Güney Azerbaycanın batı bölgesi jeopolitik konumu ve demografik yapısı nedeniyle özellikle son yüzyılda ağır facialarla karşı karşıya kalmıştır. Büyük güçler, çıkarları doğrultusunda yürüttükleri yıkıcı faaliyetlerde bölgedeki azınlıkları kullanmışlar ve bölgeyi ağır insani ve ekonomik zarara uğratmışlar. İngiltere, Fransa ve Rusyanın kütüphanelerinde Kürt tarihi, kültürü ve aşiret yapısı hakkında yazılmış olan on binlerce kitap, makale ve Kürt enstitüleri bu siyasetin bir göstergesidir. Azerbaycanın batı bölgesinde Azerbaycan Türklerinin yanısıra bölgenin kuzeyinde Ermeniler ve Asuriler; güneyinde ise Kürtler yaşamaktadır. Bu etnik gruplar özellikle Kürtler, baştanımazlık ve isyanları ile kalıcı sorunlarla karşı karşıya bıraktıkları bölgenin büyük ölçüde demografik yapısının değişmesine sebep olmuşlar. Kürtler 400 yıllık tarihi bir surede kontrol altında olmayan sınırlardan Güney Azerbaycan arazisine girmişler. Aşiret yapısına sahip olan Kürtler süre gelen konar göçer hayat tarzı , iç ve dış savaşlar, kıtlık ve başka sebeplerden dolayı Azerbaycanın batı bölgesine göçmüş ve bu göç 1990 lara kader devam etmiştir. Eskiden Türkiye-Azerbaycan sınırlarının sadece dağlık bölgelerinde göç halinde yaşayan Kürtler, günümüzde Makı, Hoy, Salmas, Urmiye, Sulduz, Koşaçay (Miyandoab), Sayınkale ve Tikantepe çizgisinin batısındaki ovalara yayılmış ayrıcabelli bir oranda da bu şehirlere yerleşmişlerdir, I. dünya savaşından itibaren Azerbaycan toprakları üzerinde arazi iddiasında bulunmaktadırlar ve bu doğrultuda organize bir şekilde çalışmalar yürütürler. Şeyh Obeydullah Şemzini, Simko ve Ömer Han Şakak gibi yağmacı Aşiret ağalarını Kürt bağımsız harekatının banisi ve Kürt halkının kahramanları olarak tanıtıyorlar. Uydurma Mahabad Cumhuriyetini ilk bağımsız Kürt devleti olarak tanımlıyorlar. Yazdıkları ve yazdırdıkları kitaplarda Azerbaycanın batısını büyük Kürdistanın bir parçası, Mukri Kürdistanı, Kuzey Kürdistan olarak adlandırıyorlar.
Bu çalışmanın amacı tarihi senetlere dayanarak Kürtlerin Azerbaycan arazisine göç ettiklerini, yaşadıkları bölgeleri, nüfusları ve Azerbaycanda yayılma nedenlerini incelemektir.
Güney Azerbaycan ve Batı Bölgesinin Genel Durumu
Tarihi kaynaklara göre Güney Azerbaycan arazisi en az 170 bin km kare alanla günümüzde Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil, Zencan, Hemedan ve Kazvin eyaletleri, Bicar, gurve, Astara bölgelerini kapsamaktaydı. Bölge nüfusunun 15-16 milyon olduğu tahmin ediliyor. Azerbaycan Türkleri bölge nüfusunun %90 ını oluştururlar.
1937 yılında merkezi devletin siyasi hedefi doğrultusunda etnik bölgeler yeni idari birimlere bölünerek 10 yeni ustan (eyalet) oluşturuldu ve Güney Azerbaycan arazisi 4 ustan haline getirildi: 1. Zencan, kazvin ve astara ustanı 2. Tebriz -Erdebil ustanı 3. Urmu, Hoy, Savucbulak, Marağa, Bicar ustanı 4. Hamadan ustanı. Bu taksimat zaman içerisinde defalarca Azerbaycanın aleyhine değiştirildi. Zencandan ilk önce Astara bölgesi alınıp Gilan ustanına verildi. Devrimden sonra da Kazvin bölgesi yeni bir ustan haline getirildi ve 3. Ustan (Doğu Azerbaycan)dan koparılan Erdebil bölgesi Erdebil ustanı olarak karşımıza çıktı. 4. Ustan(Batı Azerbaycan)nın Bicar, Gerus ve Gorve bölgeleri Kürdistan eyaletine verildi.
Batı Azerbaycan çeşitli taksimattan sonra bugün 45 bin Km kare alanı kapsıyor. Kuzeyden, Kuzey Azerbaycan, Batıdan, Türkiye, Güney batıdan Irak ile dış sınırları bulunuyor. Ayrıca Doğudan, Doğu Azerbaycan, Güney doğudan Zengan ve Güneyden Kürdistan eyaletler ile iç sınırları bulunmaktadır. Nüfusu tahminen3.020893 civarındadır. Bu nüfusun yaklaşık 1.574.730u şehirlerde, 1.331.735i köylerde ayrıca 114617si de göç halinde yaşamaktadır. Batı Azerbaycan 14 vilayet, 30 Şehir, 36 İlçe , 109 Köy Merkezi ve 3737 Köyden oluşur. Merkezi, Güney Azerbaycanın ikinci büyük şehri Urmudur.
Azerbaycanda Kürtlerin Tarihi kökeni
Tarihi kaynaklar Kürtlerin nereden geldiği, nerelere yerleştiği ve nüfusu hakkında bilgi vermiştir. Haddona göre Kürtler İrana dışarıdan gelmişler ve Türklerden çok sonra bu bölgelerde yerleşmişler. Ayrıca Arnold Wilson Kürt aşiretlerinin Osmanlı topraklarından Azerbaycana geldiğini yazıyor.Garsten Niebuhr goçebe Kürt aşiretlerinin sayısının çok olduğunu yalnız anavatanleri değil , Suriye ve Aceme dağıldıklarını yazıyor. Makı, Çaldıran, Hoy, Salmas ve Urmiye Kürtlerine Şakak denilir ve Anadoluda yaşayan Kürtleri boyularındandırlar. Sulduz, Hana, Savucbulak, Bukan, sayınkalada yaşayan Kürtler ise Mezopotamya kökenlidirler. Bu aşiretler Mokri, Şakakan, Herki, Mamış, Zaza, Milan, Dehbokri, Celali ve diğer aşiretlerden ibarettir. 16. Yüzyılın sonuna doğru Yazılan, Kürt aşiretlerinin tarih ve coğrafyasını anlatan ve Kürt tarihinin araştırmasında ana kaynak konumunda olan Şerefname(geniş Kürdistan tarihi) kitabında, bugün Savucbulak bölgesinde geniş bir araziyi iyelenen Mukrilerin Osmanlı arazisinde Zül şehri(şehre Zur günümüzde Irak topraklarında) çevresinde bulunan Mukriye aşiretine dayandığı yazıyor. Rivayetlere göre Baban paşalarının ailesine mensup Seyfettin adında bir kişi Baban aşireti ve başka Kürt aşiretlerini toplayıp Azerbaycanda Deryaz bölgesini Çabuklu Türklerinden alarak oraya yerleşti. Seyrül ekrad kitabının yazarına göre de Mukri aşireti 16.yuzyılın sonlarında Osmanlı toprakları ve kuzey Mesopotamiya Eben Ömer adası(bugünkü Suriye)ndan Azerbaycan arazisine göç etmişler. Yazara göre ilk kere Baban ailesinden Babamir adlı bir kişi Savucbulakı Azerbaycan Türklerinden almış ve sülalesi zaman içerisinde bu bölgeye hüküm sürmüşler. Kacar dönemine kader Mukri aşireti Avşar Birliğinin üyesiydi ve 1882 yılında birliğin Beyler beyi Muhammet Guluhan Savukbulak Bölgesinin idaresini Donbili Türklerinden alıp Budak Han Mukriye vermiştir. Mahabad Tarihçesinin yazarına göre Osmanlı Kürtlerinden oluşan Belbas birliği 18.yüzyılda Osmanlıdan (bugünkü Irak Topraklarından) Bapir ağa önderliğinde Azerbaycanın İletimur bölgesine göç eder.Belbas birliği Mamış, Mengur ve Piran aşiretlerinden oluşur .Günümüzde Mamış aşireti Savukbulak-Neğede arasında (Sulduz bölgesinde) yerleşmektedir. Osmanlı (Irak) Arazisinden göçen Mengurlar Serdeşti ve Piran aşireti Hana şehri ve köylerini ele geçirmişler. Dehbokri aşireti de 18. Yüzyılın sonunda Bayram Ağa önderliğinde Diyarbakırdan Azerbaycanın Savukbulak bölgesine göçmüş ve bu göç için çeşitli sebepler, örneğin kuraklık ve kıtlığı göstermişler.Bu aşiret günümüzde Bukan şehri ve çevresinde yaşamaktadır. Gevrek aşireti kendilerini Vesman Ağa ve Hazar Ağanın torunları sayıyor ve Mengurlardan birkaç yıl önce Azerbaycana göçmüşler. FeyzullahBeygi aşireti ise kendilerini Teymuriler döneminde Irakta yaşamış olan Fakih Ahmet Dareşmanenin torunları sayıyorlar. Azerbaycana gelişlerinin sebebi ve tarihi belli değildir . Şakakan aşireti Osmanlı arazisinin doğusunda yaşıyordu. Bu aşiretin çeşitli tayfaları Sefevi devletinin kuruluşu döneminden itibaren yavaş yavaş Azerbaycana göçmüşlerdir. Bu aşiretler 20.yüzyıla kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçiriyor, bir nevi ikili vatandaşlığa sahiptiler. Celali aşireti(20 bin kişi) ise Şah Abbas döneminde Osmanlı Sadrazamı Kuyucu Murat Paşa ‘nın önünden kaçarak Safevilere siğınmişlar .Şah Abbas bu Celalilerden Sekiz binini Beradust bölgesinde digerlerini Makı cıvarında yerleştirmiştir. Görüldügü gibi Kürt yazar ve tarihçilerine göre Kürt aşiretleri Azerbaycan topraklarına diger yerlerden gelmiş ve burada heç bir tarihi koke sahip değilerdir.
Batı Azerbaycanın demografik yapısı
İranda Bulunan etniklerin nüfusu hakkında resmi bir istatistiksel veri bulunmamaktadır. Bu yüzden Etniklerin Nüfusu konusunda söylenen sayılar tahmine dayalıdır. Yazıda İran İstatistik Merkezinin Son verilerine dayanarak günümüzde Batı Azerbaycan bölgelerinde yaşayan Kürt nüfusu hakkında bilgi verilecektir.
Batı Azerbaycanın Kuzeyinde Türkiye ve Kuzey Azerbaycanla ortak sınırları bulunan Makı vilâyetinin çevresinde Milan, Celali ve Heyderanlu Kürt aşiretleri dağınık şekilde yaşamaktadırlar. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Celali (Halikanlu) aşireti 15796 (2238 Aile), Milan aşireti 11502 (1686 Aile) ve Heyderanlu 1396 kişi(183 Aile)den oluşur. Yani bu bölgede tahminen 28694 Kürt halen konar göçer hayat sürdürmektedirler. Celali aşiretinin nüfusu UNESCOnun 1963 yılında verdiği rakama göre 1135 aileden ibarettir. Yukarıdaki rakamlara dayanarak %3 artışla bugün bu aşiretin nüfusu 15 bin civarında olmalıdır. Bu aşiret günümüzde Azerbaycanın batısında göç eden en büyük aşirettir ve bölgede göç halinde yaşayanların %48.2sini oluşturur. Milan aşiretinin nüfusu 1963te 2030 aile olarak kaydedilmiştir. Bu rakamı yukarıdaki verilere dayanarak %3 artışla hesaplarsak günümüzde bu aşiretin nüfusu 27 bin kişi civarında olacaktır. Hayderanlu aşiretinin nüfusu 1963 yılında 1800 kişi(300Aile) olarak açıklanmış, %3 artışla bu aşiretin nüfusu 4 bin civarında olmalıdır yani günümüzde bu aşiretlere mensup 46 bin kişi yaşamaktadır. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Makı ve Çaldıran vilayetinin nüfusu 174199 kişi tahmin ediliyor. Makı şehrinin nüfusu 36747 kişidir. Şehrin Kürt nüfusu %10 (3674) olarak tahmin ediliyor. Yani bu bölgede yaklaşık 50 bin Kürt yaşamaktadır. Bu da Bölge nüfusunun %28i civarındadır.
Kürt aşiretlerinin yaşadığı diğer bir bölge Hoy vilâyetidir. Bu bölgede Küresünnü ve Memkanlu aşiretleri Türkiye sınırlarında yaşıyorlar. Son verilere göre Küresünnü aşiretinin göç eden nüfusu 1835 kişi (239 aile)dir.1962 verilerinde bu aşiretin nüfusu 400 aile, yaklaşık 2500 kişidir. Memkanlu aşireti de Türkiye ile Güney Azerbaycan sınırlarında yaşıyorlar. Son verilerde aşiretin göç eden nüfusu 901 kişi (115aile) olarak belirlenmiştir.1962 verilerinde aşiretin nüfusu yaklaşık1500 kişi (250 aile) olarak tahmin ediliyor. Günümüzde Sefaiye, Zerabad, Zeri ve Kotur bölgesinde yaklaşık 35 bin Kürt yaşamaktadır. Hoy vilayetinin nüfusu 425859 kişidir. Hoy şehrinin nüfusu ise 163838 civarındadır .Burada da nüfusun %8inin (13400 ) Kürtlerden oluştuğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 40-45 bin Kürt yaşamaktadır. Buda toplam Hoy bölge nüfusunun %10unu oluşturuyor. Bölgede ayrıca yaklaşık 8 bin Ermeni yaşamaktadır.
Hoy-Urmiye arasında bulunan Salmas bölgesinde de Kürt aşiretleri yaşamaktadır. Çehrık, Küresünnü, Delzey, Kuhsar; Ketban köylerinde Yaklaşık 35 bin nüfusa sahiptirler. Salmas vilayetinin nüfusu 119667 kişi civarındadır. Salmas şehrinin nüfusu ise 71968 kişidir. Burada da diğer bölgelerde olduğu gibi şehrin %10unu (7190) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 42 bin Kürt yaşamaktadır .Buda toplam Salmas bölge nüfusunun %30unu oluşturuyor. Ayrıca bu bölgede yaklaşık 20 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır. Azerbaycanın Batı bölgelerinin merkezi konumunda olan Urmiye şehri Azerbaycanın en eski ve tarihi şehirlerindendir. Ahmet bin Yakup, Alboldan kitabında şöyle yazıyor: Urmiya Azerbaycanın büyük ve eski şehirlerindendir. İslamdan sonra Urmiya Marağadan sora Azerbaycanın ikinci büyük şehri konumundaydı. Urmiye Kuzey Batısında Salmasla Urmu arasında Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Sumay ve Beradust bölgesinde Şakakan aşireti yaşıyor. Son verilerde Şekakan aşiretinin göçer nüfusu 923 kişi(112aile)dir. Günümüzde Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Urmunun Sumayibradust bölgesinde 41332 kişi, Azerbaycanla Irak sınırlarında Silvane bölgesinde (Tergiver, Mergver, Deşt) ise 58883 Kürt nüfusu olduğu tahmin ediliyor. Urmiye vilayetinin nüfusu 969129 kişidir. Urmiye şehrinin nüfusu ise 467840 kişidir. Burada nüfusun %20sini (86 bin) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Böylelikle Urmiye bölgesinde 168215 Kürt yaşamaktadır. Bu da Urmiye bölge nüfusunun %16sını oluşturmaktadır. Bölgede ayrıca yaklaşık 65 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır.
Görüldüğü gibi Batı Azerbaycanın Kuzey bölgesinde (Makı, Hoy, Salmas, Urmiye) yaklaşık 1.688854 kişi yaşamaktadır. Bu bölgedeki Kürt nüfusu ise 305215 kişidir. Buda bölge nüfusunun %18unu oluşturur. Bölgede ayrıca 80 bin civarında Ermeni ve Asuri yaşamaktadır ki buda nüfusun %5ni oluşturur. Bu rakamlara dayanarak bölge nüfusunun %77sını Azerbaycan Türklerinin oluşturduğu saptanır.
Sulduz bölgesi Urmiye Gölünun güneyinde bulunmaktadır. Bu bölgede Karapapak Türklerinin yanı sıra Zaza, Piran ve Mamış Kürt aşiretleri de yaşamaktadır. Türkler Negede şehri ve civarında, Kürtler ise Uşnu ve Hana (Piranşehr) şehirleri ve civarında yaşıyorlar. Bölgenin toplam nüfusu 348603 kişidir. Karapapak Türklerinin nüfusu yaklaşık 140 bin kişidir. Buda bölge nüfusunun %40nı oluşturur. Yani bölge nüfusunun yaklaşık %60nı Kürtler oluşturur.
Kürtlerin yaşadığı diğer bir bölge Savukbulak bölgesidir. Bu bölgede Mukri, Mamış, Dehbokri, Mengur ve Gevrek aşiretleri yaşıyor. Bölge tamamıyla Kürtlerin eline geçmiştir. Savukbulak (Mahabad) bölgesinde 225074, Bukanda 235153 ve Serdeştte ise 85969 kişi yaşamaktadır. Bölgede toplam 546196 Kürt nüfusu yaşamaktadır.
Batı Azerbaycanın Güney bölgelerinde Koşaçay, Sayınkala, ve Tikantepe şehirleri bulunuyor. Koşaçay bölgesinde 23920 kişi yaşıyor. Koşaçay Kürtlerin en az sıza bildikleri şehirdir. Köylerinde ise yaklaşık 40 bin Kürt yaşamaktadır. Sayınkalenin Nüfusu 87868 kişi olarak tahmin ediliyor. Şehirde 3000 civarında, Mahmudcık,(Şii Kürtleri) Sefehana, Aktepe gibi köylerde yaklaşık 30 bin Kürt nüfusu bulunmaktadır. Tikantepe bölgesinde toplam nüfus110487 kişi tahmin ediliyor. Şehirde 42332 kişi yaşıyor ki bunun yaklaşık 10500 (%25)ü Kürttür. Köylerinde ise yaklaşık 25 bin Kürt yaşıyor. Bu bölgenin Toplan nüfusu 437240 kişidir ve bölgede yaklaşık 108 bin Kürt nüfusu bulunuyor. Buda bölge nüfusunun yaklaşık %25ini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Batı Azerbaycanda 3.020893 kişilik nüfusun yaklaşık 1.853000(%61) Azerbaycan Türkü, 1.168014unu (%37) Kürtler; 80.000ini (%2) ise Ermeni ve Asuriler oluşturuyor. Bu ise Kürtlerin Güney Azerbaycan nüfusunun yaklaşık(%7 )sini oluşturmaktadır.
Batı Azerbaycanda Kürtlerin yayılma sebepleri
19. yüz yılın sonları, 20. Yüz yılın başlarında Azerbaycanda büyük bir değişim yaşandı. Türk aşiret yapısı ortadan kalktı ve Donbili, Avşar, Makuyi ve diğer aşiretler konar göçer hayat tarzını bırakıp Azerbaycan köylerine yerleşti, buna karşın Celali, Milan, Dehbokri ve Belbas birliği gibi Kürt aşiretleri, aşiret yapısını koruyarak harbi ve siyasi denge onların lehine değişti. O güne kader Kürt isyanlarını Tebriz ve Tahrana ihtiyaç olmadan Türk aşiretleri başarıyla bastırırdı. Türk aşiretlerinin yerleşim hayata geçmesinin ağır sonuçları Şeyh Obeydullah Şemzini ve Simko isyanlarında açıkça görüldü. Osmanlı tâbiiyetinde olan ve Azerbaycan Kürt aşiretleri içinde de nüfuz sahibi Şeyh Obeydullah Şemzini 1881 yılında Güney Azerbaycan‘a saldırdı.
Kürtlerin Yağma ve katliama olan içgüdüsel eğilimleri onları Şeyhin etrafında birleştirdi ve Azerbaycanda toplukıyım yaşandı. Kürtler Yağma amacı ile Köylere girdi ve önlerine çıkan herkesi oldurdu. Şeyhin oğlu Abdulkadir ve Osmanlıdan kaçarak Savukbulakta yerleşen Mergver aşiretinin ağası Hamza Ağa Koşaçaya saldırarak Cami ve Köyleri ateşe verdi. Melikkendi de Koşaçayla aynı kaderi paylaştı. Bu olaylarda onlarca köy tahrip edildi ve on binlerce kişi yaşamını yitirdi. Birinci dünya savaşı artı Ermeni, Asuri ve Kürt isyanlarının zararları Azerbaycan için daha ağır ve korkunç sonuçlar doğurdu. Örneğin Urmiye ovalarındaki 300 köyden tamamına yakını tahrip edildi. Urmunun nüfusu 25 bin den 5000e düştü. Kürt aşiretleri Katliam ve yağma peşindeydi. Bu aşiretler Şakakan aşiretinden olan ve Hoyla salmas şehirleri arasındaki köyleri ele geçiren Simko tarafından yönetilirdi. 20 yıl(1905-1926) boyunca Azerbaycanın batı bölgelerinde terör estiren Simko ve Kürt aşiretleri bölgenin nüfus dengesini ve yerleşim alanlarının değişmesine sebep oldu .Bu olaylarda en az 150 bin Azerbaycanlı yaşamını yitirdi. yüzlerce köy tahrip edildi ya da daha emniyetli bir yaşam için boşaltıldı. Bu araziler Kürtler tarafından İşgal edildi. 1930larda Rızahanın Tahtakapı (aşiretleri zorla yerleştirme) siyaseti ile artık boşalmış Türk köyleri Kürtlere kaldı. Rizahan ve Fars teorisiyenleri Türkiye ile Güney Azerbaycan arasında bir tampon bölgesinin oluşturulmasının İranın güvenliği açısından önemli olacağı düşüncesindeydi. 2.dünya savaşı bölgeyi yeniden Karıştırdı.1941 yılında Rizahan hakimiyetten düştü ve bölge Ruslar tarafından işgal edildi. Sürgüne gönderilen aşiret ağaları geri döndü ve geleneksel hayat yeniden başladı. Rus ordusu Urmiye şehirine girmeden önce İran ordusunun bırakıp kaçtığı silahlarla Kürtler şehirde katliama başladı. Urmiye pazarını yağmalayıp ateşe verdiler.1942de Kürt, Ermeni ve Asuriler Özgürlük adında bir örgüt oluşturup Azerbaycan köylerini yağlamaya başladılar. Yüzlerce kişi öldürüldü ve 2000 aile köyleri boşaltıp kaçmak zorunda kaldı.Urmiye ve kuzey bölgelerde bu olaylar yaşanırken Güney bölgelerde, Savukbulakta ise olaylar daha farklı boyutta gelişmekteydi. Bu yılın eylül ayında Komale Jiyan Kürdistan(Kürt yaşam Partisi) partisi kuruldu ve arkasından 10 bin Km kara alanı kapsayan özerk bir bölge oluşturuldu ve böylelikle savukbulak(Mahabad) Kürtçü harekatın merkezi konumuna geldi.
Ak devrim olarak nitelendirilen toprak ıslahatı da birçok köyün Azerbaycan feodallerinin malikiyetinden çıkıp Kürt köylülerine verilmesine sebep oldu. Yani 1970 devrimine kader geçen sürede Kürtler dağlardan enip köylere yerleşme aşamasını bitirmiş oldular. Bu arada özellikle 1950lerden sonra Nüfus hızla arttı ve 20 yıl içerisinde ikiye katlandı. Devrimden sonra Kürt ve Sol örgütlerin silahlı mücadelesi bölgeyi yeniden karışıklığa sürükledi ve nüfusun yer değişmesine sebep oldu. Örneğin Savukbulakın Viranşehir, Yazdağı, Halfiyan, Hantavus, Molladeresi, Beykankala ve diğer bölgelerinde yaşayan Şahsevenlerin köyleri ateşe verildi ve butun varlıkları talan edildi. Şahsevenler bu felâketten sonra bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Hana şehri sakinleri de aynı kadere mahkum oldular. Bu dönemde Kürt nüfusu yoğun olduğu bölgelerde var olan butun Türk köyleri baskılar sonucu göç etmek zorunda kaldı. Devrimden sonra önemli diğer bir olay da Kürtlerin Azerbaycanlıların yaşadığı şehirlere göç etmesidir. Devrimden önce şehirlerde kayda değer sayıda olmayan Kürtlerin nüfusu günümüzde Türklerin yaşadığı şehirlerde %5 ile %25 oranında artmıştır. Batı Azerbaycanda nüfus dengesini etkileyen diğer bir faktör da Kuzey Irakta yaşanan olaylardır.
Bu olaylar 1942den bu yana Batı Azerbaycanı, nüfus değişiminin yanısıra siyasi ve ekonomik olarak da etkilemektedir. 1945te Irak ordusuna yenilip sınırı geçen Barzan aşiretinden 10 bin Kürt Azerbaycana geldi. Üç bin kişilik silahlı güce sahip olan aşiret, Kadi Muhammetin Kurduğu özerk bölgenin savunucusuna çevrildi.
Barzaninin beklenmedik gelişi olmasaydı büyük olasılıkla Kürt partisi amaçlarına ulaşamazdı . 1965 yılından itibaren İranın kuzey Irak Kürtlerini desteklemesiyle savaş süresince Irak Kürtlerinin Güney Azerbaycana sığınması hız kazandı. Mart 1975te İran ve Irak sınır problemlerini çözme konusunda anlaştı ve Kuzey Irakta merkezi hakimiyetle savaşan ve İran desteğini kaybeden Kürtler yenilgiye uğradı, bunun üzerine Saddam ordusunun saldırısına uğrayan 100 bin Kürt bölgeden kaçarak önceden Azerbaycana sığınmış diğer 100 bin kişiye eklendi. 1987 yılına kader 50 bin kişi, ağustos 1988de ise 100 bin kişi yeniden sınırdan geçti ve Azerbaycanın köy ve şehirlerine ayrıca Hoy, Urmiye ve Uşnu civarında oluşturulan barınaklara yerleşti. Bunlardan en az 50 bin kişinin geri dönmediği tahmin ediliyor. Bölgedeki karmaşa ve sınırlardaki otorite boşluğu Kaçak ve kayıt dışı geliri artırdı, bu da sınır bölgelerinde yaşayan Kürtlerin alım gücünü artırarak özellikle şehirlerde arsa almalarına olanak sağlamıştır.
Sonuç
Güney Azerbaycanın batı bölgeleri jeopolitik özelliği nedeniyle daima çekişme merkezi haline gelmiştir. Kuşkusuz Azerbaycanın batı bölgelerinde potansiyel tehdit, sınırlar arasında yerleşmiş olan Kürtlerdir . Bu yüzden bölgede nüfus faktörü oldukça önem kazanmaktadır. Kürtlerin yayılma politikaları bölgede nüfus dengesini onların lehine değiştirmektedir. Gelecekte bir otorite boşluğu yarandığı durumda Urmiye Gölünün güneyindeki toprakların (savukbulak ve çevresi) tamamen Kürtleşmesi ve Kürtlerin bölücülük çaba ve eğilimleri sonucu Azerbaycanın bu bölgesinin büyük çatışmalara sahne olacağı kaçınılmaz gözükmektedir.
Talas Avşarlı Günaztac /Güney Azerbaycan Tanıtım Cemiyeti/ Başkanı
Showing posts with label tarix. Show all posts
Showing posts with label tarix. Show all posts
Wednesday, April 11, 2012
Thursday, December 15, 2011
Karabağ'ın yitirilme kronolojisi
Arif Keskin
Karabağ'ın yitirilme kronolojisi. "Hanki kent hanki gün/ay/yıl kaybedildi?" sualına cavabımız var. Ancak "hanki kent hanki gün/ay/yıl geri alınacak?" sualına cavabım yok tessufle. Bu sualın cavabını araştırtığında bazı Azerbaycanlıların konuşmalarına bakarsanız "belke yarın belke de yarından yakın" cavabını alırsınız. Ancak pratikteki gelişmelere bakarsanız " geri alabilecek miyiz?" sualı söngü gibi varlığımızı delik deşik ediyor. Türkiye ve Türk dünyasıının " Karabağ derdi var mı?" sorsunu hiç sormuyorum. Karabağ işgali sürdükçe dünya Türklerin himası nutukları bizim içimizi acıtsa da düşmanların komiklik yapma malzemesi olmaktan öteye geçmez. Bizi yıkan, kötürüm hale getiren ve bilinç altımızı olumsuzlukla dolduran yaşadığımız bu gerçeklik ve iddialarımız arasındaki çelişik durumudur. Biz gerçek ve asil büyüklük duygusuna ne zaman sahip olacağız biliyormusunuz?: "hanki kent hanki gün/ay/yıl geri aldık?"sualına cavab verebildiğimiz zaman.
KARABAKH (1988-1993)
Khankendi (18.09.1988)
Eskeran (19.10.1991)
Hadrut (19.11.1991)
Khojaly (26.02.1992)
Shusha (08.05.1992)
Lachin (17.05.1992)
Khocavend (02.10.1992)
Kalbajar (3-4.04.1993)
Aghdere (07.07.1993)
Aghdam (23.07.1993)
Jabrail (23.08.1993)
Fuzuli (23.08.1993)
Gubadlı (31.08.1993)
Zangilan (30.10.1993
Karabağ'ın yitirilme kronolojisi. "Hanki kent hanki gün/ay/yıl kaybedildi?" sualına cavabımız var. Ancak "hanki kent hanki gün/ay/yıl geri alınacak?" sualına cavabım yok tessufle. Bu sualın cavabını araştırtığında bazı Azerbaycanlıların konuşmalarına bakarsanız "belke yarın belke de yarından yakın" cavabını alırsınız. Ancak pratikteki gelişmelere bakarsanız " geri alabilecek miyiz?" sualı söngü gibi varlığımızı delik deşik ediyor. Türkiye ve Türk dünyasıının " Karabağ derdi var mı?" sorsunu hiç sormuyorum. Karabağ işgali sürdükçe dünya Türklerin himası nutukları bizim içimizi acıtsa da düşmanların komiklik yapma malzemesi olmaktan öteye geçmez. Bizi yıkan, kötürüm hale getiren ve bilinç altımızı olumsuzlukla dolduran yaşadığımız bu gerçeklik ve iddialarımız arasındaki çelişik durumudur. Biz gerçek ve asil büyüklük duygusuna ne zaman sahip olacağız biliyormusunuz?: "hanki kent hanki gün/ay/yıl geri aldık?"sualına cavab verebildiğimiz zaman.
KARABAKH (1988-1993)
Khankendi (18.09.1988)
Eskeran (19.10.1991)
Hadrut (19.11.1991)
Khojaly (26.02.1992)
Shusha (08.05.1992)
Lachin (17.05.1992)
Khocavend (02.10.1992)
Kalbajar (3-4.04.1993)
Aghdere (07.07.1993)
Aghdam (23.07.1993)
Jabrail (23.08.1993)
Fuzuli (23.08.1993)
Gubadlı (31.08.1993)
Zangilan (30.10.1993
Labels:
Azerbaycan,
Azərbaycan,
Karabağ,
Qarabağ,
tarih,
tarix,
Türk,
Türkiye
Tuesday, November 8, 2011
Türk Tarixi - Urmiye Xanlığı
Azərbaycan torpaqlarında yaranmış böyük xanlıqlardan biri Urmiye Xanlığı olmuşdur. Mərkəzi Urmiye şəhəri olan bu Xanlıq Xoy, Marağa Xanlıqları və Osmanlı imperatorluğu ilə yaxın Sınırda olubdur. Urmu Xanlığı da başqa Xanlıqlar kimi Yönətim cəhətdən mahallara bölünürdü. Xanlıqda Mərgəvər, Tərkəvər, Sumay, Ənzəli, Sulduz, Nazlı, Urmiye və s. mahallar mövcud idi. Urmiye Xanlığının əsasını Əfşar Türk tayfasından olan, Nadir şahın əmisi oğlu Fətəli xan Əfşar (1747-1763) qoymuşdur. Fətəli Xan Xanlığın ərazisini genişləndirmək siyasəti yeridir. Birləşdirmə siyasətinə Təbrizi ələ keçirməklə başlayan Fətəli Xan Xanlığın paytaxtını buraya köçürür. Bu Önləm strateji Önəm daşıyırdı. Çünki Təbrizdən başqa vilayətlərlə ilişgidə olmaq və onlara Yoxlama imkanı daha Gərçəkçidi. Təbriz Azərbaycanın Güney torpaqlarının Fətəli Xanın hakimiyyəti altında birləşdirilməsində bir tür mərkəz rolunu oynayırdı. Fətəli Xanın bu siyasəti onu Zənd tayfasının təmsilçisi Kərim xan Zənd və Qacar tayfasının başçısı Məhəmmədhəsən Xan Qacarla toqquşdurur. Fətəli xan onlara qarşı uğurlu Savaş aparmaq üçün Birlik yaratmağa cəhd etsə də, buna nail ola bilmir. Ona görə də 1751-ci ilin sonunda İrəvan üzərinə qoşun göndərir. Lakin II İraklinin göndərdiyi Qazax və Borçalı Türklərindən ibarət qoşun dəstəsi İrəvan xanlığına köməyə gəlir. Birləşmiş Güclər Orumiyeh ordusunu geri oturdur.
Xorasanın Güneyində möhkəmlənmiş Kərim Xan Zənd 1752-ci ilin sonunda Urmiye Xanlığı üzərinə yürüş edir. Miyana ətrafındakı döyüşdə Fətəli Xana məğlub olan Kərim xan Fars vilayətinə qaçır. Onu təqib edən Fətəli Xanın Gücləri Qəmşə adlı yerdə zəndləri yenidən ağır Yenməyə uğradırlar. Kərim xanın qardaşı İsgəndər Xan əsir alınaraq edam edilir. Bu zaman İranin Quzeyində möhkəmlənmiş Məhəmmədhəsən Xan Qacar da mərkəzi hakimiyyət uğrunda Savaşa başlayır. O, 1755-ci ilin yazında zəndlər üzərində Başarıya çatır və İsfahanı ələ keçirir. Kərim xan Şiraza qaçır.
Məhəmmədhəsən xan Güney Yönündə Ərdəbil və Lənkəran Xanlıqlarının ərazilərindən, eləcə də Muğan düzündən keçərək Qarabağa hücum edir. Şuşanın bir aylıq Başarısız Quşatmasindən sonra geri çəkilən Məhəmmədhəsən Xan əvvəlcə Təbrizi, sonra isə Urmiyenı tutur. 1759-cu ildə Məhəmmədhəsən xan öldürülür. Bundan Yararlanan Fətəli xan Təbrizə qayıdır və yenidən birləşdirmə siyasətini davam etdirir. 1759-cu ilin yayında Qarabağ xanlığı üzərinə yürüş Pənahəli xanın siyasi asılılığı qəbul etməsi ilə nəticələnir. Məhəmmədhəsən xanın ölümündən sonra İranda başlıca Gücə çevrilən Kərim xan Zənd isə yenidən fəallaşır. 1760-cı ilin Güzündə (Sonbahar) Azərbaycanın Güneyinə hücum edərək Təbrizi Çəmbərə alır. ancaq bu Çənbərə uğursuz olur. 1761-ci ildə yenidən hücuma keçən zəndlər Qaraçəmən döyüşündə Yenirlər. Bu Yenilmək Fətəli xanı arxayınlaşdırır. Bundan istifadə edən Kərim xan Zənd güclü ordu ilə yenidən hücuma keçərək Urumiye şəhərini Çənbərə alır. Bu işdə bir sıra Azərbaycan xanları onun Arxadaşı olurlar. Urmiye igidliklə Qorunsada, 1763-cü ilin ortalarında Çökür. Fətəli xan əsir alınır. Kərim xan Urmiyenın Yönətiminə Rüstəm bəy Əfşara tapşıraraq geri qayıdır. Bu zaman Azərbaycan tarixi üçün Öyrədici olan “Şiraz qonaqlığı” adlı hadisə baş verir.
1763-cü ildə baş vermiş buOlay Azərbaycan tarixinin Üzgün olaylarından biri olub, Ulusumuz gələcək tarixində Üzücü rol oynayır. Bir sıra xanları özünə Birləşdirməklə Fətəli xan Əfşarı aradan qaldırmağa nail olan Kərim xan Zənd yeni bir hiyləyə əl atır. Öz müttəfiqlərini Başarını bayram etmək bəhanəsi ilə Şiraza qonaq aparır. Bu Qonuda tarixçi-ilsayarçi Mirzə Adıgözəl bəy belə yazır: “Kərim xan Fətəli xanı da özü ilə birlikdə götürüb mərhum Pənah xanla Darülelm Şiraza hərəkət edir. Yolda, İsfahan yaxınlığında, Fətəli xanla Kərim xan Zəndin qardaşı İsgəndər xanın vuruşduğu yerə gəlib çatırlar... Kərim xan Fətəli xandan soruşur: “Bu mənzili tanıyırsanmı, bu necə yerdir?» Fətəli xan da çəkinmədən cavab verib dedi: «Bəli, bu haman savaş meydanı və qorxulu mənzildir , İsgəndər xanın ömrünün günəşi burada batmışdır”. Kərim xan bu münasibətsiz cavabdan qəzəblənir... Dərhal Fətəli xanı axirətə, öz qardaşı İsgəndər xanın yanına göndərir”.
Kərim xan “qonaqlıq” adı ilə Azərbaycan xanlarını vətənlərindən uzaqlaşdırır. Onlar bir tür girova çevrilirlər. “Şiraz qonaqlığı” sonucunda Qarabağ və Qaradağ xanlıqları bir sürəc Kərim xan Zənddən asılı vəziyyətə düşürlər. Girov götürülmüş Azərbaycan xanları Kərim xanın çalışmasına baxmayaraq “qonaqlığın” gözqamaşdırıcı görünüşünə aldanmırlar. Müxtəlif yollarla buradan çıxmağa çalışaraq, xanlıqlarla əlaqələrini bərpa edirlər. Bir sözlə, “Şiraz qonaqlığı” istənilən nəticəni vermir.
Xorasanın Güneyində möhkəmlənmiş Kərim Xan Zənd 1752-ci ilin sonunda Urmiye Xanlığı üzərinə yürüş edir. Miyana ətrafındakı döyüşdə Fətəli Xana məğlub olan Kərim xan Fars vilayətinə qaçır. Onu təqib edən Fətəli Xanın Gücləri Qəmşə adlı yerdə zəndləri yenidən ağır Yenməyə uğradırlar. Kərim xanın qardaşı İsgəndər Xan əsir alınaraq edam edilir. Bu zaman İranin Quzeyində möhkəmlənmiş Məhəmmədhəsən Xan Qacar da mərkəzi hakimiyyət uğrunda Savaşa başlayır. O, 1755-ci ilin yazında zəndlər üzərində Başarıya çatır və İsfahanı ələ keçirir. Kərim xan Şiraza qaçır.
Məhəmmədhəsən xan Güney Yönündə Ərdəbil və Lənkəran Xanlıqlarının ərazilərindən, eləcə də Muğan düzündən keçərək Qarabağa hücum edir. Şuşanın bir aylıq Başarısız Quşatmasindən sonra geri çəkilən Məhəmmədhəsən Xan əvvəlcə Təbrizi, sonra isə Urmiyenı tutur. 1759-cu ildə Məhəmmədhəsən xan öldürülür. Bundan Yararlanan Fətəli xan Təbrizə qayıdır və yenidən birləşdirmə siyasətini davam etdirir. 1759-cu ilin yayında Qarabağ xanlığı üzərinə yürüş Pənahəli xanın siyasi asılılığı qəbul etməsi ilə nəticələnir. Məhəmmədhəsən xanın ölümündən sonra İranda başlıca Gücə çevrilən Kərim xan Zənd isə yenidən fəallaşır. 1760-cı ilin Güzündə (Sonbahar) Azərbaycanın Güneyinə hücum edərək Təbrizi Çəmbərə alır. ancaq bu Çənbərə uğursuz olur. 1761-ci ildə yenidən hücuma keçən zəndlər Qaraçəmən döyüşündə Yenirlər. Bu Yenilmək Fətəli xanı arxayınlaşdırır. Bundan istifadə edən Kərim xan Zənd güclü ordu ilə yenidən hücuma keçərək Urumiye şəhərini Çənbərə alır. Bu işdə bir sıra Azərbaycan xanları onun Arxadaşı olurlar. Urmiye igidliklə Qorunsada, 1763-cü ilin ortalarında Çökür. Fətəli xan əsir alınır. Kərim xan Urmiyenın Yönətiminə Rüstəm bəy Əfşara tapşıraraq geri qayıdır. Bu zaman Azərbaycan tarixi üçün Öyrədici olan “Şiraz qonaqlığı” adlı hadisə baş verir.
1763-cü ildə baş vermiş buOlay Azərbaycan tarixinin Üzgün olaylarından biri olub, Ulusumuz gələcək tarixində Üzücü rol oynayır. Bir sıra xanları özünə Birləşdirməklə Fətəli xan Əfşarı aradan qaldırmağa nail olan Kərim xan Zənd yeni bir hiyləyə əl atır. Öz müttəfiqlərini Başarını bayram etmək bəhanəsi ilə Şiraza qonaq aparır. Bu Qonuda tarixçi-ilsayarçi Mirzə Adıgözəl bəy belə yazır: “Kərim xan Fətəli xanı da özü ilə birlikdə götürüb mərhum Pənah xanla Darülelm Şiraza hərəkət edir. Yolda, İsfahan yaxınlığında, Fətəli xanla Kərim xan Zəndin qardaşı İsgəndər xanın vuruşduğu yerə gəlib çatırlar... Kərim xan Fətəli xandan soruşur: “Bu mənzili tanıyırsanmı, bu necə yerdir?» Fətəli xan da çəkinmədən cavab verib dedi: «Bəli, bu haman savaş meydanı və qorxulu mənzildir , İsgəndər xanın ömrünün günəşi burada batmışdır”. Kərim xan bu münasibətsiz cavabdan qəzəblənir... Dərhal Fətəli xanı axirətə, öz qardaşı İsgəndər xanın yanına göndərir”.
Kərim xan “qonaqlıq” adı ilə Azərbaycan xanlarını vətənlərindən uzaqlaşdırır. Onlar bir tür girova çevrilirlər. “Şiraz qonaqlığı” sonucunda Qarabağ və Qaradağ xanlıqları bir sürəc Kərim xan Zənddən asılı vəziyyətə düşürlər. Girov götürülmüş Azərbaycan xanları Kərim xanın çalışmasına baxmayaraq “qonaqlığın” gözqamaşdırıcı görünüşünə aldanmırlar. Müxtəlif yollarla buradan çıxmağa çalışaraq, xanlıqlarla əlaqələrini bərpa edirlər. Bir sözlə, “Şiraz qonaqlığı” istənilən nəticəni vermir.
Labels:
Azerbaycan,
Güney Azərbaycan,
iran,
Orumiyeh,
Qacar,
tarix,
Türk,
Urmia,
Urmiya,
urmiye,
urmu,
Urumiye,
Xanlıq
Saturday, October 22, 2011
Urmiye adı Belgesel Batı Azerbaycanda yayımlanacaqdır
Urmiye Adlı Belgesel irəc fəttah təchizatçılığı və Əhəd ibadi yönətmənlığıylə yayımlanacaqdır.
Mehr xəbər Ajansinin yaydığı xəbərlərə görə bu bəlgəsel Batı Azərbaycan Radyo və televizyon tərəfindən hazırlanacaqdır.
Urmiye Bəlgəselində Urmiye Şəhərinin Tarixsel Abidələri tanıtım amacıyıla hazırlanacaqdır. Urmiye Bəlgəselinin sürəsi 35 Irmicik (dəqiqə) oalcaqdır.
Urmiye Şəhəri unesco tərəfindən iranin 19 -ci tarixsel şəhərı tanıtılıbdır və bu bəlgəselində amaci Urmiyeni daha doğru tanıtmaqdır!
Urmiye Güney Azərbaycanin ikinci Böyük şəhəridir və iranda Təbrizdən sonra ən çox Türk Ulusu yaşadığı bir yerdir. Urmiyenin son nüfusu 90% çox Türk yaşadığıbı bəlirləyibdir. bunun yanında köçkün kürdlər, ermənilər və nasturilərdə bu şəhərdə azınlıq olaraq yaşayırlar.
Mehr xəbər Ajansinin yaydığı xəbərlərə görə bu bəlgəsel Batı Azərbaycan Radyo və televizyon tərəfindən hazırlanacaqdır.
Urmiye Bəlgəselində Urmiye Şəhərinin Tarixsel Abidələri tanıtım amacıyıla hazırlanacaqdır. Urmiye Bəlgəselinin sürəsi 35 Irmicik (dəqiqə) oalcaqdır.
Urmiye Şəhəri unesco tərəfindən iranin 19 -ci tarixsel şəhərı tanıtılıbdır və bu bəlgəselində amaci Urmiyeni daha doğru tanıtmaqdır!
Urmiye Güney Azərbaycanin ikinci Böyük şəhəridir və iranda Təbrizdən sonra ən çox Türk Ulusu yaşadığı bir yerdir. Urmiyenin son nüfusu 90% çox Türk yaşadığıbı bəlirləyibdir. bunun yanında köçkün kürdlər, ermənilər və nasturilərdə bu şəhərdə azınlıq olaraq yaşayırlar.
Labels:
Azerbaycan,
Belgesel,
film,
Güney Azərbaycan,
Orumiyeh,
ötek,
tarix,
Urmia City,
Urmiya,
urmiye,
urmu,
video
Friday, July 29, 2011
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı
Arif Kəsin
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı . Azərbaycan milli fəalları yenə də möhtəşəm hemasəyə imza attilar. Bu dəfə də Azərbaycan Türk millətinin istəkləri Savalan dağının zirvəsində səsləndi. Savalan dağı öz qəhraman oğullarının hemasəsini gördü, eşətti, ləms etti. Azərbaycan milli fəalları Savalanın zirvəsində Azərbaycanın dərdlərini, əzablarını və haqlı istəklərini bağırdılar. Ulu babalarımız çılqın, qeyrətli və qorxmaz oğullarının bağırtılarını eştti. Ulu babalarımız Qıratın ayaq səsini eşitti.
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı. Savalan dağı yenədə bir tarixi ləhzəyə şahid oldu. Milli hərəkatımız üzərində olan bütün təzyiq vasitələrini yıxaraq, zalimlərin qılıncının bütün acımsızlığıyla dolaşdığı bir zamanda bütün süngülərə sinə gərərək ` yaşasın Azərbaycan` dedi. `yaşasın Azərbaycan`şuarı başı bulutlara dəyən, ürəyi oqyanus genişliyində olan və gözlərində gələcəyin atəşi yanan qəhrəman oğulların dodaqlarında Azərbaycanın səmalarınıda ışıqlandı. Zalim qaranlığı dəldi. Millətə yol göstərdi. Millətə özünü,kimliyini, keçmişini və əsalətini anllattı.
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı . Azerbaycanın qəhrəman oğulları sinələrini süngüyə gərərək `yaşaın Azərbaycan` dedi. Hamımıza göstərdilər ki, Savalan zirvesini fəth edən qərəmanlar yaşadiqca Azərbaycan ölməyəcək, Azərbaycan yenidən doğulacaq və onda üzü qaralıq ` milli hərəkatı yoxdur` kimi cəfəngiyatı təkrarlayan baxar korlara qalacaq. Onda Savalan dağında hemasə yaradanlar millətimiz qəlbində əbədi yaşayacaqlar.
Dünən Savalanda Tarix Yazıldı.
Görüntülər
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı . Azərbaycan milli fəalları yenə də möhtəşəm hemasəyə imza attilar. Bu dəfə də Azərbaycan Türk millətinin istəkləri Savalan dağının zirvəsində səsləndi. Savalan dağı öz qəhraman oğullarının hemasəsini gördü, eşətti, ləms etti. Azərbaycan milli fəalları Savalanın zirvəsində Azərbaycanın dərdlərini, əzablarını və haqlı istəklərini bağırdılar. Ulu babalarımız çılqın, qeyrətli və qorxmaz oğullarının bağırtılarını eştti. Ulu babalarımız Qıratın ayaq səsini eşitti.
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı. Savalan dağı yenədə bir tarixi ləhzəyə şahid oldu. Milli hərəkatımız üzərində olan bütün təzyiq vasitələrini yıxaraq, zalimlərin qılıncının bütün acımsızlığıyla dolaşdığı bir zamanda bütün süngülərə sinə gərərək ` yaşasın Azərbaycan` dedi. `yaşasın Azərbaycan`şuarı başı bulutlara dəyən, ürəyi oqyanus genişliyində olan və gözlərində gələcəyin atəşi yanan qəhrəman oğulların dodaqlarında Azərbaycanın səmalarınıda ışıqlandı. Zalim qaranlığı dəldi. Millətə yol göstərdi. Millətə özünü,kimliyini, keçmişini və əsalətini anllattı.
Dünən Savalan dağında tarix yazıldı . Azerbaycanın qəhrəman oğulları sinələrini süngüyə gərərək `yaşaın Azərbaycan` dedi. Hamımıza göstərdilər ki, Savalan zirvesini fəth edən qərəmanlar yaşadiqca Azərbaycan ölməyəcək, Azərbaycan yenidən doğulacaq və onda üzü qaralıq ` milli hərəkatı yoxdur` kimi cəfəngiyatı təkrarlayan baxar korlara qalacaq. Onda Savalan dağında hemasə yaradanlar millətimiz qəlbində əbədi yaşayacaqlar.
Dünən Savalanda Tarix Yazıldı.
Görüntülər
Labels:
Azerbaycan,
Dağ,
Ərdəbil,
Güney Azərbaycan,
iran,
Milli,
Savalan,
siyasət,
tarih,
tarix,
Türk
Saturday, July 9, 2011
Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?
Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?
Aşağıdakı yazı Sayın Rasim Sağlam vә Bulent Yilmaz bәylәrin mәnim bir statusuma kament olaraq yapdıqları qatqılardır. Qonu haqqında çox qapsamlı vә dәyәrli vә yeniliklәr içәrәn tәsbit vә düşüncәlәr daşıdıqlarından bunların qamuca oxunmasının olduqca yararlı olacağını düşündüm. Bu üzdәn dә sözü edilәn kamentlәri birlәşdirәrәk ayrı bir yazı biçimindә sәfhәmdә paylaşmaq istәdim.
Mehran Baharlı:
Türkiyәnin olqunlaşan ortadoğu dış siyasәti, er gec İran vә Güney Azәrbaycan qonusunda da özünü göstәrәcәk vә bu devlәt Fars kökdәndinçi ırqçı İran devlәti yox, Güney Azәrbaycan vә Türk xalqının yanında yer alacaqdır. Buna daha erkәn әrişәbilmәk üçün biz, Türkiyәnin indiki İran vә Güney Azәrbaycan siyasәtini daha yüksәk sәslә, daha sıx vә sürәkli olaraq әlәşdirmәliyik.
Bulent Yilmaz:
Türkiyenin meseleye bakişinin farkli boyutlari var. Öncelikle Türk kamuoyu iranda bir Türk halki olduğunu dahi bilmiyor. bunun sebebi ise irandaki Türklerin maruz kaldiklari politikalara karşi seslerini dünya kamuoyunun ilgisini Çekecek şekilde direnç göstermemeleridir. Yani ağlamayinca nasil bir çocuğa meme verilmiyorsa bir 30 milyonluk bir halk da şikayetini, Üzerindeki asimilasyon politikasina karşi ayağa kalkişini yüksek sesle gerekirse can vererek dile getirmesi gerekir. bu konuda yapilanlar ve Ödenmis bedeller varsa bile Türk kamuoyuna Ulasan Görüntüler yok. Irandaki Türklerin büyük kisminda iran politikalarini benimser bir yaklaşim söz konusudur. internette taniştiğim ve objektif şekilde sohbet ettiğim Türkleri Özellikle konuşturuyorum ki gerçekte ne düsündüklerini anlayabileyim. bu nedenle bazen pan Türkist politikalari hafifce elestiriyorum ki gercek düsünceleri ortaya Çiksin. bu Şekilde serbeti verince inanilmaz bir mankurtlasma olduğu anlaşiliyor. Kendisine Türk diyenlere karşi nasil sinsice bir Öfke nobeti geçirdiklerini gördükce farslarin işini ne derece iyi becerdiğini görüyor ve kahroluyorum. adam iran Türku ama "eger iran Türklere Türkçe eğituim verirse araplar lurlar kasgaylar Türkmenler beluçiler gibi diger Türk soylu halklar ve milletler hepsi ister ve ortada iran kalmaz" diyor. iranin derdi bu arkadasa kalmis.
ikincisi iran Türkiyenin enerji arzinda Önemli bri kaynaktir. rusyaya olan bağimlilik iran gaziyla asilmaya Çalişiliyor. bu ihtiyac o kadar barizdir ki amerika bile Türkiyeye Çikip bir Şey diyemiyor Çunku anlayisla karşilamak zorunda. Türkiyenin iranla arasinina açilmasi enerji darboğazina girmesi demektir. bu açiği kapatabilecegi çok fazla seçeneği yok. Kuzey irakla bu nedenle ilişkilerini iyileştirmeye çalişiyor çunku bolgedeki büyük rezervlerden yararlanarak bu bağimliliğini azaltmaya Çaloşiyor.
Üçüncü sebep kürt sorunudur. Türkiye PKK ile mücadele ederken PJAK ile savaşan iranla koordineli Çalişyor. Örgütün kontrol edilebilmesi için iranin kendi topraklarinda PKK ya Göz yummamasi lazim. Yillarca iran kendi sinir boylarinda PKK ya goz yummuştu. Artik PJAK in saldirilariyla sorunun kendisine de Uzandigini gördüğü için uyumlu Çalişiliyor. Iranla bozulacak bir ilişki bu işbirliğini de bozabilir.
bunun yaninda iran gelisen ekonomisi ve alim gücüyle Türk sanayisi ve hammaddesi için iyi bir pazardir. Şu an icin 10 milyar dolar civari olan ticaret hacmi 30 milyar dolara Çikartilmak isteniyor ve mevcut durumda iran lehine olan ticaret dengesi lehimize donuşturulmek isteniyor. Petrol ve doğalgaz nedeniyle arada dengesizlik var Çunku.
butun bunlara karşin eğer irandaki Türkler ses getirecek eylemler ile büyük bir başkaldiri yaparsa Türk kamuoynu buna sessiz kalamaz. ancak yüzyillardir savaşmadiğimiz irana karşi bir operasyon yapilamaz. Türkiye meseleyi dünya kamuoyuna taşimak dişinda Çok büyük adimlar atmaz. Tabi Türkiyedeki kürtlerin otuz senedir yuruttuğu çok uzun ve kanli bir mücadele gğze alinabilirse iran bunun altindan kalkamaz. böyle bir kanli süreci başlatabilmek ve iran Türklüğünü mücadeleye kanalize edebilmek için iki seçenek var. Ya PKK nin yaptiği gibi silahli mücadele hem devletin silahli güçlerine hem de içerideki fars yanlilarina yönelecek. yillar süren kanli çatismalar sonucunda ailesinden evlatlarini yitiren kişiler iran devletine karşi iyice düsmanlik besleyecek. Yillar sonra şiddet karşi Şiddeti doğuracak ve Türk halki irana karşi iyice tavir alacak. Irandaki Türklerin büyük kismi Ölen genclerinin milli dava icin olduğunu anlayip irana karşi çiktiğinda iran çöker. 2. yol ise silahli mücadeleye girmeden Öncelikle halkin içinde Türklük bilincini artiracak sosyo kulturel Çalişmalar yapmaktir. bu Çalişmalar belli bir seviyeye gelip halkin desteği alindiginda iranda siyasal dönüşümler için barişçil mücadele verilebilir. ancak bu yolun sakincasi eğer kisa vadede sonuc alinmazsa siradan halk kitleleri umutsuizluga kapilip fars tezlerine dönüş yapabilir. Unutmayalim ki halkin kahramanlara ihtiyaclari vardir. ve iran Türklüğü kendi kahramanlarini gerekirse Ölüm pahasina Çikartmak zorundadir.
iran Türklüğü yüzyil Önce Settar Hanin tahranda Ermeni polis sefi tarafindan nasil Şehit edildiğini ve bugun karabağda ermenilere destek veren iranin Şiilik Üzerinden din mezhep kardeşliğiyle Türkleri kontrol ettiğini artik anlamasi lazim. iranda atan her Türk yüreği bağimsizlik için atmalidir. farslarla evlilikler derehal sonlandirilmalidir. bu ortak evliliklerden doğan Çocuklar bağimsizlik düsüncemize en büyük direnişi gösteren kitleler oluyor. nasil ki bir evlat Anne babasinin ayrilmasini istemezse bu melez Çocuklarda iranla Azerbaycanin ayrılmaması için bizzat içimizde casit gibi Çalişiyor. Türk kızları ve Erkekleri birbirleriyle evlenmelidir. Bu milli davaya hizmet eden herkes karma evliliklere Çok büyük direnc göstermelidir. kızlarımız ve Uşaklarimizla konuşup Azerbaycan Türkleri içinden evlenmelerini sağlamaliyiz. bu evliliklerden doğan Çocuklar Öncelikle Anadillerini Çok iyi Ögrenmelidirler. her Türk Çocukalrini dede korkuttan baslayarak Türk eserlerini okutmalidir. latin alfabesi evde mutlaka Öğretilmelidir. bu eğitimi veremeyen ailelere her Türk genci gidip onlarin Çocuklarina dilimizi kulturumuzu ve latin alfabesini Öğretmeli ki iletisim kurabilelim.
Rasim Sağlam:
Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında http://tr.wikipedia.org/wiki/Nuri_Killigil gibi güney azarbeycan + Kuzey azarbeycanında içinde olduğu devleti hesap eden topluluk az değildi. Yunan savasında Avrupaya karşı destek ...olmak anlamında Rusya yı taraf seçmek yardım alabilmek gerekiyordu bu siyasetin sonunda bu meseleye uzak kalmak zorunda kalındı ama . Nuri paşa gib bir çok kişi ölene dek bunu savundu.
Günümüze gelince ;
1 - Benim fikrimce önce Güney Azerbaycan kendi içinde birlik olmalı her yerde özlüğünü korumalı Asimilasyona direnmek ve dünya gündemine gelebilmek için her ülkede en az yılda bir gün Güney azarbeycanlıların günü olmalı v...e bu sorun işlenmeli.( Bunu şu nedenle söylüyorum Mehran bey size ulaştığım insanlarda ben bir birlik göremiyorum dinci Türkleri saymıyorum zaten , biraz Güney Azerbaycan Milli Hareketi var Daha çok kucaklayacı bir yapı lazm)
2- İran içinde diğer Türk gruplar ve diğer ezilen diğer gruplarla (kürt ve diğer) her türlü probleme rağmen ortak bir platformdan vazgeçilmemeli problemler ilerde konuşulmak anlaşılmak üzere dondurulmalı.
3-Sizi en iyi anlayanların öncelikli Azarbeycan Cumhuriyeti olması lazım ordaki hükümetinin de reddemeyeceği kadar bir kamuoyu öncelikle orda oluşturmak gerekir.Ne kadar istediğiniz gibi olmasada size göre bağımsız rejim.Gereksi yere o yönetimide beğenmediğiniz yönleri olsada her platformda yermek mantıksız bazılarınız öyle davranıyor.
4-Türkiye konusuna gelince Türkiyede bir size karşı uyanışın olabilmesi için .Sizin öncelikle tanınmanız lazım. Sizi en çok Türkiyede tanıtacak ilk kuvvet Azarbeycan Cumhuriyeti tüm fertleri ; Türkiyedeki Azarbeycan kökenli tüm kitle (özel...likler caferilerde birlikte) ; Türkiyedeki milliyetçi gruplar ve qızılbaş kitle bunlar üzerinde çalışırsanız bir kamuoyu oluşur. Şimdiye kadar böyle bir şey yeterli değil.Burdaki dediğim grupları hassaiyetleri ile kendilerinize çekebilirsiniz.Konserlerle ; Toplantılarla özellikle en etkili olanı söyleyeyim Yurt dışındaki Türkiye vatandaşları ile kurduğunuz insani sosyal münasebetler sizi daha çok iyi tanıtıyor.ABD dedekiler özlellikle .Ama Avrupa nezninde bu iyi işlemiyor ben Avrupda en az 5 milyon insanımız var bir gün ağızlarından Güney Azarbeycanla ilgili bir şey duymadım. Ama Amerikadakilerden duydum.
Aşağıdakı yazı Sayın Rasim Sağlam vә Bulent Yilmaz bәylәrin mәnim bir statusuma kament olaraq yapdıqları qatqılardır. Qonu haqqında çox qapsamlı vә dәyәrli vә yeniliklәr içәrәn tәsbit vә düşüncәlәr daşıdıqlarından bunların qamuca oxunmasının olduqca yararlı olacağını düşündüm. Bu üzdәn dә sözü edilәn kamentlәri birlәşdirәrәk ayrı bir yazı biçimindә sәfhәmdә paylaşmaq istәdim.
Mehran Baharlı:
Türkiyәnin olqunlaşan ortadoğu dış siyasәti, er gec İran vә Güney Azәrbaycan qonusunda da özünü göstәrәcәk vә bu devlәt Fars kökdәndinçi ırqçı İran devlәti yox, Güney Azәrbaycan vә Türk xalqının yanında yer alacaqdır. Buna daha erkәn әrişәbilmәk üçün biz, Türkiyәnin indiki İran vә Güney Azәrbaycan siyasәtini daha yüksәk sәslә, daha sıx vә sürәkli olaraq әlәşdirmәliyik.
Bulent Yilmaz:
Türkiyenin meseleye bakişinin farkli boyutlari var. Öncelikle Türk kamuoyu iranda bir Türk halki olduğunu dahi bilmiyor. bunun sebebi ise irandaki Türklerin maruz kaldiklari politikalara karşi seslerini dünya kamuoyunun ilgisini Çekecek şekilde direnç göstermemeleridir. Yani ağlamayinca nasil bir çocuğa meme verilmiyorsa bir 30 milyonluk bir halk da şikayetini, Üzerindeki asimilasyon politikasina karşi ayağa kalkişini yüksek sesle gerekirse can vererek dile getirmesi gerekir. bu konuda yapilanlar ve Ödenmis bedeller varsa bile Türk kamuoyuna Ulasan Görüntüler yok. Irandaki Türklerin büyük kisminda iran politikalarini benimser bir yaklaşim söz konusudur. internette taniştiğim ve objektif şekilde sohbet ettiğim Türkleri Özellikle konuşturuyorum ki gerçekte ne düsündüklerini anlayabileyim. bu nedenle bazen pan Türkist politikalari hafifce elestiriyorum ki gercek düsünceleri ortaya Çiksin. bu Şekilde serbeti verince inanilmaz bir mankurtlasma olduğu anlaşiliyor. Kendisine Türk diyenlere karşi nasil sinsice bir Öfke nobeti geçirdiklerini gördükce farslarin işini ne derece iyi becerdiğini görüyor ve kahroluyorum. adam iran Türku ama "eger iran Türklere Türkçe eğituim verirse araplar lurlar kasgaylar Türkmenler beluçiler gibi diger Türk soylu halklar ve milletler hepsi ister ve ortada iran kalmaz" diyor. iranin derdi bu arkadasa kalmis.
ikincisi iran Türkiyenin enerji arzinda Önemli bri kaynaktir. rusyaya olan bağimlilik iran gaziyla asilmaya Çalişiliyor. bu ihtiyac o kadar barizdir ki amerika bile Türkiyeye Çikip bir Şey diyemiyor Çunku anlayisla karşilamak zorunda. Türkiyenin iranla arasinina açilmasi enerji darboğazina girmesi demektir. bu açiği kapatabilecegi çok fazla seçeneği yok. Kuzey irakla bu nedenle ilişkilerini iyileştirmeye çalişiyor çunku bolgedeki büyük rezervlerden yararlanarak bu bağimliliğini azaltmaya Çaloşiyor.
Üçüncü sebep kürt sorunudur. Türkiye PKK ile mücadele ederken PJAK ile savaşan iranla koordineli Çalişyor. Örgütün kontrol edilebilmesi için iranin kendi topraklarinda PKK ya Göz yummamasi lazim. Yillarca iran kendi sinir boylarinda PKK ya goz yummuştu. Artik PJAK in saldirilariyla sorunun kendisine de Uzandigini gördüğü için uyumlu Çalişiliyor. Iranla bozulacak bir ilişki bu işbirliğini de bozabilir.
bunun yaninda iran gelisen ekonomisi ve alim gücüyle Türk sanayisi ve hammaddesi için iyi bir pazardir. Şu an icin 10 milyar dolar civari olan ticaret hacmi 30 milyar dolara Çikartilmak isteniyor ve mevcut durumda iran lehine olan ticaret dengesi lehimize donuşturulmek isteniyor. Petrol ve doğalgaz nedeniyle arada dengesizlik var Çunku.
butun bunlara karşin eğer irandaki Türkler ses getirecek eylemler ile büyük bir başkaldiri yaparsa Türk kamuoynu buna sessiz kalamaz. ancak yüzyillardir savaşmadiğimiz irana karşi bir operasyon yapilamaz. Türkiye meseleyi dünya kamuoyuna taşimak dişinda Çok büyük adimlar atmaz. Tabi Türkiyedeki kürtlerin otuz senedir yuruttuğu çok uzun ve kanli bir mücadele gğze alinabilirse iran bunun altindan kalkamaz. böyle bir kanli süreci başlatabilmek ve iran Türklüğünü mücadeleye kanalize edebilmek için iki seçenek var. Ya PKK nin yaptiği gibi silahli mücadele hem devletin silahli güçlerine hem de içerideki fars yanlilarina yönelecek. yillar süren kanli çatismalar sonucunda ailesinden evlatlarini yitiren kişiler iran devletine karşi iyice düsmanlik besleyecek. Yillar sonra şiddet karşi Şiddeti doğuracak ve Türk halki irana karşi iyice tavir alacak. Irandaki Türklerin büyük kismi Ölen genclerinin milli dava icin olduğunu anlayip irana karşi çiktiğinda iran çöker. 2. yol ise silahli mücadeleye girmeden Öncelikle halkin içinde Türklük bilincini artiracak sosyo kulturel Çalişmalar yapmaktir. bu Çalişmalar belli bir seviyeye gelip halkin desteği alindiginda iranda siyasal dönüşümler için barişçil mücadele verilebilir. ancak bu yolun sakincasi eğer kisa vadede sonuc alinmazsa siradan halk kitleleri umutsuizluga kapilip fars tezlerine dönüş yapabilir. Unutmayalim ki halkin kahramanlara ihtiyaclari vardir. ve iran Türklüğü kendi kahramanlarini gerekirse Ölüm pahasina Çikartmak zorundadir.
iran Türklüğü yüzyil Önce Settar Hanin tahranda Ermeni polis sefi tarafindan nasil Şehit edildiğini ve bugun karabağda ermenilere destek veren iranin Şiilik Üzerinden din mezhep kardeşliğiyle Türkleri kontrol ettiğini artik anlamasi lazim. iranda atan her Türk yüreği bağimsizlik için atmalidir. farslarla evlilikler derehal sonlandirilmalidir. bu ortak evliliklerden doğan Çocuklar bağimsizlik düsüncemize en büyük direnişi gösteren kitleler oluyor. nasil ki bir evlat Anne babasinin ayrilmasini istemezse bu melez Çocuklarda iranla Azerbaycanin ayrılmaması için bizzat içimizde casit gibi Çalişiyor. Türk kızları ve Erkekleri birbirleriyle evlenmelidir. Bu milli davaya hizmet eden herkes karma evliliklere Çok büyük direnc göstermelidir. kızlarımız ve Uşaklarimizla konuşup Azerbaycan Türkleri içinden evlenmelerini sağlamaliyiz. bu evliliklerden doğan Çocuklar Öncelikle Anadillerini Çok iyi Ögrenmelidirler. her Türk Çocukalrini dede korkuttan baslayarak Türk eserlerini okutmalidir. latin alfabesi evde mutlaka Öğretilmelidir. bu eğitimi veremeyen ailelere her Türk genci gidip onlarin Çocuklarina dilimizi kulturumuzu ve latin alfabesini Öğretmeli ki iletisim kurabilelim.
Rasim Sağlam:
Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında http://tr.wikipedia.org/wiki/Nuri_Killigil gibi güney azarbeycan + Kuzey azarbeycanında içinde olduğu devleti hesap eden topluluk az değildi. Yunan savasında Avrupaya karşı destek ...olmak anlamında Rusya yı taraf seçmek yardım alabilmek gerekiyordu bu siyasetin sonunda bu meseleye uzak kalmak zorunda kalındı ama . Nuri paşa gib bir çok kişi ölene dek bunu savundu.
Günümüze gelince ;
1 - Benim fikrimce önce Güney Azerbaycan kendi içinde birlik olmalı her yerde özlüğünü korumalı Asimilasyona direnmek ve dünya gündemine gelebilmek için her ülkede en az yılda bir gün Güney azarbeycanlıların günü olmalı v...e bu sorun işlenmeli.( Bunu şu nedenle söylüyorum Mehran bey size ulaştığım insanlarda ben bir birlik göremiyorum dinci Türkleri saymıyorum zaten , biraz Güney Azerbaycan Milli Hareketi var Daha çok kucaklayacı bir yapı lazm)
2- İran içinde diğer Türk gruplar ve diğer ezilen diğer gruplarla (kürt ve diğer) her türlü probleme rağmen ortak bir platformdan vazgeçilmemeli problemler ilerde konuşulmak anlaşılmak üzere dondurulmalı.
3-Sizi en iyi anlayanların öncelikli Azarbeycan Cumhuriyeti olması lazım ordaki hükümetinin de reddemeyeceği kadar bir kamuoyu öncelikle orda oluşturmak gerekir.Ne kadar istediğiniz gibi olmasada size göre bağımsız rejim.Gereksi yere o yönetimide beğenmediğiniz yönleri olsada her platformda yermek mantıksız bazılarınız öyle davranıyor.
4-Türkiye konusuna gelince Türkiyede bir size karşı uyanışın olabilmesi için .Sizin öncelikle tanınmanız lazım. Sizi en çok Türkiyede tanıtacak ilk kuvvet Azarbeycan Cumhuriyeti tüm fertleri ; Türkiyedeki Azarbeycan kökenli tüm kitle (özel...likler caferilerde birlikte) ; Türkiyedeki milliyetçi gruplar ve qızılbaş kitle bunlar üzerinde çalışırsanız bir kamuoyu oluşur. Şimdiye kadar böyle bir şey yeterli değil.Burdaki dediğim grupları hassaiyetleri ile kendilerinize çekebilirsiniz.Konserlerle ; Toplantılarla özellikle en etkili olanı söyleyeyim Yurt dışındaki Türkiye vatandaşları ile kurduğunuz insani sosyal münasebetler sizi daha çok iyi tanıtıyor.ABD dedekiler özlellikle .Ama Avrupa nezninde bu iyi işlemiyor ben Avrupda en az 5 milyon insanımız var bir gün ağızlarından Güney Azarbeycanla ilgili bir şey duymadım. Ama Amerikadakilerden duydum.
Labels:
destek,
Dil,
Güney Azerbaycan,
Güney Azərbaycan,
iran,
PJAK,
PKK,
siyaset,
tarih,
tarix,
Türk,
Türkçe,
Türkiye,
Türkiyə,
Ulus,
xalq
Thursday, May 26, 2011
Doktor Cavad Hey`әt 86 Yaşındadır
Sayqı vә vican borcu: Doktor Cavad Hey`әt 86 yaşındadır
Mehran Baharlı
Bu yazı TRT Türki düşәrgәsindә yayınlanmışdır:
http://tinyurl.com/3dnm3g6
İran vә Güney Azәrbaycanda modern anlamda Türk milli şuurunun oluşması, Mәşrutә Hәrәkәti vә Âzâdistan olayı ilә iligili olmayıp, bunlarla başlamamışdır. Bu hәrәkәtlәrin hәr ikisi dә İran mәrkәzli hәrәkәtlәr idilәr v heç biri Türk`ü millәt vә Azәrbaycan`ı vәtәn olaraq tәmәl almamışdı. İran vә Güney Azәrbaycanda modern Türklük milli bilinclәnmәnin ilk aşaması, M. Ә. Rәsulzadә`nin 1911 ilindә “İran Türklәri” kitabını yayınlaması ilә başlamışdır. Ardında “İttihâd vә Tәrәqqi” vә “İttihâd-i İslam”ın Güney Azәrbaycanda etginliklәrinin yanqıları vә İran-Güney Azәrbaycanda modern Türkçülüyün atası olan Tağı Rәf`әt`in ortaya çıxması ilә davam edip, bәlli ölçüdә kitlәsәllәşmişdir. Yeni oluşmaqda olan Türk milli bilinclәnmәsi Sovyetlәrin ortaya çıxışı ilә vә bu devlәtin Türk milli kimliyini danaraq vә torpağı tәmәl alaraq oluşdurduğu Kilasik Azәrbaycançılıq ideolojisi sarısından qısa sürәdә sıxışdırılmış vә yeyinliklә sönmәyә üz tutmuşdur. İkinci dünya savaşı sonrası S. C. Pişәvәri`nin öndәrliyindә qurulan “Azәrbaycan Milli Hökümәti” yıxılınca, Türk milli bilincinin gәlişim vә evrimi dә bütünüylә durma nöqtәsinә gәlmişdir. Ondan sonra arada 35 illik uzun bir sәssizlik vә qopma dönәmi yaşanmışdır. İran vә Güney Azәrbaycanda Türk milli bilincinin ikinci aşaması vә ya dirçәlmәsi 1979da Varlıq Dәrgisinin yayınlanması ilә başlamışdır. Bu târixi olay vә dönәmәc, özәlliklә Doktor Cavad Hey`әt, Doktor Hәmid Nutqi vә Doktor Әli Kәmali`nin adlarıyla bağlıdır. Varlıq`ın ortaya çıxmasıyla Güney Azәrbaycan vә İranda Türk milli bilinci sağlam tәmәllәr üzәrindә yüksәlәrәk dәrinlәmәsinә kök salmış, târixdә bәnzәri görülmәmiş vә geri dönülmәz bir biçimdә kitlәsәllәşmişdir.
Bugün mәn sayqı vә vicdan borcu ilә bağlı olduğum Varlıq ekipindәn böyük bir insan, Doktor Cavad Hey`әt vә әsәrlәrini tәqdirlә anmaqdayam. Târixi şәxsiyәtlәrin dәyәrlәndirilmәsi, etdiklәrindәn daha çox, onların etgilәri tәmәlindә yapılmalıdır. Bugün İranda Türk xalqının özünә qayıdış sürәcindә yapılan hәr şeydә Doktor Hey`әt`in izini görmәk mümkündür. Yeni Türk vә Azәrbaycan târixinin son dönәmi onun adı ilә ayrılmaz bir biçimdә bağlıdır. Doktor Cavad Hey`әt`in bir bilim adamının titizliyi ilә yazmış olduğu sağlam yazıları, yaxın târiximizdә başqa kimsәnin yapamadığı ölçüdә Türk xalqının özünü necә idrâk etmәsini etgilәmiş vә ona biçim vermişdir. Onun da ötәsindә, bu alçaq könüllü yazılar, İran vә Güney Azәrbaycanda Türk kimliyinin yaşadılmasını güvәncә altına almışdır. Doktor Cavad Hey`әt`in yazdığı mәqâlә vә kitablar, yalnız incәlәdiyi qonuları әlә alan birәr araşdırma mәqâlәsi vә ya kitabı deyildir. Bunlar Türk xalqı vә Azәrbaycan`ın kimliyi, әdәbiyatı vә mirâsı ilә ilgili bir biriylә bağlantılı qocaman bir dizinin parçalarıdır. Bunlar birәr anımsatmadır, birәr yolçuluqdur, birәr savunma vә e`tirazdır. Doktor Cavad Hey`әt`in Varlıq Dәrgisi-qurumunu sorumluluqla yaradıp ayaqda tutabilmәsi isә, uzaq görәnli bir vizyonun dәhâsıdır. O, qurduğu Varlıq Dәrgisi vә çox yönlü qәlәmi ilә İranda yaşayan Türk xalqına milli bir gәlәcәyin tәmәllәrini atmanı başarmış, bu ölkәdә köklәri qurutulmaq istәnәn әski Türk dili vә varlı kültürünün xalq vә aydın kitlәlәri arasına qayıtması vә yayqınlaşmasına nәdәn olmuşdur. Doktor Hey`әt`in gündәlik qısır siyâsi polemiklәrә girmәdәn, qarınca kimi işlәmәsi, insanlarda Türk dili vә kültürünә qocaman bir ilgi vә çәkimin yaranmasına nәdәn olmuşdur.
Böyük insanların davranış vә eylәmlәri gәnәldә bilincli vә istәnilәn amaclara yönәlik olar. Ancaq ortaya çıxan sonuclar, hәmişә bu amacların doğrultusunda olmayabilir. Buradakı istisna, Doktor Cavad Hey`әt kimi dâhilәrin yapdıqlarıdır. O istәdiyini bilmiş vә bildiyini yapmışdır, yapamayacağını da istәmәmişdir, aşırılığa heç qaçmamışdır. Doktor Cavad Hey`әt`in yapdıqlarını boşluqda deyil, mәtndә oxumaq gәrәkir. O heç bir vaxt açıqca ucuz siyâsәtә qatılmadı. Buna qarşın bir çox Türk vә Azәrbaycanlı siyâsi vә tәşkilatın son yüz il İran`ında başaramadığı işlәri tәk başına başarabildi. O Türk`ün milli kimlik vә Azәrbaycan`ın mәdәni varlığı sağlam tәmәllәr üzәrindә dikkәlmәdikcә siyâsi alanda öz xalqı vә yurdunu qurtaramayacağına inanaraq, әn doğru mucadilә yolunu seçdi. O, bilincli olaraq Türk xalqına solunum (nәfәs) yolu açmaya, onu dışarıya çıxartmaqla uğraşmış, yaşamaq üçün bir ortam yaratmaya çalışmış vә bu mucadilәni dә ruh gücü vә çәlik bir irâdә ilә başarılı sonuca vardırmışdır. Bu, yaxın târiximizdә tayı görülmәmiş bir olaydır. O bir düşünür olaraq, çoxlarına umudsuz gözükәn bir ortamda yeni bir savaşım başlatmış vә onu da başarıyla utquya aparmışdır. Doktor Cavad Hey`әt İranda aşağılanmış, dili vә kimliyi әlindәn alınmış Türk xalqının târixindә yeni bir dönәm açmaq üçün mucadilәyә atılmışdır. Doktor Cavad Hey`әt`dә şaşırdıcı başqa yönlәr dә vardır. Modern bir milli varlıq olabilmәsi üçün, uyduruq tәmәllәr üzәrinә qurulmuş vә Türk xalqının gәrçәk bir millәt olaraq gәlişmәsini әngәllәyәn Azәri vә Azәrbaycanca kimi kimliklәrin, habelә geçmişdәn qalan bir sıra zәrәrli siyâsi gәlәnәklәrin qaldırılması ya da әn azı qıraqlanması (marjinaşdırılması) gәrәkirdi. Doktor Cavad Hey`әt, yılmaq vә qorxmaq bilmәyәn bir yaradıcılıqla yaxın târiximizdә heç kimsәnin gәrçәklәşdirәmәdiyi bu idealları gәrçәklәşdirmәni dә başarmışdır.
Doktor Cavad Hey`әt eşsiz kişiliyi ilә bütün insanların sayqısını qazanan, ciddiyәti ilә hamını özünә inandıran, gәlәcәk quşaqlar üçün sağlam tәmәllәr atmağa uğraşan bir millәt yaradıcısı vә olqun vә kamala yetişmiş zәkası ilә millәtinin ortasında yaşayan bir bilgәdir. O İran vә Güney Azәrbaycanda yaşayan Türk xalqına Türk olduğundan, târixindәn vә dilindәn dolayı özünә güvәnmә vә dayanma duyqusunu aşıladı. Bu üzdәn dә yeni Türk gәncliyi, Doktor Cavad Hey`әt`in әsәrlәrinә vә mucadilәsinә heyrandır. Çünkü onda öz kimliyi vә özgürlüyünü sevәn, bütün xalqlar üçün sәmbol olaraq qalacaq güclü bir kişiliyi görmәkdәdir. Mәnim üçün isә Doktor Hey`әt, sorumluluq duyqusu vә mәdәni cәsarәt ilә durmadan çalışan, әsin qaynağı vә örnәk olan, mәdәni çalışmalar vә sürәkliliyin önәmini göstәrәn, öz millәti vә insanlıq âlәminә bәslәdiyi sevgi ilә bir dâhinin nәlәr yaradabilәcәyini hәyәcanlı bir sәhnәdә seyr etdirәn ulu bir insandır. Onu işi, mәnim Türk ayrıcalığını anlama vә yazmaya başlamamda önәmli rol oynamışdır. Doktor Cavad Hey`әt uşaqkәn mәnim qәhrәmanlarım arasındaydı. Mәn bugün dә onun heyranları arasında bulunmaya davam edirәm.
Mehran Baharlı
Bu yazı TRT Türki düşәrgәsindә yayınlanmışdır:
http://tinyurl.com/3dnm3g6
İran vә Güney Azәrbaycanda modern anlamda Türk milli şuurunun oluşması, Mәşrutә Hәrәkәti vә Âzâdistan olayı ilә iligili olmayıp, bunlarla başlamamışdır. Bu hәrәkәtlәrin hәr ikisi dә İran mәrkәzli hәrәkәtlәr idilәr v heç biri Türk`ü millәt vә Azәrbaycan`ı vәtәn olaraq tәmәl almamışdı. İran vә Güney Azәrbaycanda modern Türklük milli bilinclәnmәnin ilk aşaması, M. Ә. Rәsulzadә`nin 1911 ilindә “İran Türklәri” kitabını yayınlaması ilә başlamışdır. Ardında “İttihâd vә Tәrәqqi” vә “İttihâd-i İslam”ın Güney Azәrbaycanda etginliklәrinin yanqıları vә İran-Güney Azәrbaycanda modern Türkçülüyün atası olan Tağı Rәf`әt`in ortaya çıxması ilә davam edip, bәlli ölçüdә kitlәsәllәşmişdir. Yeni oluşmaqda olan Türk milli bilinclәnmәsi Sovyetlәrin ortaya çıxışı ilә vә bu devlәtin Türk milli kimliyini danaraq vә torpağı tәmәl alaraq oluşdurduğu Kilasik Azәrbaycançılıq ideolojisi sarısından qısa sürәdә sıxışdırılmış vә yeyinliklә sönmәyә üz tutmuşdur. İkinci dünya savaşı sonrası S. C. Pişәvәri`nin öndәrliyindә qurulan “Azәrbaycan Milli Hökümәti” yıxılınca, Türk milli bilincinin gәlişim vә evrimi dә bütünüylә durma nöqtәsinә gәlmişdir. Ondan sonra arada 35 illik uzun bir sәssizlik vә qopma dönәmi yaşanmışdır. İran vә Güney Azәrbaycanda Türk milli bilincinin ikinci aşaması vә ya dirçәlmәsi 1979da Varlıq Dәrgisinin yayınlanması ilә başlamışdır. Bu târixi olay vә dönәmәc, özәlliklә Doktor Cavad Hey`әt, Doktor Hәmid Nutqi vә Doktor Әli Kәmali`nin adlarıyla bağlıdır. Varlıq`ın ortaya çıxmasıyla Güney Azәrbaycan vә İranda Türk milli bilinci sağlam tәmәllәr üzәrindә yüksәlәrәk dәrinlәmәsinә kök salmış, târixdә bәnzәri görülmәmiş vә geri dönülmәz bir biçimdә kitlәsәllәşmişdir.
Bugün mәn sayqı vә vicdan borcu ilә bağlı olduğum Varlıq ekipindәn böyük bir insan, Doktor Cavad Hey`әt vә әsәrlәrini tәqdirlә anmaqdayam. Târixi şәxsiyәtlәrin dәyәrlәndirilmәsi, etdiklәrindәn daha çox, onların etgilәri tәmәlindә yapılmalıdır. Bugün İranda Türk xalqının özünә qayıdış sürәcindә yapılan hәr şeydә Doktor Hey`әt`in izini görmәk mümkündür. Yeni Türk vә Azәrbaycan târixinin son dönәmi onun adı ilә ayrılmaz bir biçimdә bağlıdır. Doktor Cavad Hey`әt`in bir bilim adamının titizliyi ilә yazmış olduğu sağlam yazıları, yaxın târiximizdә başqa kimsәnin yapamadığı ölçüdә Türk xalqının özünü necә idrâk etmәsini etgilәmiş vә ona biçim vermişdir. Onun da ötәsindә, bu alçaq könüllü yazılar, İran vә Güney Azәrbaycanda Türk kimliyinin yaşadılmasını güvәncә altına almışdır. Doktor Cavad Hey`әt`in yazdığı mәqâlә vә kitablar, yalnız incәlәdiyi qonuları әlә alan birәr araşdırma mәqâlәsi vә ya kitabı deyildir. Bunlar Türk xalqı vә Azәrbaycan`ın kimliyi, әdәbiyatı vә mirâsı ilә ilgili bir biriylә bağlantılı qocaman bir dizinin parçalarıdır. Bunlar birәr anımsatmadır, birәr yolçuluqdur, birәr savunma vә e`tirazdır. Doktor Cavad Hey`әt`in Varlıq Dәrgisi-qurumunu sorumluluqla yaradıp ayaqda tutabilmәsi isә, uzaq görәnli bir vizyonun dәhâsıdır. O, qurduğu Varlıq Dәrgisi vә çox yönlü qәlәmi ilә İranda yaşayan Türk xalqına milli bir gәlәcәyin tәmәllәrini atmanı başarmış, bu ölkәdә köklәri qurutulmaq istәnәn әski Türk dili vә varlı kültürünün xalq vә aydın kitlәlәri arasına qayıtması vә yayqınlaşmasına nәdәn olmuşdur. Doktor Hey`әt`in gündәlik qısır siyâsi polemiklәrә girmәdәn, qarınca kimi işlәmәsi, insanlarda Türk dili vә kültürünә qocaman bir ilgi vә çәkimin yaranmasına nәdәn olmuşdur.
Böyük insanların davranış vә eylәmlәri gәnәldә bilincli vә istәnilәn amaclara yönәlik olar. Ancaq ortaya çıxan sonuclar, hәmişә bu amacların doğrultusunda olmayabilir. Buradakı istisna, Doktor Cavad Hey`әt kimi dâhilәrin yapdıqlarıdır. O istәdiyini bilmiş vә bildiyini yapmışdır, yapamayacağını da istәmәmişdir, aşırılığa heç qaçmamışdır. Doktor Cavad Hey`әt`in yapdıqlarını boşluqda deyil, mәtndә oxumaq gәrәkir. O heç bir vaxt açıqca ucuz siyâsәtә qatılmadı. Buna qarşın bir çox Türk vә Azәrbaycanlı siyâsi vә tәşkilatın son yüz il İran`ında başaramadığı işlәri tәk başına başarabildi. O Türk`ün milli kimlik vә Azәrbaycan`ın mәdәni varlığı sağlam tәmәllәr üzәrindә dikkәlmәdikcә siyâsi alanda öz xalqı vә yurdunu qurtaramayacağına inanaraq, әn doğru mucadilә yolunu seçdi. O, bilincli olaraq Türk xalqına solunum (nәfәs) yolu açmaya, onu dışarıya çıxartmaqla uğraşmış, yaşamaq üçün bir ortam yaratmaya çalışmış vә bu mucadilәni dә ruh gücü vә çәlik bir irâdә ilә başarılı sonuca vardırmışdır. Bu, yaxın târiximizdә tayı görülmәmiş bir olaydır. O bir düşünür olaraq, çoxlarına umudsuz gözükәn bir ortamda yeni bir savaşım başlatmış vә onu da başarıyla utquya aparmışdır. Doktor Cavad Hey`әt İranda aşağılanmış, dili vә kimliyi әlindәn alınmış Türk xalqının târixindә yeni bir dönәm açmaq üçün mucadilәyә atılmışdır. Doktor Cavad Hey`әt`dә şaşırdıcı başqa yönlәr dә vardır. Modern bir milli varlıq olabilmәsi üçün, uyduruq tәmәllәr üzәrinә qurulmuş vә Türk xalqının gәrçәk bir millәt olaraq gәlişmәsini әngәllәyәn Azәri vә Azәrbaycanca kimi kimliklәrin, habelә geçmişdәn qalan bir sıra zәrәrli siyâsi gәlәnәklәrin qaldırılması ya da әn azı qıraqlanması (marjinaşdırılması) gәrәkirdi. Doktor Cavad Hey`әt, yılmaq vә qorxmaq bilmәyәn bir yaradıcılıqla yaxın târiximizdә heç kimsәnin gәrçәklәşdirәmәdiyi bu idealları gәrçәklәşdirmәni dә başarmışdır.
Doktor Cavad Hey`әt eşsiz kişiliyi ilә bütün insanların sayqısını qazanan, ciddiyәti ilә hamını özünә inandıran, gәlәcәk quşaqlar üçün sağlam tәmәllәr atmağa uğraşan bir millәt yaradıcısı vә olqun vә kamala yetişmiş zәkası ilә millәtinin ortasında yaşayan bir bilgәdir. O İran vә Güney Azәrbaycanda yaşayan Türk xalqına Türk olduğundan, târixindәn vә dilindәn dolayı özünә güvәnmә vә dayanma duyqusunu aşıladı. Bu üzdәn dә yeni Türk gәncliyi, Doktor Cavad Hey`әt`in әsәrlәrinә vә mucadilәsinә heyrandır. Çünkü onda öz kimliyi vә özgürlüyünü sevәn, bütün xalqlar üçün sәmbol olaraq qalacaq güclü bir kişiliyi görmәkdәdir. Mәnim üçün isә Doktor Hey`әt, sorumluluq duyqusu vә mәdәni cәsarәt ilә durmadan çalışan, әsin qaynağı vә örnәk olan, mәdәni çalışmalar vә sürәkliliyin önәmini göstәrәn, öz millәti vә insanlıq âlәminә bәslәdiyi sevgi ilә bir dâhinin nәlәr yaradabilәcәyini hәyәcanlı bir sәhnәdә seyr etdirәn ulu bir insandır. Onu işi, mәnim Türk ayrıcalığını anlama vә yazmaya başlamamda önәmli rol oynamışdır. Doktor Cavad Hey`әt uşaqkәn mәnim qәhrәmanlarım arasındaydı. Mәn bugün dә onun heyranları arasında bulunmaya davam edirәm.
Labels:
Azerbaycan,
Azeri,
Azəri,
Cavad Heyәt,
Dərgi,
Dil,
Güney Azərbaycan,
iran,
Milli,
Rəsulzadə,
siyasәt,
tarix,
Türk,
Varlıq,
Vətən
Sunday, April 24, 2011
Və Şeirlər Azərbaycanlaşacaq: Balaş Azəroğlunun Vəfatı Münasibətiylə
Son vaxtlarda acı xəbər eşitmədiyim günüm yox. Sevinc tək -tək gəlirsə də, kədərlər, dərdlər və ezablar ton-ton gəlir. Kədərlər gəlməyə başlarsa arxası kəsilmir.Bugün də, günə Balaş Azəroğlunun ölüm xəbərinin üzüntüsü ve sarsıntısıyla başladıq.
Balaş Azəroğlunun eərləriylə uşaqlşqda tanış oldum. Balaş Azəroğlunun eərləriylə ilk tanışlığım, Yehya Şeyda tərəfindən yayına hazırlanan ` Savalan Nəğmələri` kitabiyla mümkün oldu. ` Savalan Nəğmələri` Balaş Azəroğlunun əsərlərinin içindən seçilmiş bir səbəd gül kimi gəldi mənə. Kitab incə ve orda yayınlanan şeirlərin sayısı az olsa da günlərcə və aylarca oxudum . Elə ki, bəzi şeirlerini əzbərləmişdim.
O kiabı oxuduqdan sonra, Balaş Azəroğlunun hayatı ve Şerləriyle daha yaxından tanış olmaya qərar verdim. Çox tez anladım ki, Balaşın hayat hikayəsi Güney Azərbaycanın 20-nci esrinin hikayəsindən fərqli bir şey deyil. Balaş Azəroğlunun yaşadığı dərbedərlik, sürgün, yoxsulluq, təhqir və bütün bu çətinliklərə baxmayaraq dim-dik ayaqda durması ve ölüm anına qədər qəlbindəki Güney Azərbaycan atəşinin sönməzliyi, bizlər üçün yanmış , kül olmuş və öz doğma kənd və şəhərlərindən qoparılan ve yad küləklərin rəhmsiz caynaqlarında sovrulmaları istənilən qəhraman ve mühtəşəm nəslin hayat hikayəsidir.
Bizlər, o nəslin yaşadığı çox yönlü ezab, təhqir, ölüm və qaranlıq günləri yaxşı bilmirik. Onların çoxu Pəhləvi xanədanının qanlı süngünləriyle parçalandılar. Onların çoxu Totalitar İstalinist rejimin öldürücü caynaqlarında sovruldular, dəli oldular, açlıkdan küçə başında öldülər, KGB türmelərində yox oldular, Şah Pehləvinin dar ağacına asıldılar, Xumeyi rejiminin qanlı pəncələrində pərpər oldular. Onları İstalin, Şah Pəhləvi ve Xumeyni rejimləri qıyım-qıyım doğrarkən, bizlər xəbərsiz ve sessizdik. Onlar, qıyım-qıyım doğranırkən bizlərə ` hoş-hoş Pişəvəri-engi boş Pişeveri` nağaratını oxudurdular. Qan qoxusuyla var olan quzqunlar Azərbaycanın əfsanə nəslini yox edib ve sonrada onların cənazələri üstündə şadlıq bəzmi qururdular.
Onları öldürüb, cənazələrində şadlıq edən kaftarlar “ casus Pişəvəri”, “ xain demokrat firqəsi”” ve “ Azərbaycan düşməni Pişəvəri” kimi zəhərli sözləri də bizim beynimizdə yerləşdirirdilər.Onları fiziki olaraq yox eden ırqçı qaranlıq əllər, bizi də mənəvi olaraq yox edirdilər. Onların haqqında yalanlar diyərək keçmişimizi oğurlayırdılar, hafizəmizi/yaddaşımızı oğurlayırdılar, tariximizi oğurlayırdılar. Bizim keçmişimizi, tarximizi oğurulayaraq mənəviyatımızı oğurlayırdılar, məneviyatımızı oğurlayraq bizi “zibilə”, “tofalyə” ve “aşqala” çevirmək isteyirdilər. Bizim mənəviyatımızı qəsb edərək isteyirdilər ki, Farsların qapsınıa gedək və hamının eşidəbiləcəyi uca səslə “ mən Türk deyiləm Azəriyəm” çirkəfini bağıraq. Bizim mühtəşəm nesli yox ederek bizləri “köpəkləşdirərək” Farsların rahat yaşabilmələri üçün “İranın bütün sərhədlərini qoruyan qapı qulu” kimi yetişdirmək isteyirdilər.
Kaftarlar Azərbaycan muasir tarixinin mühtəşəm nəslini fiziki olaraq yox etsələr də, mənəvi olaraq yox edəbilmədilər. Onların maddi bədənlərini məhv ettilər , ancaq onların ruhlarını, ideallarını və hədəflərini öldürəbilmədilər.Düşmənler, onların Milli Hökümət adiyla tikdikləri şanlı evin dam-duvarın yıxdılarsa da, ancaq, o evin qəlbində gür-gür yanan isti ocağı söndürəbilmədilər. Zehtabilər, Əli Təbrizlilər, Səhəndlər ve Bulut Qaraçörlülər kimi ədəbiyat abidələrimiz o qanlı atəşi qordular, o qanlı ocağın atəşinin sönməsinə izin vermədilər. O qanlı ocağın atəşı böyüdü ve Babək qalasının zirvəsinə çıxdı. O atəş Xordad (May2006) hadisələrində Güney Azerbnaycanın bütün şəhərlərində ırqçı rejimi titrətti. O atəş Urmiye Gölünün qorunmasında Təbrizin mərkəzində yenidən əllərdə, dodaqlarda və ürəklərdə gəzdi.
Balaş Azəroğlu öz şəxsi hayatindakı xətası ve səvabiyla, yanmış ve kül olmuş nəslin qalanlarından biriydi. Onun əsərlərinde Güney Azərbaycan hər zaman var oldu. Onun əsərlərinde Azərbaycan insanının yaşadığı bütün çətinliklər öz əksini tapdı. Balaş Azəroğlu Güney Azərbaycanın `dilsizliyindən` danışdığı qədər onun yoxsulluğundan ve yağmalanmasından da danışırdı.Balaş Azəroğlu mənim gözümde fəqət bir şair deyil. O, mənim gözümdə mühtəşəm bir nəslinin son təmsilçilərindən sayılırdı. O, indi Seyid Cəfər Pişəvərinin yanına getti. O getti, ancaq qelbindeki yanan Güney Azərbaycan atəşi hələ də alovlanır.
Güney Azerbaycan ateşi indi Azerbaycan gənclərinin ellerində, gözlərində və qəlblərində alovlanır. Ellərdəki milyonlarca ateş onu gösterir ki, Məşrutiyetden günümüzə qəder çəkilən ezablar ve tökülən qanlar bihude deyilmş. Görünən o ki, Azərbaycan günəş kimi yenidən doğulacaq. Azərbaycan günəş kimi yenidən doğulduğunda Settar Xan, Baqir xan, Şeyx Mohəmməd Xiyabani ve Pişeveriler de yenidən doğulacaq. Toprağını, tarixini, mənəviyatını və qəsb edilən iradəsini geri alan Azərbaycan şeirləşəcək. Xalqımız milli qurutuluşunu əldə ettiyində Azərbaycan şeər olacaq ve bütün şeirlər də Azərbaycanlaşacaq. O zaman Azerbaycan poeziyasi kələmənin sehriylə oğurlanmış mənəviyatımızı yenidən var edəcək. O gün Balaş Azəroğlular da yanımızda olacaq.
Arif Kəskin Ankara
24.04.2011
Balaş Azəroğlunun eərləriylə uşaqlşqda tanış oldum. Balaş Azəroğlunun eərləriylə ilk tanışlığım, Yehya Şeyda tərəfindən yayına hazırlanan ` Savalan Nəğmələri` kitabiyla mümkün oldu. ` Savalan Nəğmələri` Balaş Azəroğlunun əsərlərinin içindən seçilmiş bir səbəd gül kimi gəldi mənə. Kitab incə ve orda yayınlanan şeirlərin sayısı az olsa da günlərcə və aylarca oxudum . Elə ki, bəzi şeirlerini əzbərləmişdim.
O kiabı oxuduqdan sonra, Balaş Azəroğlunun hayatı ve Şerləriyle daha yaxından tanış olmaya qərar verdim. Çox tez anladım ki, Balaşın hayat hikayəsi Güney Azərbaycanın 20-nci esrinin hikayəsindən fərqli bir şey deyil. Balaş Azəroğlunun yaşadığı dərbedərlik, sürgün, yoxsulluq, təhqir və bütün bu çətinliklərə baxmayaraq dim-dik ayaqda durması ve ölüm anına qədər qəlbindəki Güney Azərbaycan atəşinin sönməzliyi, bizlər üçün yanmış , kül olmuş və öz doğma kənd və şəhərlərindən qoparılan ve yad küləklərin rəhmsiz caynaqlarında sovrulmaları istənilən qəhraman ve mühtəşəm nəslin hayat hikayəsidir.
Bizlər, o nəslin yaşadığı çox yönlü ezab, təhqir, ölüm və qaranlıq günləri yaxşı bilmirik. Onların çoxu Pəhləvi xanədanının qanlı süngünləriyle parçalandılar. Onların çoxu Totalitar İstalinist rejimin öldürücü caynaqlarında sovruldular, dəli oldular, açlıkdan küçə başında öldülər, KGB türmelərində yox oldular, Şah Pehləvinin dar ağacına asıldılar, Xumeyi rejiminin qanlı pəncələrində pərpər oldular. Onları İstalin, Şah Pəhləvi ve Xumeyni rejimləri qıyım-qıyım doğrarkən, bizlər xəbərsiz ve sessizdik. Onlar, qıyım-qıyım doğranırkən bizlərə ` hoş-hoş Pişəvəri-engi boş Pişeveri` nağaratını oxudurdular. Qan qoxusuyla var olan quzqunlar Azərbaycanın əfsanə nəslini yox edib ve sonrada onların cənazələri üstündə şadlıq bəzmi qururdular.
Onları öldürüb, cənazələrində şadlıq edən kaftarlar “ casus Pişəvəri”, “ xain demokrat firqəsi”” ve “ Azərbaycan düşməni Pişəvəri” kimi zəhərli sözləri də bizim beynimizdə yerləşdirirdilər.Onları fiziki olaraq yox eden ırqçı qaranlıq əllər, bizi də mənəvi olaraq yox edirdilər. Onların haqqında yalanlar diyərək keçmişimizi oğurlayırdılar, hafizəmizi/yaddaşımızı oğurlayırdılar, tariximizi oğurlayırdılar. Bizim keçmişimizi, tarximizi oğurulayaraq mənəviyatımızı oğurlayırdılar, məneviyatımızı oğurlayraq bizi “zibilə”, “tofalyə” ve “aşqala” çevirmək isteyirdilər. Bizim mənəviyatımızı qəsb edərək isteyirdilər ki, Farsların qapsınıa gedək və hamının eşidəbiləcəyi uca səslə “ mən Türk deyiləm Azəriyəm” çirkəfini bağıraq. Bizim mühtəşəm nesli yox ederek bizləri “köpəkləşdirərək” Farsların rahat yaşabilmələri üçün “İranın bütün sərhədlərini qoruyan qapı qulu” kimi yetişdirmək isteyirdilər.
Kaftarlar Azərbaycan muasir tarixinin mühtəşəm nəslini fiziki olaraq yox etsələr də, mənəvi olaraq yox edəbilmədilər. Onların maddi bədənlərini məhv ettilər , ancaq onların ruhlarını, ideallarını və hədəflərini öldürəbilmədilər.Düşmənler, onların Milli Hökümət adiyla tikdikləri şanlı evin dam-duvarın yıxdılarsa da, ancaq, o evin qəlbində gür-gür yanan isti ocağı söndürəbilmədilər. Zehtabilər, Əli Təbrizlilər, Səhəndlər ve Bulut Qaraçörlülər kimi ədəbiyat abidələrimiz o qanlı atəşi qordular, o qanlı ocağın atəşinin sönməsinə izin vermədilər. O qanlı ocağın atəşı böyüdü ve Babək qalasının zirvəsinə çıxdı. O atəş Xordad (May2006) hadisələrində Güney Azerbnaycanın bütün şəhərlərində ırqçı rejimi titrətti. O atəş Urmiye Gölünün qorunmasında Təbrizin mərkəzində yenidən əllərdə, dodaqlarda və ürəklərdə gəzdi.
Balaş Azəroğlu öz şəxsi hayatindakı xətası ve səvabiyla, yanmış ve kül olmuş nəslin qalanlarından biriydi. Onun əsərlərinde Güney Azərbaycan hər zaman var oldu. Onun əsərlərinde Azərbaycan insanının yaşadığı bütün çətinliklər öz əksini tapdı. Balaş Azəroğlu Güney Azərbaycanın `dilsizliyindən` danışdığı qədər onun yoxsulluğundan ve yağmalanmasından da danışırdı.Balaş Azəroğlu mənim gözümde fəqət bir şair deyil. O, mənim gözümdə mühtəşəm bir nəslinin son təmsilçilərindən sayılırdı. O, indi Seyid Cəfər Pişəvərinin yanına getti. O getti, ancaq qelbindeki yanan Güney Azərbaycan atəşi hələ də alovlanır.
Güney Azerbaycan ateşi indi Azerbaycan gənclərinin ellerində, gözlərində və qəlblərində alovlanır. Ellərdəki milyonlarca ateş onu gösterir ki, Məşrutiyetden günümüzə qəder çəkilən ezablar ve tökülən qanlar bihude deyilmş. Görünən o ki, Azərbaycan günəş kimi yenidən doğulacaq. Azərbaycan günəş kimi yenidən doğulduğunda Settar Xan, Baqir xan, Şeyx Mohəmməd Xiyabani ve Pişeveriler de yenidən doğulacaq. Toprağını, tarixini, mənəviyatını və qəsb edilən iradəsini geri alan Azərbaycan şeirləşəcək. Xalqımız milli qurutuluşunu əldə ettiyində Azərbaycan şeər olacaq ve bütün şeirlər də Azərbaycanlaşacaq. O zaman Azerbaycan poeziyasi kələmənin sehriylə oğurlanmış mənəviyatımızı yenidən var edəcək. O gün Balaş Azəroğlular da yanımızda olacaq.
Arif Kəskin Ankara
24.04.2011
Labels:
Azerbaycan,
Azəri,
Balaş Azəroğlu,
edebiyyat,
Ədəbiyyat,
fars,
Güney Azərbaycan,
iran,
Pişəvəri,
Şaer,
şer,
siyasət,
tarix,
Türk
Tuesday, April 12, 2011
Valrıq Dərgisi vә Türk Milli Bilinci
Valrıq Dərgisi vә Türk Milli Bilinci
Mehran Baharlı
İran vә Güney Azәrbaycanda modern anlamda Türk milli şuurunun oluşması nә Mәşrutә Hәrәkәti nә dә Âzadistan olayı ilә ilgili deyildir, bunlarla başlamamışdır. Bu hәrәkәtlәrin hәr ikisi dә İran mәrkәzli vә İrançı hәrәkәtlәr olup, heç biri millәt olaraq Türk`ü vә vәtәn olaraq Azәrbaycan`ı tәmәl almamışdır.
İran vә Güney Azәrbaycanda modern Türklük milli bilinci, ilk aşamada M. Ә. Rәsulzadә`nin 1911dә İran Türklәri kitabını yayınlaması ilә başlamış, İttihad vә Tәrәqqi vә İttihâd-i İslam`ın Güney Azәrbaycanda yanqıları vә modern Türkçülüyün atası olan Tәqi Rәfәt`in ortaya çıxmasıyla davam edip bәlli ölçüdә kitlәsәllәşmişdir.
Türk milli bilinclәnmәsi Sovyetlәrin ortaya çıxışı ilә bu devlәtin oluşdurduğu Kilasik Azәrbaycançılıq ideolojisi etgisi altına girmiş vә sönmәyә üz tutmuşdur. S. C. Pişәvәri `nin öndәrliyindә qurulan Azәrbaycan Milli Hökümәti yıxılınca Türk milli bilincinin gәlişim vә evrimi durma nöqtәsinә gәlmişdir vә arada 35 illik uzun bir sәssizlik vә qopma dönәmi ortaya çıxmışdır.
İran vә Güney Azәrbaycanda Türk milli bilincinin ikinci aşaması isә 1979da Varlıq dәrgisinin yayınlanması ilә ilgilidir. Bu târixi olay vә dönәmәc, özәlliklә Dr. Heyәt, Dr. Nutqi vә Dr. Kәmali`nin adlarıyla bağlıdır. Varlıq`ın ortya çıxmasıyla Güney Azәrbaycan vә İranda Türk milli bilinci, sağlam tәmәllәr üzәrindә yüksәlәrәk dәrinlәmәsinә kök salıp, târixdә bәnzәri görülmәmiş vә geri dönülmәz bir biçimdә kitlәsәllәşmişdir.
Mehran Baharlı
İran vә Güney Azәrbaycanda modern anlamda Türk milli şuurunun oluşması nә Mәşrutә Hәrәkәti nә dә Âzadistan olayı ilә ilgili deyildir, bunlarla başlamamışdır. Bu hәrәkәtlәrin hәr ikisi dә İran mәrkәzli vә İrançı hәrәkәtlәr olup, heç biri millәt olaraq Türk`ü vә vәtәn olaraq Azәrbaycan`ı tәmәl almamışdır.
İran vә Güney Azәrbaycanda modern Türklük milli bilinci, ilk aşamada M. Ә. Rәsulzadә`nin 1911dә İran Türklәri kitabını yayınlaması ilә başlamış, İttihad vә Tәrәqqi vә İttihâd-i İslam`ın Güney Azәrbaycanda yanqıları vә modern Türkçülüyün atası olan Tәqi Rәfәt`in ortaya çıxmasıyla davam edip bәlli ölçüdә kitlәsәllәşmişdir.
Türk milli bilinclәnmәsi Sovyetlәrin ortaya çıxışı ilә bu devlәtin oluşdurduğu Kilasik Azәrbaycançılıq ideolojisi etgisi altına girmiş vә sönmәyә üz tutmuşdur. S. C. Pişәvәri `nin öndәrliyindә qurulan Azәrbaycan Milli Hökümәti yıxılınca Türk milli bilincinin gәlişim vә evrimi durma nöqtәsinә gәlmişdir vә arada 35 illik uzun bir sәssizlik vә qopma dönәmi ortaya çıxmışdır.
İran vә Güney Azәrbaycanda Türk milli bilincinin ikinci aşaması isә 1979da Varlıq dәrgisinin yayınlanması ilә ilgilidir. Bu târixi olay vә dönәmәc, özәlliklә Dr. Heyәt, Dr. Nutqi vә Dr. Kәmali`nin adlarıyla bağlıdır. Varlıq`ın ortya çıxmasıyla Güney Azәrbaycan vә İranda Türk milli bilinci, sağlam tәmәllәr üzәrindә yüksәlәrәk dәrinlәmәsinә kök salıp, târixdә bәnzәri görülmәmiş vә geri dönülmәz bir biçimdә kitlәsәllәşmişdir.
Tuesday, April 5, 2011
Urmiye Gölünün Qurumasınıa Qarşı Etiraz Aksiyalarının Min-bir Mənası
Urmiye Gölünün Qurumasınıa Qarşı Etiraz Aksiyalarının Min-bir Mənası
Bugün( 2 Nisan/2 Aprel/ 13 Ferverdin) Təbriz ve Urumiye başda olmaqla birlikde, Güney Azərbaycaın bir çox şəhərlərində Urmiye Gölünün qurumasina qarşı etiraz aksiyalari gerçəkləşdi.
Bugün( 2 Nisan/2 Aprel/ 13 Ferverdin) Təbriz ve Urumiye başda olmaqla birlikde, Güney Azərbaycaın bir çox şəhərlərində Urmu Gölünün qurumasina qarşı etiraz aksiyalari gerçəkləşdi. Etriraz aksiyanlarina onminlərcə Azəerbaycan Türkü qatıldı. Etiraz aksiyaları rejimin bütün təzyiq, hədə-qorxu, tutuxlama ve Azərbaycan şeherlerində uygulanan ağır güvənlik tədbirlerine baxmayaraq gerçəkləşdi. Urmiye Gölünün Quruması : Azərbaycanın Məzlumluq Səmbolu Azərbaycanlıların gözündə Umru Gölünün qurması ekolojik müşgüllər yaradağının yanısıra, Günəy Azərbaycanın məzlumluğunun səmboluna çevrilib. Urmiya Gölünün qurmasına qarşı həm İran dövləti həm də onun muxalifləri etnısızlıq göstərirlər. Bu etinasızlıq, Azəbaycanlılara göstərilən etinasızlığın fərqli təzahürü olaraq görsənir. Urmiye Gölünün qurumasına bənzər hadisə Farsların oturduğu bölgədə yaşansaydı, həm rəjimin həm də onun muxalifətinin reaksiyaları çox fərqli olardı. Ona görə də, Güney Azərbaycanda gərçəkləşən bugünkü asksiyların çox çeşidli anlamı vardır. Bugünkü etiraz aksiyaları bir tərəfdən, Azəbaycanın qarşısındaki ekolojik probləmə dünya diqqətini çəkəmək istərkən , digər tərəfdən də, Azərbaycanın məzluğunu, yalnızlığını və onun bilincli/ əmdi olaraq yox olmasını hazırlayan siyasətlərə qarşı üsyan bayrağı qaldırmaq mənasına gəlir. Güney Azərbaycan Hamıya Dərs Vərdi Bugünkü aksiyalar Günəy Azərbaycan Milli hərəkəti yoxdur diyənlərə cavab nitəliyindədir. Günəy Azərbaycan Milli Hərəkəti adını daşıyan bir siyasi hərəkətin olduğunun ən böyük sənədi bugünkü göstərilərdir. Azərbaycan Məşrutiyət dönəmindəki Azərbaycan deyil və Təbriz bir daha Səttar Xan yetişdirəbilməz diyənləri bugünkü hadisələri doğru görməyə və sədaqətli analiz etməyə dəvət etmək lazımdır. Azərbaycanın tarix boyu göstərdiyi qəhrəmanlığı ölmeyib və ölməz də. Çünki qəhramanlıq Azərbaycan kimiliyilə eyniləşib. Bugünkü aksiyalar Azərbaycan qorxur və qorxduğu üçün etiraz etmir diyənlərə dərs nitəliyində bir cavab oldu. Bugünkü aksiylar Azərbaycanın qorxmadığını gösatərdə. Azərbaycanı qorxaqlığla mütəhhim edənlər Azərbaycanı tanımadıqlarını bugün öyrənmiş oldular. Bugünkü aksiyalar Azərbaycan milli hərəkəti rejimin kontrolundədir diyənlərə böyük dərs oldu. Azərbaycan Əran rejiminən bütün təzyiqlrinə baxmayaraq öz etiraz aksiyasını gərçəkləştirdi. Gün boyunca İran İslam cumhuriyəti rəjimə onlarca Azərbaycan Türkünü tutuxladılar. Bugünkü aksiyalar Azərbaycan Milli Hərəkəti Yaşıl hərəkatına qatılmazsa yox olar diyənlərə böyük dərs oldu. Azərbaycan Milli Hərəkəti, Yaşıl hərəkəti olmadan çox öncəden öz varlığını subut edib ve bugündən bələ də, öz varllığını müstəqil və güçlü bir biçimdə dəvam ettirəcəkdir. Bugnkü aksiyalar , milli hərəkəti içindəki əcələ etməyin şuarina sarılanlara da böyük dərs oldu. Bu şuarllarla Azərbaycanı rukuda/durqunluğa çəkmək istəyənlər öz dərslərini aldılar. Azərbaycanın qurtuluş yolu özünə məxsus etiraz formlarını tapıb və hayata geçirmək də olduğunu hamı gördü. Bugnkü aksiyalarla Azərbaycanda kimin güçlü olduğu və kimin siyasi səfərbərlik qabiliyəti olduğu anlaşıldı. Milli hərəkəti yox sayanlar özlərinin yox olacaqlarını görmüş oldular. Uzun illerdir düşmənlər çalışırlar kı, Azərbaycan şəhərləri arasında ixtilaf salsınlar. Təbrizli, Zəncanlı, Urumiyəli və Ərdəbilli kimin adlarla ixtilaf yaradmaq isteyirlər. Bugükü aksiyalar göstərdi ki, Azərbaycan şəhərləri arasında ixtilaf yoxdur və onlar Azərbaycalı kimliyi altında özlərini bir tək vucud kimin görürler. Urmulunun yanında Təbriz başda olmaqla birlikdə bütün Azərbaycanın səf çəkməsi milli kimliyin təşəkkülünü göstərir. Bugünki aksiyalar , traxturu ve traxturşulari təhqir edənlərə və onu milli hərəkətə əngəl olaraq göstərənlərə həqiqəti göstərmiş oldu. Çünki bugünkü aksiyalarda traxturun gücü ve dinamizmi Urmu gölünün və Azərbaycanın yanındaydı. Bugünki aksiyalar Amerika başda olmaqla birlikdə bütün xarici güçlərə də, Azərbaycanın gərçəklərini öyrətmiş oldu. Azərbaycan haqlı olaraq öz milli hədəfləri istiqamətində hərəkət ədir. Azərbaycan öz dilini, tarixini, kültürünü və toprağını qorumaq istəyir. Təssuflə, Batılılar/Qərbilər Fars milliyətçilərinin onların gözlərinə taxdıqları gözlüklərlə/eynəklərlə dünyaya baxırlar. Onlar bugünkü aksiyalari doğru analiz edərlərsə, Fars milliyətçiləri tərəfindən aldatılmış olduqlarını görürlər. Bugünki aksiyalar göstərdi ki, İran İslam Cumhuriyəti Azərbaycanın bir nümrəli düşməni sırlarında yer almaqdadır. İran rejimi Azərbaycanın bütün milli, fərhəngi/kültürəl, huquqi, insani, iktisadi ve sosial haqlarını yox etməklə qalmır ve üstəlik onu təbiyi/doğal fəlakətlə üz-üzə buraxmaq isteyir. İran rejimi bilincili olaraq Azərbaycanlıları təbiyi/doğal fəlakətlə yox etmək isteyir. Çünki nə özü bu fəlaketin qabağını almaq isteyir, nə də ona qarşı mədəni etirazları eşitmək isteyir. İran İslam Cumhuriyəti Fars milliyətçiliyinin hərbi, mədəni, siyasi, sosial , idari-inzibatı , diplomatik ve burokratik vəsiləsi işləvini(karker/ fonksiyon ) görməktədir. Bu yapı/saxtar dağılmadıkca Fars milliyətçiliyi yıxılmaycaqdır.
Arif Kəskin Ankara 2 Nisan/2 Aprel/ 13 Ferverdin
Yazıla ilgili video: http://www.youtube.com/watch?v=_HgBRHPps2I
Qaynaq: goo.gl/DRJrl
Bugün( 2 Nisan/2 Aprel/ 13 Ferverdin) Təbriz ve Urumiye başda olmaqla birlikde, Güney Azərbaycaın bir çox şəhərlərində Urmu Gölünün qurumasina qarşı etiraz aksiyalari gerçəkləşdi. Etriraz aksiyanlarina onminlərcə Azəerbaycan Türkü qatıldı. Etiraz aksiyaları rejimin bütün təzyiq, hədə-qorxu, tutuxlama ve Azərbaycan şeherlerində uygulanan ağır güvənlik tədbirlerine baxmayaraq gerçəkləşdi. Urmiye Gölünün Quruması : Azərbaycanın Məzlumluq Səmbolu Azərbaycanlıların gözündə Umru Gölünün qurması ekolojik müşgüllər yaradağının yanısıra, Günəy Azərbaycanın məzlumluğunun səmboluna çevrilib. Urmiya Gölünün qurmasına qarşı həm İran dövləti həm də onun muxalifləri etnısızlıq göstərirlər. Bu etinasızlıq, Azəbaycanlılara göstərilən etinasızlığın fərqli təzahürü olaraq görsənir. Urmiye Gölünün qurumasına bənzər hadisə Farsların oturduğu bölgədə yaşansaydı, həm rəjimin həm də onun muxalifətinin reaksiyaları çox fərqli olardı. Ona görə də, Güney Azərbaycanda gərçəkləşən bugünkü asksiyların çox çeşidli anlamı vardır. Bugünkü etiraz aksiyaları bir tərəfdən, Azəbaycanın qarşısındaki ekolojik probləmə dünya diqqətini çəkəmək istərkən , digər tərəfdən də, Azərbaycanın məzluğunu, yalnızlığını və onun bilincli/ əmdi olaraq yox olmasını hazırlayan siyasətlərə qarşı üsyan bayrağı qaldırmaq mənasına gəlir. Güney Azərbaycan Hamıya Dərs Vərdi Bugünkü aksiyalar Günəy Azərbaycan Milli hərəkəti yoxdur diyənlərə cavab nitəliyindədir. Günəy Azərbaycan Milli Hərəkəti adını daşıyan bir siyasi hərəkətin olduğunun ən böyük sənədi bugünkü göstərilərdir. Azərbaycan Məşrutiyət dönəmindəki Azərbaycan deyil və Təbriz bir daha Səttar Xan yetişdirəbilməz diyənləri bugünkü hadisələri doğru görməyə və sədaqətli analiz etməyə dəvət etmək lazımdır. Azərbaycanın tarix boyu göstərdiyi qəhrəmanlığı ölmeyib və ölməz də. Çünki qəhramanlıq Azərbaycan kimiliyilə eyniləşib. Bugünkü aksiyalar Azərbaycan qorxur və qorxduğu üçün etiraz etmir diyənlərə dərs nitəliyində bir cavab oldu. Bugünkü aksiylar Azərbaycanın qorxmadığını gösatərdə. Azərbaycanı qorxaqlığla mütəhhim edənlər Azərbaycanı tanımadıqlarını bugün öyrənmiş oldular. Bugünkü aksiyalar Azərbaycan milli hərəkəti rejimin kontrolundədir diyənlərə böyük dərs oldu. Azərbaycan Əran rejiminən bütün təzyiqlrinə baxmayaraq öz etiraz aksiyasını gərçəkləştirdi. Gün boyunca İran İslam cumhuriyəti rəjimə onlarca Azərbaycan Türkünü tutuxladılar. Bugünkü aksiyalar Azərbaycan Milli Hərəkəti Yaşıl hərəkatına qatılmazsa yox olar diyənlərə böyük dərs oldu. Azərbaycan Milli Hərəkəti, Yaşıl hərəkəti olmadan çox öncəden öz varlığını subut edib ve bugündən bələ də, öz varllığını müstəqil və güçlü bir biçimdə dəvam ettirəcəkdir. Bugnkü aksiyalar , milli hərəkəti içindəki əcələ etməyin şuarina sarılanlara da böyük dərs oldu. Bu şuarllarla Azərbaycanı rukuda/durqunluğa çəkmək istəyənlər öz dərslərini aldılar. Azərbaycanın qurtuluş yolu özünə məxsus etiraz formlarını tapıb və hayata geçirmək də olduğunu hamı gördü. Bugnkü aksiyalarla Azərbaycanda kimin güçlü olduğu və kimin siyasi səfərbərlik qabiliyəti olduğu anlaşıldı. Milli hərəkəti yox sayanlar özlərinin yox olacaqlarını görmüş oldular. Uzun illerdir düşmənlər çalışırlar kı, Azərbaycan şəhərləri arasında ixtilaf salsınlar. Təbrizli, Zəncanlı, Urumiyəli və Ərdəbilli kimin adlarla ixtilaf yaradmaq isteyirlər. Bugükü aksiyalar göstərdi ki, Azərbaycan şəhərləri arasında ixtilaf yoxdur və onlar Azərbaycalı kimliyi altında özlərini bir tək vucud kimin görürler. Urmulunun yanında Təbriz başda olmaqla birlikdə bütün Azərbaycanın səf çəkməsi milli kimliyin təşəkkülünü göstərir. Bugünki aksiyalar , traxturu ve traxturşulari təhqir edənlərə və onu milli hərəkətə əngəl olaraq göstərənlərə həqiqəti göstərmiş oldu. Çünki bugünkü aksiyalarda traxturun gücü ve dinamizmi Urmu gölünün və Azərbaycanın yanındaydı. Bugünki aksiyalar Amerika başda olmaqla birlikdə bütün xarici güçlərə də, Azərbaycanın gərçəklərini öyrətmiş oldu. Azərbaycan haqlı olaraq öz milli hədəfləri istiqamətində hərəkət ədir. Azərbaycan öz dilini, tarixini, kültürünü və toprağını qorumaq istəyir. Təssuflə, Batılılar/Qərbilər Fars milliyətçilərinin onların gözlərinə taxdıqları gözlüklərlə/eynəklərlə dünyaya baxırlar. Onlar bugünkü aksiyalari doğru analiz edərlərsə, Fars milliyətçiləri tərəfindən aldatılmış olduqlarını görürlər. Bugünki aksiyalar göstərdi ki, İran İslam Cumhuriyəti Azərbaycanın bir nümrəli düşməni sırlarında yer almaqdadır. İran rejimi Azərbaycanın bütün milli, fərhəngi/kültürəl, huquqi, insani, iktisadi ve sosial haqlarını yox etməklə qalmır ve üstəlik onu təbiyi/doğal fəlakətlə üz-üzə buraxmaq isteyir. İran rejimi bilincili olaraq Azərbaycanlıları təbiyi/doğal fəlakətlə yox etmək isteyir. Çünki nə özü bu fəlaketin qabağını almaq isteyir, nə də ona qarşı mədəni etirazları eşitmək isteyir. İran İslam Cumhuriyəti Fars milliyətçiliyinin hərbi, mədəni, siyasi, sosial , idari-inzibatı , diplomatik ve burokratik vəsiləsi işləvini(karker/ fonksiyon ) görməktədir. Bu yapı/saxtar dağılmadıkca Fars milliyətçiliyi yıxılmaycaqdır.
Arif Kəskin Ankara 2 Nisan/2 Aprel/ 13 Ferverdin
Yazıla ilgili video: http://www.youtube.com/watch?v=_HgBRHPps2I
Qaynaq: goo.gl/DRJrl
Labels:
Aksiya,
Azerbaycan,
Çevre,
fars,
Güney Azərbaycan,
iran,
siyasət,
tarix,
Təbriz,
Türk,
Urmiye Gölü,
urmu,
Urumiye
Tuesday, March 22, 2011
"Azəri" Kələməsinin İbhamı Haqqında Qısa Not
"Azəri" Kələməsinin İbhamı Haqqında Qısa Not
Ari Kəskin
Fars milliyətçiləri İrandaki Azərbaycan Türklərini tanımlamaq üçün Azəri kelmesini istifadə ediller. Ehmed Kesrevinin “ Azəri ya Zəban Bastani Azərbaycan” əsərini də Azəri kelimesinin istifadəsine teorik dayanaq olaraq göstərirlər. Əhməd Kəsrəvənin “ Azəri ya Zəban Bastani Azərbaycan” əsərində önə sürdüyü tezisləri daha sonra həm öz məqalələri həm də fərqli tarixçilərin çalışmaları çürütülmüşdür.
Fars milliyitçileri Azəri kələməsini çox geniş ve Əhmed Kəsrəvinin tezislərini də aşacaq şekildə istifadə edirler. Eslində Əhmed Kəsrəvini də öz mənfətleri istiqameəində təhrif edirler. Başqa bir sözlə bu gün Azəri kələməsine yükleənən /ətfedilen məna Əhmed Keəsrəvinin “ Azəri ya zeban Bastani Azərbaycan” tezislerindən çox ferqlidir.
Əhməd Kəsrəvi 1921-ci ildə «Azəri ya Zəban Bastane Azərbaycan» adlı əsərini nəşr etmişdi. Müəllif bu əsərində Azərbaycanlıların türk olmadıqlarını irəli sürmüşdür. Kəsrəviyə görə Azərbaycanın eski dili türk dil ailəsinə mənsub dəyildir. Azəri dili İran mənşəli bir dildir. Azərilər Səlcuqluların İrana gəlməsi ilə türkləşməyə başlamışdılar. Kesreviye görə bu dil Azərbaycanın bəzi bölgələrində yaşasa da bugün Azərbaycanda danışılan dil Türkçədir. Başqa bir sözlə Əhməd Kəsrəvi bugünkü Azərbaycanda yayqın olaraq danışılan dilin Azəri olmadığını qəbul edir. Azəri dilini Azərbaycanın əski/bastani dili kimin taımlayır..
Əhməd KəsrəviAzəri kələməsəni dil adı kimin istifadə edir. Əhmed Kərəvinin əsərlərində Azəri məfhumu etnisite ve millət mənasında dəyil. Kəsrəviyə görə Azəri dili İran menşeli dildir ve bu dili danışanlar isə ariya nejad/ırqına mənsubdurlar.
Fars milliyətçiləri Əhməd Kəsrəvinin qondarma tezislərini bele təhrif etmişlər ve Kəsrəvinin istifadə ettiyi mənanın ötəsində faydanırlar. Kesrevi Azəri dilini Azərbaycanın əski dili kimin tərif edir, ancaq Fars milliyətçiləri bugün də Azərbaycanda danışılan dilin Azəri olduğunu iddia edirlər. Halbu ki, Kəsrəvi Azərbaycanın bugünkü diilini türkçə olduğunu qəbul edir.Əhməd Kəsrəvə Azəri kələmesini dil adı kimin istifadə edir, fars milliyətçiləri isə Azəri kələməsini etnisitə, millət ve ırq/nejad mənasında istifadə edir.
Görüldüyü kimin Azəri kələmesi ne mənaya gəldiyi bəlli olmayan çox mubhəm bir məfhuma çevrilmişdir. Bu da Fars milliyətçilərnin esası çelişki/tenaquzlərindən biridir.
Fars milliyətçiəlri öz teorisiyənlerinin tezislərini tehrif edərek kültürəl/fərhəngi Faşist özəlliklərini açıq şəkildə göstərmiştir. Əhməd Kəsrəvi kimin fars milliyətçi teorisiyəni tehrif edən siyasi axımın həqqniyetdən nə qədər məhrum olduğu ortadadır. Bu təhrif Azəri kələməsəni tarixi mevzu olmaqdan çıxartmış, asimlasyon ve inkar siyasətinin önəmli vəsiləsine çevirimişdir.
İşinin qərib tərəfi fars milliyətçilərinin bu təhrif dəyil. Çünki onlarin ne olduqlarını bilirik . İranda özlərini “dəmokrat” olaraq adlandıran niruların/quvvələrin də bu kekələməni istifadə etmələri çox calibdir.
Mehran Baharli:
Mәnim bu qonudakı görüşlәrim özәtlә belәdir:
1-“Âzәri” adını, “Türk” xalqı vә dili üçün qullanmaq tәmәlsiz vә yanlışdır. Bu ad nә İran’da, nә Türkiyә’dә, nә dә İngilizcәdә biz vә dilimizi adlandırmaq üçün işlәdilmәmәlidir.
2-Türkül (Turkic) x...alq vә millәtlәr hәr biri öz bәyәndiklәri, mәnimsәdiklәri vә işlәtdiklәri adlarla adlandırılmalıdırlar. Örnәyin Özbәk, Uyqur, Tatar, Türkmәn, Qazaq, Qırqız, ....
3-Türkül (Turkic) xalqlar arasında, milli adı ortaq vә “Türk” olan iki millәt vardır. O da biz vә Türkiyә-Balķan-Qibris’dә olanlardır. Bu iki millәti adlandıranda, özәlliklә bunları bir birindәn ayırt etmәk istәrkәn, “Türkiyә Türkü” vә “Azәrbaycan Türkü” diyә adlandırmalıyıq. Necәki “Balķan Türkü” vә “Qibris Türkü” deyirik.
4-Acı gәrçәk budur ki milli adımız olan “Türk”ü, tәkcә İran devlәti vә Paniranistlәr deyil, Türkiyә rәsmi görüşü dә bizim әlimizdәn almaya, bizdәn çalmaya qalxışmışdır. Bu davranış kәsinliklә bizim qәbul edәbilәcәyimiz bir davranış deyildir.
5-Türkiyә Türklәri, özәlliklә bu ölkәnin eliti vә rәsmi görüşü, bizim milli adımız olan “Türk”ü bizә qaytarmaq vә daha doğrusu “Türk” milli adınını bizimlә paylaşmaq zorundadır. Türkiyә rәsmi görüşü, “Türk”ün millәt adı vә etnik ad olaraq tәkcә onları deyil bizi dә tәmsil etdiyini, bu milli adın iki millәtә âyid olduğunu qәbul etmәli vә bu gәrçәyә sayqı göstәrmәlidir.
6-Bu doğrultuda, Türkiyә mediyasında çıxan “Türk-İran ilişgilәri” kimi tәrkiblәr tәmәldәn yanlışdır. Birincisi buna görә ki “İran” bir devlәt adıdır, millәt adı deyildir. Dolayısı ilә “İran”ın qarşılığı “Türkiyә” olmalıdır vә nә “Türk”. İkincisi “Türk”, Türkiyә devlәti ilә eşit tutulamaz, Türkiyә devlәti bütün Türkiyәlilәrin vә nә tәkcә bu ölkәdә yaşayan Türklәrin devlәtidir. Ayrıca “Türk”dәn amac, bir millәt isә dә, onu Türkiyә’dә yaşayanlara tәkәl vә özәl etmәk yanlışdır. “Türk”, Türkiyәlilәrin milli adı olduğu qәdәr, bizim dә milli adımızdır.
Ari Kəskin
Fars milliyətçiləri İrandaki Azərbaycan Türklərini tanımlamaq üçün Azəri kelmesini istifadə ediller. Ehmed Kesrevinin “ Azəri ya Zəban Bastani Azərbaycan” əsərini də Azəri kelimesinin istifadəsine teorik dayanaq olaraq göstərirlər. Əhməd Kəsrəvənin “ Azəri ya Zəban Bastani Azərbaycan” əsərində önə sürdüyü tezisləri daha sonra həm öz məqalələri həm də fərqli tarixçilərin çalışmaları çürütülmüşdür.
Fars milliyitçileri Azəri kələməsini çox geniş ve Əhmed Kəsrəvinin tezislərini də aşacaq şekildə istifadə edirler. Eslində Əhmed Kəsrəvini də öz mənfətleri istiqameəində təhrif edirler. Başqa bir sözlə bu gün Azəri kələməsine yükleənən /ətfedilen məna Əhmed Keəsrəvinin “ Azəri ya zeban Bastani Azərbaycan” tezislerindən çox ferqlidir.
Əhməd Kəsrəvi 1921-ci ildə «Azəri ya Zəban Bastane Azərbaycan» adlı əsərini nəşr etmişdi. Müəllif bu əsərində Azərbaycanlıların türk olmadıqlarını irəli sürmüşdür. Kəsrəviyə görə Azərbaycanın eski dili türk dil ailəsinə mənsub dəyildir. Azəri dili İran mənşəli bir dildir. Azərilər Səlcuqluların İrana gəlməsi ilə türkləşməyə başlamışdılar. Kesreviye görə bu dil Azərbaycanın bəzi bölgələrində yaşasa da bugün Azərbaycanda danışılan dil Türkçədir. Başqa bir sözlə Əhməd Kəsrəvi bugünkü Azərbaycanda yayqın olaraq danışılan dilin Azəri olmadığını qəbul edir. Azəri dilini Azərbaycanın əski/bastani dili kimin taımlayır..
Əhməd KəsrəviAzəri kələməsəni dil adı kimin istifadə edir. Əhmed Kərəvinin əsərlərində Azəri məfhumu etnisite ve millət mənasında dəyil. Kəsrəviyə görə Azəri dili İran menşeli dildir ve bu dili danışanlar isə ariya nejad/ırqına mənsubdurlar.
Fars milliyətçiləri Əhməd Kəsrəvinin qondarma tezislərini bele təhrif etmişlər ve Kəsrəvinin istifadə ettiyi mənanın ötəsində faydanırlar. Kesrevi Azəri dilini Azərbaycanın əski dili kimin tərif edir, ancaq Fars milliyətçiləri bugün də Azərbaycanda danışılan dilin Azəri olduğunu iddia edirlər. Halbu ki, Kəsrəvi Azərbaycanın bugünkü diilini türkçə olduğunu qəbul edir.Əhməd Kəsrəvə Azəri kələmesini dil adı kimin istifadə edir, fars milliyətçiləri isə Azəri kələməsini etnisitə, millət ve ırq/nejad mənasında istifadə edir.
Görüldüyü kimin Azəri kələmesi ne mənaya gəldiyi bəlli olmayan çox mubhəm bir məfhuma çevrilmişdir. Bu da Fars milliyətçilərnin esası çelişki/tenaquzlərindən biridir.
Fars milliyətçiəlri öz teorisiyənlerinin tezislərini tehrif edərek kültürəl/fərhəngi Faşist özəlliklərini açıq şəkildə göstərmiştir. Əhməd Kəsrəvi kimin fars milliyətçi teorisiyəni tehrif edən siyasi axımın həqqniyetdən nə qədər məhrum olduğu ortadadır. Bu təhrif Azəri kələməsəni tarixi mevzu olmaqdan çıxartmış, asimlasyon ve inkar siyasətinin önəmli vəsiləsine çevirimişdir.
İşinin qərib tərəfi fars milliyətçilərinin bu təhrif dəyil. Çünki onlarin ne olduqlarını bilirik . İranda özlərini “dəmokrat” olaraq adlandıran niruların/quvvələrin də bu kekələməni istifadə etmələri çox calibdir.
Mehran Baharli:
Mәnim bu qonudakı görüşlәrim özәtlә belәdir:
1-“Âzәri” adını, “Türk” xalqı vә dili üçün qullanmaq tәmәlsiz vә yanlışdır. Bu ad nә İran’da, nә Türkiyә’dә, nә dә İngilizcәdә biz vә dilimizi adlandırmaq üçün işlәdilmәmәlidir.
2-Türkül (Turkic) x...alq vә millәtlәr hәr biri öz bәyәndiklәri, mәnimsәdiklәri vә işlәtdiklәri adlarla adlandırılmalıdırlar. Örnәyin Özbәk, Uyqur, Tatar, Türkmәn, Qazaq, Qırqız, ....
3-Türkül (Turkic) xalqlar arasında, milli adı ortaq vә “Türk” olan iki millәt vardır. O da biz vә Türkiyә-Balķan-Qibris’dә olanlardır. Bu iki millәti adlandıranda, özәlliklә bunları bir birindәn ayırt etmәk istәrkәn, “Türkiyә Türkü” vә “Azәrbaycan Türkü” diyә adlandırmalıyıq. Necәki “Balķan Türkü” vә “Qibris Türkü” deyirik.
4-Acı gәrçәk budur ki milli adımız olan “Türk”ü, tәkcә İran devlәti vә Paniranistlәr deyil, Türkiyә rәsmi görüşü dә bizim әlimizdәn almaya, bizdәn çalmaya qalxışmışdır. Bu davranış kәsinliklә bizim qәbul edәbilәcәyimiz bir davranış deyildir.
5-Türkiyә Türklәri, özәlliklә bu ölkәnin eliti vә rәsmi görüşü, bizim milli adımız olan “Türk”ü bizә qaytarmaq vә daha doğrusu “Türk” milli adınını bizimlә paylaşmaq zorundadır. Türkiyә rәsmi görüşü, “Türk”ün millәt adı vә etnik ad olaraq tәkcә onları deyil bizi dә tәmsil etdiyini, bu milli adın iki millәtә âyid olduğunu qәbul etmәli vә bu gәrçәyә sayqı göstәrmәlidir.
6-Bu doğrultuda, Türkiyә mediyasında çıxan “Türk-İran ilişgilәri” kimi tәrkiblәr tәmәldәn yanlışdır. Birincisi buna görә ki “İran” bir devlәt adıdır, millәt adı deyildir. Dolayısı ilә “İran”ın qarşılığı “Türkiyә” olmalıdır vә nә “Türk”. İkincisi “Türk”, Türkiyә devlәti ilә eşit tutulamaz, Türkiyә devlәti bütün Türkiyәlilәrin vә nә tәkcә bu ölkәdә yaşayan Türklәrin devlәtidir. Ayrıca “Türk”dәn amac, bir millәt isә dә, onu Türkiyә’dә yaşayanlara tәkәl vә özәl etmәk yanlışdır. “Türk”, Türkiyәlilәrin milli adı olduğu qәdәr, bizim dә milli adımızdır.
Sunday, March 13, 2011
Urmiye Şəhərindən gələn ışıqlar- Əsgərxan Əfşar Urəməvi
Urmiye Şəhərindən gələn ışıqlar- Əsgərxan Əfşar Urəməvi (Əbdolmalikı)
Urmiye (Urmu) şəhərı Qacar dövründə və Azərbaycan – rus savaşları əsnasından çox kəskin ( kritik )Oynama (rola) sahibimiş və Urmiyeli siyasi adamlar o zaman önəmli Oynamalr (roller) oynamışlar . Rus ordusunun zəfərindən sonra Urmu şəhərı zəmanət kimin Türkmənçay və Gülistan Anlaşmalarinda göstərilmişdi və Urmu əyər Abbas Mirza Rusun tələb etdigi cərimələri{10krür tümən ( 5milion tümən ) } ödəməməmiş olsaydı Urmu şəhəri Ruslara verə bilirəmiş ( 1243 Köçsəl - Aysal İl) . Urmiye şəhərinin qabiliyətlı siyasət adamlarından biri Əsgərxan Əfşar Urəməvimiş . Bu siyasət adamı məmaliki məhsruse- Iranın o tarixə kimi birinci elçisi olaraq Fıransada mənsüb oldu . Qacar şahı ( Fəthəli Şah ) bu vəsiləilə istəyirdi Fıransız başçısı Napoleon ilə Ruslara Qarşı Anlaşma bağlayıb və onların sılah və savaş bilimlərindən faydalansın . Bu Çalişmalar finkoneştain anlşmasına nədən oldu , Ancaq təsüfki çox qısta bir sürə sonra Napoleon Ingiliıslərlə anaşmasından sonra tək tərəflı olaraq bu anlaşmanı dayandırdı . Əsgərxan Əfşar 1808dən 1810-a qədər Fıransada ıqamət etmışdır . Bəzi tarixçilər onun firamasunerı məhfillərlə əlaqədar olduğunu ıdia ediblər . Əsgərxan Əfşar əbdolmalkı 1249hcri qəmri Urmiye (Urmu) şəhərində Dünyasını dəyışıbdır ,qəbri Urmu Şəhərinin Ceneral məçidinin şəbıstanındadir . O mərhumun Xanımıda həmin yerdə gümülübdür . Həmin məçid Əfşar sərdarının xərcilə və evinin qunşuluqunda tikilmişdir . Əsgərxan xanımların ıctmaya əyaq açmasında dəyərli Oynam (rol) oynamışdır . nəzərə almalıyıq ki Əsgərxan məhələsi o zaman hindo məhələsi adlanırəmış və 1273 hecri qəməri yəni 24i l sərdari Əfşarın olumundən sonra digər Əfşar sərdarı ki oda təsadofən Əsgərxan Əfşar adıla məruf oymuş və kürd isyançılarla savaşda ( Dərəgiz çimən lərində ) şəhid olduqdan sonra Hindo məhəlləsinin dərvazasından şəhərə cənazəsi gətiriləndə olduqdan sonra , o şəhidin adı paydar qalsın diə Urmunun əhalısı tərəfindən adını Əsgərxanməhələsi ilə deyişdirilmişdir bu məhəllənin adı Əsgərxan Əfşar Əbdolmalikı ilə həç bir munasıbətı yoxdur .
Sözcük:
Köçsəl İl : Hicri ili
Aysal İl : Qəməri ili
Yazıçı: Urmulu Taymaz
http://tinyurl.com/6lahyxl
Urmiye (Urmu) şəhərı Qacar dövründə və Azərbaycan – rus savaşları əsnasından çox kəskin ( kritik )Oynama (rola) sahibimiş və Urmiyeli siyasi adamlar o zaman önəmli Oynamalr (roller) oynamışlar . Rus ordusunun zəfərindən sonra Urmu şəhərı zəmanət kimin Türkmənçay və Gülistan Anlaşmalarinda göstərilmişdi və Urmu əyər Abbas Mirza Rusun tələb etdigi cərimələri{10krür tümən ( 5milion tümən ) } ödəməməmiş olsaydı Urmu şəhəri Ruslara verə bilirəmiş ( 1243 Köçsəl - Aysal İl) . Urmiye şəhərinin qabiliyətlı siyasət adamlarından biri Əsgərxan Əfşar Urəməvimiş . Bu siyasət adamı məmaliki məhsruse- Iranın o tarixə kimi birinci elçisi olaraq Fıransada mənsüb oldu . Qacar şahı ( Fəthəli Şah ) bu vəsiləilə istəyirdi Fıransız başçısı Napoleon ilə Ruslara Qarşı Anlaşma bağlayıb və onların sılah və savaş bilimlərindən faydalansın . Bu Çalişmalar finkoneştain anlşmasına nədən oldu , Ancaq təsüfki çox qısta bir sürə sonra Napoleon Ingiliıslərlə anaşmasından sonra tək tərəflı olaraq bu anlaşmanı dayandırdı . Əsgərxan Əfşar 1808dən 1810-a qədər Fıransada ıqamət etmışdır . Bəzi tarixçilər onun firamasunerı məhfillərlə əlaqədar olduğunu ıdia ediblər . Əsgərxan Əfşar əbdolmalkı 1249hcri qəmri Urmiye (Urmu) şəhərində Dünyasını dəyışıbdır ,qəbri Urmu Şəhərinin Ceneral məçidinin şəbıstanındadir . O mərhumun Xanımıda həmin yerdə gümülübdür . Həmin məçid Əfşar sərdarının xərcilə və evinin qunşuluqunda tikilmişdir . Əsgərxan xanımların ıctmaya əyaq açmasında dəyərli Oynam (rol) oynamışdır . nəzərə almalıyıq ki Əsgərxan məhələsi o zaman hindo məhələsi adlanırəmış və 1273 hecri qəməri yəni 24i l sərdari Əfşarın olumundən sonra digər Əfşar sərdarı ki oda təsadofən Əsgərxan Əfşar adıla məruf oymuş və kürd isyançılarla savaşda ( Dərəgiz çimən lərində ) şəhid olduqdan sonra Hindo məhəlləsinin dərvazasından şəhərə cənazəsi gətiriləndə olduqdan sonra , o şəhidin adı paydar qalsın diə Urmunun əhalısı tərəfindən adını Əsgərxanməhələsi ilə deyişdirilmişdir bu məhəllənin adı Əsgərxan Əfşar Əbdolmalikı ilə həç bir munasıbətı yoxdur .
Sözcük:
Köçsəl İl : Hicri ili
Aysal İl : Qəməri ili
Yazıçı: Urmulu Taymaz
http://tinyurl.com/6lahyxl
Labels:
Azerbaycan,
Güney Azərbaycan,
Orumiyeh,
tarih,
tarix,
Türk,
Urmia,
urmiye,
urmu,
Urumiye
Sunday, February 27, 2011
Türkçe'nin yaşı ve tarihi gelişmesine kısa bir bakış
Türkçe'nin yaşı ve tarihi gelişmesine kısa bir bakış
Türkiye Türkçesi'nde dil adları +ca/+ça ekleriyle yapılır. Mesela: Türkçe, Rusça, Arapça, İngilizce gibi.
Dillerin içindeki yakınlığa ise lehçe, dialekt, uzak lehçe, yakın lehçe, şive ve ağız kavramlarıda kullanılır.
Türk dilinin bugün 3 uzak lehçesi vardır. Bunlar: Yakutça (sahaca), Çuvaşça ve Türkçe’dir.
Türkiye Türkçesi’nin yakın lehçeleri ise: Azerbaycan Türkçesi, Türkmenistan Türkçesi, Özbekistan Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kazak Türkçesi, Uygur Türkçesi’dir.
Bolşevik ihtilali (1917) ve Wilhelm Radloff’un (Ebubekir Divay) ölümünden sonra (1918), Rus Türkologlar Lehçe terimi yerine Türk dillerinin her birini ayrı bir dilmiş gibi değerlendirmiştir. Avrupalı Türkologlar ise, bu ifadeyi benimsemişler ve kullanmışlardır. Daha sonra Türk Dilleri terimi yerleşmeye başlamıştır.
GökTürkler ile başlayıp günümüze kadar konuşma ve yazı dili bir tanedir ve ortak adı Türkçe’dir.
Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in " Kutadgu Bilig" adlı eserinin ön sözünde yazar "…bu kitabımı Türk dilinde yazdım" ifadesini kullanmıştır. Yani Karahanlıca dememiştir.
Bugün Türkiye’de Kazakça, Tatarca, Kırgızca ve Azerce ibaresi kullanılsa da, Kazak Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi v.b. ifadeleri kullanmak daha uygundur.
Türkçe'nin yaşı
Bilindiği üzere yazı tarihi Sümerlerle başlar. Prof.Dr.Osman Nedim TUNA Sümerler zamanında kullanılan dile ait 168 kelimenin varlığını ispatlamıştır. Söz konusu kelimelerin ve dilin özellikleri incelendiğinde Türklüğün ve Türkçe’nin Sümerlerle başladığı iddia edilmektedir. Yani M.Ö. 5500’ncü yılda Ana Türkçe Devri başlamıştır. Bu konuda Kazak âlimi Olcas Süleyman’ın "Az İ Ya" adlı eseri de önemli bir kaynaktır.
Türkçe'nin tarihi gelişimi
Sözlü Edebiyat yazılı edebiyattan daha eskidir. Ancak, sözlü edebiyatın şanssızlığı yazıya geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
iki döneme ayrılır:
1- Eski Türkçe (XIII.yy.’a kadar)
2- Yeni Türkçe (XIII.yy.’dan sonar)
Türk yazı dilinin tarihi gelişimini şema üzerinde inceleyelim:
7.yy.’ın sonu ve 8.yy.’ın başıyla başlayıp, günümüze kadar gelen Türk dilinin gelişim devresini en iyi şekilde aşağıdaki tabloda görebiliriz.
kaynak:
Çağdaş Türk Yazı Dilleri
Çağdaş Türk lehçeleri
Prof. Dr. Mehman Musaoğlu
Türkler Ansiklopedisi (İngilizce:The Turks )
Yağmur Xanimin Özəl FB səhifəsi
Türkiye Türkçesi'nde dil adları +ca/+ça ekleriyle yapılır. Mesela: Türkçe, Rusça, Arapça, İngilizce gibi.
Dillerin içindeki yakınlığa ise lehçe, dialekt, uzak lehçe, yakın lehçe, şive ve ağız kavramlarıda kullanılır.
Türk dilinin bugün 3 uzak lehçesi vardır. Bunlar: Yakutça (sahaca), Çuvaşça ve Türkçe’dir.
Türkiye Türkçesi’nin yakın lehçeleri ise: Azerbaycan Türkçesi, Türkmenistan Türkçesi, Özbekistan Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kazak Türkçesi, Uygur Türkçesi’dir.
Bolşevik ihtilali (1917) ve Wilhelm Radloff’un (Ebubekir Divay) ölümünden sonra (1918), Rus Türkologlar Lehçe terimi yerine Türk dillerinin her birini ayrı bir dilmiş gibi değerlendirmiştir. Avrupalı Türkologlar ise, bu ifadeyi benimsemişler ve kullanmışlardır. Daha sonra Türk Dilleri terimi yerleşmeye başlamıştır.
GökTürkler ile başlayıp günümüze kadar konuşma ve yazı dili bir tanedir ve ortak adı Türkçe’dir.
Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in " Kutadgu Bilig" adlı eserinin ön sözünde yazar "…bu kitabımı Türk dilinde yazdım" ifadesini kullanmıştır. Yani Karahanlıca dememiştir.
Bugün Türkiye’de Kazakça, Tatarca, Kırgızca ve Azerce ibaresi kullanılsa da, Kazak Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi v.b. ifadeleri kullanmak daha uygundur.
Türkçe'nin yaşı
Bilindiği üzere yazı tarihi Sümerlerle başlar. Prof.Dr.Osman Nedim TUNA Sümerler zamanında kullanılan dile ait 168 kelimenin varlığını ispatlamıştır. Söz konusu kelimelerin ve dilin özellikleri incelendiğinde Türklüğün ve Türkçe’nin Sümerlerle başladığı iddia edilmektedir. Yani M.Ö. 5500’ncü yılda Ana Türkçe Devri başlamıştır. Bu konuda Kazak âlimi Olcas Süleyman’ın "Az İ Ya" adlı eseri de önemli bir kaynaktır.
Türkçe'nin tarihi gelişimi
Sözlü Edebiyat yazılı edebiyattan daha eskidir. Ancak, sözlü edebiyatın şanssızlığı yazıya geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
iki döneme ayrılır:
1- Eski Türkçe (XIII.yy.’a kadar)
2- Yeni Türkçe (XIII.yy.’dan sonar)
Türk yazı dilinin tarihi gelişimini şema üzerinde inceleyelim:
7.yy.’ın sonu ve 8.yy.’ın başıyla başlayıp, günümüze kadar gelen Türk dilinin gelişim devresini en iyi şekilde aşağıdaki tabloda görebiliriz.
kaynak:
Çağdaş Türk Yazı Dilleri
Çağdaş Türk lehçeleri
Prof. Dr. Mehman Musaoğlu
Türkler Ansiklopedisi (İngilizce:The Turks )
Yağmur Xanimin Özəl FB səhifəsi
Labels:
Altay,
Azerbaycan,
Dil,
GökTürkler,
tarih,
tarix,
Türk,
Türkçe,
Türkiye,
yazı
Wednesday, February 16, 2011
Kürt Qruplar-Azerbaycan sınırlarını belirlemede temel alınması gereken ilkeler
Azerbaycan Milli Hükumetinin Azerbaycan sınırları hakkındaki düşünce ve uygulamaları tamamıyla hatalı ve tarihi-stratejik-milli bakımdan yanlış inanc ile siyasi zaaf yüzünden ortaya çıkan şeylerdir, bizi ve Azerbaycan'ın geleceğini bağlamaz.
aciq.net'te yayınlanan aşağıdaki yazı, hem zamanlama bakımından yerinde ve hem içerik açısından (bir iki nokta dışında) mantıklı ve doğru esaslar üzerinde kurulmuş uygun bir cevaptır:
http://www.achiq.org/herekat2/achiq%20mektub.htm
Yukarıda dediğim bir iki nokta ise şunlardan ibarettir:
1- Yazıda en temel sorun, Türk- kürt ve Azerbaycan-Kürdistan sınırlarının belirlenmesinde takip edilebilecek yöntemin, Azerbaycan Milli Hukumeti ve Kürdistan devletinin aralarında imzaladıkları anlaşmanın ruhuna bağlı kalmak olduğu yazılır.
a- Eğer bu "ruh"tan maksat görüşmeler ve diyalogsa, bu bütünüyle kabul edilecek ve her iki tarafın çıkarına olan bir yöntemdir.
b- Eğer bu "ruh"tan maksat, o iki devlet arasında yapılan anlaşmalar ise, bu hiç bir şekilde kabul edilecek bir ruh değildir ve bütünüyle Türk halkı ve Azerbaycan’ın milli çıkarlarına terstir.
O anlaşmalarda var olan esas sorun, Etnik Azerbaycan yerine, Pehlevi devletinin idari taksimatı esas alınmasıdır ve bu yanlış ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne ters olan idari taksimata göre Sulduz'un Kürdistan devletine dahil edilmesidir.
Bu ölümcül hata ve yanlışlık ki Azerbaycan Demokrat Fırkası sahib olduğu yanlış Azerbaycan tasavvuru, Pehlevi diktasının idari taksimatını gözü bağlı kabul etmesi ve Sovyetler Birliğinin zorlaması ile benimsenmiştir, hiç bir şekilde bugün için geçerli olamaz ve en başta Azerbaycan’ın Sulduz, Tikan Tepe, Sayın Kala vb ilçelerinin Türk halkı için kabul edilemez.
Azerbaycan Demokrat Fırkası aynı yanlışlığı Bicar-Gerus, Yassu Kend, Gorva, Sungur meselelerinde de yapmıştır. Öteki yandan aynı yanlışlık Fars-merkezi devleti ile de yapılmış ve bunun neticesinde Azerbaycan’ın bugünki Zencan, Hamedan, Kazvin, Tahran, Kum ve Merkezi illeri Azerbaycan’ın dışında kabul edilib Fars-merkezi devletine bırakılmıştır.
Başka bir deyişle Azerbaycan Milli Hukumetinin Azerbaycan sınırları hakkındaki düşünceleri ve uygulamaları tamamı ile hatalı ve tarihi-stratejik-milli bakımdan yanlış inanç ve siyasi zaaf yüzünden ortaya çıkan şeylerdir ve bizi ve Azerbaycan’ın geleceğini bağlamaz.
Bu konu ile ilgili aşağıdaki linklere bakabilirsiniz:
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/2006/03/1320-1301-1320.html
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/2006/03/blog-post_114330816335996702.html
Ben burada kısaca Azerbaycan-Kürdistan sınırlarını belirlemede vaz geçilmez olan esasları sıralıyorum:
1- İran’ın kuzeybatısındaki bütün Türk yerleşim mıntıkaları Azerbaycan'a ve İran’ın kuzeybatısındaki bütün Kürt yerleşim bölgeleri Kürdistan'a dahil edilmelidir.
2- Esas alınacak zaman kesidi ve tarih, şimdiki etno-demografik durum değil, 1906 yılından önceki etnik vaziyettir. 1906 tarihi Fars şövenizminin İran devleti ve bürokrasisine hakim olduğu tarihtir ve bu tarihten sonra etnik bölgelerin terkibinde gerçekleşen bütün değişiklikler (Türkiye ve Azerbaycana gelen Kürt tayfalar, Azerbaycana yerleştirilen göçebe Kürt tayfaları, büyük şehirler, Urmiye ve benzerlerine yapılan Kürt göç ve akınları vs), koloniyal değişiklikler olup hiç zaman etnik bölgelerin sınırlarının tayin edilmesinde esas alınamaz.
Nasıl ki Irak’ta Barzani ile Talabani, Kürt bölgesi ve özellikle Kerkük'ün statüsünü belirlemek için Baas rejiminin kurulmasından önceki vaziyetin esas alınması hatta bu tarihten sonra bölgeye göç eden veya yerleştirilen Arapların bile, bu topraklardan dışarı atılmasını müdafaa ediyorlar. Biz de 1906 yılından sonra Azerbaycan’a Türkiye, Irak ve İran’ın başka bölgelerinden yapılan Kürt göçlerinin Azerbaycan’ın sınırlarını belirlemede hiç bir tesiri olmayacağını savunmalıyız. Azerbaycan topraklarında 1906’dan sonra oluşmuş her hangi bir Kürt yerleşim bölgesi, şehir ya da köy fark etmez, yüzde yüz Kürt olsa da yine de Azerbaycan’a dahil edilmelidir.
3- 1906 tarihinden sonra bugün Kürtlerle meskun olan Savucbulak (Mahabad),Hana (Piranşehir), Sakız vd de yaşayan Türkler, Kürtlerin baskı ve saldırılarına maruz kalmış ve öz tarihi yurt-yuvalarını terk etmişlerdir. Bu kaçış özellikle inkılaptan sonra süratli olmuş ve bölgedeki onlarca Türk köyü boşaltılmıştır. Halbuki Azerbaycan’da yaşayan hiç bir Kürt buradan Kürdistana geri gitmemiştir.
Azerbaycan ve kürdistan sınırlarını mubahise ederken her zaman Kürdistan Türklerinin (Hana, Sakız, Savucbulak vb) ve buralardan göçmeye-kaçmaya mecbur edilen Türklerin Kürdistana dönmesi, bunların Kürdistan federe devleti tarafından maddi (ev, toprak, mal-davar) zararlarının karşılanması, dönmeleri mümkün değilse de onların sayısı kadar Kürdün (veya Kürt yerleşim merkezinin) Azerbaycan topraklarına dahil edilmesi şart koşulmalıdır.
4- Etnik Azerbaycan’ın Bicar, Gorva ve Sungur ilçeleri Kürdistan ve Kirmanşah illerine dahil edilmiş, buraya bir tarafdan büyük Kürt göç ve girişi gerçekleşmiş diğer taraftan da buranın yerli Türk ahalisi Zencan ile Hamedan illerine göç etmiş ve hala etmektedirler.
Azerbaycan ve Kürdistan sınırlarını mubahise ederken her zaman Bicar, Gorva ve Sungur’daki Türk bölgelerinin mutlaka Azerbaycan’a dahil edilmesi vurgulanmalıdır. Nerenin Türk bölgesi olduğunu tesbit ederken de bugünki vaziyet değil, 1906'dan önceki cemiyetin etnik terkibi nazara alınmalıdır.
Batı Azerbaycan’daki bir sıra Kürt yerleşim merkezlerinin federe Kürdistana bağlanabilmesi hatta bu mevzunun mubahise edilmesi, ancak ve yalnız Bicar, Gorva ve Sungur’un daha önceden federe Azerbaycan’a bağlanmasına bağlı tutulmalıdır.
5- Yukarıdaki tarihi demografik usüllerden başka, Azerbaycan-Kürdustan sınırlarının tayin edilmesinde siyasi stratejik esaslar da rol oynuyor. Örneğin eğer Türkiye- İran sınır boyunda 1906dan önce de bir sıra Kürt bölgeleri mevcut olmuş olsa (ki böyle bir şeyin olduğundan emin değilim) bu Kürtlerle meskun yerleşim bölgeleri yine de hiç bir şartla Kürdistan devletine dahil edilemez.
İran’ın batısında Türkiye’nin bütün sınır boyu tek komşusu Azerbaycan olmalıdır. Azerbaycan -Türkiye arasında coğrafi bir set veya fasıla yaratmak Azerbaycan ve Türkiye Türklerinin stratejik çıkarları (özellikle Kürt ve merkezi Fars devleti karşısında emniyetinin sağlanması) için hayati öneme sahiptir.
Başka bir deyişle İran'da etnik veya federal Kürdistanın Türkiye ile ortak sınırları yoktur ve olmayacaktır.
6- Aynı şekilde eskiden Türklerle meskun olan Uşnu ilçesi Azerbaycan’ı Irak’a ve bu vesileyle orada yaşayan ve Kürt yayılmacılığı ve zulmüne maruz kalan Türkman diasporamıza bağlayan tek geçittir. Bu nedenle Uşnu (Hana) şimdiki etnik terkibi ne olursa olsun mutlaka Azerbaycan sınırları içinde kalacaktır.
Başka bir deyişle etnik veya federal Azerbaycan’ın ne olursa olsun, Irak’a ortak sınırı olmalıdır.
7- Urmiye gölünün güneyinde küçük bir bölüm Mahabad ilçesine bağlanıp böylece Urmu ile Sulduz arasında kopukluk oluşturulmuştur. Bu yolla bir taraftan Kürtlere Urmuiye gölüne çıkış yolu sağlanıp bir taraftan da Sulduz- Tikan Tepe-SayinKala hatta Bicar gelecekte Kürt işgali öncesinde savunmasız bırakılmıştır.
Urmu-Sulduz hattı Güney Azerbaycan’ın batı sınırlarını korumakta hayati öneme sahiptir. Bu hatta her hangi bir kopukluk, yukarıda Urmiye , Salmas, Hoy, Çaldıran ve Maku'nun aşağıda Sulduz, Tikan Tepe, Sayın Kala, Bicar, Yassu Yend, Gorva ile Sungur'un düşmesi ve rahatlıkla Kürdistana ilhak edilmesi demektir.
Bu nedenle, Urmiye gölü güneyinde ona komşu olan ve Mahabad ilçesine dahil edilmiş 1906'dan önceki Türk bölgeleri- şimdiki etnik terkibi ne olursa olsun – Azerbaycan’a aittir.
Başka bir deyişle etnik veya federal Kürdistanın Urmiye gölüne çıkışı yoktur ve olmayacaktır. Urmu, Mehemmedyar ve Sulduz ilçeleri arasında kopukluğa izin verilmemelidir.
8- Azerbaycan’ın Kürdistanla olan ortak batı sınırları ve Kürt-Türk meselesi hakkında fikir beyan edenler genellikle Doğu Azerbaycan ile Erdebil illerindendirler. Elbette bu kötü bir şey değildir. Hatta çok gerekli ve sevindirici bir durumdur. Ancak tecrübe göstermiştir ki bu yurttaşlarımız Türk-Kürt ve Azerbaycan-Kürdistan meselesine derinden ve her taraflı vakıf değildirler.
Bu yüzden bu meseleler hakkında mutlak şekilde yerli ahaliden olan aydın ve aktivistlerimiz öncelikle Batı Azerbaycan, Kürdistan (Bicar, Gorva, Yassu Kend, Sungur vb gibi ilçeler) ile Hamedan (Bahar, Esedabad, vb gibi ilçeler) üzerinde söz sahibi olmalı ve ön plana çıkmalıdırlar.
-------------------------
Bu makale www.guneyazerbaycankurtsorunu.blogcu.com tarafından Türkiye Türkçesine çevrilmiştir.
aciq.net'te yayınlanan aşağıdaki yazı, hem zamanlama bakımından yerinde ve hem içerik açısından (bir iki nokta dışında) mantıklı ve doğru esaslar üzerinde kurulmuş uygun bir cevaptır:
http://www.achiq.org/herekat2/achiq%20mektub.htm
Yukarıda dediğim bir iki nokta ise şunlardan ibarettir:
1- Yazıda en temel sorun, Türk- kürt ve Azerbaycan-Kürdistan sınırlarının belirlenmesinde takip edilebilecek yöntemin, Azerbaycan Milli Hukumeti ve Kürdistan devletinin aralarında imzaladıkları anlaşmanın ruhuna bağlı kalmak olduğu yazılır.
a- Eğer bu "ruh"tan maksat görüşmeler ve diyalogsa, bu bütünüyle kabul edilecek ve her iki tarafın çıkarına olan bir yöntemdir.
b- Eğer bu "ruh"tan maksat, o iki devlet arasında yapılan anlaşmalar ise, bu hiç bir şekilde kabul edilecek bir ruh değildir ve bütünüyle Türk halkı ve Azerbaycan’ın milli çıkarlarına terstir.
O anlaşmalarda var olan esas sorun, Etnik Azerbaycan yerine, Pehlevi devletinin idari taksimatı esas alınmasıdır ve bu yanlış ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne ters olan idari taksimata göre Sulduz'un Kürdistan devletine dahil edilmesidir.
Bu ölümcül hata ve yanlışlık ki Azerbaycan Demokrat Fırkası sahib olduğu yanlış Azerbaycan tasavvuru, Pehlevi diktasının idari taksimatını gözü bağlı kabul etmesi ve Sovyetler Birliğinin zorlaması ile benimsenmiştir, hiç bir şekilde bugün için geçerli olamaz ve en başta Azerbaycan’ın Sulduz, Tikan Tepe, Sayın Kala vb ilçelerinin Türk halkı için kabul edilemez.
Azerbaycan Demokrat Fırkası aynı yanlışlığı Bicar-Gerus, Yassu Kend, Gorva, Sungur meselelerinde de yapmıştır. Öteki yandan aynı yanlışlık Fars-merkezi devleti ile de yapılmış ve bunun neticesinde Azerbaycan’ın bugünki Zencan, Hamedan, Kazvin, Tahran, Kum ve Merkezi illeri Azerbaycan’ın dışında kabul edilib Fars-merkezi devletine bırakılmıştır.
Başka bir deyişle Azerbaycan Milli Hukumetinin Azerbaycan sınırları hakkındaki düşünceleri ve uygulamaları tamamı ile hatalı ve tarihi-stratejik-milli bakımdan yanlış inanç ve siyasi zaaf yüzünden ortaya çıkan şeylerdir ve bizi ve Azerbaycan’ın geleceğini bağlamaz.
Bu konu ile ilgili aşağıdaki linklere bakabilirsiniz:
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/2006/03/1320-1301-1320.html
http://kurd-yayilmasi.blogspot.com/2006/03/blog-post_114330816335996702.html
Ben burada kısaca Azerbaycan-Kürdistan sınırlarını belirlemede vaz geçilmez olan esasları sıralıyorum:
1- İran’ın kuzeybatısındaki bütün Türk yerleşim mıntıkaları Azerbaycan'a ve İran’ın kuzeybatısındaki bütün Kürt yerleşim bölgeleri Kürdistan'a dahil edilmelidir.
2- Esas alınacak zaman kesidi ve tarih, şimdiki etno-demografik durum değil, 1906 yılından önceki etnik vaziyettir. 1906 tarihi Fars şövenizminin İran devleti ve bürokrasisine hakim olduğu tarihtir ve bu tarihten sonra etnik bölgelerin terkibinde gerçekleşen bütün değişiklikler (Türkiye ve Azerbaycana gelen Kürt tayfalar, Azerbaycana yerleştirilen göçebe Kürt tayfaları, büyük şehirler, Urmiye ve benzerlerine yapılan Kürt göç ve akınları vs), koloniyal değişiklikler olup hiç zaman etnik bölgelerin sınırlarının tayin edilmesinde esas alınamaz.
Nasıl ki Irak’ta Barzani ile Talabani, Kürt bölgesi ve özellikle Kerkük'ün statüsünü belirlemek için Baas rejiminin kurulmasından önceki vaziyetin esas alınması hatta bu tarihten sonra bölgeye göç eden veya yerleştirilen Arapların bile, bu topraklardan dışarı atılmasını müdafaa ediyorlar. Biz de 1906 yılından sonra Azerbaycan’a Türkiye, Irak ve İran’ın başka bölgelerinden yapılan Kürt göçlerinin Azerbaycan’ın sınırlarını belirlemede hiç bir tesiri olmayacağını savunmalıyız. Azerbaycan topraklarında 1906’dan sonra oluşmuş her hangi bir Kürt yerleşim bölgesi, şehir ya da köy fark etmez, yüzde yüz Kürt olsa da yine de Azerbaycan’a dahil edilmelidir.
3- 1906 tarihinden sonra bugün Kürtlerle meskun olan Savucbulak (Mahabad),Hana (Piranşehir), Sakız vd de yaşayan Türkler, Kürtlerin baskı ve saldırılarına maruz kalmış ve öz tarihi yurt-yuvalarını terk etmişlerdir. Bu kaçış özellikle inkılaptan sonra süratli olmuş ve bölgedeki onlarca Türk köyü boşaltılmıştır. Halbuki Azerbaycan’da yaşayan hiç bir Kürt buradan Kürdistana geri gitmemiştir.
Azerbaycan ve kürdistan sınırlarını mubahise ederken her zaman Kürdistan Türklerinin (Hana, Sakız, Savucbulak vb) ve buralardan göçmeye-kaçmaya mecbur edilen Türklerin Kürdistana dönmesi, bunların Kürdistan federe devleti tarafından maddi (ev, toprak, mal-davar) zararlarının karşılanması, dönmeleri mümkün değilse de onların sayısı kadar Kürdün (veya Kürt yerleşim merkezinin) Azerbaycan topraklarına dahil edilmesi şart koşulmalıdır.
4- Etnik Azerbaycan’ın Bicar, Gorva ve Sungur ilçeleri Kürdistan ve Kirmanşah illerine dahil edilmiş, buraya bir tarafdan büyük Kürt göç ve girişi gerçekleşmiş diğer taraftan da buranın yerli Türk ahalisi Zencan ile Hamedan illerine göç etmiş ve hala etmektedirler.
Azerbaycan ve Kürdistan sınırlarını mubahise ederken her zaman Bicar, Gorva ve Sungur’daki Türk bölgelerinin mutlaka Azerbaycan’a dahil edilmesi vurgulanmalıdır. Nerenin Türk bölgesi olduğunu tesbit ederken de bugünki vaziyet değil, 1906'dan önceki cemiyetin etnik terkibi nazara alınmalıdır.
Batı Azerbaycan’daki bir sıra Kürt yerleşim merkezlerinin federe Kürdistana bağlanabilmesi hatta bu mevzunun mubahise edilmesi, ancak ve yalnız Bicar, Gorva ve Sungur’un daha önceden federe Azerbaycan’a bağlanmasına bağlı tutulmalıdır.
5- Yukarıdaki tarihi demografik usüllerden başka, Azerbaycan-Kürdustan sınırlarının tayin edilmesinde siyasi stratejik esaslar da rol oynuyor. Örneğin eğer Türkiye- İran sınır boyunda 1906dan önce de bir sıra Kürt bölgeleri mevcut olmuş olsa (ki böyle bir şeyin olduğundan emin değilim) bu Kürtlerle meskun yerleşim bölgeleri yine de hiç bir şartla Kürdistan devletine dahil edilemez.
İran’ın batısında Türkiye’nin bütün sınır boyu tek komşusu Azerbaycan olmalıdır. Azerbaycan -Türkiye arasında coğrafi bir set veya fasıla yaratmak Azerbaycan ve Türkiye Türklerinin stratejik çıkarları (özellikle Kürt ve merkezi Fars devleti karşısında emniyetinin sağlanması) için hayati öneme sahiptir.
Başka bir deyişle İran'da etnik veya federal Kürdistanın Türkiye ile ortak sınırları yoktur ve olmayacaktır.
6- Aynı şekilde eskiden Türklerle meskun olan Uşnu ilçesi Azerbaycan’ı Irak’a ve bu vesileyle orada yaşayan ve Kürt yayılmacılığı ve zulmüne maruz kalan Türkman diasporamıza bağlayan tek geçittir. Bu nedenle Uşnu (Hana) şimdiki etnik terkibi ne olursa olsun mutlaka Azerbaycan sınırları içinde kalacaktır.
Başka bir deyişle etnik veya federal Azerbaycan’ın ne olursa olsun, Irak’a ortak sınırı olmalıdır.
7- Urmiye gölünün güneyinde küçük bir bölüm Mahabad ilçesine bağlanıp böylece Urmu ile Sulduz arasında kopukluk oluşturulmuştur. Bu yolla bir taraftan Kürtlere Urmuiye gölüne çıkış yolu sağlanıp bir taraftan da Sulduz- Tikan Tepe-SayinKala hatta Bicar gelecekte Kürt işgali öncesinde savunmasız bırakılmıştır.
Urmu-Sulduz hattı Güney Azerbaycan’ın batı sınırlarını korumakta hayati öneme sahiptir. Bu hatta her hangi bir kopukluk, yukarıda Urmiye , Salmas, Hoy, Çaldıran ve Maku'nun aşağıda Sulduz, Tikan Tepe, Sayın Kala, Bicar, Yassu Yend, Gorva ile Sungur'un düşmesi ve rahatlıkla Kürdistana ilhak edilmesi demektir.
Bu nedenle, Urmiye gölü güneyinde ona komşu olan ve Mahabad ilçesine dahil edilmiş 1906'dan önceki Türk bölgeleri- şimdiki etnik terkibi ne olursa olsun – Azerbaycan’a aittir.
Başka bir deyişle etnik veya federal Kürdistanın Urmiye gölüne çıkışı yoktur ve olmayacaktır. Urmu, Mehemmedyar ve Sulduz ilçeleri arasında kopukluğa izin verilmemelidir.
8- Azerbaycan’ın Kürdistanla olan ortak batı sınırları ve Kürt-Türk meselesi hakkında fikir beyan edenler genellikle Doğu Azerbaycan ile Erdebil illerindendirler. Elbette bu kötü bir şey değildir. Hatta çok gerekli ve sevindirici bir durumdur. Ancak tecrübe göstermiştir ki bu yurttaşlarımız Türk-Kürt ve Azerbaycan-Kürdistan meselesine derinden ve her taraflı vakıf değildirler.
Bu yüzden bu meseleler hakkında mutlak şekilde yerli ahaliden olan aydın ve aktivistlerimiz öncelikle Batı Azerbaycan, Kürdistan (Bicar, Gorva, Yassu Kend, Sungur vb gibi ilçeler) ile Hamedan (Bahar, Esedabad, vb gibi ilçeler) üzerinde söz sahibi olmalı ve ön plana çıkmalıdırlar.
-------------------------
Bu makale www.guneyazerbaycankurtsorunu.blogcu.com tarafından Türkiye Türkçesine çevrilmiştir.
Labels:
Azerbaycan,
Azərbaycan,
fars,
iran,
Kürdistan,
tarih,
tarix,
toprak,
Türk,
urmiye
Subscribe to:
Posts (Atom)
.jpg)












