmalidir. bu ortak evliliklerden doğan Çocuklar bağimsizlik düsüncemize en büyük direnişi gösteren kitleler oluyor. nasil ki bir evlat Anne babasinin ayrilmasini istemezse bu melez Çocuklarda iranla Azerbaycanin ayrılmaması için bizzat içimizde casit gibi Çalişiyor. Türk kızları ve Erkekleri birbirleriyle evlenmelidir. Bu milli davaya hizmet eden herkes karma evliliklere Çok büyük direnc göstermelidir. kızlarımız ve Uşaklarimizla konuşup Azerbaycan Türkleri içinden evlenmelerini sağlamaliyiz. bu evliliklerden doğan Çocuklar Öncelikle Anadillerini Çok iyi Ögrenmelidirler. her Türk Çocukalrini dede korkuttan baslayarak Türk eserlerini okutmalidir. latin alfabesi evde mutlaka Öğretilmelidir. bu eğitimi veremeyen ailelere her Türk genci gidip onlarin Çocuklarina dilimizi kulturumuzu ve latin alfabesini Öğretmeli ki iletisim kurabilelim.
Rasim Sağlam:
 Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında http://tr.wikipedia.org/wiki/Nuri_Killigil gibi güney azarbeycan + Kuzey azarbeycanında içinde olduğu devleti hesap eden topluluk az değildi. Yunan savasında Avrupaya karşı destek ...olmak anlamında Rusya yı taraf seçmek yardım alabilmek gerekiyordu bu siyasetin sonunda bu meseleye uzak kalmak zorunda kalındı ama . Nuri paşa gib bir çok kişi ölene dek bunu savundu.
 Günümüze gelince ;
1 - Benim fikrimce önce Güney Azerbaycan kendi içinde birlik olmalı her yerde özlüğünü korumalı Asimilasyona direnmek ve dünya gündemine gelebilmek için her ülkede en az yılda bir gün Güney azarbeycanlıların günü olmalı v...e bu sorun işlenmeli.( Bunu şu nedenle söylüyorum Mehran bey size ulaştığım insanlarda ben bir birlik göremiyorum dinci Türkleri saymıyorum zaten , biraz Güney Azerbaycan Milli Hareketi var Daha çok kucaklayacı bir yapı lazm)
‎2- İran içinde diğer Türk gruplar ve diğer ezilen diğer gruplarla (kürt ve diğer) her türlü probleme rağmen ortak bir platformdan vazgeçilmemeli problemler ilerde konuşulmak anlaşılmak üzere dondurulmalı.
‎3-Sizi en iyi anlayanların öncelikli Azarbeycan Cumhuriyeti olması lazım ordaki hükümetinin de reddemeyeceği kadar bir kamuoyu öncelikle orda oluşturmak gerekir.Ne kadar istediğiniz gibi olmasada size göre bağımsız rejim.Gereksi yere o yönetimide beğenmediğiniz yönleri olsada her platformda yermek mantıksız bazılarınız öyle davranıyor.
‎4-Türkiye konusuna gelince Türkiyede bir size karşı uyanışın olabilmesi için .Sizin öncelikle tanınmanız lazım. Sizi en çok Türkiyede tanıtacak ilk kuvvet Azarbeycan Cumhuriyeti tüm fertleri ; Türkiyedeki Azarbeycan kökenli tüm kitle (özel...likler caferilerde birlikte) ; Türkiyedeki milliyetçi gruplar ve qızılbaş kitle bunlar üzerinde çalışırsanız bir kamuoyu oluşur. Şimdiye kadar böyle bir şey yeterli değil.Burdaki dediğim grupları hassaiyetleri ile kendilerinize çekebilirsiniz.Konserlerle ; Toplantılarla özellikle en etkili olanı söyleyeyim Yurt dışındaki Türkiye vatandaşları ile kurduğunuz insani sosyal münasebetler sizi daha çok iyi tanıtıyor.ABD dedekiler özlellikle .Ama Avrupa nezninde bu iyi işlemiyor ben Avrupda en az 5 milyon insanımız var bir gün ağızlarından Güney Azarbeycanla ilgili bir şey duymadım. Ama Amerikadakilerden duydum.

Tuesday, April 12, 2011

Valrıq Dərgisi vә Türk Milli Bilinci

Valrıq Dərgisi vә Türk Milli Bilinci
Mehran Baharlı
İran vә Güney Azәrbaycanda modern anlamda Türk milli şuurunun oluşması nә Mәşrutә Hәrәkәti nә dә Âzadistan olayı ilә ilgili deyildir, bunlarla başlamamışdır. Bu hәrәkәtlәrin hәr ikisi dә İran mәrkәzli vә İrançı hәrәkәtlәr olup, heç biri millәt olaraq Türk`ü vә vәtәn olaraq Azәrbaycan`ı tәmәl almamışdır.
İran vә Güney Azәrbaycanda modern Türklük milli bilinci, ilk aşamada M. Ә. Rәsulzadә`nin 1911dә İran Türklәri kitabını yayınlaması ilә başlamış, İttihad vә Tәrәqqi vә İttihâd-i İslam`ın Güney Azәrbaycanda yanqıları vә modern Türkçülüyün atası olan Tәqi Rәfәt`in ortaya çıxmasıyla davam edip bәlli ölçüdә kitlәsәllәşmişdir.
Türk milli bilinclәnmәsi Sovyetlәrin ortaya çıxışı ilә bu devlәtin oluşdurduğu Kilasik Azәrbaycançılıq ideolojisi etgisi altına girmiş vә sönmәyә üz tutmuşdur. S. C. Pişәvәri `nin öndәrliyindә qurulan Azәrbaycan Milli Hökümәti yıxılınca Türk milli bilincinin gәlişim vә evrimi durma nöqtәsinә gәlmişdir vә arada 35 illik uzun bir sәssizlik vә qopma dönәmi ortaya çıxmışdır.
İran vә Güney Azәrbaycanda Türk milli bilincinin ikinci aşaması isә 1979da Varlıq dәrgisinin yayınlanması ilә ilgilidir. Bu târixi olay vә dönәmәc, özәlliklә Dr. Heyәt, Dr. Nutqi vә Dr. Kәmali`nin adlarıyla bağlıdır. Varlıq`ın ortya çıxmasıyla Güney Azәrbaycan vә İranda Türk milli bilinci, sağlam tәmәllәr üzәrindә yüksәlәrәk dәrinlәmәsinә kök salıp, târixdә bәnzәri görülmәmiş vә geri dönülmәz bir biçimdә kitlәsәllәşmişdir.

Tuesday, March 22, 2011

"Azəri" Kələməsinin İbhamı Haqqında Qısa Not

"Azəri" Kələməsinin İbhamı  Haqqında  Qısa Not 
Ari Kəskin
Fars milliyətçiləri İrandaki Azərbaycan Türklərini  tanımlamaq üçün  Azəri kelmesini istifadə ediller.  Ehmed Kesrevinin “ Azəri ya Zəban Bastani Azərbaycan” əsərini  də Azəri kelimesinin istifadəsine teorik dayanaq olaraq göstərirlər. Əhməd Kəsrəvənin “ Azəri ya Zəban Bastani Azərbaycan” əsərində önə sürdüyü tezisləri daha sonra həm öz məqalələri həm də fərqli tarixçilərin çalışmaları çürütülmüşdür.
Fars milliyitçileri  Azəri kələməsini çox geniş ve Əhmed Kəsrəvinin tezislərini də aşacaq şekildə istifadə edirler. Eslində Əhmed Kəsrəvini də öz mənfətleri istiqameəində təhrif edirler. Başqa bir sözlə  bu gün Azəri kələməsine yükleənən /ətfedilen  məna Əhmed Keəsrəvinin “ Azəri ya zeban Bastani Azərbaycan” tezislerindən çox ferqlidir.
Əhməd Kəsrəvi 1921-ci ildə «Azəri ya Zəban Bastane Azərbaycan» adlı əsərini nəşr etmişdi. Müəllif bu əsərində Azərbaycanlıların türk olmadıqlarını irəli sürmüşdür. Kəsrəviyə görə Azərbaycanın eski dili türk dil ailəsinə mənsub dəyildir. Azəri dili İran mənşəli bir dildir. Azərilər Səlcuqluların İrana gəlməsi ilə türkləşməyə başlamışdılar. Kesreviye görə bu dil Azərbaycanın bəzi  bölgələrində yaşasa da  bugün Azərbaycanda danışılan dil Türkçədir. Başqa bir sözlə Əhməd Kəsrəvi bugünkü Azərbaycanda yayqın olaraq danışılan dilin Azəri olmadığını qəbul edir. Azəri dilini Azərbaycanın əski/bastani dili kimin taımlayır..
Əhməd  KəsrəviAzəri kələməsəni dil adı kimin istifadə edir. Əhmed Kərəvinin əsərlərində Azəri məfhumu etnisite ve millət mənasında dəyil. Kəsrəviyə görə Azəri dili İran menşeli dildir  ve bu dili danışanlar isə ariya nejad/ırqına mənsubdurlar.
Fars milliyətçiləri Əhməd Kəsrəvinin qondarma tezislərini bele təhrif etmişlər ve Kəsrəvinin istifadə ettiyi mənanın ötəsində faydanırlar. Kesrevi Azəri dilini Azərbaycanın əski dili kimin tərif edir, ancaq Fars milliyətçiləri bugün də Azərbaycanda danışılan dilin Azəri olduğunu iddia edirlər. Halbu ki, Kəsrəvi  Azərbaycanın bugünkü diilini türkçə olduğunu qəbul edir.Əhməd Kəsrəvə Azəri kələmesini  dil adı kimin istifadə edir, fars milliyətçiləri isə Azəri kələməsini etnisitə, millət ve ırq/nejad mənasında istifadə edir.
Görüldüyü kimin Azəri kələmesi ne mənaya gəldiyi bəlli olmayan çox mubhəm bir məfhuma çevrilmişdir. Bu da Fars milliyətçilərnin esası çelişki/tenaquzlərindən biridir.
Fars milliyətçiəlri öz teorisiyənlerinin tezislərini tehrif edərek kültürəl/fərhəngi Faşist özəlliklərini  açıq şəkildə göstərmiştir. Əhməd Kəsrəvi kimin fars milliyətçi teorisiyəni  tehrif edən siyasi axımın həqqniyetdən nə qədər məhrum olduğu ortadadır. Bu təhrif Azəri kələməsəni tarixi mevzu olmaqdan çıxartmış,  asimlasyon ve inkar siyasətinin önəmli vəsiləsine çevirimişdir.
İşinin qərib tərəfi fars milliyətçilərinin bu təhrif dəyil. Çünki onlarin ne olduqlarını  bilirik . İranda özlərini “dəmokrat” olaraq adlandıran niruların/quvvələrin də bu kekələməni  istifadə  etmələri  çox calibdir.
Mehran Baharli:
Mәnim bu qonudakı görüşlәrim özәtlә belәdir:
1-“Âzәri” adını, “Türk” xalqı vә dili üçün qullanmaq tәmәlsiz vә yanlışdır. Bu ad nә İran’da, nә Türkiyә’dә, nә dә İngilizcәdә biz vә dilimizi adlandırmaq üçün işlәdilmәmәlidir.
2-Türkül (Turkic) x...alq vә millәtlәr hәr biri öz bәyәndiklәri, mәnimsәdiklәri vә işlәtdiklәri adlarla adlandırılmalıdırlar. Örnәyin Özbәk, Uyqur, Tatar, Türkmәn, Qazaq, Qırqız, ....
3-Türkül (Turkic) xalqlar arasında, milli adı ortaq vә “Türk” olan iki millәt vardır. O da biz vә Türkiyә-Balķan-Qibris’dә olanlardır. Bu iki millәti adlandıranda, özәlliklә bunları bir birindәn ayırt etmәk istәrkәn, “Türkiyә Türkü” vә “Azәrbaycan Türkü” diyә adlandırmalıyıq. Necәki “Balķan Türkü” vә “Qibris Türkü” deyirik.
4-Acı gәrçәk budur ki milli adımız olan “Türk”ü, tәkcә İran devlәti vә Paniranistlәr deyil, Türkiyә rәsmi görüşü dә bizim әlimizdәn almaya, bizdәn çalmaya qalxışmışdır. Bu davranış kәsinliklә bizim qәbul edәbilәcәyimiz bir davranış deyildir.
5-Türkiyә Türklәri, özәlliklә bu ölkәnin eliti vә rәsmi görüşü, bizim milli adımız olan “Türk”ü bizә qaytarmaq vә daha doğrusu “Türk” milli adınını bizimlә paylaşmaq zorundadır. Türkiyә rәsmi görüşü, “Türk”ün millәt adı vә etnik ad olaraq tәkcә onları deyil bizi dә tәmsil etdiyini, bu milli adın iki millәtә âyid olduğunu qәbul etmәli vә bu gәrçәyә sayqı göstәrmәlidir.
6-Bu doğrultuda, Türkiyә mediyasında çıxan “Türk-İran ilişgilәri” kimi tәrkiblәr tәmәldәn yanlışdır. Birincisi buna görә ki “İran” bir devlәt adıdır, millәt adı deyildir. Dolayısı ilә “İran”ın qarşılığı “Türkiyә” olmalıdır vә nә “Türk”. İkincisi “Türk”, Türkiyә devlәti ilә eşit tutulamaz, Türkiyә devlәti bütün Türkiyәlilәrin vә nә tәkcә bu ölkәdә yaşayan Türklәrin devlәtidir. Ayrıca “Türk”dәn amac, bir millәt isә dә, onu Türkiyә’dә yaşayanlara tәkәl vә özәl etmәk yanlışdır. “Türk”, Türkiyәlilәrin milli adı olduğu qәdәr, bizim dә milli adımızdır.

Sunday, March 13, 2011

Urmiye Şəhərindən gələn ışıqlar- Əsgərxan Əfşar Urəməvi

Urmiye Şəhərindən gələn ışıqlar- Əsgərxan Əfşar Urəməvi (Əbdolmalikı)
Urmiye (Urmu) şəhərı Qacar dövründə və Azərbaycan – rus savaşları əsnasından çox kəskin ( kritik )Oynama (rola) sahibimiş və Urmiyeli  siyasi adamlar o zaman önəmli Oynamalr (roller) oynamışlar . Rus ordusunun zəfərindən sonra Urmu şəhərı zəmanət kimin Türkmənçay və Gülistan Anlaşmalarinda göstərilmişdi və Urmu əyər Abbas Mirza Rusun tələb etdigi cərimələri{10krür tümən ( 5milion tümən ) } ödəməməmiş olsaydı Urmu şəhəri Ruslara verə bilirəmiş ( 1243 Köçsəl - Aysal İl) . Urmiye şəhərinin qabiliyətlı siyasət adamlarından biri Əsgərxan Əfşar Urəməvimiş . Bu siyasət adamı məmaliki məhsruse- Iranın o tarixə kimi birinci elçisi olaraq Fıransada mənsüb oldu . Qacar şahı ( Fəthəli Şah ) bu vəsiləilə istəyirdi Fıransız başçısı Napoleon ilə Ruslara Qarşı Anlaşma bağlayıb və onların sılah və savaş bilimlərindən faydalansın . Bu Çalişmalar finkoneştain anlşmasına nədən oldu , Ancaq təsüfki çox qısta bir sürə sonra Napoleon Ingiliıslərlə anaşmasından sonra tək tərəflı olaraq bu anlaşmanı dayandırdı . Əsgərxan Əfşar 1808dən 1810-a qədər Fıransada ıqamət etmışdır . Bəzi tarixçilər onun firamasunerı məhfillərlə əlaqədar olduğunu ıdia ediblər . Əsgərxan Əfşar əbdolmalkı 1249hcri qəmri Urmiye (Urmu) şəhərində Dünyasını dəyışıbdır ,qəbri Urmu Şəhərinin Ceneral məçidinin şəbıstanındadir . O mərhumun Xanımıda həmin yerdə gümülübdür . Həmin məçid Əfşar sərdarının xərcilə və evinin qunşuluqunda tikilmişdir . Əsgərxan xanımların ıctmaya əyaq açmasında dəyərli Oynam (rol) oynamışdır . nəzərə almalıyıq ki Əsgərxan məhələsi o zaman hindo məhələsi adlanırəmış və 1273 hecri qəməri yəni 24i l sərdari Əfşarın olumundən sonra digər Əfşar sərdarı ki oda təsadofən Əsgərxan Əfşar adıla məruf oymuş və kürd isyançılarla savaşda ( Dərəgiz çimən lərində ) şəhid olduqdan sonra Hindo məhəlləsinin dərvazasından şəhərə cənazəsi gətiriləndə olduqdan sonra , o şəhidin adı paydar qalsın diə Urmunun əhalısı tərəfindən adını Əsgərxanməhələsi ilə deyişdirilmişdir bu məhəllənin adı Əsgərxan Əfşar Əbdolmalikı ilə həç bir munasıbətı yoxdur .
Sözcük:
Köçsəl İl : Hicri ili
Aysal İl : Qəməri ili
Yazıçı: Urmulu Taymaz
http://tinyurl.com/6lahyxl 

Saturday, March 5, 2011

iran Tarihi - Türk dili ve Devlet Siyaseti

Nesib NESİBLİ -Vedadi Mustafayev
Çev: İstemihan TÜRKCAN
Çok uluslu İran’da milli mesele toplumun karışık ve de çözülememiş köklü problemlerinden biridir. Bu itibarla ortaya çıkan toplumsal ve siyasi hareketler, problemin çözümüne ilişkin olarak çeşitlilik arz ederken, bazen de birbirine zıt mevkide yer almışlardır. Milli meselenin esas problemlerinden birini ve genelde asıl unsurunu oluşturan milli dille (ana dille) ilişkili olarak bu çeşitlilik daha çarpıcı şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, devletin yürüttüğü dil politikası ve ortaya çıkan toplumsal hareketlerin bu resmi politika ile olan ilişkilerinin araştırılması, milli meselenin genel durumu ve çözüm yolları hakkında belirli bir fikir elde etmek için büyük bir öneme sahiptir.

Gelişmekte olan çok uluslu ülkelerde devletlerin dil politikalarında iki eğilim göze çarpmaktadır. Birincisi toplumu oluşturan etnik unsurların manevi ve medeni gelişimini sağlamak, ikincisi ise seçilen bir dilin – ki bu her zaman egemen ulusun dilidir- gelişmesi için gerekli asimilasyon. süreçleri yaratmaktır.
İran devleti 1920’li yıllardan itibaren İran’ı oluşturan etnik unsurlara yönelik olarak asimilasyon politikası yürütmeye başlamıştır. Bu politika, Fars olmayan mazlum milletlerin aydınlarının direnişi ile karşılaşmıştır.
Bu söylediklerimiz Türk dili (Azerbaycan Türkcesi) ve onun taşıyıcıları için de geçerlidir. Ancak önceden şunu belirtelim ki, bu yazıda dil meselesine ilişkin asimilasyon sürecini ortaya çıktığı zamandan itibaren ele almak mümkün değildir, bu nedenle yazımızı, kronolojik çerçevesini esasen son kırk yıl ile sınırlandırmayı ve bu çok yönlü meselenin ana unsurlarını ortaya çıkarmayı amacımıza uygun bulduk.

İran’ı oluşturan iki ana etnik unsur olan Farslar ve Azerbaycan Türkleri milli süreçlerin ortaya çıktığı 19.yüzyılın başı; İran sosyal hayatında burjuva değişikliliğinin zaruriliği ve ülkeyi yarı sömürge durumdan çıkarmaya yönelik düşüncelerin yayılmaya başladığı bir dönem olmuştu. Bu düşünceler genellikle İran milliyetçiliği şeklinde ortaya çıkarak yavaş yavaş ideolojik bir boyut kazanmaya doğru ilerlemekteydi.
Bütün milliyetçi hareketler gibi İran milliyetçiliği de, toplumun kapitalist süreçlere geçişinin zaruriliği düşüncesini dillendirmeye ve emperyalist devletlerin nüfuzunu zayıflatmaya yönelmişti. İran’ın gelişmesini sağlamak, onu güçlü bir devlet olarak görmek isteyen, Batı Avrupa’nın milli bakımdan benzer grupları ile tanışan yeni burjuva aydınları ve siyasi kadroları 1920’li yıllardan başlayarak ülkedeki dil çeşitliliğini gereksiz, bölgesel özerkliği ise silahlı anarşi ile aynı görüyorlardı. Çok dilli ve çeşitli medeniyete sahip toplumu; tek dilli, tek medeniyetli diğer bir ifade ile etnik bakımdan İran’ı homojen bir ülke olarak görmek istiyorlardı. Demokrat fikirli bir takım toplumsal ve siyasi kadroların (aralarında azımsanamayacak sayıda Azerbaycanlı da bulunmaktaydı) birleştiği bu hareket taraftarları, bu yolda aşağıda ki çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyorlardı.

1- Fars dilini ve İran tarihini ülkenin bütün bölgelerinde, özellikle Azerbaycan, Arabistan ve Belucistan’da yaymak ve öğretmek,
2- İran’ın tüm bölgelerini birbirine bağlayacak bir demiryolu yapmak,
3- Farsça olmayan coğrafi, askeri ve arazi isimlerini değiştirmek,
4- Sınır boylarında yaşayan Türk ve Arap unsurlarını ülkenin iç bölgelerine göç ettirmek ve onların yerine Fars grupları yerleştirmek,
5- Merkezi devlet mekanizmasının işlevsel rolünü güçlendirmek.[1]
Bu merkezileştirme fikri, milli süreçlere karşı tarafsız bir tavır alan Türk Kaçar ailesinin hakimiyetinin devrilmesinden sonra Rıza Şah Pehlevi tarafından hayata geçirilmiştir. Rıza Şah diktatörlüğü döneminde (1925-1941) İran milliyetçiliği (paniranizm) artık olgunlaşmış bir ideolojiye dönüşerek İran milli siyasetinin ana prensipleri haline gelmiştir. Böylece İran siyasetinin tüm yönlerini paniranist yaklaşım belirlemeye başlamıştır.
Hakim kadroların ideolojisinin temelinde “Tek İran milleti” anlayışı yer almaktadır. Bu fikrin biçimlenmesinde: “Kave, İranşehir, Ayende vb. basın organları etrafında toplanmış milliyeti Türk (Azerbaycanlı) olan; H. Kazımzade-İranşehr, S.H. Tagızade-Şafak, M.Afşar, A.Gezvinli ve özellikle S.A.Kesrevi büyük rol oynamışlardır. “Tek İran milleti” fikri çok zayıf, uydurma ve bilimsel bir temele sahip olmayan bir ideoloji konsepti olarak, milli siyasetin ana prensiplerini tayin etmeye yönelmiştir. Bu siyasette, ülkenin en önemli bölgesi olan Azerbaycan’a ve sayı bakımından en büyük etnik grup olan Azerbaycanlılara özel bir önem verilmiştir. “Tek İran Milleti” fikrinin esası şu iddiaya dayanmaktadır. İran’ın başka eyaletleri gibi Azerbaycan’ında en eski ve köklü ahalisi “Arilerdir”. Azerbaycan ahalisi XIII. ve XIV. asırlara kadar İran dillerinden birinde (Azerice) konuşmuştur. Türkçe ise Azerbaycanlılara zorla kabul ettirilmiştir.
Bütün bu iddialar Azerbaycanlıları Farslaştırma siyasetinin gerekliliği fikrine meşruiyet kazandırmak ve devleti böyle bir siyaseti yürütmeye sevk etmek için gerekmektedir. İşte bu siyaset, Türk dilini eğitim sisteminden, yayın hayatından, kültürel sahalardan (tiyatro, müzik), idari sistemlerden vs. çıkarmak, diğer bir ifadeyle Türk dilinin fonksiyonel sahasını, sözlü ve sadece konuşulan bir dil ile sınırlandırmak anlamına gelmektedir.

Böylelikle XX. yüzyılın öncelerinde İran milliyetçiliği olarak şekillenmeye başlayan ideoloji; 20’li yıllardan itibaren Fars şovenizmi gibi irticacı (gerici) bir biçim alarak Rıza Şah diktatörlüğü devletin iç siyasetinin ideolojik esasını teşkil etmiş ve azınlıkları Farslaştırmayı kendine hedef seçmiştir.
Paniranizm ideolojisi ile mücadelede karşı bir hareket olarak Türkçülük ortaya çıkmakta ve de hızla yayılmaktaydı. Milli birlik sürecinin devam ettiği bir dönemde etnik birliğin en değişmez şartı olan dil birliği, Azerbaycan aydınlarının ilgi alanı içindeydi. Onlara göre çokuluslu İran’ın devlet yapılanmasında askeri, coğrafi ve kültürel özerkliğin yer alması gerekmekteydi. Askeri ve coğrafi özerklik, XX. asrın başlarında iki defa ( 1905-1911 ve 1920 li yıllar ) Azerbaycanlıların sosyal ve siyasi mücadelesinin hedeflerinden biri olmuştur. Ancak bu hareketler döneminde kültürel özerklik talebi henüz siyasi bir talep olarak ileri sürülmemiştir. Bununla beraber kültürel canlanma devam etmiş, Kuzey Azerbaycan’ın, daha sonra Sovyet Azerbaycan’ının kültürel hayatındaki ilerlemeler bu canlanmaya olumlu yönde etkide bulunmuştur. Türkiye’ de XIX. yy da ortaya çıkan, sonraları özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında kendini daha da belli eden Türkçülük düşünceleri, İran’da Türkçülüğün gelişmesine iki yönlü olarak etki de bulunmuştur. Bir yandan; Pantürkizm ve Turancılık idealiyle ifade edilen bu düşünce, bazı Azerbaycanlı aydınları Paniranist zemine kaydırırken, diğer yandan da Türkçü aydınların, Türk tarihi, medeniyeti ve dili hakkındaki yazıları ve fikirleri, Azerbaycanlı aydınların bir kısmında milli şuurun şekillenmesinde olumlu etkide bulunmuştur. 20’li yılların ortalarında Türk  dili, tüm engellemelere rağmen bazı şair ve yazarların ( M.E.Möcüz, Makılı Ali ) yeni eserlerinde, folklor faaliyetlerinde, din adamlarının cami vaazlarında ve dini kitaplarda, geleneksel kültür hayatında (düğün, yas, destan vs.) yaşayıp, gelişiyordu. Bununla beraber bir kısım Azerbaycanlı aydında Farslaştırma siyasetine karşı muhalefet güçlenmeye devam ediyordu.
II. Dünya Savaşı döneminde müttefik kuvvetlerin İran’a girmesi ve Rıza Şah’ın büyük oğlu Muhammet Rıza lehine iktidardan ayrılması ile ülkenin sosyal hayatının kısmi demokratikleşme süreci de başlamış oldu. Azerbaycan da sosyal-siyasi teşkilatlar kuruluyor, Türk dilinde gazete ve dergi yayınlanmasına teşebbüs ediliyor, Türk dilinin basın ve eğitim sahalarında kullanılması talebi dile getiriliyordu. Diğer taraftan İrancılık taraftarları da faaliyetlerini genişletiyorlardı. Onlar da çalışmalarını destekleyecek ideolojik zemini, H. Katibi’nin “ Azerbaycan ve İran’ın Milli Birliği” adlı kitabında buluyorlardı.[2]
1945 yılının sonlarına doğru Azerbaycan’da bağımsızlık hareketi genişlemiş ve milli hakimiyeti ifade eden, Milli Meclisin ve Milli Hükümetin kurulması ile neticelenmiştir. Milli demokratik hareketin esas vazifelerinden birini olarak,Türk dilinin statüsünün yükseltilmesi ve gündelik kullanım dilinden eğitim, kültür ve devlet dili seviyesine çıkarılması uğrunda mücadele teşkil ediyordu. Azerbaycan Demokrat Partisi’nin 1945 (2-4 ekim) yılındaki birinci kurultayında kabul edilen programı da göstermektedir ki, ana dil milli kültürün ilerlemesinde esas araçtır. Bu nedenle Azerbaycanlı çocuklar gecikmeden ana dilinde eğitim almaya başlaması gerekmektedir. Programda öncelikli olarak Türk dilinde derslik ve ders araçlarının hazırlanması amaçlanmıştır. Programda ayrıca basında (42. madde ) ve devlet organlarında (45. madde) Türk dilinin kullanılması talep edilmekteydi. Daha sonra 1946 (6 Ocak) yılında Milli hükümet “dil hakkında” özel bir kararı kabul etti. Bu kararla milli demokratik rejim döneminde (1 yıl) eğitim ve kültür ocaklarının, radyo, tiyatro, üniversite ve devlet organlarının dili Türk dili oldu.

1946 yılının sonunda Milli Demokratik hareket yenilmiş olsa bile, bu hareket İran hayatında, özellikle Azerbaycan halkının zihninde derin izler bıraktı. Hareket, Azerbaycan meselesinin demokratik yollarla çözümünün mümkün olduğunu göstermiş ve Türk dilini, milli meselenin taşıyıcı gücü haline getirmiştir.
Bazı katı İrancı şovenistlerin ısrarcı olmalarına rağmen, yönetim ülke nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Azerbaycanlıları kendi topraklarından göç ettirecek güce sahip değildi. Ancak buna rağmen, Milli Demokratik hareketin yakalanan katılımcılarının bir bölümü aileleri ile birlikte güney ve batı bölgelerine sürgün edildi.
Savaştan sonraki dönemde, özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda rejim amacına belli oranda ulaşmıştır. Bu başarı özellikle demografik süreçlerin işleyişinde dikkat çekmektedir. Azerbaycan’da ekonomik durum, merkez ve İran’ın güney bölgelerine oranla zayıf kalması, nüfusun bir bölümünün bu gelişen bölgelere göç etmesine neden olmuştur. Diğer yandan varolan rejimin plana uygun siyaseti sonucunda Azerbaycan’da, Türk olmayan etnik unsurların nüfusunda artış olmuştur. Böylelikle Tebriz’ de kurulan sanayi işletmelerinin, Muğan’daki ağır sanayi komplekslerinin, yerli idare çalışanlarının ve askeri garnizonların büyük bölümü Türk olmayanların eline geçti.

1970 in sonlarına doğru, Türk dilini kullananların İran’ın çeşitli yerlerinde yaşamaları olumsuz sonuçlar doğurdu. Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycanlılar, artık İran’daki tüm Azerbaycanlıların yarısından daha az bir nüfus haline geldiler. Bu durum Azerbaycan meselesinde yeni şartların ortaya çıkmasına ve zaten zor olan meselenin çözümünün daha da zorlaşmasına neden oldu. Mevcut rejim ise Azerbaycanlıları Farslaştırma sürecini hızlandırıyordu. Çünkü İran’ın başka bölgelerine göç ettirilen veya hali hazırda orada yaşayan Azerbaycanlıların süratle Farslaştırılması zorunluluğu ortaya çıkmıştı.
Şah’ın “Azerbaycan’da çocuklara üç yaşından itibaren Fars dili öğretilmeli” fikrinden hareket eden Tahran hükümeti bu bölgelerde ana okul yapılmasına büyük bir önem vermiştir. 1963/64 yıllarında Azerbaycan şehirlerinde 61 ana okulu mevcuttu ve bu tüm İran’daki ana okulların %70 i demektir.[3]

Türk dilinin kitle iletişim araçlarında kullanımının engellenmiştir.
1961 yılında Tebriz ve Erdebil radyolarında iki saat dini içerikli “yerli lehçede” yayın yapılıyordu. Buna ilave olarak bu dile ait (Fars dili) materyallerde Türk dilinin tarihi ve çağdaş etkileri göz ardı ediliyordu. Bir kısım muhalifler ise devlet siyasetinin aksini iddia ederek Türk dilinin kullanımının engellendiğini ilan ediyorlardı. Örneğin, tanınmış siyasetçi ve edebiyatçı E.E.Hikmet’ in iddiasına göre ; İran halkının % 95’i Farsça konuşmakta ve Fars alfabesini kullanmaktaydı. Sadece “Azerbaycan ve Huzistan’ın ayrı yerlerinde ve başka sınır bölgelerinde köylüler ve göçmen ahali, Fars dilini Türkçe veya Arapça ile karışık konuşmaktaydı.

Bu bakış açısı 40’lı yılların sonlarına doğru güçlenmiş olan katı şovenist hareket açısından son derece önemli dayanakları içermektedir. Hakim siyasetin ideolojik temelini sağlamlaştırmak için, A.Kesrevi’nin ulaştığı uydurma sonuçlar ve onun temas ettiği meseleler yeni ve daha bilimsel araştırmaların konusu haline gelmiştir. Kesrevicilik tüm boyutları ile yayılmaya başlamış, ancak ilerleyen süreçlerde giderek bilimsel araştırma çerçevesinden çıkarak , Azerbaycan’ın, Azerbaycan halkının eski ve orta çağ tarihi, dili, kültürü vs. hakkındaki yazıların metodolojik kaynağı haline gelmiştir. Bir durumu da belirtmekte fayda var ki, A.Kesrevi’nin tartıştığı meseleleri araştıran alimlerin hepsi seleflerinin “türettiği” sonuca ulaşmışlardır. Ancak aradaki tek fark, yeni araştırmalarda Azerbaycan’da Türkleşme sürecinin daha yakın dönemlere indirgenmesi ve Türk dilinin “zorla sokulduğu” ve “Azeri”dili tarafından Türk dilinin mağlup edilmiş olduğu iddiasıdır.
Bu fikirler; 50’li ve 60’lı yıllarda Y.Zeka, E.Kareng, R.Gennadyan, M.Mürrtezevi, M.Tebatebai ve diğerlerinin, Azerbaycan halkının eski ve şu anki diline yönelik eserlerinin ve Azerbaycan’la ilgili genel çalışmaların da ana hattını teşkil etmektedir. Bu fikrin temel iddiası ise; Güney Azerbaycan halkının konuştuğu dili, Türkiye, Sovyet Azerbaycan’ı ve diğer Türk ülkelerinde konuşulan dil ile aynı görmek yanlıştır[4]. Bu dile “Türk dili” demek yerine, “Fars dilinin yerli lehçesi” veya “Azerbaycan’ın şimdiki dili” olarak adlandırmak daha doğrudur.[5]
Böylelikle Azerbaycanlıların, ana dillerine karşı mesafeli ama Fars diline de o derece yakın olmaları amaçlanmaktadır.

Rejimin, tedbirlerine ve bu siyasetin ideolojik esaslarını kitleler arasında yayma girişimlerine rağmen, kısa bir zaman diliminde, kendine has dili, milli gelenekleri ve medeniyeti olan bu halkı Farslar içinde eritmek mümkün değildi. C.Al-Ahmet’e göre “ Nerdeyse 40 yıldır, İran hükümetlerinin çoğunluğu bu dili sınırlamaya ve hatta yok etmeye yönelmiştir. Bu dili “Azeri” ve “zorla kabul ettirilmiş” olarak adlandırdılar, Azerbaycan’da şehir ve mahalle adlarını değiştirdiler, Türk asker ve memurlarını Fars bölgelerine gönderdiler. Ancak buna rağmen Türk dilini yok etme amaçlarına ulaşamadılar”.[6] Toplumun çoğunluğunun okuma yazma bilmediği bir ülkede Farslaştırma siyasetinin başarısı, Paniranist yazarların dileklerinin ötesine geçemiyordu. Resmi kaynaklara göre, 1976/77’li yıllarda Batı Azerbaycan’ın 6 yaşından büyük olan kesiminin % 36,2 si, Doğu Azerbaycan’ da ( 1974/75 ) % 25,40’ı, Zencan’da ise % 30,30’u Farsça okuma yazma biliyordu.
Fars dilinin eğitim sisteminde , ordu ve devlet idarelerinde ki hizmetlerde, radyo , televizyon ve basın yoluyla nüfuz etmesi, Azerbaycan halkının bir bölümünde iki dilliliğe neden olmuştur. Bu iki dilliliğin işlevsel rolü asimilasyon politikasının etkinliğinin yeterli seviyeye ulaşmasını engellemiştir.
Hakim rejimin Farslaştırma siyasetinin sonuçlarını incelerken, bize göre son derece önemli bir etkileşime dikkat etmek gerekir. Azerbaycan’da Türk halkı ile İran dilini konuşan (Fars olmayan gruplarda) hızlı bir Türkleşme süreci yaşanmaya başlamıştır. Etnik olarak Tat halkından olan ve yukarıda adı geçen tanınmış demokrat yazar C.Al-Ahmet de bu konuya temas etmiştir. Ona göre “Zencan’da 28 köy Tat dilinde konuşuyorken şimdi bu sayı 9 köye kadar düşmüştür. Zencan ve Marağa’da görünen o ki Türk dili, önüne geçen İran lehçelerini silip süpürmektedir”.[7]

Yayın işinin son derece zor şartlarda olmasına rağmen, 1946 yılından sonra Azerbaycan edebiyatın da yeni eserler ortaya çıkıyordu. Bu yayınlardan belki de en önemlisi, hem tarihi hem de sahip olduğu fikri içerikten dolayı, M.Şehriyar’ın “Haydar Baba’ya Selam” adlı eseridir. Birkaç defa yayınlanan bu eserden önce sadece Fars dilinde yazan büyük şairin “ Haydar Baba’ya Selam” isimli bu eseri Fars şovenizmine verilmiş en tutarlı cevap olmuştur. Bu eserin, Milli Hükümetin devrilmesinin ardından Azerbaycan sosyal ve kültürel hayatına hakim olan bitkinliğin ve moralsizliğin yavaş-yavaş ortadan kalkmasında önemli bir işlevi olmuştur. Güneyli yazar G.Sebahi diyor ki: “Haydar Baba’ya selam, sessizliğin saltanatında bir top gibi patlayarak susmuş vicdanları ve uykuya dalmış hayalleri uyandırdı”.[8] Şehriyar’ın bu eşsiz eseri hakkında sayısız yazı kaleme alınmıştır. H. Sahir, Hosrof Mirza, M. H. Kerimi, M.H.Sefah, H.Mecidzade, G.Sebahi, B.Q.Sehend, H.Sadık (Düzgün), M.Ferzane, S.Cavid gibi orta ve ileri yaşa mensup, E. Tebrizli, E.Nabdil, H.Terlan, N.Berahani gibi genç şair ve yazarların ana dilde (Türkçe) yazılmış ancak yazıldığı dönemde gereken ilgiyi görmemiş eserleri, Azerbaycan edebiyatının Güney kolunun, edebiyatta ne derece ileri bir seviyeye ulaştığını göstermesi açısından önemlidir.
Bununla beraber, Sovyet Azerbaycan’ında çıkan edebi eserler ve basın organları da İran’da yayılmaktaydı. Bazı bilgilere göre, Azerbaycan’ da radyo dinleyicilerinin % 90’ı Bakü radyosunu dinliyordu. Bütün bunlar milli aydınların, Azerbaycanlı okuyucu ve dinleyicilerin milli şuurunu güçlendirme yolunda verdikleri mücadelede önemli bir rol üstleniyordu.
Türk dili ve onun taşıyıcı dinamiği olan milli birliğin bilinçlere yerleştirmek, Panirancı fikirlerle mücadele bakımından; sözlü halk edebiyatı örneklerinin (Masal, efsane, bulmaca, atasözü vs.) yayınlanması son derece büyük öneme sahipti. M.E.Ferzane, S.Behrengi, B.Dehgani[9] , S.Cavid, E.Müçtehidi, H. Mecidzade vb. aydınların Fars ve ana dillerinde başlıca olarak 60’lı yıllarda yayınladıkları folklorik çalışmalar Azerbaycanlılar arasında son derece büyük yankılar uyandırmıştır.
Azerbaycanlı aydınlar arasında milli hayata, ana dile ve milli kültüre artan ilgi, onları; milli meseleyle olan ilişkilerini belirlemek ve bu meseleyi düzene sokmak için bir takım edebi ve kültürel birlikler kurmaya sevk etmiştir. Bu birliklerden biri Karaçorlu Bulut’un (Sehend) girişimi ile 1953 yılında Tahran’da kurulmuş ve 1960’ların ortalarına kadar faaliyet göstermiştir. B.Sebani, H.Katibi, M.E. Ferzane, G. Sebahi, S. Cavid, N. Fethi, M.M. Etimad, M.E. Mehzun, H. Mecidzade, Nur Azer, İbrahimpur vs. bu birliğin katılımcıları arasındadır. Birliğin amacı Azerbaycan’da yazılmış eserleri ve sözlü halk edebiyatı örneklerinin yayınlanmasına yardımcı olmaktır. Unutulmaya yüz tutmuş birçok eser birliğin yoğun çabası neticesinde tekrar gün yüzüne çıkmıştır.
Azerbaycan’daki milli aydınlardan A.Tebrizli 1957/58 yıllarından başlayarak, 1963/64’lü yıllara kadar birçok defa edebi bir birlik kurmaya çalışmıştır. Onun kurucusu olduğu kısa ömürlü cemiyetlere, M.M.Etimad, Şeriati-Eheri, Hasanoğlu, Hemin Şahid, Recep İbrahim , S.Cavid, N.Fethi, A.Azeri gibi birçok edebiyatçı iştirak etmiştir.[10]
Sosyal hayatın nispeten liberalleştiği 60’lı yıllarda, Türk diliyle ilgili bilimsel araştırmalar yapılması ve bu araştırmaların yayınlanması milli aydınların büyük önem verdiği hadiselerden biriydi. Bu yayınlar genellikle “Azeri dili” hakkındaki Paniranist görüşe karşı bir tavır alıyor ve yayınların giriş bölümlerinde Paniranist görüşün asılsızlığı dillendiriliyordu. Azerbaycan halkının dilinin “Azeri dili” olduğu ve Fars dilini bu bölgede yaymanın zaruri olduğunu iddia edenlere cevap olarak, S. Cavid, M.E. Ferzane, E.Oktay ve başka aydınlar göstermişlerdir ki, Türk dil tarihinin, konuşma taraflarına ve bazı şairlerin Farsça yazmalarına bakmayarak, bu dil yüzyıllardır Azerbaycan halkının konuşma ve yazı dilidir. Bunun içindir ki bu dilin , halkın ana dili olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.[11] Bir dilin bir başka dilden sözcük alması doğal bir olay olduğuna göre, Türk dilindeki yabancı sözcükleri delil gösterip bu dili Türk dilleri ailesinden ayrı görmek abesle iştigaldir.
Azerbaycanlı aydınlar Arap alfabesinin zorunlu olarak ıslah edilmesi gerektiğini ifade etmişler ve Türk dilinin edebi normları yakalaması için çeşitli yayınlara imza atmışlardır.[12] Bütün bu aydınların ortak görüşü, “Her halkın dili o halk için özel bir öneme sahiptir. Bu nedenle de milletler güçlü oldukları zaman dillerini yabancı dillerin istilasından koruyabilmişlerdir” şeklinde özetlenebilir.
Azerbaycan’daki tüm kesimler ve demokratik aydınlar, bağımsızlık uğrunda İran’ın diğer halklarıyla birlikte siyasi, iktisadi, kültürel ve ideolojik alanda mücadele vermiş ve bu mücadele şah rejimine son veren 1979 devrimi ile sonuçlanmıştır. Bu devrim, İran’daki Fars olmayan milletlerin de hayatında yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu süreçte Azerbaycan meselesi tekrar gündeme gelmiştir. Devrimden önceki dönemde Azerbaycan milli hareketi esas itibariyle milli-medeni açılardan olgunlaşma durumundadır. Söylediklerimiz tabii olarak milli meselenin özünü oluşturan dil meselesi için de geçerlidir.
Devrim döneminde Türk dili ve medeniyetinde ortaya çıkan canlanma ve dil uğrunda kültürel, siyasi ve ideolojik sahalarda verilen mücadele gösterdi ki anayasada verilen haklar, milli hareketin amaçladığı düzeyden bir hayli uzak kalmıştır. Devrimle birlikte kısa zamanda; yaklaşık 30 adet gazete ve dergi yayınlanmaya başlamıştır. Devrimden önce yazılan ancak engellenen eserler yayınlanmıştır. Yazar birlikleri kurulmuş, tiyatro sanatının gelişmesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Tebriz’de akademi kurulması gündeme gelmiştir. Azerbaycanlı aydınlar, dil meselesi ile ilgilenmeye başlayarak, dilin gereksiz sözcüklerden temizlenmesini, Türk dilinin fonetik (ses bilgisi) ve morfoloji (yapı bilgisi) özelliklerine uyarlanması maksadı ile Arap alfabesinin ıslahı meselesini ve yazıların tek bir edebi dil normuna göre yazılması problemlerini ön plana çıkarmışlardır. Edebi dil problemi gerçekten de özel bir öneme sahiptir. Bu problemin esasında çağdaş Azerbaycan Türk dili ile olan ilişkiler yer almaktadır. Aydınların çoğu yazılarında edebi dil normlarına riayet ediyorken, bir kısım yazar ise edebi dil yerine yerli lehçeyi kullanmayı tercih etmektedir. Belirtmek gerekir ki, okullarda eğitimin Türkçe yapılmaması ve basın organlarının yokluğu, edebi dil normlarının tüm boyutları ile ele alınıp uygulanmasının önündeki en büyük engel olmuştur. Görüldüğü gibi; devrimden sonra Türkçe yayın yapan basın organları çabucak oluştuğu gibi çabucak kaybolup gitmiştir.
Azerbaycan’da milli hareketin gelişmesi ve giderek derinleşmesi ihtimalinden dolayı korkuya kapılan İrancılık taraftarları, yeni hakim rejim konsepti olan “İslam birliği” fikrini savunanlar devrimden sonra “İran’ın dağılması tehlikesini” bahane ederek karşı hücuma geçmişlerdir. Bu durum devletin milli hareketler sahasında uyguladığı siyasetin sertleşmesinde de kendini göstermiştir. Gelenekçi aydın kuruluşları, “İran’ın birliğini sağlamlaştırmak” için faaliyetlerini dikkate değer derecede genişletmiştir. Bunun bir örneğini; Paniranizmin önder savunucularından Mahmud Efşar-Yezdinin “vakıf” adı ile kurulan teşkilatta oluşturulan güçlü parasal fon ve bu fonun faaliyetlerinde daha net görmek mümkündür. Bu fonun eleştirilmesindeki maksat, fonun programında da yazıldığı gibi, “İran’da Fars dilinin yayılması ve milli birliğin sağlanması” sözünden ibarettir. Fonun yayınladığı eserler arasında N.Natig’in ve M.Mürtezevi’nin Paniranist ruh taşıyan eserlerinin olması bize göre tesadüf değildir.
Çok sayıda basılan bu kitaplar; “İran’ın milli birliğini” tesis etmek için, Azerbaycan’da milli bağımsızlık hareketi ideolojisini şekillendiren bilimsel esasları sarsmak, halkın ana diline olan ilgisini zayıflatmak ve ana dili öğrenmedeki mücadeleyi etkisizleştirme amacı taşımaktadır. Ancak cemiyetin çalışmalarının, Azerbaycanlıların ana dili öğrenmek için verdikleri mücadelede dikkate değer bir etki yaratması olasılığı son derece zayıftır. Türk dilinin kullanım alanlarının genişletilerek milli-edebi bir dil seviyesine yükseltilmesi, Azerbaycanlıların milli olgunluğu ve onların İran’ın sosyal ve siyasi kuruluşlarda elde ettikleri mevki ile yakından ilişkilidir.
Türk dilinin Azerbaycan’da ve Azerbaycanlılar arasında sosyal, siyasi ve kültürel hayatın tüm alanlarında kullanılmasının gerekliliği, birçok aydın tarafından devrim zamanı boyunca ifade edilmiştir. Bize göre bu meselenin çözümünde iki yol karşımıza çıkmaktadır. Türk dili ya özerk Azerbaycan’da ( Doğu, Batı Azerbaycan ve Zencan ) Fars dili ile beraber resmi dil ilan edilir, ya da Azerbaycanlıların ülke coğrafyasında ki yaygınlıkları ve İran tarihi ve medeniyetine olan hizmetleri göz önünde bulundurularak, Fars dili ile birlikte tüm ülkede resmi dil ilan edilir.

[1] Daha geniş bilgi için bkz. E. Abrahamian, “Communism and Communalism in Iran: The Tudeh and the Firgahi-Dimukrat”, International Journal of Middle Est Studies, No 4, 1970, pp. 229-296; ‘‘Ayende’’, 1. yıl, 1925, s. 5-7, 2.yıl s. 559-569.
[2] H. Katibi, Azerbaycan ve Vahted-i Milliye, İran, Tebriz, 1942
[3] Salnameye-amariye-sale-2536-e şahanşahı ,Tahran, 2536
[4] Aynı fikir İran’daki Türk etnik yapısını da kapsıyordu. Bazı İranlı yazarların iddiaları ise Sovyet Azerbaycan’ı ile İran’daki Azerbaycanlılar çeşitli etnik yapılara sahip olduğu şeklindeydi..
[5] M. Mürtezevi, bu kavramlarla birlikte “ Azerbaycan lehçesi” nin de kullanılmasını mümkün görmüştür.
[6] C. Al-Ahmet. Der Hedmet ve Hiyanete Roşenfekran, Tahran, s.310.
[7] C.Al-Ahmet, Tatneşin –haye-boluke-zehra, Tahran, 1958 s.43.
[8] Azerbaycan, no 7, 1983, s.125
[9] S.Behrengi ve B.Dehgani ,”Azerbaycan efsaneleri” kitabının ön sözünde diyorlar ki; “Efsanelerin çoğunluğunu Tebriz ve çevresindeki köylerden toplayabildik. Azerbaycan’ın diğer yerlerinden de rivayetler toplamak isterdik! Bunun da yapılmayacağını kim söyleyebilir ki”
[10] A.Tebrizli, Edebiyat ve Milliyet,
[11] Örneğin M.E.Ferzana bu konuda şöyle diyor : “ Türk- Azeri dilinin Azerbaycan’da revaçta olması uzun zamandır tartışmalara neden olmaktadır. İddialar ne olursa olsun bu dil yüzlerce yıldır bu halkın yürek ve düşünce dilidir” ( M.E.Ferzane , Mebaniye-desture-zebane-Azerbaycan. Tebriz 1344 s.1-2)
[12] Bu konuda bkz. M.Zöhtabi, Anadilimizi nasıl yazalım?, Tahran,
M.Zöhtabi , İran Türkçesi’nin yapısı, 1955,
M.E.ferzane, N.Vezin Pur, Azerbaycan dilinin gramer yapısı, Tebriz,1965, vs.
Qaynaq

Sunday, February 27, 2011

Türkçe'nin yaşı ve tarihi gelişmesine kısa bir bakış

Türkçe'nin yaşı ve tarihi gelişmesine kısa bir bakış
Türkiye Türkçesi'nde dil adları +ca/+ça ekleriyle yapılır. Mesela: Türkçe, Rusça, Arapça, İngilizce gibi.
Dillerin içindeki yakınlığa ise lehçe, dialekt, uzak lehçe, yakın lehçe, şive ve ağız kavramlarıda kullanılır.
Türk dilinin bugün 3 uzak lehçesi vardır. Bunlar: Yakutça (sahaca), Çuvaşça ve Türkçe’dir. 
Türkiye Türkçesi’nin yakın lehçeleri ise: Azerbaycan Türkçesi, Türkmenistan Türkçesi, Özbekistan Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kazak Türkçesi, Uygur Türkçesi’dir.
Bolşevik ihtilali (1917) ve Wilhelm Radloff’un (Ebubekir Divay) ölümünden sonra (1918), Rus Türkologlar Lehçe terimi yerine Türk dillerinin her birini ayrı bir dilmiş gibi değerlendirmiştir. Avrupalı Türkologlar ise, bu ifadeyi benimsemişler ve kullanmışlardır. Daha sonra Türk Dilleri terimi yerleşmeye başlamıştır.
GökTürkler ile başlayıp günümüze kadar konuşma ve yazı dili bir tanedir ve ortak adı Türkçe’dir. 
Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in " Kutadgu Bilig" adlı eserinin ön sözünde yazar "…bu kitabımı Türk dilinde yazdım"  ifadesini kullanmıştır. Yani Karahanlıca dememiştir.
Bugün Türkiye’de Kazakça, Tatarca, Kırgızca ve Azerce  ibaresi kullanılsa da,  Kazak Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi v.b. ifadeleri kullanmak daha uygundur.
Türkçe'nin yaşı
Bilindiği üzere yazı tarihi Sümerlerle başlar. Prof.Dr.Osman Nedim TUNA Sümerler zamanında kullanılan dile ait 168 kelimenin varlığını ispatlamıştır. Söz konusu kelimelerin ve dilin özellikleri incelendiğinde Türklüğün ve Türkçe’nin Sümerlerle başladığı iddia edilmektedir. Yani M.Ö. 5500’ncü yılda Ana Türkçe Devri başlamıştır.  Bu konuda Kazak âlimi Olcas Süleyman’ın "Az İ Ya"  adlı eseri de önemli bir kaynaktır.
Türkçe'nin tarihi gelişimi
Sözlü Edebiyat yazılı edebiyattan daha eskidir. Ancak, sözlü edebiyatın şanssızlığı yazıya geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
iki döneme ayrılır:
1- Eski Türkçe (XIII.yy.’a kadar)
2-  Yeni Türkçe (XIII.yy.’dan sonar)
Türk yazı dilinin tarihi gelişimini şema üzerinde inceleyelim:
7.yy.’ın sonu ve 8.yy.’ın başıyla başlayıp, günümüze kadar gelen Türk dilinin gelişim devresini en iyi şekilde aşağıdaki tabloda görebiliriz.
kaynak:
Çağdaş Türk Yazı Dilleri
Çağdaş Türk lehçeleri
Prof. Dr. Mehman Musaoğlu
Türkler Ansiklopedisi (İngilizce:The Turks )
Yağmur Xanimin Özəl FB səhifəsi

Wednesday, February 16, 2011

Kürt Qruplar-Azerbaycan sınırlarını belirlemede temel alınması gereken ilkeler

Azerbaycan Milli Hükumetinin Azerbaycan sınırları hakkındaki düşünce ve uygulamaları tamamıyla hatalı ve tarihi-stratejik-milli bakımdan yanlış inanc ile siyasi zaaf yüzünden ortaya çıkan şeylerdir, bizi ve Azerbaycan'ın geleceğini bağlamaz.
aciq.net'te yayınlanan aşağıdaki yazı, hem zamanlama bakımından yerinde ve hem içerik açısından (bir iki nokta dışında) mantıklı ve doğru esaslar üzerinde kurulmuş uygun bir cevaptır: 
http://www.achiq.org/herekat2/achiq%20mektub.htm 
Yukarıda dediğim bir iki nokta ise şunlardan ibarettir:
1- Yazıda en temel sorun, Türk- kürt ve Azerbaycan-Kürdistan sınırlarının belirlenmesinde takip edilebilecek yöntemin, Azerbaycan Milli Hukumeti ve Kürdistan devletinin aralarında imzaladıkları anlaşmanın ruhuna bağlı kalmak olduğu yazılır.
a- Eğer bu "ruh"tan maksat görüşmeler ve diyalogsa, bu bütünüyle kabul edilecek ve her iki tarafın çıkarına olan bir yöntemdir.
b- Eğer bu "ruh"tan maksat, o iki devlet arasında yapılan anlaşmalar ise, bu hiç bir şekilde kabul edilecek bir ruh değildir ve bütünüyle Türk halkı ve Azerbaycan’ın milli çıkarlarına terstir.
O anlaşmalarda var olan esas sorun, Etnik Azerbaycan yerine, Pehlevi devletinin idari taksimatı esas alınmasıdır ve bu yanlış ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne ters olan idari taksimata göre Sulduz'un Kürdistan devletine dahil edilmesidir.
Bu ölümcül hata ve yanlışlık ki Azerbaycan Demokrat Fırkası sahib olduğu yanlış Azerbaycan tasavvuru, Pehlevi diktasının idari taksimatını gözü bağlı kabul etmesi ve Sovyetler Birliğinin zorlaması ile benimsenmiştir, hiç bir şekilde bugün için geçerli olamaz ve en başta Azerbaycan’ın Sulduz, Tikan Tepe, Sayın Kala vb ilçelerinin Türk halkı için kabul edilemez.
Azerbaycan Demokrat Fırkası aynı yanlışlığı Bicar-Gerus, Yassu Kend, Gorva, Sungur meselelerinde de yapmıştır. Öteki yandan aynı yanlışlık Fars-merkezi devleti ile de yapılmış ve bunun neticesinde Azerbaycan’ın bugünki Zencan, Hamedan, Kazvin, Tahran, Kum ve Merkezi illeri Azerbaycan’ın dışında kabul edilib Fars-merkezi devletine bırakılmıştır.
Başka bir deyişle Azerbaycan Milli Hukumetinin Azerbaycan sınırları hakkındaki düşünceleri ve uygulamaları tamamı ile hatalı ve tarihi-stratejik-milli bakımdan yanlış inanç ve siyasi zaaf yüzünden ortaya çıkan şeylerdir ve bizi ve Azerbaycan’ın geleceğini bağlamaz.
Bu konu ile ilgili aşağıdaki linklere bakabilirsiniz:
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/2006/03/1320-1301-1320.html
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/2006/03/blog-post_114330816335996702.html
Ben burada kısaca Azerbaycan-Kürdistan sınırlarını belirlemede vaz geçilmez olan esasları sıralıyorum:
1- İran’ın kuzeybatısındaki bütün Türk yerleşim mıntıkaları Azerbaycan'a ve İran’ın kuzeybatısındaki bütün Kürt yerleşim bölgeleri Kürdistan'a dahil edilmelidir.
2- Esas alınacak zaman kesidi ve tarih, şimdiki etno-demografik durum değil, 1906 yılından önceki etnik vaziyettir. 1906 tarihi Fars şövenizminin İran devleti ve bürokrasisine hakim olduğu tarihtir ve bu tarihten sonra etnik bölgelerin terkibinde gerçekleşen bütün değişiklikler (Türkiye ve Azerbaycana gelen Kürt tayfalar, Azerbaycana yerleştirilen göçebe Kürt tayfaları, büyük şehirler, Urmiye ve benzerlerine yapılan Kürt göç ve akınları vs), koloniyal değişiklikler olup hiç zaman etnik bölgelerin sınırlarının tayin edilmesinde esas alınamaz.
Nasıl ki Irak’ta Barzani ile Talabani, Kürt bölgesi ve özellikle Kerkük'ün statüsünü belirlemek için Baas rejiminin kurulmasından önceki vaziyetin esas alınması hatta bu tarihten sonra bölgeye göç eden veya yerleştirilen Arapların bile, bu topraklardan dışarı atılmasını müdafaa ediyorlar. Biz de 1906 yılından sonra Azerbaycan’a Türkiye, Irak ve İran’ın başka bölgelerinden yapılan Kürt göçlerinin Azerbaycan’ın sınırlarını belirlemede hiç bir tesiri olmayacağını savunmalıyız. Azerbaycan topraklarında 1906’dan sonra oluşmuş her hangi bir Kürt yerleşim bölgesi, şehir ya da köy fark etmez, yüzde yüz Kürt olsa da yine de Azerbaycan’a dahil edilmelidir.
3- 1906 tarihinden sonra bugün Kürtlerle meskun olan Savucbulak (Mahabad),Hana (Piranşehir), Sakız vd de yaşayan Türkler, Kürtlerin baskı ve saldırılarına maruz kalmış ve öz tarihi yurt-yuvalarını terk etmişlerdir. Bu kaçış özellikle inkılaptan sonra süratli olmuş ve bölgedeki onlarca Türk köyü boşaltılmıştır. Halbuki Azerbaycan’da yaşayan hiç bir Kürt buradan Kürdistana geri gitmemiştir.
Azerbaycan ve kürdistan sınırlarını mubahise ederken her zaman Kürdistan Türklerinin (Hana, Sakız, Savucbulak vb) ve buralardan göçmeye-kaçmaya mecbur edilen Türklerin Kürdistana dönmesi, bunların Kürdistan federe devleti tarafından maddi (ev, toprak, mal-davar) zararlarının karşılanması, dönmeleri mümkün değilse de onların sayısı kadar Kürdün (veya Kürt yerleşim merkezinin) Azerbaycan topraklarına dahil edilmesi şart koşulmalıdır. 
4- Etnik Azerbaycan’ın Bicar, Gorva ve Sungur ilçeleri Kürdistan ve Kirmanşah illerine dahil edilmiş, buraya bir tarafdan büyük Kürt göç ve girişi gerçekleşmiş diğer taraftan da buranın yerli Türk ahalisi Zencan ile Hamedan illerine göç etmiş ve hala etmektedirler. 
Azerbaycan ve Kürdistan sınırlarını mubahise ederken her zaman Bicar, Gorva ve Sungur’daki Türk bölgelerinin mutlaka Azerbaycan’a dahil edilmesi vurgulanmalıdır. Nerenin Türk bölgesi olduğunu tesbit ederken de bugünki vaziyet değil, 1906'dan önceki cemiyetin etnik terkibi nazara alınmalıdır. 
Batı Azerbaycan’daki bir sıra Kürt yerleşim merkezlerinin federe Kürdistana bağlanabilmesi hatta bu mevzunun mubahise edilmesi, ancak ve yalnız Bicar, Gorva ve Sungur’un daha önceden federe Azerbaycan’a bağlanmasına bağlı tutulmalıdır.
5- Yukarıdaki tarihi demografik usüllerden başka, Azerbaycan-Kürdustan sınırlarının tayin edilmesinde siyasi stratejik esaslar da rol oynuyor. Örneğin eğer Türkiye- İran sınır boyunda 1906dan önce de bir sıra Kürt bölgeleri mevcut olmuş olsa (ki böyle bir şeyin olduğundan emin değilim) bu Kürtlerle meskun yerleşim bölgeleri yine de hiç bir şartla Kürdistan devletine dahil edilemez. 
İran’ın batısında Türkiye’nin bütün sınır boyu tek komşusu Azerbaycan olmalıdır. Azerbaycan -Türkiye arasında coğrafi bir set veya fasıla yaratmak Azerbaycan ve Türkiye Türklerinin stratejik çıkarları (özellikle Kürt ve merkezi Fars devleti karşısında emniyetinin sağlanması) için hayati öneme sahiptir.
Başka bir deyişle İran'da etnik veya federal Kürdistanın Türkiye ile ortak sınırları yoktur ve olmayacaktır.
6- Aynı şekilde eskiden Türklerle meskun olan Uşnu ilçesi Azerbaycan’ı Irak’a ve bu vesileyle orada yaşayan ve Kürt yayılmacılığı ve zulmüne maruz kalan Türkman diasporamıza bağlayan tek geçittir. Bu nedenle Uşnu (Hana) şimdiki etnik terkibi ne olursa olsun mutlaka Azerbaycan sınırları içinde kalacaktır. 
Başka bir deyişle etnik veya federal Azerbaycan’ın ne olursa olsun, Irak’a ortak sınırı olmalıdır.
7- Urmiye gölünün güneyinde küçük bir bölüm Mahabad ilçesine bağlanıp böylece Urmu ile Sulduz arasında kopukluk oluşturulmuştur. Bu yolla bir taraftan Kürtlere Urmuiye gölüne çıkış yolu sağlanıp bir taraftan da Sulduz- Tikan Tepe-SayinKala hatta Bicar gelecekte Kürt işgali öncesinde savunmasız bırakılmıştır.
Urmu-Sulduz hattı Güney Azerbaycan’ın batı sınırlarını korumakta hayati öneme sahiptir. Bu hatta her hangi bir kopukluk, yukarıda Urmiye , Salmas, Hoy, Çaldıran ve Maku'nun aşağıda Sulduz, Tikan Tepe, Sayın Kala, Bicar, Yassu Yend, Gorva ile Sungur'un düşmesi ve rahatlıkla Kürdistana ilhak edilmesi demektir. 
Bu nedenle, Urmiye  gölü güneyinde ona komşu olan ve Mahabad ilçesine dahil edilmiş 1906'dan önceki Türk bölgeleri- şimdiki etnik terkibi ne olursa olsun – Azerbaycan’a aittir.
Başka bir deyişle etnik veya federal Kürdistanın Urmiye gölüne çıkışı yoktur ve olmayacaktır. Urmu, Mehemmedyar ve Sulduz ilçeleri arasında kopukluğa izin verilmemelidir.
8- Azerbaycan’ın Kürdistanla olan ortak batı sınırları ve Kürt-Türk meselesi hakkında fikir beyan edenler genellikle Doğu Azerbaycan ile Erdebil illerindendirler. Elbette bu kötü bir şey değildir. Hatta çok gerekli ve sevindirici bir durumdur. Ancak tecrübe göstermiştir ki bu yurttaşlarımız Türk-Kürt ve Azerbaycan-Kürdistan meselesine derinden ve her taraflı vakıf değildirler. 
Bu yüzden bu meseleler hakkında mutlak şekilde yerli ahaliden olan aydın ve aktivistlerimiz öncelikle Batı Azerbaycan, Kürdistan (Bicar, Gorva, Yassu Kend, Sungur vb gibi ilçeler) ile Hamedan (Bahar, Esedabad, vb gibi ilçeler) üzerinde söz sahibi olmalı ve ön plana çıkmalıdırlar.
-------------------------
Bu makale www.guneyazerbaycankurtsorunu.blogcu.com tarafından Türkiye Türkçesine çevrilmiştir.