Güney Azerbaycanın batı bölgesi jeopolitik konumu ve demografik yapısı nedeniyle özellikle son yüzyılda ağır facialarla karşı karşıya kalmıştır. Büyük güçler, çıkarları doğrultusunda yürüttükleri yıkıcı faaliyetlerde bölgedeki azınlıkları kullanmışlar ve bölgeyi ağır insani ve ekonomik zarara uğratmışlar. İngiltere, Fransa ve Rusyanın kütüphanelerinde Kürt tarihi, kültürü ve aşiret yapısı hakkında yazılmış olan on binlerce kitap, makale ve Kürt enstitüleri bu siyasetin bir göstergesidir. Azerbaycanın batı bölgesinde Azerbaycan Türklerinin yanısıra bölgenin kuzeyinde Ermeniler ve Asuriler; güneyinde ise Kürtler yaşamaktadır. Bu etnik gruplar özellikle Kürtler, baştanımazlık ve isyanları ile kalıcı sorunlarla karşı karşıya bıraktıkları bölgenin büyük ölçüde demografik yapısının değişmesine sebep olmuşlar. Kürtler 400 yıllık tarihi bir surede kontrol altında olmayan sınırlardan Güney Azerbaycan arazisine girmişler. Aşiret yapısına sahip olan Kürtler süre gelen konar göçer hayat tarzı , iç ve dış savaşlar, kıtlık ve başka sebeplerden dolayı Azerbaycanın batı bölgesine göçmüş ve bu göç 1990 lara kader devam etmiştir. Eskiden Türkiye-Azerbaycan sınırlarının sadece dağlık bölgelerinde göç halinde yaşayan Kürtler, günümüzde Makı, Hoy, Salmas, Urmiye, Sulduz, Koşaçay (Miyandoab), Sayınkale ve Tikantepe çizgisinin batısındaki ovalara yayılmış ayrıcabelli bir oranda da bu şehirlere yerleşmişlerdir, I. dünya savaşından itibaren Azerbaycan toprakları üzerinde arazi iddiasında bulunmaktadırlar ve bu doğrultuda organize bir şekilde çalışmalar yürütürler. Şeyh Obeydullah Şemzini, Simko ve Ömer Han Şakak gibi yağmacı Aşiret ağalarını Kürt bağımsız harekatının banisi ve Kürt halkının kahramanları olarak tanıtıyorlar. Uydurma Mahabad Cumhuriyetini ilk bağımsız Kürt devleti olarak tanımlıyorlar. Yazdıkları ve yazdırdıkları kitaplarda Azerbaycanın batısını büyük Kürdistanın bir parçası, Mukri Kürdistanı, Kuzey Kürdistan olarak adlandırıyorlar.
Bu çalışmanın amacı tarihi senetlere dayanarak Kürtlerin Azerbaycan arazisine göç ettiklerini, yaşadıkları bölgeleri, nüfusları ve Azerbaycanda yayılma nedenlerini incelemektir.
Güney Azerbaycan ve Batı Bölgesinin Genel Durumu
Tarihi kaynaklara göre Güney Azerbaycan arazisi en az 170 bin km kare alanla günümüzde Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil, Zencan, Hemedan ve Kazvin eyaletleri, Bicar, gurve, Astara bölgelerini kapsamaktaydı. Bölge nüfusunun 15-16 milyon olduğu tahmin ediliyor. Azerbaycan Türkleri bölge nüfusunun %90 ını oluştururlar.
1937 yılında merkezi devletin siyasi hedefi doğrultusunda etnik bölgeler yeni idari birimlere bölünerek 10 yeni ustan (eyalet) oluşturuldu ve Güney Azerbaycan arazisi 4 ustan haline getirildi: 1. Zencan, kazvin ve astara ustanı 2. Tebriz -Erdebil ustanı 3. Urmu, Hoy, Savucbulak, Marağa, Bicar ustanı 4. Hamadan ustanı. Bu taksimat zaman içerisinde defalarca Azerbaycanın aleyhine değiştirildi. Zencandan ilk önce Astara bölgesi alınıp Gilan ustanına verildi. Devrimden sonra da Kazvin bölgesi yeni bir ustan haline getirildi ve 3. Ustan (Doğu Azerbaycan)dan koparılan Erdebil bölgesi Erdebil ustanı olarak karşımıza çıktı. 4. Ustan(Batı Azerbaycan)nın Bicar, Gerus ve Gorve bölgeleri Kürdistan eyaletine verildi.
Batı Azerbaycan çeşitli taksimattan sonra bugün 45 bin Km kare alanı kapsıyor. Kuzeyden, Kuzey Azerbaycan, Batıdan, Türkiye, Güney batıdan Irak ile dış sınırları bulunuyor. Ayrıca Doğudan, Doğu Azerbaycan, Güney doğudan Zengan ve Güneyden Kürdistan eyaletler ile iç sınırları bulunmaktadır. Nüfusu tahminen3.020893 civarındadır. Bu nüfusun yaklaşık 1.574.730u şehirlerde, 1.331.735i köylerde ayrıca 114617si de göç halinde yaşamaktadır. Batı Azerbaycan 14 vilayet, 30 Şehir, 36 İlçe , 109 Köy Merkezi ve 3737 Köyden oluşur. Merkezi, Güney Azerbaycanın ikinci büyük şehri Urmudur.
Azerbaycanda Kürtlerin Tarihi kökeni
Tarihi kaynaklar Kürtlerin nereden geldiği, nerelere yerleştiği ve nüfusu hakkında bilgi vermiştir. Haddona göre Kürtler İrana dışarıdan gelmişler ve Türklerden çok sonra bu bölgelerde yerleşmişler. Ayrıca Arnold Wilson Kürt aşiretlerinin Osmanlı topraklarından Azerbaycana geldiğini yazıyor.Garsten Niebuhr goçebe Kürt aşiretlerinin sayısının çok olduğunu yalnız anavatanleri değil , Suriye ve Aceme dağıldıklarını yazıyor. Makı, Çaldıran, Hoy, Salmas ve Urmiye Kürtlerine Şakak denilir ve Anadoluda yaşayan Kürtleri boyularındandırlar. Sulduz, Hana, Savucbulak, Bukan, sayınkalada yaşayan Kürtler ise Mezopotamya kökenlidirler. Bu aşiretler Mokri, Şakakan, Herki, Mamış, Zaza, Milan, Dehbokri, Celali ve diğer aşiretlerden ibarettir. 16. Yüzyılın sonuna doğru Yazılan, Kürt aşiretlerinin tarih ve coğrafyasını anlatan ve Kürt tarihinin araştırmasında ana kaynak konumunda olan Şerefname(geniş Kürdistan tarihi) kitabında, bugün Savucbulak bölgesinde geniş bir araziyi iyelenen Mukrilerin Osmanlı arazisinde Zül şehri(şehre Zur günümüzde Irak topraklarında) çevresinde bulunan Mukriye aşiretine dayandığı yazıyor. Rivayetlere göre Baban paşalarının ailesine mensup Seyfettin adında bir kişi Baban aşireti ve başka Kürt aşiretlerini toplayıp Azerbaycanda Deryaz bölgesini Çabuklu Türklerinden alarak oraya yerleşti. Seyrül ekrad kitabının yazarına göre de Mukri aşireti 16.yuzyılın sonlarında Osmanlı toprakları ve kuzey Mesopotamiya Eben Ömer adası(bugünkü Suriye)ndan Azerbaycan arazisine göç etmişler. Yazara göre ilk kere Baban ailesinden Babamir adlı bir kişi Savucbulakı Azerbaycan Türklerinden almış ve sülalesi zaman içerisinde bu bölgeye hüküm sürmüşler. Kacar dönemine kader Mukri aşireti Avşar Birliğinin üyesiydi ve 1882 yılında birliğin Beyler beyi Muhammet Guluhan Savukbulak Bölgesinin idaresini Donbili Türklerinden alıp Budak Han Mukriye vermiştir. Mahabad Tarihçesinin yazarına göre Osmanlı Kürtlerinden oluşan Belbas birliği 18.yüzyılda Osmanlıdan (bugünkü Irak Topraklarından) Bapir ağa önderliğinde Azerbaycanın İletimur bölgesine göç eder.Belbas birliği Mamış, Mengur ve Piran aşiretlerinden oluşur .Günümüzde Mamış aşireti Savukbulak-Neğede arasında (Sulduz bölgesinde) yerleşmektedir. Osmanlı (Irak) Arazisinden göçen Mengurlar Serdeşti ve Piran aşireti Hana şehri ve köylerini ele geçirmişler. Dehbokri aşireti de 18. Yüzyılın sonunda Bayram Ağa önderliğinde Diyarbakırdan Azerbaycanın Savukbulak bölgesine göçmüş ve bu göç için çeşitli sebepler, örneğin kuraklık ve kıtlığı göstermişler.Bu aşiret günümüzde Bukan şehri ve çevresinde yaşamaktadır. Gevrek aşireti kendilerini Vesman Ağa ve Hazar Ağanın torunları sayıyor ve Mengurlardan birkaç yıl önce Azerbaycana göçmüşler. FeyzullahBeygi aşireti ise kendilerini Teymuriler döneminde Irakta yaşamış olan Fakih Ahmet Dareşmanenin torunları sayıyorlar. Azerbaycana gelişlerinin sebebi ve tarihi belli değildir . Şakakan aşireti Osmanlı arazisinin doğusunda yaşıyordu. Bu aşiretin çeşitli tayfaları Sefevi devletinin kuruluşu döneminden itibaren yavaş yavaş Azerbaycana göçmüşlerdir. Bu aşiretler 20.yüzyıla kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçiriyor, bir nevi ikili vatandaşlığa sahiptiler. Celali aşireti(20 bin kişi) ise Şah Abbas döneminde Osmanlı Sadrazamı Kuyucu Murat Paşa ‘nın önünden kaçarak Safevilere siğınmişlar .Şah Abbas bu Celalilerden Sekiz binini Beradust bölgesinde digerlerini Makı cıvarında yerleştirmiştir. Görüldügü gibi Kürt yazar ve tarihçilerine göre Kürt aşiretleri Azerbaycan topraklarına diger yerlerden gelmiş ve burada heç bir tarihi koke sahip değilerdir.
Batı Azerbaycanın demografik yapısı
İranda Bulunan etniklerin nüfusu hakkında resmi bir istatistiksel veri bulunmamaktadır. Bu yüzden Etniklerin Nüfusu konusunda söylenen sayılar tahmine dayalıdır. Yazıda İran İstatistik Merkezinin Son verilerine dayanarak günümüzde Batı Azerbaycan bölgelerinde yaşayan Kürt nüfusu hakkında bilgi verilecektir.
Batı Azerbaycanın Kuzeyinde Türkiye ve Kuzey Azerbaycanla ortak sınırları bulunan Makı vilâyetinin çevresinde Milan, Celali ve Heyderanlu Kürt aşiretleri dağınık şekilde yaşamaktadırlar. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Celali (Halikanlu) aşireti 15796 (2238 Aile), Milan aşireti 11502 (1686 Aile) ve Heyderanlu 1396 kişi(183 Aile)den oluşur. Yani bu bölgede tahminen 28694 Kürt halen konar göçer hayat sürdürmektedirler. Celali aşiretinin nüfusu UNESCOnun 1963 yılında verdiği rakama göre 1135 aileden ibarettir. Yukarıdaki rakamlara dayanarak %3 artışla bugün bu aşiretin nüfusu 15 bin civarında olmalıdır. Bu aşiret günümüzde Azerbaycanın batısında göç eden en büyük aşirettir ve bölgede göç halinde yaşayanların %48.2sini oluşturur. Milan aşiretinin nüfusu 1963te 2030 aile olarak kaydedilmiştir. Bu rakamı yukarıdaki verilere dayanarak %3 artışla hesaplarsak günümüzde bu aşiretin nüfusu 27 bin kişi civarında olacaktır. Hayderanlu aşiretinin nüfusu 1963 yılında 1800 kişi(300Aile) olarak açıklanmış, %3 artışla bu aşiretin nüfusu 4 bin civarında olmalıdır yani günümüzde bu aşiretlere mensup 46 bin kişi yaşamaktadır. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Makı ve Çaldıran vilayetinin nüfusu 174199 kişi tahmin ediliyor. Makı şehrinin nüfusu 36747 kişidir. Şehrin Kürt nüfusu %10 (3674) olarak tahmin ediliyor. Yani bu bölgede yaklaşık 50 bin Kürt yaşamaktadır. Bu da Bölge nüfusunun %28i civarındadır.
Kürt aşiretlerinin yaşadığı diğer bir bölge Hoy vilâyetidir. Bu bölgede Küresünnü ve Memkanlu aşiretleri Türkiye sınırlarında yaşıyorlar. Son verilere göre Küresünnü aşiretinin göç eden nüfusu 1835 kişi (239 aile)dir.1962 verilerinde bu aşiretin nüfusu 400 aile, yaklaşık 2500 kişidir. Memkanlu aşireti de Türkiye ile Güney Azerbaycan sınırlarında yaşıyorlar. Son verilerde aşiretin göç eden nüfusu 901 kişi (115aile) olarak belirlenmiştir.1962 verilerinde aşiretin nüfusu yaklaşık1500 kişi (250 aile) olarak tahmin ediliyor. Günümüzde Sefaiye, Zerabad, Zeri ve Kotur bölgesinde yaklaşık 35 bin Kürt yaşamaktadır. Hoy vilayetinin nüfusu 425859 kişidir. Hoy şehrinin nüfusu ise 163838 civarındadır .Burada da nüfusun %8inin (13400 ) Kürtlerden oluştuğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 40-45 bin Kürt yaşamaktadır. Buda toplam Hoy bölge nüfusunun %10unu oluşturuyor. Bölgede ayrıca yaklaşık 8 bin Ermeni yaşamaktadır.
Hoy-Urmiye arasında bulunan Salmas bölgesinde de Kürt aşiretleri yaşamaktadır. Çehrık, Küresünnü, Delzey, Kuhsar; Ketban köylerinde Yaklaşık 35 bin nüfusa sahiptirler. Salmas vilayetinin nüfusu 119667 kişi civarındadır. Salmas şehrinin nüfusu ise 71968 kişidir. Burada da diğer bölgelerde olduğu gibi şehrin %10unu (7190) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 42 bin Kürt yaşamaktadır .Buda toplam Salmas bölge nüfusunun %30unu oluşturuyor. Ayrıca bu bölgede yaklaşık 20 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır. Azerbaycanın Batı bölgelerinin merkezi konumunda olan Urmiye şehri Azerbaycanın en eski ve tarihi şehirlerindendir. Ahmet bin Yakup, Alboldan kitabında şöyle yazıyor: Urmiya Azerbaycanın büyük ve eski şehirlerindendir. İslamdan sonra Urmiya Marağadan sora Azerbaycanın ikinci büyük şehri konumundaydı. Urmiye Kuzey Batısında Salmasla Urmu arasında Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Sumay ve Beradust bölgesinde Şakakan aşireti yaşıyor. Son verilerde Şekakan aşiretinin göçer nüfusu 923 kişi(112aile)dir. Günümüzde Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Urmunun Sumayibradust bölgesinde 41332 kişi, Azerbaycanla Irak sınırlarında Silvane bölgesinde (Tergiver, Mergver, Deşt) ise 58883 Kürt nüfusu olduğu tahmin ediliyor. Urmiye vilayetinin nüfusu 969129 kişidir. Urmiye şehrinin nüfusu ise 467840 kişidir. Burada nüfusun %20sini (86 bin) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Böylelikle Urmiye bölgesinde 168215 Kürt yaşamaktadır. Bu da Urmiye bölge nüfusunun %16sını oluşturmaktadır. Bölgede ayrıca yaklaşık 65 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır.
Görüldüğü gibi Batı Azerbaycanın Kuzey bölgesinde (Makı, Hoy, Salmas, Urmiye) yaklaşık 1.688854 kişi yaşamaktadır. Bu bölgedeki Kürt nüfusu ise 305215 kişidir. Buda bölge nüfusunun %18unu oluşturur. Bölgede ayrıca 80 bin civarında Ermeni ve Asuri yaşamaktadır ki buda nüfusun %5ni oluşturur. Bu rakamlara dayanarak bölge nüfusunun %77sını Azerbaycan Türklerinin oluşturduğu saptanır.
Sulduz bölgesi Urmiye Gölünun güneyinde bulunmaktadır. Bu bölgede Karapapak Türklerinin yanı sıra Zaza, Piran ve Mamış Kürt aşiretleri de yaşamaktadır. Türkler Negede şehri ve civarında, Kürtler ise Uşnu ve Hana (Piranşehr) şehirleri ve civarında yaşıyorlar. Bölgenin toplam nüfusu 348603 kişidir. Karapapak Türklerinin nüfusu yaklaşık 140 bin kişidir. Buda bölge nüfusunun %40nı oluşturur. Yani bölge nüfusunun yaklaşık %60nı Kürtler oluşturur.
Kürtlerin yaşadığı diğer bir bölge Savukbulak bölgesidir. Bu bölgede Mukri, Mamış, Dehbokri, Mengur ve Gevrek aşiretleri yaşıyor. Bölge tamamıyla Kürtlerin eline geçmiştir. Savukbulak (Mahabad) bölgesinde 225074, Bukanda 235153 ve Serdeştte ise 85969 kişi yaşamaktadır. Bölgede toplam 546196 Kürt nüfusu yaşamaktadır.
Batı Azerbaycanın Güney bölgelerinde Koşaçay, Sayınkala, ve Tikantepe şehirleri bulunuyor. Koşaçay bölgesinde 23920 kişi yaşıyor. Koşaçay Kürtlerin en az sıza bildikleri şehirdir. Köylerinde ise yaklaşık 40 bin Kürt yaşamaktadır. Sayınkalenin Nüfusu 87868 kişi olarak tahmin ediliyor. Şehirde 3000 civarında, Mahmudcık,(Şii Kürtleri) Sefehana, Aktepe gibi köylerde yaklaşık 30 bin Kürt nüfusu bulunmaktadır. Tikantepe bölgesinde toplam nüfus110487 kişi tahmin ediliyor. Şehirde 42332 kişi yaşıyor ki bunun yaklaşık 10500 (%25)ü Kürttür. Köylerinde ise yaklaşık 25 bin Kürt yaşıyor. Bu bölgenin Toplan nüfusu 437240 kişidir ve bölgede yaklaşık 108 bin Kürt nüfusu bulunuyor. Buda bölge nüfusunun yaklaşık %25ini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Batı Azerbaycanda 3.020893 kişilik nüfusun yaklaşık 1.853000(%61) Azerbaycan Türkü, 1.168014unu (%37) Kürtler; 80.000ini (%2) ise Ermeni ve Asuriler oluşturuyor. Bu ise Kürtlerin Güney Azerbaycan nüfusunun yaklaşık(%7 )sini oluşturmaktadır.
Batı Azerbaycanda Kürtlerin yayılma sebepleri
19. yüz yılın sonları, 20. Yüz yılın başlarında Azerbaycanda büyük bir değişim yaşandı. Türk aşiret yapısı ortadan kalktı ve Donbili, Avşar, Makuyi ve diğer aşiretler konar göçer hayat tarzını bırakıp Azerbaycan köylerine yerleşti, buna karşın Celali, Milan, Dehbokri ve Belbas birliği gibi Kürt aşiretleri, aşiret yapısını koruyarak harbi ve siyasi denge onların lehine değişti. O güne kader Kürt isyanlarını Tebriz ve Tahrana ihtiyaç olmadan Türk aşiretleri başarıyla bastırırdı. Türk aşiretlerinin yerleşim hayata geçmesinin ağır sonuçları Şeyh Obeydullah Şemzini ve Simko isyanlarında açıkça görüldü. Osmanlı tâbiiyetinde olan ve Azerbaycan Kürt aşiretleri içinde de nüfuz sahibi Şeyh Obeydullah Şemzini 1881 yılında Güney Azerbaycan‘a saldırdı.
Kürtlerin Yağma ve katliama olan içgüdüsel eğilimleri onları Şeyhin etrafında birleştirdi ve Azerbaycanda toplukıyım yaşandı. Kürtler Yağma amacı ile Köylere girdi ve önlerine çıkan herkesi oldurdu. Şeyhin oğlu Abdulkadir ve Osmanlıdan kaçarak Savukbulakta yerleşen Mergver aşiretinin ağası Hamza Ağa Koşaçaya saldırarak Cami ve Köyleri ateşe verdi. Melikkendi de Koşaçayla aynı kaderi paylaştı. Bu olaylarda onlarca köy tahrip edildi ve on binlerce kişi yaşamını yitirdi. Birinci dünya savaşı artı Ermeni, Asuri ve Kürt isyanlarının zararları Azerbaycan için daha ağır ve korkunç sonuçlar doğurdu. Örneğin Urmiye ovalarındaki 300 köyden tamamına yakını tahrip edildi. Urmunun nüfusu 25 bin den 5000e düştü. Kürt aşiretleri Katliam ve yağma peşindeydi. Bu aşiretler Şakakan aşiretinden olan ve Hoyla salmas şehirleri arasındaki köyleri ele geçiren Simko tarafından yönetilirdi. 20 yıl(1905-1926) boyunca Azerbaycanın batı bölgelerinde terör estiren Simko ve Kürt aşiretleri bölgenin nüfus dengesini ve yerleşim alanlarının değişmesine sebep oldu .Bu olaylarda en az 150 bin Azerbaycanlı yaşamını yitirdi. yüzlerce köy tahrip edildi ya da daha emniyetli bir yaşam için boşaltıldı. Bu araziler Kürtler tarafından İşgal edildi. 1930larda Rızahanın Tahtakapı (aşiretleri zorla yerleştirme) siyaseti ile artık boşalmış Türk köyleri Kürtlere kaldı. Rizahan ve Fars teorisiyenleri Türkiye ile Güney Azerbaycan arasında bir tampon bölgesinin oluşturulmasının İranın güvenliği açısından önemli olacağı düşüncesindeydi. 2.dünya savaşı bölgeyi yeniden Karıştırdı.1941 yılında Rizahan hakimiyetten düştü ve bölge Ruslar tarafından işgal edildi. Sürgüne gönderilen aşiret ağaları geri döndü ve geleneksel hayat yeniden başladı. Rus ordusu Urmiye şehirine girmeden önce İran ordusunun bırakıp kaçtığı silahlarla Kürtler şehirde katliama başladı. Urmiye pazarını yağmalayıp ateşe verdiler.1942de Kürt, Ermeni ve Asuriler Özgürlük adında bir örgüt oluşturup Azerbaycan köylerini yağlamaya başladılar. Yüzlerce kişi öldürüldü ve 2000 aile köyleri boşaltıp kaçmak zorunda kaldı.Urmiye ve kuzey bölgelerde bu olaylar yaşanırken Güney bölgelerde, Savukbulakta ise olaylar daha farklı boyutta gelişmekteydi. Bu yılın eylül ayında Komale Jiyan Kürdistan(Kürt yaşam Partisi) partisi kuruldu ve arkasından 10 bin Km kara alanı kapsayan özerk bir bölge oluşturuldu ve böylelikle savukbulak(Mahabad) Kürtçü harekatın merkezi konumuna geldi.
Ak devrim olarak nitelendirilen toprak ıslahatı da birçok köyün Azerbaycan feodallerinin malikiyetinden çıkıp Kürt köylülerine verilmesine sebep oldu. Yani 1970 devrimine kader geçen sürede Kürtler dağlardan enip köylere yerleşme aşamasını bitirmiş oldular. Bu arada özellikle 1950lerden sonra Nüfus hızla arttı ve 20 yıl içerisinde ikiye katlandı. Devrimden sonra Kürt ve Sol örgütlerin silahlı mücadelesi bölgeyi yeniden karışıklığa sürükledi ve nüfusun yer değişmesine sebep oldu. Örneğin Savukbulakın Viranşehir, Yazdağı, Halfiyan, Hantavus, Molladeresi, Beykankala ve diğer bölgelerinde yaşayan Şahsevenlerin köyleri ateşe verildi ve butun varlıkları talan edildi. Şahsevenler bu felâketten sonra bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Hana şehri sakinleri de aynı kadere mahkum oldular. Bu dönemde Kürt nüfusu yoğun olduğu bölgelerde var olan butun Türk köyleri baskılar sonucu göç etmek zorunda kaldı. Devrimden sonra önemli diğer bir olay da Kürtlerin Azerbaycanlıların yaşadığı şehirlere göç etmesidir. Devrimden önce şehirlerde kayda değer sayıda olmayan Kürtlerin nüfusu günümüzde Türklerin yaşadığı şehirlerde %5 ile %25 oranında artmıştır. Batı Azerbaycanda nüfus dengesini etkileyen diğer bir faktör da Kuzey Irakta yaşanan olaylardır.
Bu olaylar 1942den bu yana Batı Azerbaycanı, nüfus değişiminin yanısıra siyasi ve ekonomik olarak da etkilemektedir. 1945te Irak ordusuna yenilip sınırı geçen Barzan aşiretinden 10 bin Kürt Azerbaycana geldi. Üç bin kişilik silahlı güce sahip olan aşiret, Kadi Muhammetin Kurduğu özerk bölgenin savunucusuna çevrildi.
Barzaninin beklenmedik gelişi olmasaydı büyük olasılıkla Kürt partisi amaçlarına ulaşamazdı . 1965 yılından itibaren İranın kuzey Irak Kürtlerini desteklemesiyle savaş süresince Irak Kürtlerinin Güney Azerbaycana sığınması hız kazandı. Mart 1975te İran ve Irak sınır problemlerini çözme konusunda anlaştı ve Kuzey Irakta merkezi hakimiyetle savaşan ve İran desteğini kaybeden Kürtler yenilgiye uğradı, bunun üzerine Saddam ordusunun saldırısına uğrayan 100 bin Kürt bölgeden kaçarak önceden Azerbaycana sığınmış diğer 100 bin kişiye eklendi. 1987 yılına kader 50 bin kişi, ağustos 1988de ise 100 bin kişi yeniden sınırdan geçti ve Azerbaycanın köy ve şehirlerine ayrıca Hoy, Urmiye ve Uşnu civarında oluşturulan barınaklara yerleşti. Bunlardan en az 50 bin kişinin geri dönmediği tahmin ediliyor. Bölgedeki karmaşa ve sınırlardaki otorite boşluğu Kaçak ve kayıt dışı geliri artırdı, bu da sınır bölgelerinde yaşayan Kürtlerin alım gücünü artırarak özellikle şehirlerde arsa almalarına olanak sağlamıştır.
Sonuç
Güney Azerbaycanın batı bölgeleri jeopolitik özelliği nedeniyle daima çekişme merkezi haline gelmiştir. Kuşkusuz Azerbaycanın batı bölgelerinde potansiyel tehdit, sınırlar arasında yerleşmiş olan Kürtlerdir . Bu yüzden bölgede nüfus faktörü oldukça önem kazanmaktadır. Kürtlerin yayılma politikaları bölgede nüfus dengesini onların lehine değiştirmektedir. Gelecekte bir otorite boşluğu yarandığı durumda Urmiye Gölünün güneyindeki toprakların (savukbulak ve çevresi) tamamen Kürtleşmesi ve Kürtlerin bölücülük çaba ve eğilimleri sonucu Azerbaycanın bu bölgesinin büyük çatışmalara sahne olacağı kaçınılmaz gözükmektedir.
Talas Avşarlı Günaztac /Güney Azerbaycan Tanıtım Cemiyeti/ Başkanı
Showing posts with label Kürt. Show all posts
Showing posts with label Kürt. Show all posts
Wednesday, April 11, 2012
Saturday, August 20, 2011
Murat Karayılan'ın BBC Farsça Bölüm ile Söyleşisi: İran’la Dolaylı Görüşüyoruz
Murat Karayılan'ın BBC Farsça Bölüm ile Söyleşisi: İran’la Dolaylı Görüşüyoruz
Arif Keskin
BBC Farsça bölümünün Murat Karayılan’la yaptığı söyleşisi çok anlamlı. Murat Karayılan’ın söyleşisinde “PJAK ve PKK’nın aynı örgüt olmadığını”, “PJAK kendi lider kadrosu tarafından yönetildiğini” ve “ PJAK üzerinde etkimiz var ancak kararlarında belirleyici değiliz” şeklinde iddialarda bulunuyor. Karayılan’ın bu iddiaları yeni değil, eski söylediklerinin tekrarı.
“İran’la Dolaylı Görüşüyoruz”
Karayılan’ın söyleşisinde can alıcı noktalar İran ilgili söyledikleridir: İran’la uzun süre yüz yüze görüşüp konuşuyorduk. PJAK kurulduktan sonra da görüşmelerimiz sürüyor, ancak görüşmelerimiz dolaylı ve vasıtalar aracılığıyla gerçekleşiyor.
“Biz İran’la her hangi bir şekilde savaşmak istemiyoruz”
İran bize PJAK’ı devreden çıkarırsanız ilişkimizde çok şey değişir” diyor; Biz de onlara “ ombalamayı keserseniz her şey değişir” diyoruz. Biz PKK olarak İran İslam cumhuriyetini kendimize düşman olarak görmedik ve görmüyoruz da. Biz PJAK’ın İran-Irak sınırından geri çekilmesini ve onların yerine biz PKK’lıları yerleştireceğiz. Biz sizin vasıtanızla (BBC Farsça Bölümü) İran yetkililerine mesajlarımızı iletiyoruz. Biz İran’la her hangi bir şekilde savaşmak istemiyoruz.”
“ABD-İran Bizimle ilgili görüşüyorlar”
Murat Karayılan “ ABD-İran bizimle ilgili müzakere ediyorlar, ABD istihbarat bilgileri Türkiye aracılığıyla İran’a iletiyor. ABD’nin casus uçakları geceleri keşif yapıyor ve bu bilgiler esasında İran Kandil’i bombalıyor” diyor.
“PJAK-ABD İlişkisi iyi değil”
Murat Karayılan PJAK-ABD ilişkisi ile ilgi önemli sözler söylüyor: PJAK ABD ile görüşmek ve ilişki kurmak istiyordu ve hala da istiyor. Ancak bu ilişki bir türlü kurulamıyor. Çünkü ABD PJAK’a “PKK’dan uzak dur ve onlarla bağını kes” diyor. Ancak PJAK bunu kabul etmiyor. Bu nedenle ikilinin ilişkileri gergin”. ABD nasıl ki PJAK’a “PKK’dan uzak dur” diyor; İran da bize aynı şekilde “PJAK’dan uzak dur” diyor. PJAK Amerikalıların isteğini kabul etmiyor, bizler de (PKK ) İran’ın .
http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2011/08/110820_l78_pkk_iv.shtml
“PJAK silahı Bırakırsa Her Şey değişir”
Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri komutanlarından Hamid Ahmedi " PJAK silahlı çatışmayı bırakırsa ve siyasi faaliyet ederse onunla işim olmaz" açıklamasını yaptı. Ahmedi “ İran'ın Irak topraklarına hiç girmediğini” s ve ellerinde sadece 40 ile 50 arasında öldürdükleri PJAK 'lının listesinin olduğunu belirtiyor. PJAK’ın üyelerinin ülke dağılımıyla da ilgili çok farklı noktaları belirtiyor: “PJAK üyelerinin sadece %25'nin İranlı Kürtlerden oluştuğunu ve diğer %75'nin Suriye, Türkiye ve Iraklı olduğunu iddia ediyor.
http://www.isna.ir/ISNA/NewsView.aspx?ID=News-1829467&Lang=P
Arif Keskin
BBC Farsça bölümünün Murat Karayılan’la yaptığı söyleşisi çok anlamlı. Murat Karayılan’ın söyleşisinde “PJAK ve PKK’nın aynı örgüt olmadığını”, “PJAK kendi lider kadrosu tarafından yönetildiğini” ve “ PJAK üzerinde etkimiz var ancak kararlarında belirleyici değiliz” şeklinde iddialarda bulunuyor. Karayılan’ın bu iddiaları yeni değil, eski söylediklerinin tekrarı.
“İran’la Dolaylı Görüşüyoruz”
Karayılan’ın söyleşisinde can alıcı noktalar İran ilgili söyledikleridir: İran’la uzun süre yüz yüze görüşüp konuşuyorduk. PJAK kurulduktan sonra da görüşmelerimiz sürüyor, ancak görüşmelerimiz dolaylı ve vasıtalar aracılığıyla gerçekleşiyor.
“Biz İran’la her hangi bir şekilde savaşmak istemiyoruz”
İran bize PJAK’ı devreden çıkarırsanız ilişkimizde çok şey değişir” diyor; Biz de onlara “ ombalamayı keserseniz her şey değişir” diyoruz. Biz PKK olarak İran İslam cumhuriyetini kendimize düşman olarak görmedik ve görmüyoruz da. Biz PJAK’ın İran-Irak sınırından geri çekilmesini ve onların yerine biz PKK’lıları yerleştireceğiz. Biz sizin vasıtanızla (BBC Farsça Bölümü) İran yetkililerine mesajlarımızı iletiyoruz. Biz İran’la her hangi bir şekilde savaşmak istemiyoruz.”
“ABD-İran Bizimle ilgili görüşüyorlar”
Murat Karayılan “ ABD-İran bizimle ilgili müzakere ediyorlar, ABD istihbarat bilgileri Türkiye aracılığıyla İran’a iletiyor. ABD’nin casus uçakları geceleri keşif yapıyor ve bu bilgiler esasında İran Kandil’i bombalıyor” diyor.
“PJAK-ABD İlişkisi iyi değil”
Murat Karayılan PJAK-ABD ilişkisi ile ilgi önemli sözler söylüyor: PJAK ABD ile görüşmek ve ilişki kurmak istiyordu ve hala da istiyor. Ancak bu ilişki bir türlü kurulamıyor. Çünkü ABD PJAK’a “PKK’dan uzak dur ve onlarla bağını kes” diyor. Ancak PJAK bunu kabul etmiyor. Bu nedenle ikilinin ilişkileri gergin”. ABD nasıl ki PJAK’a “PKK’dan uzak dur” diyor; İran da bize aynı şekilde “PJAK’dan uzak dur” diyor. PJAK Amerikalıların isteğini kabul etmiyor, bizler de (PKK ) İran’ın .
http://www.bbc.co.uk/persian/iran/2011/08/110820_l78_pkk_iv.shtml
“PJAK silahı Bırakırsa Her Şey değişir”
Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri komutanlarından Hamid Ahmedi " PJAK silahlı çatışmayı bırakırsa ve siyasi faaliyet ederse onunla işim olmaz" açıklamasını yaptı. Ahmedi “ İran'ın Irak topraklarına hiç girmediğini” s ve ellerinde sadece 40 ile 50 arasında öldürdükleri PJAK 'lının listesinin olduğunu belirtiyor. PJAK’ın üyelerinin ülke dağılımıyla da ilgili çok farklı noktaları belirtiyor: “PJAK üyelerinin sadece %25'nin İranlı Kürtlerden oluştuğunu ve diğer %75'nin Suriye, Türkiye ve Iraklı olduğunu iddia ediyor.
http://www.isna.ir/ISNA/NewsView.aspx?ID=News-1829467&Lang=P
Saturday, January 29, 2011
Kürt Tarihi - Kürtlerin Azerbaycan ‘da Yerleşmesi
Talas AFŞARLI*
Siyasi literatürde “Mahabat Cumhuriyeti” ibaresi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Söz konusu ibare geniş biçimde kullanılsa da, kavramın atıf yapıldığı 1946’daki Kürt oluşumu bambaşka bir oluşum idi. 1945 ve 46’daki tarihi süreci doğru ve adaletli okuduğumuzda “Mahabat Cumhuriyeti” olarak adlandırılan oluşum Azerbaycan Milli hükümetine bağlı özerk bir eyalet olduğunu görebiliriz. Mahabat Cumhuriyetinin abartılması Kürtçülerin, Fars Milliyetçilerin, Komünistlerin ve yabancı uzmanların propagandası sayesinde gerçekleşmiştir. Halbuki “Mahbat Cumhuriyeti” ibaresi tarihin çarpıtılmasından başka bir şey değildir.
Bu çalışmanın amacı “Mahabat Cumhuriyeti” kavramı altında ortaya atılan tarihi çarpıklığı analiz etmeye çalışmaktır. Yazımızda ilk önce Kürtlerin Güney Azerbaycan bölgesinde yerleşim tarihi ve dağılımı anlatılacak, ardından Azerbaycan Milli Hükünmeti (1945-46) kuruluş süreci, daha sonra ise “Mahbat Cumhuriyeti” adlandırılan tarihi olgu değerlendirilecektir. Yazımızın sonunda bir genel değerlendirme yapmaya çalışacağız.
Kürtlerin Azerbaycan ‘da Yerleşmesi
Kürtlerin Azerbaycan’da yerleştiği bölgeler Urmiye gölünün batısında Soğukbulak[1] (Mahabat) bölgesi ve 20 km. bir şerit eninde dağlık arazileri kapsamaktadır. Burada nüfusun çoğunluğunu Azerbaycan Türkleri oluşturmaktadır. Bu bölgede Kürt köyleri, Türk köylerine göre sayıca daha az ve önemsizdir.[2]
Şerefname[3]ye göre Irak’ın Süleymaniye şehrinde yaşayan ve Baban aşiretine mensup Mükri aşireti, 16. y.y. sonunda Güney Azerbaycan’a göçerek Soğukbulak bölgesinde Cebeklu Türklerini yenip bölgeyi ele geçirmişlerdir. Mahabat tarihçesinin yazarına göre Şakkakan, Belbas ve Dehbokri aşiretlerinin birleşmeleri 17. y.y. itibaren Osmanlı arazisinden göçerek Azerbaycan’da yerleşmeleri ile başlamıştır. Söz konusu aşiretlerin I. Dünya Savaşına kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçirdiği bildirilmektedir[4].
Azerbaycan’da yaşayan Kürtlerin çoğu göçebe ve yarı göçebe aşiretlerden oluşmaktadır.Kentlerde (Mahabat,Bokan) bile toplumsal ilişkiler kan bağı ve aşiret düzeni üzerinde kurulmuştur. Bölgedeki siyasi,tarihi şartlar sonucu özellikle Pehlevi döneminde başlayarak Azerbaycan’da Kürtlerin yaşadığı bölgeler Kürtçü hareketlerin merkezine çevrilmişti. Güney Azerbaycan ’da ki Kürtlerin siyasileşmesinin sebepleri mezhep farklılığı[5], dil farklılığı, Birinci Dünya savaşında Asurilerin bölgede bağımsız harekatına girişmeleri[6] ve Kuzey Irak‘ta Kürt teşkilatlarının etkisi olarak söylemek mümkündür.
Azerbaycan Milli Hükümetinin Kuruluşu ve Kürt Sorunu
Pehlevi rejimi aşırı Fars(Ari) nasyonalist tezine dayanarak başka milletleri özellikle Azerbaycan Türklerini asimilasyon siyasetine tabi tutmuştu. İran’ın toplumsal–ekonomik bakımdan en ileri bölgesi olan Azerbaycan bu siyaset sonucu ağır duruma düşmüştü. Tahranın idari işlerin yapıldığı merkeze çevirmesi siyaseti Azerbaycan ekonomisini olumsuz etkilemişti. Ayrıca Azerbaycan sermayesi, işadamları, ihtisas sahipleri ve işçilerinin başka yerlere göçmesi, ekonominin gelişimini engellemişti. Azerbaycan milleti, milli medeni haklarından yoksun bırakılmış ve asimilasyon siyasetine tabi tutulmuştu.
II. Dünya Savaşı İran’da Rıza Pehlevi’nin 20 yılık despot hakimiyetine son verdi. Merkezi hakimiyet iktidarının sona ermesi ile Güney Azerbaycan’da cemiyetler ve siyasi teşekküller hızla gelişmeye başladı. Bütün bu cemiyet ve teşekküllerin esas isteği Meşrutiyet (1906-11) Anayasasında ön görülmüş “Eyaleti ve Vilayeti Encümenlerin” kurulması ve merkez elinde toplanan gücün bölgelere dağıtılmasıydı.
S.C. Pişeveri bütün bu güçleri Azerbaycan Demokrat Partisi bünyesinde birleştirerek organize bir yapıya kavuşturdu.Azerbaycan Demokrat Partisi Azerbaycan milletinin isteklerini Tahran hakimiyetine sundu. Azerbaycan’ın özerkliyi, Türkçe’nin resmi dile çevrilmesi ve Azerbaycan’dan alınan vergilerin Azerbaycan’a tahsis edilmesi Azerbaycan Demokrat Partisinin temel isteklerini oluşturmaktaydı. Ama Tahran hükümeti bu talepleri reddetmişti. Tahran, Azerbaycan’ın isteklerini reddettiği için ADP tarafından Azerbaycan Milli Meclisi oluşturulmuş ve Milli Hükümetin kurulmasına karar verilmişti.
Aralık 1945’te Azerbaycan’da kurulan Milli hükümet çeşitli sorunlarla karşı karşıya geldi. Milli Hükümetin karşılaştığı sorunlardan biri de Azerbaycan’ın batı ve güney batısında yerleşmiş bulunan ve geçmişte de Azerbaycan’a büyük sorunlar yaratmış olan Kürt aşiretleriydi. Milli hükümet için Azerbaycan toprakları içinde yerleşen Kürt aşiretleri ile kurulacak ilişki, önemli ve stratejik anlam ifade etmekteydi.Çünkü Azerbaycan Demokrat Partisi ve Milli Hükümet, Azerbaycan’da yaşayan Kürtleri bir tahdit olarak algılıyor ve bütün Kürtçü faaliyetleri dikkatle izliyordu. Milli Hükümet, Kürtlerin Tahran tarafından kışkırtılmasından endişe duymaktaydı. Böyle bir durumda Azerbaycan iç savaşla karşılaşabilirdi. Bu sebepten dolayı Azerbaycan Milli Hükümeti, Kürtlere Azerbaycan çerçevesinde özerklik önermişti. Başka bir ifade ile Milli Hükümet, Kürt sorununu “Eyaleti ve Velayeti Encümeni” çerçevesinde çözmek istiyordu. Bu çözüm önerileri “Kürt,Ermeni ve Asuri gibi azınlıkların hakları korunacak ve kendi dillerinde okuyacaklar”, “Milli ve mahalli özerklikler eyaleti ve vilayeti encümenleri vasıtası ile verilecektir” şeklinde ADP’nin tüzüğünde yer almıştı. Ayrıca “Milli Hükümetin programının 19. maddesinde “Azerbaycan Milli Hükümeti” Azerbaycan’da yaşayan bütün vatandaşları özellikle Kürtleri, Ermenileri, Assurileri hukuk ve yasalar karşısında beraber hesap ediyor” şeklinde ifadeye yer verilmiştir[7]. Milli Hükümetin programları ve çabaları bu sorununu çözmeye yetmedi. Çünkü sorunun kökenleri görüldüğünden daha derinlerdeydi. Sorun “Kürdestan Demokrat Partisi” (KDP) ve Molla Barzenai arasındaki derin ilişkiden kaynaklanmaktaydı.
“Mehabat Cumhuriyeti” veya “Mahabat Özerk Bölgesi”
1943 yılında Soğuk bulak’ta (Mahabat) bir grup genç bir araya gelerek ilk gizli Kürt örgütü olan Kürt Diriliş Topluluğu (Kömala-Jiani–Kürt) kurdular. KJK’nın kurulduğu toplantıya Iraklı bir Kürt temsilci (Yüzbaşı Mirhaç) katılmıştı[8]. 1945 yılına kadar bir çok Kürt aşiretinin önde gelenleri, örgüt içerisinde faaliyete başladılar. Örgütün daha önemli bir aşamaya girmesi Kadi Muhemmet’in[9]üyeliği ile başlamıştır. 1944 Ekim ayında Kadi Muhammet örgüte üye oldu. Çok kısa sürede partinin başkanlığına getirildi. Eylül 1945’te Molla Mustafa Barzani 10 bin kişi ile Irak’tan Güney Azerbaycan topraklarına geçti. Barzani, Güney Azerbaycan’da ki Kürtçü hareketleri yaymak ve desteklemek amacı ila, üç bin silahlı adamını Kadi Muhammet’in emrine vermişti. Barzani’nin desteği ve yardımı ile Ekim 1945’te Kadi Muhammet başkanlığında Kürdistan Demokrat Partisi kuruldu.
Kürtçülüğün yayıldığı bu dönemde Azerbaycan Demokrat Partisi, Milli Meclis seçimlerinin gerçekleştirilmesini kararlaştırmıştı. 27 Kasım 1945’te Azerbaycan’ın bütün vilayetlerinde meclis seçimleri başladı. Üç gün süren seçim sonucunda 32 seçim bölgesinden 101 milletvekili seçildi. Bu vekillerden beş kişi Soğukbulak bölgesini temsil edecekti[10] Meclis seçimleri gerçekleştikten sonra ADP’nin askeri gücü olan Fedailer, İran ordusuna saldırmaya başladı. Bu saldırıların sonucu 13 Aralıkta Tebriz, 19 Aralık’ta Urmiye ve 31 Aralıkta Soğukbulak, Azerbaycan güçlerinin denetimi altına geçti.
Soğukbulak kenti Azerbaycan Demokrat Partisi’nin eline geçtikten sonra Kürtleri kışkırtmamak için bölgenin valiliği Kadi Muhhemet’e verildi. Azerbaycan Milli Hükümeti hem Tahran, hem de Kürtleri ile savaşamayacağını farkındaydı. Bu sebepten S.C. Pişeveri, Kürtleri kendi yanlarına almaya çalışıyordu ve sürekli Azerbaycanlılarla Kürtlerin dostluk ve kardeşliğinden söz ediyordu. Azerbaycan Hükümeti, Kürtleri Azerbaycan Milli Hükümeti’nin çerçevesinde kalmalarını ve özerk bir yapıya sahip olmalarını istiyordu. Ama Kürtler Barzani aşiretinin askeri gücüne dayanarak kendi ülke sınırlarını çizmek istiyorlardı.
22 Ocak 1946’da Soğubulak özerk bölgesi ki Kürtlerce İmali bir şekilde “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırılırdı kuruldu. Kadi Muhemmet’in “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırdığı siyasi oluşum üç kentten oluşmaktaydı; Sulduz bölgesi (Türklerin ağırlıkta yaşadığı bölge), Soğukbulak ve Bukan[11].
Azerbaycan Milli Hükümetin arazisi ve Mahabat Özerk Bölgesi
Kadi Muhemmet’in bağımsız devlet kurmaya kalkıştığı kentler Azerbaycan’ın en eski ve tarihi kentlerinden sayılırlar. 100-120 bin civarında olan bölge nüfusun en az 50 bini Azerbaycan Türkleri oluşturturdu. İlginç olan şu ki Fars ve yabancı yazarlar herhangi bir belgeye dayanmadan yazdıkları kitap ve makalelerde Kürt özerk bölgesini Soğukbulak’tan Türkiye -Güney Azerbaycan sınırları boyu genişletmektedirler.Halbuki Mahabat özerk bölgesi Sulduz, Soğukbulak, Bokan arazisi dışına çıkmamıştı. Bu maksatlı yazıların amacı Güney Azerbaycan’ın batı komşularıyla ilişkilerini kesmekten başka bir şey değil. Mahabad Özerk Bölgesinde kurulan meclis ve bakanlar kurulunda söylediğimiz bölgelerden hiçbir temsilci yer almıyordu.[12]
Kadi Muhemmet’in bu girişimi Azerbaycan Milli Hükümeti’ni ciddi şekilde rahatsız etmişti. Bu girişimden sonra Gazi Muhammet, Tebriz’e çağırılarak sert bir şekilde uyarılmıştı. Milli Hükümet, Kürtlerin Azerbaycan toprakları içinde kendilerine bir ülke sınırları çizmeye kalkıştıklarını kesinlikle kabul etmiyor. Mahabat’ın Azerbaycan’ın özerk yönetimi çerçevesinde kalması konusunda ısrarlıydı. Milli Hükümet’in ısrarcı tutumu Kürtleri rahatsız etmişti amma Kürtler istedikleri gibi davranmaya devam ediyorlardı. Bu sebepten Kadi Muhammet, mart ayında ikinci kez Tebriz’e gelmesi istenildi. Mart görüşmesinde Kürt heyeti kendi tutumlarını bu şekilde belirtmişti[13]: “bir devlete katılmak gerektiğini düşündüğümüz zaman tercihimiz Azerbaycan değil, yeniden İran’a katılmak yolunda olacaktır”.
Bu görüşmelerin hemen ardından Koşaçay (Miyandoab) bölgesinde Azerbaycan ordusu ile Kürtler arasında sıcak çatışmalar yaşanmaya başladı..Ayrıca silahlı Kürt aşiretleri köylerden gelerek Urmiye (Urmu, Urmiya, Orumiyeh, Orumiyeh), Hoy ve Salmas şehirlerinde karmaşa yaratmaya başladılar ve Urmiye’da bir askeri alanı kuşatma altına aldılar (Gulam Yahya’ya göre burada Tahran hükümetinin gizli istihbarat teşkilatı önemli rol oynuyordu).
S.C. Pişeveri, General Gulam Yahya’ı bölgeye göndererek krizin çözülmesini sağladı ve her hangi bir çatışma olmadan Kürtler köylerine geri döndüler.Fedailer şehirlerin denetimini ele aldılar. Milli Hükümet çeşitli Kürt aşiretlerinden 300 kişiyi sınırları korumak için görevlendirdi[14].
Bu olaylar yaşandıktan sonra Azerbaycan Milli Hükümeti iki yol ayrıcında kalmıştı ve Azerbaycan milletinin kaderi söz konusuydu. Bu yüzden S.C. Pişeveri Kürtlerle müzakere yolunu seçmişti. 23 Nisan 1946’ta Kürtler ve Azerbaycan Milli Hükümeti arasında bir dostluk antlaşması imzalandı.Ancak bu antlaşmada temel konulara özellikle sınırlar konusuna değinilmedi. Pişeveri Kürtlerin aşiret yapısını ve bölgedeki dengeleri göz önünde bulundurarak Mahabat Özerk Bölgesinde kurulacak bir “Kürt Devletinin” sağlam bir temel üzerinde kurulamayacağını ve bu yarımcık devletin ayakları yüzerinde duramayacağını ve er ya da geç Azerbaycan terkibine katılacağını biliyordu. Kadi Muhammet’te bu gerçeğin farkındaydı. Öyle ki, Tebriz’de müzakereler zamanı “hastanın doktor tedavisine uyması gerekir” sözü ile geri adım atmıştı. Direk Kinan’a göre Soğukbulak bölgesinde kurulacak “Mahabat Cumhuriyeti” bekası için Sovyetler Birliğine ve Tebriz hükümetine dayanmak zorundaydı. “Kürtler ne kadar Azerbaycanlardan nefret etsellerde kaderlerinin Azerbaycan Cumhuriyetinin yaşamasına bağlı olduğunu biliyorlardı”. Söz konusu gerçekler Kürtçü kesimin Azerbaycan Milli hükümetine yakınlaşmasını sağlamıştı. Kadi Muhammet yaptığı hatalardan ders almalıdır ki, silahlı güçlerini ve yönetimini çağırarak Azerbaycan’ı savunacaklarına yemin etmelerini istemişti[15].
Dünyada dengelerin değişmesi ve meydana gelen yeni gelişmeler Azerbaycan Milli Hükümetini Tahranla görüşmeye zorlamıştı. 28 Nisan 1946’da (Mahabat Özerk Bölgesinin kurulduğundan 95 gün sonra) S.C. Pişeveri Tahran’la müzakereye gittiği zaman hükümet işlerini Meclis Başkanı M. Şebesteri ve Tebriz’de bulunan Kadi Muhammed’de bırakmıştı. Görüldüğü gibi Kadi Muhammed’in hiçbir zaman Tebriz’le ilişkisi kesilmemişti ve bir Azerbaycan yetkilisi gibi kabul ediliyordu[16].
13 Haziran 1946’da Tebriz ile Tahran arasında bir anlaşma imzalandı. Söz konusu anlaşmada Mahabat özerk bölgesi hakkında hiçbir ifade bulunmamaktadır.Kürtler için ne yerel meclisten ne de özerklikten söz edilmişti[17]. Azerbaycan ve Tahran arasındaki görüşmelerde Kürtler konusunda “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler” ifadesi kullanılmıştı..15 maddelik anlaşmanın 13’cü maddesinde “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler bu anlaşmanın meziyetlerinden yararlanarak ilk okulda kendi dillerinde eğitim ala bilirler” denilmişti.[18]
Temmuz ayında iki Kürt aşireti arasında şiddetli çarpışmalar yaşandı.Tebriz’den fedailer bölgeye gönderildi ve yaralılar Tebriz hastanelerinde tedavi altına alındı[19].
5 Ağustos1946’da Kadi Muhammet Tahran’da yetkililerle görüşmeye gitti. Kadi Muhhemet, Kavamulseltene’den Kürtlerin yaşadığı bütün bölgeleri bir eyalet haline getirip kendini de vali olarak atamasını istemişti.Kavamulseltene ise “ bu sorunun Tebriz’de çözüle bileceğini” söylemişti. Kadi Muhammet’in bu teklifini Milli hükümet adına Salamulah Cavit[20] sert bir şekilde reddetmişti. Kadi’nin bu davranışı Tebriz yönetimini oldukça kızdırmıştı.Çünkü Kadi Muhammet, Azerbaycan toprakları üstüne Tahranla pazarlık yapma hakkına sahip değildi. Tebriz’e döndükten sonra Pişeveri ile görüşmesi gergin bir havada geçmişti.
Kavamulseltene bütün anlaşmaları çiğneyerek Azerbaycan’a ordu gönderdi. Urmiye gölünün batısında yaşayan Kürt aşiretleri İran yönetiminin duruma hakim olmaya başladığını görünce İran yönetiminin yanında yer alıp,Tebriz ve Urmiye kentini işgal etmelerine yardımcı oldular.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
“Mahabat Cumhuriyeti” olduğundan fazla ve çarpık bir şekilde abartılmıştır. Yaklaşık 10 bin km olan ve tümü Azerbaycan Türklerinin tarihi toprakları olan (Soğukbulak, Bukan ve Sulduz) bölgeleri Azerbaycan Milli Hükümeti sınırları içindeydi. Kürtler, Azerbaycan topraklarını parçalamaya ve bağımsız “Kürt Devleti” kurmaya çalışsalar da başarılı olamamışlardı. “Mahabat Cumhuriyeti” adı ile bilinen bu oluşum abartılmış yalandan başka bir şey değildir. Bu bölge Azerbaycan Milli Hükümeti’nin özerk bir bölgesiydi. Kadi Muhammet ise bu özerk bölgenin valisiydi. Kürtlerin ayrılıkçı hareketleri ve eğilimleri olsa da bu konuda başarılı olamamışlardı. Mahabat eyaleti Milli hükümetin terkibinden çıkmak istese de buna nail olamadı.
*. GÜNAZTAC’ın Kurucusu ve Başkanı.
[1]. Coğrafi adların değişmesi, Merkezi Hükümetin siyasi amacını temin etmek yolunda bir girişim idi. Azerbaycan’da Türk adlarının Fars adları ile değişmesi de siyasetin bir parçasıydı. Azerbaycan’da bir çok şehir, kasaba, köylerin adları değişilmişti Soğukbulak adının Mahabat’a çevrilmesi buna bir örnekti
[2]. Moctehedi, Abdullah. Azerbaycan Krizi: 1945- 1946 Yılları, Ayetullah Mirza Abdullah Moctehedi’nın Hatıraları; Haz. Resul Caferiyan.- Tahran: Tarih-e Muasır, 1381/2002. s, 24).
[3]. Kürt tarihi hakkında yazılan ilk eserdi. Bu eser 16.yüzyılın sonunda Fars dilinde yazıya alınmıştı.
[4]. Bkz. Barzui, Mücteba. Ozayı Siyası Kordestan az sal 1225 ta 1325. Tahran: 2000.
[5]. Aynı eser.
[6]. I. Dünya Savaşında Assuriler Rusların yardımıyla Urmiye’da bağımsız bir cumhuriyet kurmaya çalıştılar ve Kürtleri de yanlarına almaya başladılar.Assurilein bu teşebbüsü Kürtlerde merkezden kaçış duygularını şiddetlendirdi.
[7]. Arazoğlu, Muhtasar Azerbaycan Tarihi. Bakı: 2000: s. 129.
[8]. Goktaş, hıdır. Kürtler – II Mahabat’tan 12 Eylule. İstanbul: 1991: 16-17.
[9]. Komala örgütü kurulduktan sonra örgütün lideri yoktu. Bunun için Mahabat’ın önde gelen şahsiyeti olarak bilinen Kadi Muhammet’in örgüte üye olması istendi. KadiMuhammet teklifi kabul etti ve kısa süre sonra örgütün başına geldi
[10]. Bu kişiler Seyif Gazi,Hacı Mustafa Davudi, Manaf Kerimi, Kerim Ahmedyan ve Vahab Blurian ‘dan ibaret idi.
[11]. Bkz. Kinanderk. The Kurdish and Kurdestan . Oxford: 1964.
[12]. Goktaş, Hıdır, 35.
[13]. Aynı eser: 37.
[14]. 21 Azer Teşkilatı: Gulam Yahya Daneşiyan Hatıraları. http://www.21azer.com
[15]. Eagleton, Jr. William . The Kordish Repoblic of 1946. Oxford: 1963: 82.
[16]. Zehtabi, M.Takı “Kürt ve Türk” Yol dergisi 2002: 52.
[17]. Goktaş. Hıdır: s. 43.
[18]. Etabeki, Turec. Azerbaycan der İran Muaser. Tehran: 1997: 225.
[19]. Moctehedi. S. 251.
[20]. Halhal’ da doğdu.On yaşında Baku’ye gitti.Orada Adalet Partisi’nin üyesi olarak Hiyabani ile temas kurmak için Tebriz’e geldi.Sonra Tebriz’de Lahuti isyanına katıldı.sonra Baku’ye dönüp Tıp fakültesine girdi.İran’a döndükten sonra tutuklanıp iki yıl hapis yattı.AMH’ inde İç İşleri Bakanı oldu.Milli Hükümetin tavsiyesi ile merkezi hükümet tarafından Azerbaycan valisi olarak atandı.
Kaynak
Siyasi literatürde “Mahabat Cumhuriyeti” ibaresi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Söz konusu ibare geniş biçimde kullanılsa da, kavramın atıf yapıldığı 1946’daki Kürt oluşumu bambaşka bir oluşum idi. 1945 ve 46’daki tarihi süreci doğru ve adaletli okuduğumuzda “Mahabat Cumhuriyeti” olarak adlandırılan oluşum Azerbaycan Milli hükümetine bağlı özerk bir eyalet olduğunu görebiliriz. Mahabat Cumhuriyetinin abartılması Kürtçülerin, Fars Milliyetçilerin, Komünistlerin ve yabancı uzmanların propagandası sayesinde gerçekleşmiştir. Halbuki “Mahbat Cumhuriyeti” ibaresi tarihin çarpıtılmasından başka bir şey değildir.
Bu çalışmanın amacı “Mahabat Cumhuriyeti” kavramı altında ortaya atılan tarihi çarpıklığı analiz etmeye çalışmaktır. Yazımızda ilk önce Kürtlerin Güney Azerbaycan bölgesinde yerleşim tarihi ve dağılımı anlatılacak, ardından Azerbaycan Milli Hükünmeti (1945-46) kuruluş süreci, daha sonra ise “Mahbat Cumhuriyeti” adlandırılan tarihi olgu değerlendirilecektir. Yazımızın sonunda bir genel değerlendirme yapmaya çalışacağız.
Kürtlerin Azerbaycan ‘da Yerleşmesi
Kürtlerin Azerbaycan’da yerleştiği bölgeler Urmiye gölünün batısında Soğukbulak[1] (Mahabat) bölgesi ve 20 km. bir şerit eninde dağlık arazileri kapsamaktadır. Burada nüfusun çoğunluğunu Azerbaycan Türkleri oluşturmaktadır. Bu bölgede Kürt köyleri, Türk köylerine göre sayıca daha az ve önemsizdir.[2]
Şerefname[3]ye göre Irak’ın Süleymaniye şehrinde yaşayan ve Baban aşiretine mensup Mükri aşireti, 16. y.y. sonunda Güney Azerbaycan’a göçerek Soğukbulak bölgesinde Cebeklu Türklerini yenip bölgeyi ele geçirmişlerdir. Mahabat tarihçesinin yazarına göre Şakkakan, Belbas ve Dehbokri aşiretlerinin birleşmeleri 17. y.y. itibaren Osmanlı arazisinden göçerek Azerbaycan’da yerleşmeleri ile başlamıştır. Söz konusu aşiretlerin I. Dünya Savaşına kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçirdiği bildirilmektedir[4].
Azerbaycan’da yaşayan Kürtlerin çoğu göçebe ve yarı göçebe aşiretlerden oluşmaktadır.Kentlerde (Mahabat,Bokan) bile toplumsal ilişkiler kan bağı ve aşiret düzeni üzerinde kurulmuştur. Bölgedeki siyasi,tarihi şartlar sonucu özellikle Pehlevi döneminde başlayarak Azerbaycan’da Kürtlerin yaşadığı bölgeler Kürtçü hareketlerin merkezine çevrilmişti. Güney Azerbaycan ’da ki Kürtlerin siyasileşmesinin sebepleri mezhep farklılığı[5], dil farklılığı, Birinci Dünya savaşında Asurilerin bölgede bağımsız harekatına girişmeleri[6] ve Kuzey Irak‘ta Kürt teşkilatlarının etkisi olarak söylemek mümkündür.
Azerbaycan Milli Hükümetinin Kuruluşu ve Kürt Sorunu
Pehlevi rejimi aşırı Fars(Ari) nasyonalist tezine dayanarak başka milletleri özellikle Azerbaycan Türklerini asimilasyon siyasetine tabi tutmuştu. İran’ın toplumsal–ekonomik bakımdan en ileri bölgesi olan Azerbaycan bu siyaset sonucu ağır duruma düşmüştü. Tahranın idari işlerin yapıldığı merkeze çevirmesi siyaseti Azerbaycan ekonomisini olumsuz etkilemişti. Ayrıca Azerbaycan sermayesi, işadamları, ihtisas sahipleri ve işçilerinin başka yerlere göçmesi, ekonominin gelişimini engellemişti. Azerbaycan milleti, milli medeni haklarından yoksun bırakılmış ve asimilasyon siyasetine tabi tutulmuştu.
II. Dünya Savaşı İran’da Rıza Pehlevi’nin 20 yılık despot hakimiyetine son verdi. Merkezi hakimiyet iktidarının sona ermesi ile Güney Azerbaycan’da cemiyetler ve siyasi teşekküller hızla gelişmeye başladı. Bütün bu cemiyet ve teşekküllerin esas isteği Meşrutiyet (1906-11) Anayasasında ön görülmüş “Eyaleti ve Vilayeti Encümenlerin” kurulması ve merkez elinde toplanan gücün bölgelere dağıtılmasıydı.
S.C. Pişeveri bütün bu güçleri Azerbaycan Demokrat Partisi bünyesinde birleştirerek organize bir yapıya kavuşturdu.Azerbaycan Demokrat Partisi Azerbaycan milletinin isteklerini Tahran hakimiyetine sundu. Azerbaycan’ın özerkliyi, Türkçe’nin resmi dile çevrilmesi ve Azerbaycan’dan alınan vergilerin Azerbaycan’a tahsis edilmesi Azerbaycan Demokrat Partisinin temel isteklerini oluşturmaktaydı. Ama Tahran hükümeti bu talepleri reddetmişti. Tahran, Azerbaycan’ın isteklerini reddettiği için ADP tarafından Azerbaycan Milli Meclisi oluşturulmuş ve Milli Hükümetin kurulmasına karar verilmişti.
Aralık 1945’te Azerbaycan’da kurulan Milli hükümet çeşitli sorunlarla karşı karşıya geldi. Milli Hükümetin karşılaştığı sorunlardan biri de Azerbaycan’ın batı ve güney batısında yerleşmiş bulunan ve geçmişte de Azerbaycan’a büyük sorunlar yaratmış olan Kürt aşiretleriydi. Milli hükümet için Azerbaycan toprakları içinde yerleşen Kürt aşiretleri ile kurulacak ilişki, önemli ve stratejik anlam ifade etmekteydi.Çünkü Azerbaycan Demokrat Partisi ve Milli Hükümet, Azerbaycan’da yaşayan Kürtleri bir tahdit olarak algılıyor ve bütün Kürtçü faaliyetleri dikkatle izliyordu. Milli Hükümet, Kürtlerin Tahran tarafından kışkırtılmasından endişe duymaktaydı. Böyle bir durumda Azerbaycan iç savaşla karşılaşabilirdi. Bu sebepten dolayı Azerbaycan Milli Hükümeti, Kürtlere Azerbaycan çerçevesinde özerklik önermişti. Başka bir ifade ile Milli Hükümet, Kürt sorununu “Eyaleti ve Velayeti Encümeni” çerçevesinde çözmek istiyordu. Bu çözüm önerileri “Kürt,Ermeni ve Asuri gibi azınlıkların hakları korunacak ve kendi dillerinde okuyacaklar”, “Milli ve mahalli özerklikler eyaleti ve vilayeti encümenleri vasıtası ile verilecektir” şeklinde ADP’nin tüzüğünde yer almıştı. Ayrıca “Milli Hükümetin programının 19. maddesinde “Azerbaycan Milli Hükümeti” Azerbaycan’da yaşayan bütün vatandaşları özellikle Kürtleri, Ermenileri, Assurileri hukuk ve yasalar karşısında beraber hesap ediyor” şeklinde ifadeye yer verilmiştir[7]. Milli Hükümetin programları ve çabaları bu sorununu çözmeye yetmedi. Çünkü sorunun kökenleri görüldüğünden daha derinlerdeydi. Sorun “Kürdestan Demokrat Partisi” (KDP) ve Molla Barzenai arasındaki derin ilişkiden kaynaklanmaktaydı.
“Mehabat Cumhuriyeti” veya “Mahabat Özerk Bölgesi”
1943 yılında Soğuk bulak’ta (Mahabat) bir grup genç bir araya gelerek ilk gizli Kürt örgütü olan Kürt Diriliş Topluluğu (Kömala-Jiani–Kürt) kurdular. KJK’nın kurulduğu toplantıya Iraklı bir Kürt temsilci (Yüzbaşı Mirhaç) katılmıştı[8]. 1945 yılına kadar bir çok Kürt aşiretinin önde gelenleri, örgüt içerisinde faaliyete başladılar. Örgütün daha önemli bir aşamaya girmesi Kadi Muhemmet’in[9]üyeliği ile başlamıştır. 1944 Ekim ayında Kadi Muhammet örgüte üye oldu. Çok kısa sürede partinin başkanlığına getirildi. Eylül 1945’te Molla Mustafa Barzani 10 bin kişi ile Irak’tan Güney Azerbaycan topraklarına geçti. Barzani, Güney Azerbaycan’da ki Kürtçü hareketleri yaymak ve desteklemek amacı ila, üç bin silahlı adamını Kadi Muhammet’in emrine vermişti. Barzani’nin desteği ve yardımı ile Ekim 1945’te Kadi Muhammet başkanlığında Kürdistan Demokrat Partisi kuruldu.
Kürtçülüğün yayıldığı bu dönemde Azerbaycan Demokrat Partisi, Milli Meclis seçimlerinin gerçekleştirilmesini kararlaştırmıştı. 27 Kasım 1945’te Azerbaycan’ın bütün vilayetlerinde meclis seçimleri başladı. Üç gün süren seçim sonucunda 32 seçim bölgesinden 101 milletvekili seçildi. Bu vekillerden beş kişi Soğukbulak bölgesini temsil edecekti[10] Meclis seçimleri gerçekleştikten sonra ADP’nin askeri gücü olan Fedailer, İran ordusuna saldırmaya başladı. Bu saldırıların sonucu 13 Aralıkta Tebriz, 19 Aralık’ta Urmiye ve 31 Aralıkta Soğukbulak, Azerbaycan güçlerinin denetimi altına geçti.
Soğukbulak kenti Azerbaycan Demokrat Partisi’nin eline geçtikten sonra Kürtleri kışkırtmamak için bölgenin valiliği Kadi Muhhemet’e verildi. Azerbaycan Milli Hükümeti hem Tahran, hem de Kürtleri ile savaşamayacağını farkındaydı. Bu sebepten S.C. Pişeveri, Kürtleri kendi yanlarına almaya çalışıyordu ve sürekli Azerbaycanlılarla Kürtlerin dostluk ve kardeşliğinden söz ediyordu. Azerbaycan Hükümeti, Kürtleri Azerbaycan Milli Hükümeti’nin çerçevesinde kalmalarını ve özerk bir yapıya sahip olmalarını istiyordu. Ama Kürtler Barzani aşiretinin askeri gücüne dayanarak kendi ülke sınırlarını çizmek istiyorlardı.
22 Ocak 1946’da Soğubulak özerk bölgesi ki Kürtlerce İmali bir şekilde “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırılırdı kuruldu. Kadi Muhemmet’in “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırdığı siyasi oluşum üç kentten oluşmaktaydı; Sulduz bölgesi (Türklerin ağırlıkta yaşadığı bölge), Soğukbulak ve Bukan[11].
Azerbaycan Milli Hükümetin arazisi ve Mahabat Özerk Bölgesi
Kadi Muhemmet’in bağımsız devlet kurmaya kalkıştığı kentler Azerbaycan’ın en eski ve tarihi kentlerinden sayılırlar. 100-120 bin civarında olan bölge nüfusun en az 50 bini Azerbaycan Türkleri oluşturturdu. İlginç olan şu ki Fars ve yabancı yazarlar herhangi bir belgeye dayanmadan yazdıkları kitap ve makalelerde Kürt özerk bölgesini Soğukbulak’tan Türkiye -Güney Azerbaycan sınırları boyu genişletmektedirler.Halbuki Mahabat özerk bölgesi Sulduz, Soğukbulak, Bokan arazisi dışına çıkmamıştı. Bu maksatlı yazıların amacı Güney Azerbaycan’ın batı komşularıyla ilişkilerini kesmekten başka bir şey değil. Mahabad Özerk Bölgesinde kurulan meclis ve bakanlar kurulunda söylediğimiz bölgelerden hiçbir temsilci yer almıyordu.[12]
Kadi Muhemmet’in bu girişimi Azerbaycan Milli Hükümeti’ni ciddi şekilde rahatsız etmişti. Bu girişimden sonra Gazi Muhammet, Tebriz’e çağırılarak sert bir şekilde uyarılmıştı. Milli Hükümet, Kürtlerin Azerbaycan toprakları içinde kendilerine bir ülke sınırları çizmeye kalkıştıklarını kesinlikle kabul etmiyor. Mahabat’ın Azerbaycan’ın özerk yönetimi çerçevesinde kalması konusunda ısrarlıydı. Milli Hükümet’in ısrarcı tutumu Kürtleri rahatsız etmişti amma Kürtler istedikleri gibi davranmaya devam ediyorlardı. Bu sebepten Kadi Muhammet, mart ayında ikinci kez Tebriz’e gelmesi istenildi. Mart görüşmesinde Kürt heyeti kendi tutumlarını bu şekilde belirtmişti[13]: “bir devlete katılmak gerektiğini düşündüğümüz zaman tercihimiz Azerbaycan değil, yeniden İran’a katılmak yolunda olacaktır”.
Bu görüşmelerin hemen ardından Koşaçay (Miyandoab) bölgesinde Azerbaycan ordusu ile Kürtler arasında sıcak çatışmalar yaşanmaya başladı..Ayrıca silahlı Kürt aşiretleri köylerden gelerek Urmiye (Urmu, Urmiya, Orumiyeh, Orumiyeh), Hoy ve Salmas şehirlerinde karmaşa yaratmaya başladılar ve Urmiye’da bir askeri alanı kuşatma altına aldılar (Gulam Yahya’ya göre burada Tahran hükümetinin gizli istihbarat teşkilatı önemli rol oynuyordu).
S.C. Pişeveri, General Gulam Yahya’ı bölgeye göndererek krizin çözülmesini sağladı ve her hangi bir çatışma olmadan Kürtler köylerine geri döndüler.Fedailer şehirlerin denetimini ele aldılar. Milli Hükümet çeşitli Kürt aşiretlerinden 300 kişiyi sınırları korumak için görevlendirdi[14].
Bu olaylar yaşandıktan sonra Azerbaycan Milli Hükümeti iki yol ayrıcında kalmıştı ve Azerbaycan milletinin kaderi söz konusuydu. Bu yüzden S.C. Pişeveri Kürtlerle müzakere yolunu seçmişti. 23 Nisan 1946’ta Kürtler ve Azerbaycan Milli Hükümeti arasında bir dostluk antlaşması imzalandı.Ancak bu antlaşmada temel konulara özellikle sınırlar konusuna değinilmedi. Pişeveri Kürtlerin aşiret yapısını ve bölgedeki dengeleri göz önünde bulundurarak Mahabat Özerk Bölgesinde kurulacak bir “Kürt Devletinin” sağlam bir temel üzerinde kurulamayacağını ve bu yarımcık devletin ayakları yüzerinde duramayacağını ve er ya da geç Azerbaycan terkibine katılacağını biliyordu. Kadi Muhammet’te bu gerçeğin farkındaydı. Öyle ki, Tebriz’de müzakereler zamanı “hastanın doktor tedavisine uyması gerekir” sözü ile geri adım atmıştı. Direk Kinan’a göre Soğukbulak bölgesinde kurulacak “Mahabat Cumhuriyeti” bekası için Sovyetler Birliğine ve Tebriz hükümetine dayanmak zorundaydı. “Kürtler ne kadar Azerbaycanlardan nefret etsellerde kaderlerinin Azerbaycan Cumhuriyetinin yaşamasına bağlı olduğunu biliyorlardı”. Söz konusu gerçekler Kürtçü kesimin Azerbaycan Milli hükümetine yakınlaşmasını sağlamıştı. Kadi Muhammet yaptığı hatalardan ders almalıdır ki, silahlı güçlerini ve yönetimini çağırarak Azerbaycan’ı savunacaklarına yemin etmelerini istemişti[15].
Dünyada dengelerin değişmesi ve meydana gelen yeni gelişmeler Azerbaycan Milli Hükümetini Tahranla görüşmeye zorlamıştı. 28 Nisan 1946’da (Mahabat Özerk Bölgesinin kurulduğundan 95 gün sonra) S.C. Pişeveri Tahran’la müzakereye gittiği zaman hükümet işlerini Meclis Başkanı M. Şebesteri ve Tebriz’de bulunan Kadi Muhammed’de bırakmıştı. Görüldüğü gibi Kadi Muhammed’in hiçbir zaman Tebriz’le ilişkisi kesilmemişti ve bir Azerbaycan yetkilisi gibi kabul ediliyordu[16].
13 Haziran 1946’da Tebriz ile Tahran arasında bir anlaşma imzalandı. Söz konusu anlaşmada Mahabat özerk bölgesi hakkında hiçbir ifade bulunmamaktadır.Kürtler için ne yerel meclisten ne de özerklikten söz edilmişti[17]. Azerbaycan ve Tahran arasındaki görüşmelerde Kürtler konusunda “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler” ifadesi kullanılmıştı..15 maddelik anlaşmanın 13’cü maddesinde “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler bu anlaşmanın meziyetlerinden yararlanarak ilk okulda kendi dillerinde eğitim ala bilirler” denilmişti.[18]
Temmuz ayında iki Kürt aşireti arasında şiddetli çarpışmalar yaşandı.Tebriz’den fedailer bölgeye gönderildi ve yaralılar Tebriz hastanelerinde tedavi altına alındı[19].
5 Ağustos1946’da Kadi Muhammet Tahran’da yetkililerle görüşmeye gitti. Kadi Muhhemet, Kavamulseltene’den Kürtlerin yaşadığı bütün bölgeleri bir eyalet haline getirip kendini de vali olarak atamasını istemişti.Kavamulseltene ise “ bu sorunun Tebriz’de çözüle bileceğini” söylemişti. Kadi Muhammet’in bu teklifini Milli hükümet adına Salamulah Cavit[20] sert bir şekilde reddetmişti. Kadi’nin bu davranışı Tebriz yönetimini oldukça kızdırmıştı.Çünkü Kadi Muhammet, Azerbaycan toprakları üstüne Tahranla pazarlık yapma hakkına sahip değildi. Tebriz’e döndükten sonra Pişeveri ile görüşmesi gergin bir havada geçmişti.
Kavamulseltene bütün anlaşmaları çiğneyerek Azerbaycan’a ordu gönderdi. Urmiye gölünün batısında yaşayan Kürt aşiretleri İran yönetiminin duruma hakim olmaya başladığını görünce İran yönetiminin yanında yer alıp,Tebriz ve Urmiye kentini işgal etmelerine yardımcı oldular.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
“Mahabat Cumhuriyeti” olduğundan fazla ve çarpık bir şekilde abartılmıştır. Yaklaşık 10 bin km olan ve tümü Azerbaycan Türklerinin tarihi toprakları olan (Soğukbulak, Bukan ve Sulduz) bölgeleri Azerbaycan Milli Hükümeti sınırları içindeydi. Kürtler, Azerbaycan topraklarını parçalamaya ve bağımsız “Kürt Devleti” kurmaya çalışsalar da başarılı olamamışlardı. “Mahabat Cumhuriyeti” adı ile bilinen bu oluşum abartılmış yalandan başka bir şey değildir. Bu bölge Azerbaycan Milli Hükümeti’nin özerk bir bölgesiydi. Kadi Muhammet ise bu özerk bölgenin valisiydi. Kürtlerin ayrılıkçı hareketleri ve eğilimleri olsa da bu konuda başarılı olamamışlardı. Mahabat eyaleti Milli hükümetin terkibinden çıkmak istese de buna nail olamadı.
*. GÜNAZTAC’ın Kurucusu ve Başkanı.
[1]. Coğrafi adların değişmesi, Merkezi Hükümetin siyasi amacını temin etmek yolunda bir girişim idi. Azerbaycan’da Türk adlarının Fars adları ile değişmesi de siyasetin bir parçasıydı. Azerbaycan’da bir çok şehir, kasaba, köylerin adları değişilmişti Soğukbulak adının Mahabat’a çevrilmesi buna bir örnekti
[2]. Moctehedi, Abdullah. Azerbaycan Krizi: 1945- 1946 Yılları, Ayetullah Mirza Abdullah Moctehedi’nın Hatıraları; Haz. Resul Caferiyan.- Tahran: Tarih-e Muasır, 1381/2002. s, 24).
[3]. Kürt tarihi hakkında yazılan ilk eserdi. Bu eser 16.yüzyılın sonunda Fars dilinde yazıya alınmıştı.
[4]. Bkz. Barzui, Mücteba. Ozayı Siyası Kordestan az sal 1225 ta 1325. Tahran: 2000.
[5]. Aynı eser.
[6]. I. Dünya Savaşında Assuriler Rusların yardımıyla Urmiye’da bağımsız bir cumhuriyet kurmaya çalıştılar ve Kürtleri de yanlarına almaya başladılar.Assurilein bu teşebbüsü Kürtlerde merkezden kaçış duygularını şiddetlendirdi.
[7]. Arazoğlu, Muhtasar Azerbaycan Tarihi. Bakı: 2000: s. 129.
[8]. Goktaş, hıdır. Kürtler – II Mahabat’tan 12 Eylule. İstanbul: 1991: 16-17.
[9]. Komala örgütü kurulduktan sonra örgütün lideri yoktu. Bunun için Mahabat’ın önde gelen şahsiyeti olarak bilinen Kadi Muhammet’in örgüte üye olması istendi. KadiMuhammet teklifi kabul etti ve kısa süre sonra örgütün başına geldi
[10]. Bu kişiler Seyif Gazi,Hacı Mustafa Davudi, Manaf Kerimi, Kerim Ahmedyan ve Vahab Blurian ‘dan ibaret idi.
[11]. Bkz. Kinanderk. The Kurdish and Kurdestan . Oxford: 1964.
[12]. Goktaş, Hıdır, 35.
[13]. Aynı eser: 37.
[14]. 21 Azer Teşkilatı: Gulam Yahya Daneşiyan Hatıraları. http://www.21azer.com
[15]. Eagleton, Jr. William . The Kordish Repoblic of 1946. Oxford: 1963: 82.
[16]. Zehtabi, M.Takı “Kürt ve Türk” Yol dergisi 2002: 52.
[17]. Goktaş. Hıdır: s. 43.
[18]. Etabeki, Turec. Azerbaycan der İran Muaser. Tehran: 1997: 225.
[19]. Moctehedi. S. 251.
[20]. Halhal’ da doğdu.On yaşında Baku’ye gitti.Orada Adalet Partisi’nin üyesi olarak Hiyabani ile temas kurmak için Tebriz’e geldi.Sonra Tebriz’de Lahuti isyanına katıldı.sonra Baku’ye dönüp Tıp fakültesine girdi.İran’a döndükten sonra tutuklanıp iki yıl hapis yattı.AMH’ inde İç İşleri Bakanı oldu.Milli Hükümetin tavsiyesi ile merkezi hükümet tarafından Azerbaycan valisi olarak atandı.
Kaynak
Labels:
Azerbaycan,
fars,
iran,
Kürdestan,
Kürt,
Mahabat,
Mehabat,
Orumiyeh,
tarih,
Türk,
Urmiya,
urmiye
Tuesday, January 18, 2011
Kürd Terör Örgütləri və onalrin Urmiye Şəhəri qonusunda apardıqlari Çirkin Siyasət Tavıları
Elə ki bilrisiniz! Bölgədə olan radikal kürd terör örgütləri (PKK, PEJAK, HPG vs) neçə il olur ki iranin Batı Azərbaycan və özəlliklə Urmiye Şəhəri qonusunda çox çirkin bir tavır tutaraq bu radikal və kürd terörist örgütlər çalışırlar batı Azərbaycan və özəlliklə Urmiye Şəhərini dünyada bir kürd şəhəri və xəyallarinda olan kürdistanin bir parçasi olaraq reklam etsinlər. Dəfələrcə mən və baqşa arxadaşalarimiz bu çirkin tavırlar qonusudna yazı yazmışıq ki bu radikal kürd terör örgütləri Urmiye Şəhərilə bağılı nə çirkin işlər Görürlər(Urmiye adla internetdə domainlər səbt elətdiriblər, FB və tam sosiyal saytlarda Urmiye adıla Qrup, fanpage, istifafəçi ad aşıblar, Google earth də Urmiye Şəhərinin Türkcə adlarını dəyişərək kürdcə adlar artiriblar vs çoxlu çirkin işlər) ancaq bu radikal kürd terör örgütləri yeni oyunlarinda Husên Xizrî(حسین خضری) adlı bir kürd ki bir neçə gün budnan öncə iran rejimi tərəfindən pejak (Türkiyə də olan pkk kürd terör örgütünün iran qolu) terör örgütündə üyə olamqla idam edildi. Ancaq radikal və terörist kürd örgütlər iranda toplumda olan idama qarşılıq douğusunu qullanaraq yeni bir çirkin oyunu başlayiblar. O da bu ki Husên Xizrî(حسین خضری) adında kürd ki idam olub videolarini dünyada taninmiş soisyal video saytı YouTube da yükləyərək və onda Urmiye adlı bir kanal və Urmiye sözü və kürdistan sözünü tag, yorum vs də qulalnaraq çalışıblar ki bu douğunu çirkin bir tavırla qullanaraq Urmiye və batı Azərbaycani bir kürd şəhəri və kürdüstanin bir parçasi olaraq dünyaya reklam etsinlər.
Üzülərək fars insn haqqlari örgütləri bilərək və ya bilməyərək bu videonu özəl saytları və faceBookda olan fanpaglərində yayraq biləbilə və ya bilməmiş kürd terör örgütlərinin bu çirkin işlərinə dəstək olublar.
Mən bu ki Husên Xizrî(حسین خضری) adlı bir kürd pejak kürd terör örgütndə üyədir, suçu varmi yoxmu vs kimin qonularla ilgili bir söz söyləyəməm uzmanlar söyləsələr daha yaxşı olur ancaq radikal kürd terör örgütlərinin bu çirkin tavıları heç bir söz və işlə yanıtlamam mümkün dəyildir. Və radikalism və terörism bir düşüncənin amacidir.
Urmiye Şəhəri və batı Azərrbaycan heç vaxt bir kürd yurdu olmayiblar ancaq kürdlər 60-70 ildir ki bir az radikal kürd terör örgütlərinin batı Azərbaycan və özəlliklə Urmiye Şəhərini kürdləşdirilməi üçün bu bölgəyə köçüblər bir də paniranistlər və irqçı farslar kürdləri bir oyuncaq olaraq bu bölgədə Türklərə qarşı qullanib və qullanirlar. Urmiye şəhərinin yaradiliş tarixində heş bir yerlı kürd olmayibdir ancaq planal köçmələrə rağmən bu gün Urmiye Şəhərinin 10-15 % kürdləşibdir.
Labels:
Azerbaycan,
Husên Xizrî,
iran,
kürd,
Kürdistan,
Kürt,
Orumiyeh,
PEJAK,
PKK,
Terror,
terrorist,
urmiye
Tuesday, December 21, 2010
Batı Azərbaycandakı Sünni Türklərin Kürdləşməsi
Batı Azərbaycandakı Sünni Türklərin Kürdləşməsi - Alirza Javanbakht Qulunju
Türkiyədəki Ələvilər haqqında bilgim çox azdır. Ancaq Türkiyədə bir çox Ələvi Türkün Kürdləşməsi və eləcə də bir çox Sünni Kürdün Türkləşməsini çox normal görürəm. Şiə çoxunluğu içində yaşayan, o çoxunluğun basqılarına məruz qalan bir Sünni... Türk ailəsinin övladı olaraq da belə dəyişimləri çox rahat anlayıram:
Xana (Pranşəhr), Üşnü, Urmiyə, Salmas və Xoy şəhərlərində yaşayan Sünni Türklərdə də onlarla eyni məzhəbi paylaşan Sünni Kürdlərə yaxınlaşmış və bəziləri Kürdləşmişlər. Üşnünün Nalos qəsəbəsi və Xananın bir çox kəndlərində Kürdləşmiş bir qohumlarımız var. Bunlar ata-babalarının Türk olduqlarını bilir. Hələ bunların bir qısmı Hənəfi olduqları üçün hələ də Şafei məzhəbli Kürdlər içində seçilirlər.
Ancaq Batı Azərbaycandakı Sünni Türklərin Kürdləşməsi Türkiyədəki Ələvilərin Kürdləşməsi qədər olmamış. Bunun nədəni isə Batı Azərbaycan Türklərini özünə tərəf çəkən Sünni Kürdlərdən daha güclü Türkiyə faktoru olmuşdur.
Bu arada Şiə çoxunluğu tərəfindən dışlanmaları da onların Kürdləşməsində çox önəmli rol oynayıb.
Türkiyədəki bəzi Kürdlərin Türk kökənli olduqları gerçəyi onları bugünkü ana dillərində (Kürdcə) eyitim almaqdan məhrum etməməlidir.
Monday, December 20, 2010
Biz və Kürd hərəkətində üç sorun
kürd xalqı həm türkiyədə həm bölgə milli haqları uğrunda uzun və çətin və eyni anda haqlı bir savaşım verməkdədir. türkiyə devlətinin də kürd kimliyinə qarşı geçmişdə taxındığı tavır son dərəcə yanlış idi. bu durum indi olumlu yöndə dəyişməkdədir.
Bu bağlamda kürd kimliyinin rəsmi olaraq qəbul edilməsi, kürdcənin kürdlərin yaşadıqları bölgədə rəsmi dil elan edilməsi və bu bölgədə kürdlərin özlərini yönətməsi, insan haqları qısqısındadır (çərçivəsindədir).
ancaq bu gərçəklər kürd terorizmi və kürd hərəkətində kök salmış iki ayrı aşırılığı haqlı qılmaz. Mən aşağıda bu iki aşırılığa dəyinirəm:
a: kürd yayılmacılığı. kürd qurublar kürd nufusun artması ilə kürdüstan sınırlarını gənişlətməni amaclayılar. bu siyasət israyilin yəhudi yerləşimləri (settlement) gənişlətmə siyasətinə bənzəyir. bu da həm türkiyədə (iydir, qars, ardahan, ....), həm də iraq (kərkük və çevrəsi), azərbaycan cumhuriyəti (laçın və çevrəsi), suriyə (qamışlı və çevrəsi), xorasan (bocnurd, ...) və özəlliklə güney azərbaycanda (makıdan, Urmu, sulduz, tikan təpə, sayın qala oradan bicar, qurva, əsədabad, sonqura dək yaşayan Türklərin özləri və yaşadıqları topraqları ciddi biçimdə təhdit etməkdədir.
b: kürd şövenismi: kürd milli mucadiləsi yeyinliklə şövenizmlə özdəşləşməyə doğru gedir. bunun örnəkləri çoxdur:
-qərbi Azərbaycan, həmədan, kürdüstan və kirmanşahan ostanlarında yerləşən azərbaycan şəhər, qəsəbə və kəndlərini ki bəzisində kürdlərin yüzdəsi tək rəqəmlidir və ya əslən kürd nufusları bilə yoxdur böyük kürdüstan yerkiplərinə (xəritələrinə) daxil etmə və bu gərçək dışı yerkipləri dünyada yayma
-zorla kürd olmayan zaza, və iranda guran, lək, feyli və lor kimi iranıl (iranic) xalqları kürd göstərmək.
-iranda ələvi qızılbaş türkləri olmadıqları halda kürd əhli haq, yaresan inancında göstərmək
-türklərlə məskun torpaqlara kürd tarixi uydurmaq
-kirmanşah və kürdüstan ostanlarında qalan azərbaycan torpaqlarının azərbaycanlı olduqlarını və azərbaycana ilhaq edilmələri gərəkdiyini danmaq
-bu iki ostanda yaşayan türk xalqının varlığını görməzdən gəlmək və milli haqlarını danmaq
-türk tayfalarını (afşar, ) kürd göstərmək
-türk şəxsiyətləri geçmişdən hüsaməddin çələbi, səfiyəddin urməvi, ... və indikilərdən hac qurban süleymani, …..ni kürd göstərmək
-türk tarixi mirası (qoşma sazı, bicar xalısını, ...) kürd göstərmək
-kürd siyasi quruplar və şəxsiyətlərin iran devləti siyasətləri doğrultusunda türk xalqını azəri adlandırması
-bugün kürdlərlə məskun ancaq eskidən türklərin yaşadığı yerlərin tarixən türkcə olan coğrafi adlarını kürdcə adlarla dəyişdirmək (xana, savucbulaq, ....)
yuxarıda saydığım üç qonu yanı terorizm, yayılmaçılıq və şöven milliyətçilik türk xalqı və azərbaycanı təhdid etməkdə və bizim milli çıxarlarımıza tərsdir. kürd milli hərəkəti bunlara son vermədikcə, kürd-türk və kürdüstan-Azərbaycan ilişgisi daha da gərginləşəcək və bölgənin gələcəyini təhlikəli yönlərə sapdırabiləcəkdir. Budan da başda kürd xalqı olmaq üzərə hamı zərərli çıxacaqdır.
Qaynaq və Yazıçı: Sayın Mehran Baharli
Bu bağlamda kürd kimliyinin rəsmi olaraq qəbul edilməsi, kürdcənin kürdlərin yaşadıqları bölgədə rəsmi dil elan edilməsi və bu bölgədə kürdlərin özlərini yönətməsi, insan haqları qısqısındadır (çərçivəsindədir).
ancaq bu gərçəklər kürd terorizmi və kürd hərəkətində kök salmış iki ayrı aşırılığı haqlı qılmaz. Mən aşağıda bu iki aşırılığa dəyinirəm:
a: kürd yayılmacılığı. kürd qurublar kürd nufusun artması ilə kürdüstan sınırlarını gənişlətməni amaclayılar. bu siyasət israyilin yəhudi yerləşimləri (settlement) gənişlətmə siyasətinə bənzəyir. bu da həm türkiyədə (iydir, qars, ardahan, ....), həm də iraq (kərkük və çevrəsi), azərbaycan cumhuriyəti (laçın və çevrəsi), suriyə (qamışlı və çevrəsi), xorasan (bocnurd, ...) və özəlliklə güney azərbaycanda (makıdan, Urmu, sulduz, tikan təpə, sayın qala oradan bicar, qurva, əsədabad, sonqura dək yaşayan Türklərin özləri və yaşadıqları topraqları ciddi biçimdə təhdit etməkdədir.
b: kürd şövenismi: kürd milli mucadiləsi yeyinliklə şövenizmlə özdəşləşməyə doğru gedir. bunun örnəkləri çoxdur:
-qərbi Azərbaycan, həmədan, kürdüstan və kirmanşahan ostanlarında yerləşən azərbaycan şəhər, qəsəbə və kəndlərini ki bəzisində kürdlərin yüzdəsi tək rəqəmlidir və ya əslən kürd nufusları bilə yoxdur böyük kürdüstan yerkiplərinə (xəritələrinə) daxil etmə və bu gərçək dışı yerkipləri dünyada yayma
-zorla kürd olmayan zaza, və iranda guran, lək, feyli və lor kimi iranıl (iranic) xalqları kürd göstərmək.
-iranda ələvi qızılbaş türkləri olmadıqları halda kürd əhli haq, yaresan inancında göstərmək
-türklərlə məskun torpaqlara kürd tarixi uydurmaq
-kirmanşah və kürdüstan ostanlarında qalan azərbaycan torpaqlarının azərbaycanlı olduqlarını və azərbaycana ilhaq edilmələri gərəkdiyini danmaq
-bu iki ostanda yaşayan türk xalqının varlığını görməzdən gəlmək və milli haqlarını danmaq
-türk tayfalarını (afşar, ) kürd göstərmək
-türk şəxsiyətləri geçmişdən hüsaməddin çələbi, səfiyəddin urməvi, ... və indikilərdən hac qurban süleymani, …..ni kürd göstərmək
-türk tarixi mirası (qoşma sazı, bicar xalısını, ...) kürd göstərmək
-kürd siyasi quruplar və şəxsiyətlərin iran devləti siyasətləri doğrultusunda türk xalqını azəri adlandırması
-bugün kürdlərlə məskun ancaq eskidən türklərin yaşadığı yerlərin tarixən türkcə olan coğrafi adlarını kürdcə adlarla dəyişdirmək (xana, savucbulaq, ....)
yuxarıda saydığım üç qonu yanı terorizm, yayılmaçılıq və şöven milliyətçilik türk xalqı və azərbaycanı təhdid etməkdə və bizim milli çıxarlarımıza tərsdir. kürd milli hərəkəti bunlara son vermədikcə, kürd-türk və kürdüstan-Azərbaycan ilişgisi daha da gərginləşəcək və bölgənin gələcəyini təhlikəli yönlərə sapdırabiləcəkdir. Budan da başda kürd xalqı olmaq üzərə hamı zərərli çıxacaqdır.
Qaynaq və Yazıçı: Sayın Mehran Baharli
Tuesday, December 14, 2010
Güney Azerbaycan ve Kürt Tarihinden Olaylar
Yazar: RızaTÜRK
Çev: M.O. Tural
Giriş ve Konuya Genel Bir Bakış
Kuşkusuz (Güney) Azerbaycan’ın batısı özel jeopolitik durum, türdeş olmayan nüfus yapısı, dinsel çeşitlilik, yabancı ülkelerin çekişmesi ve yabancı çıkarlarının çakışması, eski bir tarihe sahip olması, zengin yeraltı ve yer üstü kaynakların varlığı, uluslararası kurumlar, yerel devletler ve etnik gruplar tarafından uygulanan yanlış politikalar vb. nedenlerden dolayı çağdaş dünya tarihinde etnik çatışmaların odak noktalarından birisi olmuştur.
Bölge halkının tarihi belleği hala Şeyh Abidullah Şemzinani, İsmail Simitko, Ermeni Cilo’ları ve İslam devrimi esnasında ve sonrasında yaşanmış olan kan dolu acı ve karanlık günlerin hatıralarıyla doludur. Azerbaycan’ın batısı binlerce suçsuz çocuk, kadın ve yaşlı Türk insanının, nasıl insan görünüşlü canavarların hırs ve açgözlülüğüne kurban gittiğini daha unutmamıştır. Savunmasız halk katliamlara uğrayıp, korku ve dehşete sokularak mecburi göçe tabi tutulmuştur. Böylece yerli Türk halkına sağalmaz maddi ve manevi darbeler vurulmuştur.
Batı Azerbaycan çağdaş siyasi tarihi şöyle bir gözden geçirildiğinde bölgedeki etnik çatışmaların bir tarafında her zaman Kürt’lerin bulunduğu görülmektedir. Kürt liderleri yanlış politikalarıyla ve genelde silaha sarılarak hâkim devletlerle olan problemlerini bölge halkına yansıtmış, birçok defa Azerbaycan’da krizlere ve kanlı çatışmalara neden olmuşlar.
Bölge ve dünya gidişatı, özellikle Irak’ta yaşanmakta olan olaylar, bu gelişmelerin İran Kürtleri üzerindeki etkisi ve aşırı Kürt örgütlerinin Batı Azerbaycan’daki endişelendirici gizemli çalışmaları bizi bölgemizdeki geçmişte vuku bulan Kürt ayaklanmaları ve isyanlarını yeniden gözden geçirmeye ve lazım geldiğinde gereğinin yapılmasına sevk etmektedir. Bu makalede Kürtlerin kendisi tarafından yazılan kaynaklar ve diğer güvenilir kaynaklara dayanarak konuya bilimsel bir açıdan yaklaşıp konuyu belgesel olarak ele almaya çalışacağız.
Şeyh Abidullah Şemzinani
Şeyh Abidullah Şemzinani veya Şemzini adı ile bilinen Şeyh Abidullah Nehri, Nakşibendî tarikatının en büyük ruhani liderlerinden ve aynı zamanda bölgenin büyük feodallerinden olan Şey Taha’nın oğlu ve halefi olmuştur. 19. yy başlarında Şeyh Taha öldükten sonra babasının yerine geçerek tarikatın dini lideri konumuna gelmiş ve etrafına çok sayıda mürit toplayabilmiştir. Şey Abidullah’ın ataları Türkiye’nin Hakkâri yöresinden Nehri bölgesine ve oradan da Şemzinan’a göçerek bu bölgeni kendi yaşam ve faaliyetlerinin merkezi haline gelmiştir. Onlar daha sonraki dönemlerde güç kazanma ve devlet kurma hayalleri ile Avrupa devletlerinin de desteğini alarak (Güney)Azerbaycan’ın batı bölgesine kanlı saldırılar düzenlemeye başladılar.
Resmen Osmanlı tebaası olan fakat İran sınırının içinde de birkaç köyü kendi nüfuzu altında tutan Şeyh, Osmanlı topraklarının doğusunda yaşayan Kürtlerin manevi lideri sayılmakta idi. Şey elde ettiği güçten dolayı İran sınırı içinde bulunan köylerin malikiyeti iddiasında bulunmaya başladı. Burada bu noktayı hatırlatmakta fayda vardır ki, o dönemde Sünni Osmanlı ile Şii Kaçar devletleri arasında bir inançsal çekişme devam etmekte idi. O sıralarda Ruslar ve Kaçar devleti ile anlaşamamasından dolayı Osmanlı’dan yana tavır alan İngiltere de aşırı Sünni olan Şeyh’e destek vermekte ve daha doğrusu onu kendi amaçları doğrultusunda maşa olarak kullanmakta idi. 1911 yılında Urumiye’nin dönem valisi Yusuf Han Şucauddevle diğer köylerden olduğu gibi o köylerden de vergi ödemelerini ister. Fakat Şeyh’in müritleri vergi vermekten kaçınır ve böylece devlet güçleri ile Şeyh’in müritleri arasında ilk çatışma meydana gelir. Yalnız bu çatışmada Şeyh’in müritleri yenilir. Bunun üzerine İngiltere ve Osmanlı devleti fırsatı uygun bularak Şeyh’i İran sınırlarına saldırmaya tahrik eder ve bu yönde ona her türlü kolaylık sağlarlar. Bununla beraber Osmanlı devleti diplomatik olarak İran’a baskısını arttırır. Sonuç olarak “Osmanlı’nın Kürt aşiretleri İran toprağına -Azerbaycan’ın batısına- saldırarak Üşnü kenti ve çevre köylerine büyük zarar verdiler.”[1] Burada ilginç bir noktaya değinmemizde fayda olacaktır. Neden aşırı Sünni fanatiği olan Kürt’ler bu gün Sünni Kürt’lerin şehri sayılan Üşnü’ye saldırdılar? Yanıt o dönemde Üşnü’nün Şii Türk’lerin şehri olduğudur. Bu husustan Kürtlerin Azerbaycan topraklarına yapmakta olduğu göç sonucu Azerbaycan’ın batısındaki Kürtleşme sürecinin de boyutlarını görebiliriz.
Devlet güçleri ve yerli Türk halkı Kürt saldırılarının karşısında direnmişler ve o esnada Osmanlı-Rus savaşlarının başlaması sonucu Kürtlerin saldırısı geçici olarak dinmiştir. Daha sonra Şeyh bu kere İngilizlerin para ve desteğini alarak Rusların aleyhinde savaşa girmiştir. Bu çatışmalarda Şeyh kayda değer bir başarı elde edememiş fakat Kürtler halkı yağmalayarak bol miktarda para ve silah ele geçirmişlerdir. Ermeni tarihçi Goryans şöyle yazar: “Rus-Osmanlı savaşları bittikten sonra Şeyh çok miktarda talan malı ile geri döndü. O bol servet ve büyük ün kazandıktan sonra iyice azdı ve büyük hayallere düştü.”[2]
Bu sefer Şeyh biriktirmiş olduğu yeni güçle hükümdarlık ve bağımsız Sünni Kürt devleti iddialarını ciddi şekilde ileri sürdü ve bu doğrultuda düzenleme yapmaya başladı. Bu dönemde Osmanlı devletinin desteğinin azalması da Şeyh’in azmasına başka bir etken oluşturmuştur. Bu gelişmelerin akabinde “Rusya’nın başkonsolosu Mösyö Kerbil 1879 yılında Şeyh’in temsilcilerinin sürekli İran‘a -Batı Azerbaycan arazisine- gelerek oradaki Kürtleri tahrik ettiklerini ifade etmiştir”[3] bu sırada kendi hülyalarını gerçekleştirmek için büyük devletlerin yardımına ihtiyaç duyan Şeyh, Rusya’ya yaklaşmaya çalışmıştır. Fakat Helefin’in yazdığına göre: “Rusya’nın Van konsolosu Kamsamarkan Şeyh’in isteğine olumlu cevap vermemiştir çünkü Rusya Dış İşleri Bakanlığı Kürt’lerin dini liderinin Osmanlı Kürt’leri ile yetinmeyip er geç İran’ın Kürt bölgesine saldıracağından emindi ve bu da Rusya’nın çıkarlarına uymamakta idi.”[4] Rusya’nın yardımından umut kesen Şeyh “1879 yılında Kürt aşiret reislerini Nehri bölgesinde toplayarak özerk Kürt emirliğinin kurulması gerektiğinden bahsetti.”[5] Kurulacak bu emirliğin topraklarını esas olarak Doğu Anadolu ve Batı Azerbaycan toprakları oluşturacaktı. Rus yazar Halefin Kürtlerin operasyon planı hakkında şöyle yazmıştır: “Böylece İran’ın içinde Mamış ve Mengur Kürtleri Şeyh’in Büyük oğlu Şeyh Sadık’ın komutasında Ravandaz bölgesini işgal edip oradan Bağdat’a yöneleceklerdi. Musul ve İmdadiye’nin işgalini Şeyh’in ikinci oğlu Abdulkadir ve Van’ın işgalini de Şeyhin kendisi üstlendi.”[6]
Şu taslağa şöyle bir baktığımızda Şeyh’in ne derece hayalci ve aynı zamanda saldırgan bir kişiliğe sahip olduğunu açık bir şekilde görebiliriz. Görüldüğü üzere amaç bir emirliğin kurulması değil, büyük kısmı Kürtlere ait olmayan topraklarda bir Kürt imparatorluğu, bu günkü ifadeyle “Büyük Kürdistan”ın (bu isimle olmasa bile) kurulması idi. Bu taslak hiç bir zaman hayata geçirilemedi. Siyasetten anlamayan Şeyh, İngiltere ve Osmanlı’nın siyasi oyunlarına kapılarak Osmanlı topraklarından vazgeçip İran –Güney Azerbaycan- topraklarına yöneldi. Sonuç olarak 1880 yılının ut ayında İran’a -Güney Azerbaycan’a- saldırı planı hazırladı. Bu sefer de Abdulkadir’in Tebriz’i, Şeyh’in kendisinin ise Urumiye, Hoy ve Salmas’ı fethetmesi! gerekiyordu. Bu saldırıda Osmanlı ve İngiltere her biri kendi çıkarlarını gözeterek Şeyh’e destek vermekte idi. İngilizler rakip Rusların Anadolu’ya yönelmelerini önlemek ve Doğu Anadolu’daki nüfuzunu pekiştirmek amacıyla, Osmanlı devleti ise İran’la mezhebi rekabetinin dışında, kendi iç güvenliğini sağlaması ve aynı zamanda doğuya yayılma politikası çerçevesinde Şeyh’i kolluyorlardı. Osmanlı devleti aynı zamanda kökten dinci Kürtleri Ermenilerin aleyhinde kullanmak niyetinde idi. Bunların hepsinin ötesinde ise iyice güçlenerek hem Osmanlı hem de İngiltere’ye kafa tutan Şeyh’i yapmacık savaşlara iterek yıpratma politikası yatıyordu. Bu savaşlarda Kürtlerin İngiltere yapımı “Henri Martin” marka silahlar kullandıklarını kaydetmekte yarar görüyoruz.
Herhalde İngilizlerin planladığı bu saldırıda Güney Azerbaycan’ın Soğuk Bulak -bu günkü Farslaştırılmış adı ile Mahabat- kenti Kürt saldırısının odak noktası oldu. Şehrin Türk sakinlerinin büyük bir kıyıma uğradığı bu saldırıya o yörenin Kürt aşiretleri de aktif olarak katılmışlardı. “Onlar mezhep faktörünün etkisiyle ve yağmalardan pay almak umuduyla Şeyh’in peşine takılarak Azerbaycan Türklerine- saldırmışlardı.”[7] Bir Türk kenti olan Soğukbulak da Üşnü’nün kaderine müptela olmuştu. Yerli Türk halkı katledilerek veya mecburi göçe zorlanarak şehrin nüfus yapısı değişime uğratıldı ve sonuç olarak bu gün bölgede ağırlıklı olarak Kürtlerin sakin olduğuna şahidiz.
Soğukbulak’tan sonra sıra Koşaçay’a -bu günkü Farslaştırılmış adı ile Miyandoab- geldi. Kürtlerin Koşaçay’da işledikleri cinayetler diğerlerinden kat kat daha korkunç ve üzücüydü. 11 Eylül 1879 tarihinde Mengur aşiretinin reisi Hamze Ağa ve Abdulkadir Koşaçay’a saldırarak cami ve evleri yakıp, çarşıyı talan ettiler. Soğukbulak –Mahabat- kaymakamlığının hicri 1880 yılında Dış İşleri Bakanlığı’na verdiği rapora göre bu olaylarda 3500 kişi hayatını kaybetmiştir. “Molla Halil ayaklanması ve Rıza Şah’ın fermanının reddi” kitabında kayda alınan bir şiir parçasında Şeyh Abidullah’ın, Kürtlere, Koşaçay’ın ‘Acem’ ahalisinin katli ve şehrin yağmalanmasına dair verdiği emirden söz edilmektedir.”[8] Hacı Seyyah kendi ünlü hatıra kitabında (Haterate Haci Seyyah -Hacı Seyyah’ın Hatıraları-) Koşaçaylı Türklerin Kürtlerce katledilmesini şöyle anlatmaktadır: “Kürtler bir hayli mal çalıp köyler yaktılar. Onlar körpe çocukları havaya fırlatarak aşağıdan kılıçla ikiye parçalayıp “Selli Ala Muhammet” diyorlardı!! Onlar hamile kadınların karnını yırtıp bakire kızları namussuz ettikten sonra öldürüyorlardı. Genç, yaşlı, erkek, kadın demeden herkesi öldürüyor, tarlaları, harmanları ve evleri yakıyorlardı.”[9]
Kürtler Koşaçay’daki –Miyandoab- vahşice katliamdan sonra 18 Aralık 1879 tarihinde Binab kentine saldırmışlar fakat Binab halkının kahramanca direnişi ve devlet güçlerinin yardımı sonucu Kürtler başarısız olup Koşaçay ve Soğukbulak’a geri çekilmişler ve Urumiye’ye saldırmaya hazırlanmaya başlamışlardır. Kürtlerin Azerbaycan’ın batısına saldırmasıyla aynı zamanda İngiltere’nin İran büyük elçisi Tamson’un talimatı ile İngiltere Tebriz konsolosu Mr. Aboat kendi görev bölgesini terk ederek Kürtlere daha iyi yardım edebilmesi için 3 Aralık 1879 tarihinden itibaren Mohammet Sadık’ın komutasındaki Kürtlerin kuşatmasında olan Urumiye’ye gitmiştir. Urumiye kuşatmasında kendisinin bizzat savunma hattında huzuru olan “Ali Han AVŞAR” Mr.Aboat’un Urumiye valisi İkbalüddevle’ye şehrin teslim edilmesi yönünde baskı yaptığını anımsatarak Abot’un söylediklerini şöyle anlatıyor: “Siz deneyimsiz ve hiç askeri eğitim görmeyen 3000 sivil halk ve yıkık kale ile Şeyh’in 30000 kişilik acımasız ordusu karşısında dayanamazsınız.”[10]Elbette İngiltere konsolosu şehir halkını umutsuzluğa sokarak direnişi kırmaya çalışmakta ve Azerbaycan’ın tarihi arazi bütünlüğünü tehlikeye sokmakta yalnız değildi ve bu konuda Amerikalı ve Avrupalı dini misyonerler ona aktif destek sağlamaktalardı. Bunların en aktif ve çalışkanı ise Korkan isimli bir Amerikan doktordu. Şeyh Abidullah’in baş danışmanının Simon adlı bir Ermeni olduğu da ilginç bir hususdur. Gerçi şu Hıristiyan dini misyonerlerin kendilerinin daha sonralar bölgede türettikleri dehşet Kürtlerinkinden hiç de az olmamıştır.
Kürtler ve İngiltere konsolosunun tüm çabaları şehir halkı ve vali İkbalüddevle’nin takdire değer direnişi ile başarısız kaldı ve sonunda birkaç küçük çatışmadan sonra devlet güçleri yetişerek Kürtler Osmanlı sınırına doğru geri püskürtüldüler. Osmanlı topraklarında da uslu durmayan Şeyh, Osmanlı devletice yakalanıp ve Mekke’ye sürgün edildi. Zayıf konuma düştükten sonra İngilizlerce arkası boşatılan Şeyh girdiği kumarda artık kaybetmiş bulunuyordu.
Genel bir değerlendirme olarak Şeyh Abidullah Şemzinani’nin ayaklanması mezhepsel bir ayaklanma olarak nitelendirilebilir, yalnız onun bağımsız Kürt devleti kurma yönündeki çabaları bu ayaklanmaya mezhebsel-etnik bir karakter de kazandırmaktadır. Dikkate değer nokta, Ortadoğu’da, Batı Azerbaycan ve Doğu Anadolu topraklarını kapsayan bir Kürt devletinin kurulmasına Batılı güçlerin özellikle İngiltere’nin verdiği ciddi destek ve hatta kışkırtmasıdır. Şeyh Abidullah’ın neden olduğu katliam ve mecburi göçler Batı Azerbaycan’da özellikle Üşnü, Soğuk Bulak -Mahabat- ve Sakız kentlerinde nüfus dengesini ciddi şekilde Türklerin aleyhinde bozmuştur. Aynı zamanda bu çatışmalar Türklerle Kürtlerin mezhepsel ve etnik ayrılığını daha da derinleştirmiş ve sönmüş olan kineyi yeniden körükleyerek daha sonraki üzücü olaylara zemin ve tarihi bellek hazırlamıştır.
İsmail Ağa SİMİTKO (Simko)
Şeyh Abidullah fitnesi bastırıldıktan sonra Güney Azerbaycan da az buçuk huzura kavuşmuş bulunuyordu ama Şeyh’in geride bıraktığı kötü hatıralar bölgede yeni çatışmalara müsait ortam hazırlamıştı. Sonuç olarak da birkaç küçük çatışmadan sonra yeni bir isyan çıktı. Bu Şıkak aşiretinin reisi İsmail Simitko’nun başlattığı isyandır. Yazımızı çok fazla uzatarak okuyucularımızı yormamak için Simitko isyanına kısaca deyineceğiz.
Tarihi kaynaklarda asi ve eşkıya gibi sıfatlarla vasıflandırılan İsmail Ağa Simitko bir güç düşkünü ve son derece acımasız bir insandı. Onun ayaklanmasının odak noktası Azerbaycan’ın batı bölgesinde yerleşen Kotur ve Çehrik yöreleri olmuştur. İsmail Ağa Simitko isyanında Şeyh Abidullah zamanında temeli atılan Kürdistan devleti kurma yönündeki hülyacılığı devam ettirilmiş, İngiltere, Rusya ve Osmanlı’nın para ve silah yardımı ve son olarak merkezi Tahran yönetiminin zayıflığı sonucu 1918–1922 yılları arasında Batı Azerbaycan yeniden Kürtlerin dehşetine boğulmuş ve yeniden Türk katliamı başlatılmıştır.
Simitko Şeyh’in aksine Ruslarla iyi ilişkiler kurabilmiş bu yüzden de Azerbaycan halkı milli önder Settarhan’ın komutanlığı ile özgürlük ve meşrutiyet devleti uğrunda savaştığında İsmail Ağa ve Kürt atlıları meşrutiyrt düşmanı olan istibdatçılara katılarak Tebriz’in ünlü 11 aylık kuşatmasında katılmıştı. Aynı dönemde Urumiye, Hoy ve Salmas şehirleri ve çevre köyleri Kürtçülerin Kürt milliyetçiliğinin babası olarak gösterdikleri İsmail Ağa’nın zülüm ateşinde yanıyordu. .Dünya Savaşı’nın başlaması simitko’ya silah ve adam toplayarak güç ve nüfuzunu artırmaya fırsat verdi. Diğer yandan o dönemde “Cilo denen bir gurup Ermeni Marşimon adlı keşişin liderliğinde Güney Azerbaycan’da bir Ermeni devleti kurmak peşinde idiler!! Ortak hedef güden Kürtler ve Ermeniler ilk önce birleşerek aralarında ittifak antlaşması imzaladılar. Ama İsmail Ağa kendi müttefikine bile acımayıp onu arkadan kurşunlayarak öldürttü. Bu olay üzerine Kürt Simitko’ya ulaşamayan Ermeniler 1917 yılının Mart ayında halk Nevruz kutlamalarına hazırlanırken Marşimon’un intikamı olarak Urmiye kentini basıp korkunç bir katliam başlattılar. Bu olayda binlerce sivil insanımız katledildi ve böylece Azerbaycan Türkleri Kürtlerin ihanetinin bedelini çok ağır şekilde ödemiş oldu. Binlerce ölü ve sürgün, yanmış evler ve yıkık şehir Azerbaycan topraklarını paylaşmak isteyen iki sersemin ihanetinin bedeli idi. Gerçekten Azerbaycan Türklerinin uğradığı bu korkunç maddi ve manevi zararın sorumluluğu kime aittir?
Her hal-ü karda şu Kürt lideri de selefleri gibi Şekeryazı savaşında yenildikten sonra Türkiye’ye kaçtı ve böylece bıraktığı kötü hatıraları ile birlikte tarihe gömüldü.
Gazi Muhammet Devleti
Simitko’nun kaçışı Rıza Han ve Pehlevilerin iktidara gelmesiyle bir zamanda idi. Bundan sonraki Kürt ayaklanmalarında mezhep faktörü her ne kadar etkin rol oynamışsa da artık ayaklanmalar milli içerik kazanmışlardır. Farslık eksenine dayanan ve katı Fars milliyetçisi olan Pehlevi devletinin, Kürtler de dâhil, Fars olmayan İran etnik ve milliyetlerine uyguladığı aşırı baskı ve milli zulmüm ortaya çıkışı etnik ayaklanmaların daha da milliyetçi tavırlar sergilediğine sebep oldu. Kürtlerin bu baskılara ilk tepkisi 1918 yılında tek model elbise ve Pehlevi şapka yasasına, Mengur aşiretinin reisi “Molla Halil” tarafından gelmiştir. Aynı dönemde “Barzani” Kürtlerinden bir grubu Kuzey Irak’tan İran’a -Güney Azerbaycan’a- girmişler ki halen de bölgede varlıklarını devam ettirmekteler. Barzaniler bölgeye girdiklerinde yaptıkları talanlarla bölgeyi huzursuzlaştırıp, geçici de olsa bir güvensizlik ortamı yaratmışlardı. Barzanilerin Azerbaycan’ın batısına göç etmeleri Batı Azerbaycan’da etnik yapının Kürtler lehinde değişmesi yönünde önemli bir etken olmuştur.
Bu tarihten sonra İran’ın kuzey ve kuzeybatısında Ruslar nüfuzlarını daha da fazla arttırmış ve böylece Kürtler daha da fazla Rus politikalarının etkisi altında kalmışlardır. Pehlevi devleti ile iyi ilişkileri olmayan Sovyetler İran içindeki çıkarlarını yitirmemek için Pehlevilerin tüm zayıf noktalarını kullanmakta idiler. 1930’lu yıllarda Batı’ya kaçarak “K.G.B”nin gizli sırlarını ifşa eden, çok önemli ve yüksek mevkili Rus casusu Jori AĞA BEKOF iki dünya savaşının arasındaki dönemde Rusların Kürt politikaları hakkında şöyle yazar: “1927 yılında Sovyetler devleti Irak, İran ve Türkiye gibi komşu devletlerinde yaşayan Kürtlerin milliyetçilik duygularını kullanarak onları kendisine doğru çekmek ve böylece bu ülkelerdeki Kürt bölgelerini kendi topraklarına katmak amacıyla, toprakları içinde bulunan küçük Kürt bölgesinde bir bağımsız Kürt devleti kurmak kararı aldı.”[11] Daha sonra Ağa Bekof Kürtlerin içinde geniş bir casusluk ağının yaratılmasından ve Kürt aşiret reisleri ile anlaşmaya varıldığından söz ederek şöyle yazar: “ Soğukbulak –Mahabat- bu operasyonun merkezi seçildi”[12] Sovyetlerin açık desteği ile birlikte İngilizlerin kışkırtmaları Kürt ağa ve hanlarının iyice azmasına yol açtı ve daha sonra da Simitko zamanında Irak’a kaçan han ve ağaların geri dönmesi ile Batı Azerbaycan Türklerinin güvenliği yeniden tehlikeye girmiş oldu. Tümüyle silahlı olan Kürtler yeniden yol kesmeye ve talan etmeye başladılar. “Kürt bölgelerinde bir Berno tüfeğinin bir şalvar veya bir çift ayakkabı ile değiş tokuş edildiği”[13] söyleniyordu. İşte bu durumda Kuzey Azerbaycan Komünist Parti başkanı Mir Cafer BAKIROV, bir süredir arkadaşları ile birlikte bağımsız Kürdistan kurmak için örgütlenmeye çalışan Gazi Muhammet’e yönelmiştir. Bakırov Gazi Muhammet’i Bakü’ye davet ediyor, anlaşma yapılmış, Sovyetler Gazi Muhammet’e himayesini bildirmiş ve Gazi Muhammet’e Kürdistan Halk Partisi’ne (J-K Komele) üye olması tavsiye edilerek Kürdistan Demokrat Partisi’nin temeli atılmıştır. O Soğukbulak’a dönükten sonra söylenenlerin aynısını yaptı. Komele partisine girdikten bir süre sonra partinin genel sekreteri veya parti üyelerine göre parti başkanı seçildi. O bir süre sonra Kürdistan Demokrat Partisini kurdu ve Pişeveri’nin Tebriz’de Azerbaycan devletini kurmasından birkaç ay sonra 22 Ocak 1945 tarihinde Mahabat’ta Kürdistan devletini kurdu. O halkın karşına çıkarken üzerinde Sovyetler tarzı üniforma ve başında beyaz sarma Kürt başlığı vardı.
Totaliter kişilikli ve Kürdistan’ın bağımsızlığına tamamı ile inanan Gazi Muhammet, kendisinden önceki Kürt liderlerinin yanlışını tekrar ederek Azerbaycan’ın batısında toprak iddiasında bulundu. Fanatik Kürtlerin eskiden beri peşinde koştuğu “Büyük Kürdistan” iddiası Gazi Muhammet zamanında ciddi şekilde dile getirildi. “Onu Mahabat’ta bürosunda görenler başının üstüne Londra !!! basımı büyük bir Kürdistan haritası asıldığını söylüyorlar. Bu harita tüm İran, Türkiye, Irak ve Suriye’nin Kürt bölgeleri üstelik Sovyet Ermenistanı’nın da bir parçasını kapsamaktadır. Harita bir taraftan İskenderun limanından Akdeniz’e diğer yandan da İran’ın Lorestan ve Huzestan illerinde yerleşen Deştistan, Hendican ve Buşehr kentleri üzerinden Basra Körfezine açılır. Haritaya Erzurum, Erzincan, Kars, Maku, Salmas, Musul ve Uruımiye gibi Kürtlerle hiçbir alakası olmayan şehirlerde dâhil edilmiştir.”[14]
Dönemin en ciddi siyasi ve demokrat Kürt liderinin bile, uygunsuz bir mizaha benzeyen, tarihte hiçbir zaman Kürtlere ait olmayan topraklarda “Büyük Kürdistan” kurmak lafından dem vurmasını görüyoruz. Bu Kürt siyasilerinin fanatik fakat hamlığından dolayı olsun gerek. Söz konusu topraklarda (Batı Azerbaycan, Doğu Anadolu, Kuzey Irak, Batı ve Güneybatı İran ve Kuzeybatı Suriye) Kürtler kendi iddialarına tarihi senetlerde hiçbir kanıt ve iz bulamazken, Türkler, Araplar ve Perslerin (İranlıların) medeniyetlerine yüzlerce tarihi yapıt tanıklık yapmaktadır. Genelde Kürtler “Geztfon’un” üzerinde durduğu “Kerdük”lerin soyundan olduklarını iddia ederler fakat “Th. Nodelke, Hartman ve Visbah gibi büyük doğu uzmanları dilcilik kurallarına esasen Kürtlerin iddialarını doğrulamazlar.”[15] Son zamanlarda ise çok ünlü Ortadoğu tarihçisi S.F.Leman Kerdükler konusuna yeni bir giriş yaparak onların Kürtlerin değil, Gürcü Kerteveli’lerin ataları olduğunu ileri sürmüştür.”[16] Rus bilim adamı N.J.Sar’da (Yafsi okulundan) bu görüşleri onaylayarak Kürtçe’ni Farsça’nın bir şivesi olarak görür ve “Tarih-e Mesudi”yi kaynak göstererek “Kürtlerin ilk başta Arapça konuştuğunu”[17] söyler. Minoreski Arapça’da Kürt sözcüğünün “çadırda oturan” anlamına geldiğini anımsatarak Kürtlerin “dağda oturanlar” olduğunu söyler. “Soy ve fiziksel özellikler açısından yapılan araştırmalara göre ise ilginç sonuçlar elde edilmiştir. Şöyle ki farklı bölgelerin Kürtleri arasında hiçbir uyuşum ve ilişki bulunamamıştır.”[18]
Aslında “Kürdistan sözcüğü ve Kürt adından 12. y.y.’a kadar hiçbir iz görülmemektedir ve sadece büyük Türk hakanı Sultan Sançar zamanında böyle bir eyalet kurulmuştur. “Kürt adını ilk kez Türk kökenli İranlı yazar Kazvinli Hamdullah Mostofi (14. yy.) kendi kitabi “Nezhatul Kulup”ta kullanmıştır.”[19] Ayrıca “Mekri aşiretleri 14. y.y.’da Azerbaycan’da Safevi harekâtının genişlemesi ile İran içinde göç etmeye başladılar”[20] Kürtlerin “kapsamlı Kürdistan tarihi” olarak gördükleri “Şerefname”ye göre “Belbasi, Mudeki, zeydani ve Babeki aşiretleri Osmanlı Sultan Selim döneminde Türkiye’nin Hakkâri yöresinden İran’a geçtiler”[21] ve ondan birkaç yıl sonra da “Dehburki aşiretleri 12.yy. Diyarbakır’dan İran’a girdiler.”[22]
Herhalde Kürtler bu denli karmaşık ve meçhul bir tarihe sahip olmalarına rağmen yakın tarihte her zaman Batı Azerbaycan’daki toprak iddialarını dile getirmişler. Gazi Muhammet zamanında da Kürtlerin bu boş ve yersiz talepleri sadece Türk-Kürt çatışmasını yeniden tırmandırmakla kalmayıp yabancı ellerin bölgede daha da etkin olmasına neden olmuştur. Bu arada bir soru aklımıza takılabilir. Bu gerçeklere karşın Azerbaycan ve Kürdistan devletleri arasındaki diplomatik ilişki nasıl devam edebiliyordu? Bu sorunun cevabını Sovyetlerin o dönemki siyasetlerini incelediğimizde bulabiliyoruz.
Dr. İraj Zogi’ye göre Ruslar 1941 ve 1942 yıllarında, Azerbaycan’da yerleşmiş olan Kürtler, İran ve Türkiye’nin milli birliği aleyhinde tahrik ediyordu yalnız kısa bir süre sonra bu tutumlarını değiştirdiler “çünkü Kürtlerin 1942 yılının baharında Urumiye kentinde türettikleri cinayetlerden sonra, onların saldırganlık ve yıkıcı güçlerinin doğru, ilerde Tahran’a karşı direnişin esas gücünü oluşturacak olan Azerbaycan Türklerine yönelmiş olduğunu fark ettiler. Bundan sonra Sovyet yetkilileri Kürt isyancılara tam destek vermekte bir az çekimser davranıp onları Azerbaycanlı iş birliği yapmaya zorlamaya karar verdiler.”[23]
Gazi Muhammet’in devleti Sovyetlerin İran politikası değişince yıkıldı ve kendisi de 31 Mart 1947’de idam edildi.
Batı Azerbaycan Ve İslam Devrimi’nden Sonraki Olaylar
Gazi Muhammet’in idam edilmesinden sonra Kürtlerde çok az hareket görüldü. Onlar yaklaşık 30 yıllık bir siyasi durgunluk ve çekimserlik kabuğuna girdiler. Bu dönemde yalnızca Tudeh’in (İran Komünist Partisi) güçlenmesi ile onun sosyalist düşüncelerinin etkisi altında kalarak ve Irak Baas Partisinin de desteği ile bir takım örgütsel etkinliklerde bulunuldu ama bu etkinlikler de örgüt oturum ve mitingleri ve birkaç dağınık silahlı çatışmanın ötesine gitmedi. Aslında bu zaman kesitini Kürt parti ve örgütlerinin yeniden yapılanma ve güç toplama dönemi olarak değerlendirmemiz lazımdır.
Bahsettiğimiz bu parti ve örgütler İran İslam Devrimi’nin hemen yarınki günü, uzun zamandan beri küçük bir kıvılcım bekleyen barut deposu gibi patlak verdiler. Ülkenin o günkü olağan üstü durumu ve özellikle, geçen yüz yılda Kürtlerin sürekli akın ve saldırıları sonucu birkaç şehri hemen hemen tamamen Kürtleşen, Batı Azerbaycan’ın hassas vaziyeti, tüm Kürtlerin silahlı olması ve batı Azerbaycan’daki toprak taleplerini yeniden gündeme taşımaları, bölgede durumu gerginleştirip, güvenliksizlik ve silahlı boğuşmalar yeniden bölgeyi sardı.
Burada şunu vurgulamamız gerekiyor ki, Kürt halkının tüm İran halkları ve milletleri ile birlikte krallık rejimine karşı verdiği mücadeleye karşın fanatik Kürt örgütleri etnik milliyetçilik duygularını kullanarak şiddet ve zor yolu ile eski hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.
Temelde Marksist-Leninist bir örgüt olan Kürdistan Demokrat Partisi devrimden sonra Dr. Abdurrahman Kasımlu’nun liderliğinde sosyal demokrat düşüncesini esas alarak ve aşırı bir Kürt milliyetçi partisi olarak sahneye çıktı. Aynı zamanda sol Maoist düşünceli yalnız ideolojik zaafları belirgin ve kendisini Kürdistan proltariyasının temsilcisi bilen Kürdistan Emekçiler Partisi (Komele) adlanan başka bir örgütte silahlı mücadeleye girdi.
Devrimden yalnız 8 gün seçtiğinde Kürtler Mahabat -Soğukbulak kenti artık resmen Mahabat adlanıyor- kışlasını zaptettiler. 1980’de düşünce ayrılığından dolayı 7 arkadaşı ile birlikte Demokrat Partisi’nden ayrılan Gani Buluriyan hatıra kitabında şöyle yazıyor: “Kasımlı her an farklı kişilerle temasa geçerek kışlayı zaptetmeyi planlıyordu. O bu konuda bana hiçbir şey söylemiyordu. Ben onun işleri hakkında başka bir kanaldan bilgi alıyordum. Ben ona, daha hiçbir olay çıkmadan biz Kürtlerin Dr. Bazergan’ın geçici hükümetine karşı çıkacağımızın doğru olmayacağını söyledim. Sen Kürt sorununun barış yolu ile çözüleceğine inanıyorsan bu yolu izlememelisin. Kasımlı oranın (kışlanın) şer ocağı olduğu ve dağılması gerektiği cevabını bana verdi. Ben dedim ki; sizin sözleriniz partinin düşüncelerine uymamaktadır. Biz barışa inanıyoruz ve barış yolu ile Kürt sorununu çözmek istemekteyiz. Kendimize sorun çıkaracak eylemlerde bulunmamalıyız. Aynı gün saat 11.30’da kışla silahsızlandırıldı.”[24]
Buluriyan’ın yazılarının asıl önemi Kasımlı ve Demokrat Parti’nin gerçek yüzünü açığa çıkmasındadır. Kasımlı ülkenin o denli hassas durumunda yabancılar gibi davranıp, ordu kışlasını şer ocağı adlandırmıştı. Asıl amacı Kürdistan ve Batı Azerbaycan’a hâkim olmak olan Kasımlı Mahabat kışlasını kendisine bir engel olarak görüyor ve ayrıca kışlanın silahsızlandırılmasını partinin silah ihtiyacının karşılanması için gerekli buluyordu. Mahabat kışlasının silahsızlandırılması daha sonraki Pave, Senendeç, Sakız, Celdiyan kışlası, Sulduz savaşı ve diğerlerine bir ön çalışma sayılmakta idi.
Mahabat olaylarından sonra ve devrimin tam bir ayı tamamlandığında Kasımlı partinin amaç ve istekleri hakkında “Kürt halkı sadece özerklik istiyor”[25] şeklinde açıklama yapmıştı. Onun bu sözü tüm Kürt halkının sözü olmasa da önemli olan husus budur ki halktan ve halkın haklarından bahseden Kasımlı ve partisi devletten istemesi gereken özerkliği Azerbaycan Türklerinin kanını akıtarak elde etmeye çalışmıştır. O Hana -bugünkü Farslaştırılmış adı ile Piranşehr- ve Sulduz’da –Negedeh- Türklere tam bir kıyım yaşatarak Batı Azerbaycan topraklarını Kürdistan’a katmaya çalışmış ve böylece bölgeyi büyük bir dehşet ve gerginliğe itmiştir. İşin ilginç tarafı Kürtlerin milli lideri Kasımlı’nın bu çılgınca davranışlara dini liderleri Şeyh İzzettin Hüseyni de aktif destek vermiş ve hatta bölgedeki etnik-dini boğuşma ateşinin fitilini onlar ikisi birlikte yaktılar dersek hiç de yanılmış olmayız.
Sulduz -Negedeh- çatışmasıKürtler Mahabat -Soğukbulak- kışlasını silahsızlandırdıktan sonra, her türlü savaş teçhizatı ile donatılmış, 20 bin kişilik bir kalabalıkla parti mitingi yapmak için Sulduz’a doğru yola çıktılar. O da nüfusunun sadece beşte biri Kürt olan Sulduz’a!!! Neden Sulduz’un miting yeri seçildiği hayati önem arz eden bir sorudur. Onlar Kürdistan’ın bağımsızlığı doğrultusunda hareket ediyorlardı, yalnız onların kafasındaki Kürdistan ütopik ve hayal ürünü olan bir Kürdistan’dı. Onlar Şeyh Abidullah ve İsmail Simitko’nun stratejik yanlışlarını tekrarlayarak yine de kendilerinden her konuda daha büyük ve daha güçlü olan Azerbaycan topraklarında zor ve şiddet kullanarak Kürdistan devleti kurmaya kalkıştılar. Şehit Çemran’ın söylediği gibi “Negedeh Azerbaycan’ın kapısıdır. Üşnu, Celdiyan ve Piranşehr’e ulaşıp Azerbaycan’ın iç kesimlerine açılmak için Negedeh’e hâkim olmak hayati önem taşır.”[26] Neden Sulduz’a saldırdıkları net olarak karşımızdadır.
Sulduz’lu Türkler Kürtlerin kötü niyetini bildikleri için ve hassasiyet ve gerginliği önlemek için parti yetkililerini mitingi başka yerde yapmaya ikna etmeye çalıştılar. Ebrişemi “Orta Doğu’da Kürt meselesi” kitabında şöyle yazıyor: “Türklerden bazı ulema ve saygın kişiler gelip arabuluculuk yaptılar. Bu silahlı törenin şehir içinde gerçekleştirilmemesi için merkez büro ile temasa geçtiler (daha sonralar Buluriyan da bu olanları onaylamıştır). Buluriyan’ın da tasdik ettiği üzere Sulduz’lu Türkler merkez büroya bir mektup yazarak Sulduzluların gidişattan endişe duyduklarını ve silahlı törenin kentin içinde değil, dışında yapılmasını istediklerini partiye ilettiler”[27] Sulduz –Negedeh- Türklerinin bu çabalarının hiçbir yararı olmamıştır. Kasımlı ve hatta Molla Saleh (Sulduz Kürt camisinin imamı) kentin boşaltılması ve teslim edilmesi gerektiğini not etmişler. Kürtlerin bu isteği kesin bir hayır cevabı ile karşılaşmıştır. Herhalde Kürtler kente girmiş ve şehir stadında toplanmışlar. Gelişmelerin devamında, bir merminin patlaması üzere Kürtler stattan dışarı dökülmüş ve halkın üzerine ateş açmaya başlamışlar. Savunmaya hazırlıklı olan Türkler ise kendilerini savunmuşlar. Türkler şehir merkezindeki “Kale Başı” tepesini ele geçirerek duruma hâkim olmuşlar fakat Kürtlerin sayıca üstün oldukları Türklerde ağır kayba yol açmıştır. Bu savaşta çok sayıda suçsuz çocuk, kadın ve yaşlı Türk Kürt’lerce katledilmiştir. Üç günlük sürekli çatışmadan sonra Azerbaycan’ın korkmaz ve cesur savaşçı ve din adamı Hücetülisalm Hasani Urumiye radyosundan bir bildiri yayınlayarak halkı savaşa ve Kürt fitnesini defetmeye çağırmıştır. Bildirinin yarınki günü Hasani Azerbaycan’ın diğer bölgelerinden de gelen gönüllülerle birlikte Sulduz’a girmiştir. Dört günlük kızgın bir savaş ve her iki taraftan da yüzlerce insanın ölmesinden sonra ordu güçleri bölgeye girmiş ve böylece Kürtler kesin bir yenilgiye uğrayarak kaçmak zorunda kalmışlar. Hasani Kürtlerle bir haftalık savaş hatıralarından şöyle anlatmıştır: “Yarınki günü öğlen vakti iki evden görüş yaptım. 11 kişinin bir evde kesilmiş başını gördüğümde çok etkilenmiştim. Üç yaşındaki kız çocuğunun da başını kesmiş ve çivi ile annesinin göğsüne çakmışlardı. Öldürülenlerin arasında yaşlılarda vardı. Başka bir yerde 22 kişiyi asmışlardı. Bir gencin baltayla doğranmış cesedi de beni çok sarsmıştı. Bu cinayetleri yapanlar demokrat oluklarını iddia eden adamlardı.”[28]
Kürtler bu sefer de çok büyük bir yanlışlık yapmışlardı. Onlar suçsuz halkı katletmekle iç yüzlerini bir kez daha göstermişlerdi. Sulduz savaşı şehir halkı ve gönüllülerin yardımıyla, İran arazi bütünlüğü bozmak ve Azerbaycan topraklarını sahiplenmek isteyen Kürtlere bir bataklığa dönüşse de bu savunma Azerbaycan Türklerine çok pahalıya mal olmuştur.
İkinci Sulduz olayı devrim muhafızlarından olan bir grup gönüllü gencin Kürtlerin saldırısına uğraması ile meydana geldi. Bu olayda dönemin Negedeh devrim muhafızları komutanı şehit Ali Elmi komutasındaki bir grup gönüllü genç Celdiyan kışlasından şehre dönerken Kürt köyü olan “Garna” köyünde Kürtlerin pususuna düşmüş ve hepsinin başı kesilerek öldürülmüşler. Olaydan yaralı kurtulan bir gönüllü kendisini şehre yetiştirmiş ve olanları anlatmıştır. Haber üzerine şehir halkından bir grubu olay yerine gitmiş ve olay yerinde yeniden çatışma olmuştur. Bu sefer de köyün peşmergeleri teslim etmemesi nedeni ile halk köyü basmıştır. Ne yazık ki Garna olayı Kürtler tarafından çarpıtılarak anlatılmaktadır. Onlar olanların sadece ikinci kısmını anlatıyor ve olayın zaten neden çıktına göz yummaktalar. Garna olayında sürecin geçmişini de dikkate almak lazım. Gerçekten Azerbaycan topraklarını bölerek oralarda kendilerine devlet kurmak isteyen Kürtler değil miydi? Ve hakikaten Azerbaycanlılar her zaman sadece kendilerini savunmadılar mı?
Kürtlerin Sulduz’a saldırdıkları Kürt siyasilerinin çoğunluğu tarafından itiraf edilmiştir. Dönemin parti genel sekreteri olan Abdullah Hasanzade “yarım Asır Mücadele” kitabının ilk cildinde “parti yetkililerinin Negedeh faciasında yanlış yaptığını ve korkunç bir tuzağa düştüklerini”[29] yazmıştır.
Kürtlerin fitnesi kalktıktan sonra kentten kaçan yerli Kürtler yeniden kente geri döndüler. Sulduz halkı onları kabul edip yaptıklarına göz yumarak barış ve karşılıklı anlayış yolunu seçti. Ama Kürtler Hana-bugünkü Farslaştırılmış adı ile Piranşehr- gibi çoğunluk sağladıkları Azerbaycan şehirlerinde böyle davranmayıp özellikle Hana şehrinde kaçmak zorunda kalan bir hayli yerli Türk’ü kabul etmekten imtina ettiler. Böylece Hana’nın –Piranşehr- nüfus yapısı tamamı ile Kürtleşti.
1981 yılında İran-Irak savaşı başladıktan sonra bölgede Hamze Seyülşüheda askeri karargâhı kuruldu ve bu nedenle de “yurt içinde tutunamayan Kürt örgütleri Irak topraklarına çekilmek zorunda kaldılar.”[30] Yalnız bu geri çekilme Kürt fitnesinin aşımlaş olması demek değildi. Demokrat ve Komele partileri savaşın son yıllarına kadar bölgede varlıklarını devam ettirdiler ve birçok terör eylemi ve gerilla saldırıları gerçekleştirdiler. Bu eylemlerin en çok bilineni Azerbaycan bölge kolordu komutanı General Emini’nin de şehit edildiği “Darlek” olayı idi.
Kürtlerin Azerbaycan’da neden olduğu huzursuzluk birçok yönden Türk halkına ağır zararlar vermiştir. Onların sayesinde Batı Azerbaycan bölgesinin ekonomik gelişimi sekteye uğramış, özel ve devlet yatırımlarında ciddi bir düşüş yaşanmıştır.
Her halde İran-Irak savaşı bittikten sonra huzur ve güvenlik Batı Azerbaycan’a geri dönmüş yalnız bu huzur 1991 yılında Körfez Savaş’ı ve Saddam’ın Kuzey Irak Kürtlerine saldırmasıyla Batı Azerbaycan’a yeniden akın eden Kürt mültecilerin girişi sebebi ile tekrar sarsılmıştır. Batı Azerbaycan Türk’ünün Kürtler hakkında iyi şeyler anımsamadığından dolayı endişe duyması gayet doğaldı. Ama yene de haddinden fazla merhametli ve konuksever olan!! Azerbaycan Türkleri Kürt mültecileri barındırıp, onları kendi himayelerine aldılar. Urıumiye ve Sulduz gibi her zaman Kürtlerin saldırı ve zulmüne uğrayan kentlerde birçok Türk ailesi barksız kalan Kürtleri kendi evlerinde barındırdılar. Ben şahsen Sulduz’da en az bir Kürt ailesini barındırmayan çok az aileye rastladım. Ama işin ilginç tarafı, Saddam’ın Kuveyt’e yaptığı saldırı yenilgiye uğradıktan sonra bu mültecilerin büyük kısmı kendi yurtlarına geri dönmediler ve birçoğu İran vatandaşlığına geçtiler. Böylece aniden bölgede bir daha Kürt nüfusu önemli ölçülerde arttı ve nüfus dengesi bir az daha Türklerin aleyhinde değişti. (Bazı gayri resmi kaynaklara göre son dönemlerde İran’ın Batı Azerbaycan ilinin genelinde Kürt nüfusu %35 ila %40 oranına çıkmıştır. Fakat bu verilerin Kürtler tarafından abartılarak ortaya atıldığı sanılmaktadır). Batı Azerbaycan’ın Urumiye, Hoy, Salmas, Sayın Kale –Şahin Dej-, ve Koşaçay –Miyandab- gibi nüfusunun kesin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu kentlerine bu dönemde çoğunluğu Barzabi aşiretine mensup olan birçok Kürt ailesi yerleşti.
Savaş bittikten sonra Kürt bölgelerinden Batı Azerbaycan kentleri özellikle Urumiye’ye büyük bir göç başladı ve bu göç akımı halen de devam etmektedir. Öyle ki şu anda Türkiye ile İran -Güney Azerbaycan- sınırındaki köylerin birçoğu Kürt köyü haline gelmiştir. Bu göçlerin ekonomik nedenlerden dolayı gerçekleştiğini savunanlar da büyük bir yanılgı içindeler. Bu göç akımının neden ekonomik açıdan Batı Azerbaycan’dan kat-kat daha üstün olan Doğu Azerbaycan ili veya ondan da çok daha zengin olan Fars bölgelerine yönelmediği ciddi biçimde kafa karıştırmaktadır. İran içinde göçlerin genelde ekonomik nedenlerle olduğu bir gerçektir ama Kürtlerin Batı Azerbaycan’a gerçekleştirmekte olduğu büyük göç akımının ekonomik nedenlerden dolayı olduğu yönünde mantık yürütmek kesinlikle gerçekleri çarpıtmaktan sonra hiçbir şey olmayacaktır. Çünkü Batı Azerbaycan ili zaten gelişmişlik düzeyi olarak 28 il arasında 27.ci sırada yer almaktadır ve İran devletinin merkeziyetçi politikaları sayesinde birkaç küçük sanayi birimi dışında bölge halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. (Bu gerçek kendisi İran Devletin Fars olmayan halklara karşı ayrımcı davranışının bir kanıtıdır). Bize göre bu göçlerde ekonomik nedenlerden daha fazla siyasi amaçlar gözetilmektedir. Bizce Kürtler bu göçlerle Bat Azerbaycan’ın nüfus yapısını değiştirerek bu topraklardaki iddialarını yasal zemine oturtmak niyetindeler. Nitekim geçen yıllarda bazı Kürt aydınları cumhurbaşkanı Hatemi’ye mektup yazarak Batı Azerbaycan ilinin güney kesiminde ki Kürtleşmiş şehirlerin Azerbaycan’dan ayrılarak “Mekriyan Kürdistanı” adlı, Mahabat merkezli bir il oluşturulmasını istemişlerdi. Bu konu bir ara ciddi şekilde medya ve hatta devletin iç çevrelerinde tartışıldı. Yalnız Kürtlerin sadece il olmakla yetinmeyecekleri daha şimdiden belli. Onların uzun vadede çok daha tehlikeli amaçlar gütmediklerini kim garanti edebilir ki?
Bölgede Kürtlerin yarattıkları huzursuzluğun bir yeni safhası da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklanması ile baş gösterdi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 30 bin Türk vatandaşının ölümüne sebep olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal arazi bütünlüğünü tehlikeye sokan ve uluslar arası platformda terörist örgüt olarak tanınan PKK örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın (APO ismi ile de bilinmektedir) Türk güvenlik güçlerince yakalanmasını takiben “1998’in baharında Urumiye ve Senendeç şehirlerinde kargaşa çıktı”[31] Türkiye’de bir teröristin yakalanmasının İran Kürtlerine ne alakası olduğu da hoş bir husustur. Elbette bu kargaşalarda bazı vatandaşları tahrik ederek bölgenin huzur ve refahını bozmak isteyen bazı eller de vardı. İşte bunlardan birisi Senendeç’in İslami Şura Meclisi’ndeki milletvekili Bahaettin Edeb’di. Edeb mecliste 22 Şubat 1998 tarihli olağan konuşmasında “ülkenin Dış İşler Bakanlığını Türkiye ile olan diplomatik ve ekonomik ilişkilerinin yeniden gözden geçirmeye çağırdı. Ebrar gazetesinin parlaman muhabirinin haberine göre mühendis Bahaettin Edeb dün meclisteki olağan konuşmasında tüm İran ve diğer ülkelerde yaşayan Kürtlerden Öcalan’ın serbest bırakılması için yasal!! protestolarını devam etmelerini isteyip onları Türk mallarını almamaya çağırdı.”[32] Bu sözler ve görüşler altıncı İslimi Şura Meclisi’ndeki Kürt fraksiyonunun başkanına aittir. Bu fraksiyonun yaptığı diğer işlerden dolayı da ağır eleştiriler yönelmiştir. Özellikle meclis seçimleri sırasında bu fraksiyonun bazı üyelerinin Uruımiye, Sulduz, Hoy ve Salmas şehirlerinde yaptığı bazı görüşmelerle ilgili sorular hala cevapsız kalmıştır. Edeb daha sonralar mecliste açıkça Urumiye’nin bir Kürt şehri olduğunu dile getirmiştir. Onun bu ilginç keşfi!! Azerbaycan’da ciddi tepkilere sebep olmuştur. Bunu bağlamda devrim önderinin il temsilcisi Hüccetülislam Hasani Urumiye’nin Cuma namazı konuşmasında Edeb’i sertçe kınayarak Kürtlerin Urumiye’yi sahiplenmek peşinde olduğunu ve burayı gelecekte kurmak istedikleri Büyük Kürdistan devletine başkent yapmak istediklerini fakat Allah’ın yardımı ve Azerbaycan halkının gayreti ile bu başaramayacaklarını ifade etmiştir. Gerçekten de İslami Şura Meclisi’nin Kürt milletvekillerinin Batı Azerbaycan kentlerinde ne işi olabilir ki? Bu sayın milletvekilleri Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra da Kuzey Irak hakkında buna benzer girişimlerde bulunmuşlardı ki bizim konumuzun kapsamı dışında kaldığı için onlardan söz etmiyoruz.
Kürtlerin –İran Kürtlerinin- bu sevdadan hala vazgeçmedikleri gayet açıktır. Onların amacı sadece anayasanın 15. ve 19. maddelerinde verilen hakların alınması olsa tabi ki kimsenin itirazı olmayacaktır. Ama Kürtlerin kendi yazdıkları ve söyledikleri bunun tersini göstermektedir. Nitekim Senendeç’te -İran Kürdistan ilinin merkezi- yayınlanan ve sorumlu müdürü de il yetkililerinden olan “Abider” dergisinin başlığı altındaki logo şeklinde basılan haritanın bazı Türk şehirlerini de içine alması ciddi şüpheler uyandırmıştı. Veya Kürtçe yayınlanan “Aşti”(Barış) dergisinde Kürt şarkıcı Mazhar HALİKİ ile yapılan bir repörtajda Haliki’nin “üstat İran’a ne zaman geri döneceksiniz?” sorusuna “Çaldıran’dan İlam’a kadar bütün Kürt’lerin birleştiğini gördüğüm zaman” şeklindeki cevabı aynen yayınlanmıştır. Aynı dergi 14 Aralık 2004 tarihli sayısında Türkiye Cumhuriyet’i ve hatta İran’ın arazı bütünlüğünü tehlikeye sokan PKK terör örgütünün ölülerini “şehit” diye hitap etmiştir. Kürtçe yayınlanan “Anahid” dergisi ilk sayısında “Azerbaycan Kürtlerin eski yurdu” başlıklı bir makalede temelsiz toprak iddialarında bulunmakla yetinmeyip Türklere hakaret etmiştir.[33] Bu örneklerin sayısını arttırabiliriz. Bu yasal ve izinli dergilerde yayınlanan yalan ve kışkırtıcı yazların bağlamında önemli olan nokta ilgili yetkililerin kayıtsızlığı ve yasal işlemlerde bulunabilirken her hangi bir tepki göstermemesidir.
Sonsöz ve Genel Değerlendirme
Yukarıda bir kısmını aktardığımız Kürt siyasi tarihinin incelemesiyle Kürtlerin genelde kendi isteklerini diyalog ve barış yoluyla değil silah ve şiddet yolu ile elde etmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Bu yanlış eğilim Kürtlerin yalnız kendilerine ağır zararlar vermekle kalmayıp çoğu zaman Azerbaycan Türklerine de büyük can ve mal kayıpları mal etmiştir ama her zaman sonunda yenilen ve kaçmak zorunda kalan Kürtler olmuşlardır. Azerbaycan ve özellikle onun batı kısmına her zaman açgözlülükle bakan Kürtler, İngiltere, Rusya, Amerika ve belli bir dönemde Irak Baas Partisinin yardım ve desteği ile her zaman Azerbaycan’da etnik çatışmaların bir tarafı olmuşlar. Büyük güçler her zaman Kürt’leri maşa gibi kullanarak Orta Doğu bölgesinde onların aracılığıyla kendi çıkarlarını korumaya veya nüfuz havzalarını genişletmeye çalışmışlar. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu İslam Dünyası’nda yayılması için Kürtlerin aşırı din duygularını kullanmış daha sonra İngiltere bölgede etkinliğini korumak ve Hindistan’ın yolunu elde tutarak oraya zarar verdirmemek için Kürtleri yanına çekmiştir. Bu bağlamda Arabistan Lauransı’nın Orta Doğu’da ve özellikle Kürtlerin arasında bulunarak yaptığı işler kendi başına bir araştırma konusudur. Deli Petro zamanından beri kâh Anadolu ve kâh Azerbaycan ve İran üzerinden sıcak denizlere inme sevdasında olan Rus’lar da bayağı bir zamanlar Kürtleri kullanmışlardır. En son ise Irak Baas Partisi eski İran Şahı ile olan sınır probleminden dolayı ve bir sonraki dönemde İran-Irak savaşı esnasında Kürtleri İran’ın aleyhine kışkırtmış ve İran’ın başına birçok dert açmıştır ama işin ilginç tarafı bu parti gerekli gördüğünde acımasız bir şekilde ister kendi vatandaşı Kürtlere ister İran Kürtlerine kırıcı darbeler indirmiştir. Şimdi ise Kürtler demokrasi sloganı ile Irak’a sokulan Amerika’nın aleti durumuna gelmişler. Bu arada her zaman göçe hazır olan Kürtler, ellerine geçen fırsatı yene de Türklerin aleyhinde kullanarak bir Türk kenti ve aynı zamanda petrol zengini olan Kerkük’e aynen Batı Azerbaycan’da yaptıkları gibi büyük göçler gerçekleştirerek bu öz be öz Türk vatanını ele geçirmeye çalışmaktalar. Ortada açık bir gerçek vardır ki, Kürtler ister Azerbaycan’da, ister Anadolu’da ve ister Irak’ta her zaman Türkleri ciddi zorluklarla karşı karşıya getirmiş ve Türklere sağalması zor ve hatta imkânsız yaralar açmışlar. Bunların en ağır ve şiddetlilerine ise gereğinden fazla konukseverlik yapan! Batı Azerbaycan Türkleri katlanmak zorunda kalmışlar.
Kürt ayaklanmalarının hepsinin ortak noktası Batı Azerbaycan’da toprak talebi ve Büyük Kürdistan iddiaları olmuştur. Şey Abidullah Şemzinani ve İsmail Simitko siyasi bilgilerinin yetersizliğinden dolayı bu kavramı kullanmasalar da kuşkusuz Batı Azerbaycan’da Türklere yaptıkları toplu kıyımlar bu doğrultuda olmuştur. Bu yanlışı Kürt tarihinin en entelektüel ve becerikli lideri Gazi Muhammet bile yapmıştır. Kürtlerin her zaman yaptıkları iki yanlış vardır. Brizcisi silaha sarılıp şiddet ve terör yoluna gitmeleri ikinci ise Türk Milleti’nin şeref ve namusu olan toprağına göz dikmeleridir. Şüphesiz bunların hiç birisinin Kürtlere tatlı sonuçları olmayacaktır.
Kürt milliyetçilerinin altın devirlerini yaşadıkları bir gerçektir. Dünya ve bölgedeki politik süreç özellikle Irak’taki karmaşık durum ve Kürtlerin elde edebildiği imtiyazlar, diğer yandan da İran devletinin iç politikası Kürtlere, akıl ve mantık çerçevesinde davrandıkları, tarihi ve güncel gerçekleri göz önünde bulundurdukları durumda çok büyük başarılar elde edebilecekleri değerli bir fırsat yaratmıştır. Yalnız geçmişteki gibi akıl ve mantığı bir kenara bırakıp yene de Batı Azerbaycan ve diğer Türk topraklarında hak iddia ederlerse kendilerini acı bir sonuç bekleyecektir.
Bu arada Türk ve Kürt aydınları karşılıklı saygı ve anlayış ortamında ve kendi haklarına yetinerek ortaya çıkabilecek problemleri çözebilir hatta İran genelinde ortak çalışmalar yaparak büyük başarılara imza atabilirler. Ne de olsa İran çerçevesinde Türklerle Kürtlerin bir takım ortak problemleri vardır. Bu noktaya geldiğimizde başka birçok önemli noktanın da altını çizmeden geçemeyeceğiz. İran içinde Türklerle Kürtlerin veya her hangi iki millet ya etniğin didişmesinden sadece ve sadece Fars şovenistleri kar edeceklerdir. İster Türkler ister Kürtler ister diğer İran halkları artık, önemli ölçüde iktidarı tekeline geçirmiş Fars şovenistlerinin karşısında, mağdur halklar olduklarını anlamalılar. Bu arada özellikle Güney Azerbaycan Türk aydınları Kuzey Azerbaycan’daki Karabağ faciasından ders almalı ve şimdiden gereken önlem ve tedbirleri almalılar.
*Bu makale Güney Azerbaycan’ın Sulduz –Negedeh- kentinin Özel İslami Üniversitesinde, Türk Öğrenciler tarafından Azerbaycan Türkçesi ve Fars dillerinde yayınlanan, Çenli Bel Öğrenci Dergisi’nin özel sayısından alınmıştır.
[1]Ozae Siyasiye Kordestan az 1258 ta 1325 (Krdistan’ın siyasi durumu 1879’dan 1946’ya kadar), Mocteba BORZUYİ, Fekre No yayınları, 1. bası, kış 1999, s.57
[2]Resaleye Giyame Şeyh Abidullah (Şeyh Abidullah ayaklanması mecmuası), Ali Han Avşar (Avşar tarihinden), s.24
[3]Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.24
[4]Aynı kaynak, s. 61
[5] Aynı kaynak, s.61
[6] Aynı kaynak, s.62
[7]Aynı kaynak, s.77
[8] Aynı kaynak, s.77
[9] Tarih ve Coğrafiyaye Miyandoab (Koşa Çay’ın-Miyandoab- tarih ve coğrafyası), Cemşid MEHBUBİ, Pervin yayınları, s.135
[10]Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.67
[11]Aynı kaynak, s.266
[12]Aynı kaynak, s.267
[13]Aynı kaynak, s.272
[14] Aynı kaynak, s.295
[15] Kord ve Kordestan (Kürt ve Kürdistan), Vasili NİKİTİN, Nilüfer yayınları, 1. bası, s.35
[16] Aynı kaynak, s.35
[17] Aynı kaynak, s.55
[18] Aynı kaynak, s.66’dan 73’e
[19] Aynı kaynak, s.75
[20] Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.38
[21]Şerefname, Emir Şerefhan Bitlisi, Elmi yayıncılık, s.470
[22] Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.40
[23]İran ve Godrethaye Bozorg Der Cenge Cehaniye Dovvom (2. Dünya savaşında İran ve büyük güçler), Dr.İraj ZOGİ, Pjenk yayınları, 2.bası, s.140
[24] Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.21
[25]Haşemi ve Engelab (Haşimi ve devrim), Mesud REZEVİ, Hemşehri yayıncılık, 2.bası, s.285
[26]Kordestan (Kürdistan), şehit Çemran, 7. bası, İslami Kültür yayınları, s.39
[27] Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.23
[28]Keyhan gazetesi, Hüccetülislam Hasani ile söyleşi, 8 Mart 2002
[29]Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.23
[30] Tehevvolate Gomi Der İran (İran’da etnik gelişmeler), Dr. Mocteba MEGSUDİ, 1. bası, s.306
[31] Aynı kaynak, s.313
[32] Ebrar gazetesi, 24 Şubat 1998tarihli sayı
[33] Çenli Bel Öğrenci dergisi, 2.say, s.19
XVI. Yüzyılda Anadolu Kitapçılık Sanatının Gelişmesinde Güney Azerbaycanlıların Katkısı
Kaynak:
Çev: M.O. Tural
Giriş ve Konuya Genel Bir Bakış
Kuşkusuz (Güney) Azerbaycan’ın batısı özel jeopolitik durum, türdeş olmayan nüfus yapısı, dinsel çeşitlilik, yabancı ülkelerin çekişmesi ve yabancı çıkarlarının çakışması, eski bir tarihe sahip olması, zengin yeraltı ve yer üstü kaynakların varlığı, uluslararası kurumlar, yerel devletler ve etnik gruplar tarafından uygulanan yanlış politikalar vb. nedenlerden dolayı çağdaş dünya tarihinde etnik çatışmaların odak noktalarından birisi olmuştur.
Bölge halkının tarihi belleği hala Şeyh Abidullah Şemzinani, İsmail Simitko, Ermeni Cilo’ları ve İslam devrimi esnasında ve sonrasında yaşanmış olan kan dolu acı ve karanlık günlerin hatıralarıyla doludur. Azerbaycan’ın batısı binlerce suçsuz çocuk, kadın ve yaşlı Türk insanının, nasıl insan görünüşlü canavarların hırs ve açgözlülüğüne kurban gittiğini daha unutmamıştır. Savunmasız halk katliamlara uğrayıp, korku ve dehşete sokularak mecburi göçe tabi tutulmuştur. Böylece yerli Türk halkına sağalmaz maddi ve manevi darbeler vurulmuştur.
Batı Azerbaycan çağdaş siyasi tarihi şöyle bir gözden geçirildiğinde bölgedeki etnik çatışmaların bir tarafında her zaman Kürt’lerin bulunduğu görülmektedir. Kürt liderleri yanlış politikalarıyla ve genelde silaha sarılarak hâkim devletlerle olan problemlerini bölge halkına yansıtmış, birçok defa Azerbaycan’da krizlere ve kanlı çatışmalara neden olmuşlar.
Bölge ve dünya gidişatı, özellikle Irak’ta yaşanmakta olan olaylar, bu gelişmelerin İran Kürtleri üzerindeki etkisi ve aşırı Kürt örgütlerinin Batı Azerbaycan’daki endişelendirici gizemli çalışmaları bizi bölgemizdeki geçmişte vuku bulan Kürt ayaklanmaları ve isyanlarını yeniden gözden geçirmeye ve lazım geldiğinde gereğinin yapılmasına sevk etmektedir. Bu makalede Kürtlerin kendisi tarafından yazılan kaynaklar ve diğer güvenilir kaynaklara dayanarak konuya bilimsel bir açıdan yaklaşıp konuyu belgesel olarak ele almaya çalışacağız.
Şeyh Abidullah Şemzinani
Şeyh Abidullah Şemzinani veya Şemzini adı ile bilinen Şeyh Abidullah Nehri, Nakşibendî tarikatının en büyük ruhani liderlerinden ve aynı zamanda bölgenin büyük feodallerinden olan Şey Taha’nın oğlu ve halefi olmuştur. 19. yy başlarında Şeyh Taha öldükten sonra babasının yerine geçerek tarikatın dini lideri konumuna gelmiş ve etrafına çok sayıda mürit toplayabilmiştir. Şey Abidullah’ın ataları Türkiye’nin Hakkâri yöresinden Nehri bölgesine ve oradan da Şemzinan’a göçerek bu bölgeni kendi yaşam ve faaliyetlerinin merkezi haline gelmiştir. Onlar daha sonraki dönemlerde güç kazanma ve devlet kurma hayalleri ile Avrupa devletlerinin de desteğini alarak (Güney)Azerbaycan’ın batı bölgesine kanlı saldırılar düzenlemeye başladılar.
Resmen Osmanlı tebaası olan fakat İran sınırının içinde de birkaç köyü kendi nüfuzu altında tutan Şeyh, Osmanlı topraklarının doğusunda yaşayan Kürtlerin manevi lideri sayılmakta idi. Şey elde ettiği güçten dolayı İran sınırı içinde bulunan köylerin malikiyeti iddiasında bulunmaya başladı. Burada bu noktayı hatırlatmakta fayda vardır ki, o dönemde Sünni Osmanlı ile Şii Kaçar devletleri arasında bir inançsal çekişme devam etmekte idi. O sıralarda Ruslar ve Kaçar devleti ile anlaşamamasından dolayı Osmanlı’dan yana tavır alan İngiltere de aşırı Sünni olan Şeyh’e destek vermekte ve daha doğrusu onu kendi amaçları doğrultusunda maşa olarak kullanmakta idi. 1911 yılında Urumiye’nin dönem valisi Yusuf Han Şucauddevle diğer köylerden olduğu gibi o köylerden de vergi ödemelerini ister. Fakat Şeyh’in müritleri vergi vermekten kaçınır ve böylece devlet güçleri ile Şeyh’in müritleri arasında ilk çatışma meydana gelir. Yalnız bu çatışmada Şeyh’in müritleri yenilir. Bunun üzerine İngiltere ve Osmanlı devleti fırsatı uygun bularak Şeyh’i İran sınırlarına saldırmaya tahrik eder ve bu yönde ona her türlü kolaylık sağlarlar. Bununla beraber Osmanlı devleti diplomatik olarak İran’a baskısını arttırır. Sonuç olarak “Osmanlı’nın Kürt aşiretleri İran toprağına -Azerbaycan’ın batısına- saldırarak Üşnü kenti ve çevre köylerine büyük zarar verdiler.”[1] Burada ilginç bir noktaya değinmemizde fayda olacaktır. Neden aşırı Sünni fanatiği olan Kürt’ler bu gün Sünni Kürt’lerin şehri sayılan Üşnü’ye saldırdılar? Yanıt o dönemde Üşnü’nün Şii Türk’lerin şehri olduğudur. Bu husustan Kürtlerin Azerbaycan topraklarına yapmakta olduğu göç sonucu Azerbaycan’ın batısındaki Kürtleşme sürecinin de boyutlarını görebiliriz.
Devlet güçleri ve yerli Türk halkı Kürt saldırılarının karşısında direnmişler ve o esnada Osmanlı-Rus savaşlarının başlaması sonucu Kürtlerin saldırısı geçici olarak dinmiştir. Daha sonra Şeyh bu kere İngilizlerin para ve desteğini alarak Rusların aleyhinde savaşa girmiştir. Bu çatışmalarda Şeyh kayda değer bir başarı elde edememiş fakat Kürtler halkı yağmalayarak bol miktarda para ve silah ele geçirmişlerdir. Ermeni tarihçi Goryans şöyle yazar: “Rus-Osmanlı savaşları bittikten sonra Şeyh çok miktarda talan malı ile geri döndü. O bol servet ve büyük ün kazandıktan sonra iyice azdı ve büyük hayallere düştü.”[2]
Bu sefer Şeyh biriktirmiş olduğu yeni güçle hükümdarlık ve bağımsız Sünni Kürt devleti iddialarını ciddi şekilde ileri sürdü ve bu doğrultuda düzenleme yapmaya başladı. Bu dönemde Osmanlı devletinin desteğinin azalması da Şeyh’in azmasına başka bir etken oluşturmuştur. Bu gelişmelerin akabinde “Rusya’nın başkonsolosu Mösyö Kerbil 1879 yılında Şeyh’in temsilcilerinin sürekli İran‘a -Batı Azerbaycan arazisine- gelerek oradaki Kürtleri tahrik ettiklerini ifade etmiştir”[3] bu sırada kendi hülyalarını gerçekleştirmek için büyük devletlerin yardımına ihtiyaç duyan Şeyh, Rusya’ya yaklaşmaya çalışmıştır. Fakat Helefin’in yazdığına göre: “Rusya’nın Van konsolosu Kamsamarkan Şeyh’in isteğine olumlu cevap vermemiştir çünkü Rusya Dış İşleri Bakanlığı Kürt’lerin dini liderinin Osmanlı Kürt’leri ile yetinmeyip er geç İran’ın Kürt bölgesine saldıracağından emindi ve bu da Rusya’nın çıkarlarına uymamakta idi.”[4] Rusya’nın yardımından umut kesen Şeyh “1879 yılında Kürt aşiret reislerini Nehri bölgesinde toplayarak özerk Kürt emirliğinin kurulması gerektiğinden bahsetti.”[5] Kurulacak bu emirliğin topraklarını esas olarak Doğu Anadolu ve Batı Azerbaycan toprakları oluşturacaktı. Rus yazar Halefin Kürtlerin operasyon planı hakkında şöyle yazmıştır: “Böylece İran’ın içinde Mamış ve Mengur Kürtleri Şeyh’in Büyük oğlu Şeyh Sadık’ın komutasında Ravandaz bölgesini işgal edip oradan Bağdat’a yöneleceklerdi. Musul ve İmdadiye’nin işgalini Şeyh’in ikinci oğlu Abdulkadir ve Van’ın işgalini de Şeyhin kendisi üstlendi.”[6]
Şu taslağa şöyle bir baktığımızda Şeyh’in ne derece hayalci ve aynı zamanda saldırgan bir kişiliğe sahip olduğunu açık bir şekilde görebiliriz. Görüldüğü üzere amaç bir emirliğin kurulması değil, büyük kısmı Kürtlere ait olmayan topraklarda bir Kürt imparatorluğu, bu günkü ifadeyle “Büyük Kürdistan”ın (bu isimle olmasa bile) kurulması idi. Bu taslak hiç bir zaman hayata geçirilemedi. Siyasetten anlamayan Şeyh, İngiltere ve Osmanlı’nın siyasi oyunlarına kapılarak Osmanlı topraklarından vazgeçip İran –Güney Azerbaycan- topraklarına yöneldi. Sonuç olarak 1880 yılının ut ayında İran’a -Güney Azerbaycan’a- saldırı planı hazırladı. Bu sefer de Abdulkadir’in Tebriz’i, Şeyh’in kendisinin ise Urumiye, Hoy ve Salmas’ı fethetmesi! gerekiyordu. Bu saldırıda Osmanlı ve İngiltere her biri kendi çıkarlarını gözeterek Şeyh’e destek vermekte idi. İngilizler rakip Rusların Anadolu’ya yönelmelerini önlemek ve Doğu Anadolu’daki nüfuzunu pekiştirmek amacıyla, Osmanlı devleti ise İran’la mezhebi rekabetinin dışında, kendi iç güvenliğini sağlaması ve aynı zamanda doğuya yayılma politikası çerçevesinde Şeyh’i kolluyorlardı. Osmanlı devleti aynı zamanda kökten dinci Kürtleri Ermenilerin aleyhinde kullanmak niyetinde idi. Bunların hepsinin ötesinde ise iyice güçlenerek hem Osmanlı hem de İngiltere’ye kafa tutan Şeyh’i yapmacık savaşlara iterek yıpratma politikası yatıyordu. Bu savaşlarda Kürtlerin İngiltere yapımı “Henri Martin” marka silahlar kullandıklarını kaydetmekte yarar görüyoruz.
Herhalde İngilizlerin planladığı bu saldırıda Güney Azerbaycan’ın Soğuk Bulak -bu günkü Farslaştırılmış adı ile Mahabat- kenti Kürt saldırısının odak noktası oldu. Şehrin Türk sakinlerinin büyük bir kıyıma uğradığı bu saldırıya o yörenin Kürt aşiretleri de aktif olarak katılmışlardı. “Onlar mezhep faktörünün etkisiyle ve yağmalardan pay almak umuduyla Şeyh’in peşine takılarak Azerbaycan Türklerine- saldırmışlardı.”[7] Bir Türk kenti olan Soğukbulak da Üşnü’nün kaderine müptela olmuştu. Yerli Türk halkı katledilerek veya mecburi göçe zorlanarak şehrin nüfus yapısı değişime uğratıldı ve sonuç olarak bu gün bölgede ağırlıklı olarak Kürtlerin sakin olduğuna şahidiz.
Soğukbulak’tan sonra sıra Koşaçay’a -bu günkü Farslaştırılmış adı ile Miyandoab- geldi. Kürtlerin Koşaçay’da işledikleri cinayetler diğerlerinden kat kat daha korkunç ve üzücüydü. 11 Eylül 1879 tarihinde Mengur aşiretinin reisi Hamze Ağa ve Abdulkadir Koşaçay’a saldırarak cami ve evleri yakıp, çarşıyı talan ettiler. Soğukbulak –Mahabat- kaymakamlığının hicri 1880 yılında Dış İşleri Bakanlığı’na verdiği rapora göre bu olaylarda 3500 kişi hayatını kaybetmiştir. “Molla Halil ayaklanması ve Rıza Şah’ın fermanının reddi” kitabında kayda alınan bir şiir parçasında Şeyh Abidullah’ın, Kürtlere, Koşaçay’ın ‘Acem’ ahalisinin katli ve şehrin yağmalanmasına dair verdiği emirden söz edilmektedir.”[8] Hacı Seyyah kendi ünlü hatıra kitabında (Haterate Haci Seyyah -Hacı Seyyah’ın Hatıraları-) Koşaçaylı Türklerin Kürtlerce katledilmesini şöyle anlatmaktadır: “Kürtler bir hayli mal çalıp köyler yaktılar. Onlar körpe çocukları havaya fırlatarak aşağıdan kılıçla ikiye parçalayıp “Selli Ala Muhammet” diyorlardı!! Onlar hamile kadınların karnını yırtıp bakire kızları namussuz ettikten sonra öldürüyorlardı. Genç, yaşlı, erkek, kadın demeden herkesi öldürüyor, tarlaları, harmanları ve evleri yakıyorlardı.”[9]
Kürtler Koşaçay’daki –Miyandoab- vahşice katliamdan sonra 18 Aralık 1879 tarihinde Binab kentine saldırmışlar fakat Binab halkının kahramanca direnişi ve devlet güçlerinin yardımı sonucu Kürtler başarısız olup Koşaçay ve Soğukbulak’a geri çekilmişler ve Urumiye’ye saldırmaya hazırlanmaya başlamışlardır. Kürtlerin Azerbaycan’ın batısına saldırmasıyla aynı zamanda İngiltere’nin İran büyük elçisi Tamson’un talimatı ile İngiltere Tebriz konsolosu Mr. Aboat kendi görev bölgesini terk ederek Kürtlere daha iyi yardım edebilmesi için 3 Aralık 1879 tarihinden itibaren Mohammet Sadık’ın komutasındaki Kürtlerin kuşatmasında olan Urumiye’ye gitmiştir. Urumiye kuşatmasında kendisinin bizzat savunma hattında huzuru olan “Ali Han AVŞAR” Mr.Aboat’un Urumiye valisi İkbalüddevle’ye şehrin teslim edilmesi yönünde baskı yaptığını anımsatarak Abot’un söylediklerini şöyle anlatıyor: “Siz deneyimsiz ve hiç askeri eğitim görmeyen 3000 sivil halk ve yıkık kale ile Şeyh’in 30000 kişilik acımasız ordusu karşısında dayanamazsınız.”[10]Elbette İngiltere konsolosu şehir halkını umutsuzluğa sokarak direnişi kırmaya çalışmakta ve Azerbaycan’ın tarihi arazi bütünlüğünü tehlikeye sokmakta yalnız değildi ve bu konuda Amerikalı ve Avrupalı dini misyonerler ona aktif destek sağlamaktalardı. Bunların en aktif ve çalışkanı ise Korkan isimli bir Amerikan doktordu. Şeyh Abidullah’in baş danışmanının Simon adlı bir Ermeni olduğu da ilginç bir hususdur. Gerçi şu Hıristiyan dini misyonerlerin kendilerinin daha sonralar bölgede türettikleri dehşet Kürtlerinkinden hiç de az olmamıştır.
Kürtler ve İngiltere konsolosunun tüm çabaları şehir halkı ve vali İkbalüddevle’nin takdire değer direnişi ile başarısız kaldı ve sonunda birkaç küçük çatışmadan sonra devlet güçleri yetişerek Kürtler Osmanlı sınırına doğru geri püskürtüldüler. Osmanlı topraklarında da uslu durmayan Şeyh, Osmanlı devletice yakalanıp ve Mekke’ye sürgün edildi. Zayıf konuma düştükten sonra İngilizlerce arkası boşatılan Şeyh girdiği kumarda artık kaybetmiş bulunuyordu.
Genel bir değerlendirme olarak Şeyh Abidullah Şemzinani’nin ayaklanması mezhepsel bir ayaklanma olarak nitelendirilebilir, yalnız onun bağımsız Kürt devleti kurma yönündeki çabaları bu ayaklanmaya mezhebsel-etnik bir karakter de kazandırmaktadır. Dikkate değer nokta, Ortadoğu’da, Batı Azerbaycan ve Doğu Anadolu topraklarını kapsayan bir Kürt devletinin kurulmasına Batılı güçlerin özellikle İngiltere’nin verdiği ciddi destek ve hatta kışkırtmasıdır. Şeyh Abidullah’ın neden olduğu katliam ve mecburi göçler Batı Azerbaycan’da özellikle Üşnü, Soğuk Bulak -Mahabat- ve Sakız kentlerinde nüfus dengesini ciddi şekilde Türklerin aleyhinde bozmuştur. Aynı zamanda bu çatışmalar Türklerle Kürtlerin mezhepsel ve etnik ayrılığını daha da derinleştirmiş ve sönmüş olan kineyi yeniden körükleyerek daha sonraki üzücü olaylara zemin ve tarihi bellek hazırlamıştır.
İsmail Ağa SİMİTKO (Simko)
Şeyh Abidullah fitnesi bastırıldıktan sonra Güney Azerbaycan da az buçuk huzura kavuşmuş bulunuyordu ama Şeyh’in geride bıraktığı kötü hatıralar bölgede yeni çatışmalara müsait ortam hazırlamıştı. Sonuç olarak da birkaç küçük çatışmadan sonra yeni bir isyan çıktı. Bu Şıkak aşiretinin reisi İsmail Simitko’nun başlattığı isyandır. Yazımızı çok fazla uzatarak okuyucularımızı yormamak için Simitko isyanına kısaca deyineceğiz.
Tarihi kaynaklarda asi ve eşkıya gibi sıfatlarla vasıflandırılan İsmail Ağa Simitko bir güç düşkünü ve son derece acımasız bir insandı. Onun ayaklanmasının odak noktası Azerbaycan’ın batı bölgesinde yerleşen Kotur ve Çehrik yöreleri olmuştur. İsmail Ağa Simitko isyanında Şeyh Abidullah zamanında temeli atılan Kürdistan devleti kurma yönündeki hülyacılığı devam ettirilmiş, İngiltere, Rusya ve Osmanlı’nın para ve silah yardımı ve son olarak merkezi Tahran yönetiminin zayıflığı sonucu 1918–1922 yılları arasında Batı Azerbaycan yeniden Kürtlerin dehşetine boğulmuş ve yeniden Türk katliamı başlatılmıştır.
Simitko Şeyh’in aksine Ruslarla iyi ilişkiler kurabilmiş bu yüzden de Azerbaycan halkı milli önder Settarhan’ın komutanlığı ile özgürlük ve meşrutiyet devleti uğrunda savaştığında İsmail Ağa ve Kürt atlıları meşrutiyrt düşmanı olan istibdatçılara katılarak Tebriz’in ünlü 11 aylık kuşatmasında katılmıştı. Aynı dönemde Urumiye, Hoy ve Salmas şehirleri ve çevre köyleri Kürtçülerin Kürt milliyetçiliğinin babası olarak gösterdikleri İsmail Ağa’nın zülüm ateşinde yanıyordu. .Dünya Savaşı’nın başlaması simitko’ya silah ve adam toplayarak güç ve nüfuzunu artırmaya fırsat verdi. Diğer yandan o dönemde “Cilo denen bir gurup Ermeni Marşimon adlı keşişin liderliğinde Güney Azerbaycan’da bir Ermeni devleti kurmak peşinde idiler!! Ortak hedef güden Kürtler ve Ermeniler ilk önce birleşerek aralarında ittifak antlaşması imzaladılar. Ama İsmail Ağa kendi müttefikine bile acımayıp onu arkadan kurşunlayarak öldürttü. Bu olay üzerine Kürt Simitko’ya ulaşamayan Ermeniler 1917 yılının Mart ayında halk Nevruz kutlamalarına hazırlanırken Marşimon’un intikamı olarak Urmiye kentini basıp korkunç bir katliam başlattılar. Bu olayda binlerce sivil insanımız katledildi ve böylece Azerbaycan Türkleri Kürtlerin ihanetinin bedelini çok ağır şekilde ödemiş oldu. Binlerce ölü ve sürgün, yanmış evler ve yıkık şehir Azerbaycan topraklarını paylaşmak isteyen iki sersemin ihanetinin bedeli idi. Gerçekten Azerbaycan Türklerinin uğradığı bu korkunç maddi ve manevi zararın sorumluluğu kime aittir?
Her hal-ü karda şu Kürt lideri de selefleri gibi Şekeryazı savaşında yenildikten sonra Türkiye’ye kaçtı ve böylece bıraktığı kötü hatıraları ile birlikte tarihe gömüldü.
Gazi Muhammet Devleti
Simitko’nun kaçışı Rıza Han ve Pehlevilerin iktidara gelmesiyle bir zamanda idi. Bundan sonraki Kürt ayaklanmalarında mezhep faktörü her ne kadar etkin rol oynamışsa da artık ayaklanmalar milli içerik kazanmışlardır. Farslık eksenine dayanan ve katı Fars milliyetçisi olan Pehlevi devletinin, Kürtler de dâhil, Fars olmayan İran etnik ve milliyetlerine uyguladığı aşırı baskı ve milli zulmüm ortaya çıkışı etnik ayaklanmaların daha da milliyetçi tavırlar sergilediğine sebep oldu. Kürtlerin bu baskılara ilk tepkisi 1918 yılında tek model elbise ve Pehlevi şapka yasasına, Mengur aşiretinin reisi “Molla Halil” tarafından gelmiştir. Aynı dönemde “Barzani” Kürtlerinden bir grubu Kuzey Irak’tan İran’a -Güney Azerbaycan’a- girmişler ki halen de bölgede varlıklarını devam ettirmekteler. Barzaniler bölgeye girdiklerinde yaptıkları talanlarla bölgeyi huzursuzlaştırıp, geçici de olsa bir güvensizlik ortamı yaratmışlardı. Barzanilerin Azerbaycan’ın batısına göç etmeleri Batı Azerbaycan’da etnik yapının Kürtler lehinde değişmesi yönünde önemli bir etken olmuştur.
Bu tarihten sonra İran’ın kuzey ve kuzeybatısında Ruslar nüfuzlarını daha da fazla arttırmış ve böylece Kürtler daha da fazla Rus politikalarının etkisi altında kalmışlardır. Pehlevi devleti ile iyi ilişkileri olmayan Sovyetler İran içindeki çıkarlarını yitirmemek için Pehlevilerin tüm zayıf noktalarını kullanmakta idiler. 1930’lu yıllarda Batı’ya kaçarak “K.G.B”nin gizli sırlarını ifşa eden, çok önemli ve yüksek mevkili Rus casusu Jori AĞA BEKOF iki dünya savaşının arasındaki dönemde Rusların Kürt politikaları hakkında şöyle yazar: “1927 yılında Sovyetler devleti Irak, İran ve Türkiye gibi komşu devletlerinde yaşayan Kürtlerin milliyetçilik duygularını kullanarak onları kendisine doğru çekmek ve böylece bu ülkelerdeki Kürt bölgelerini kendi topraklarına katmak amacıyla, toprakları içinde bulunan küçük Kürt bölgesinde bir bağımsız Kürt devleti kurmak kararı aldı.”[11] Daha sonra Ağa Bekof Kürtlerin içinde geniş bir casusluk ağının yaratılmasından ve Kürt aşiret reisleri ile anlaşmaya varıldığından söz ederek şöyle yazar: “ Soğukbulak –Mahabat- bu operasyonun merkezi seçildi”[12] Sovyetlerin açık desteği ile birlikte İngilizlerin kışkırtmaları Kürt ağa ve hanlarının iyice azmasına yol açtı ve daha sonra da Simitko zamanında Irak’a kaçan han ve ağaların geri dönmesi ile Batı Azerbaycan Türklerinin güvenliği yeniden tehlikeye girmiş oldu. Tümüyle silahlı olan Kürtler yeniden yol kesmeye ve talan etmeye başladılar. “Kürt bölgelerinde bir Berno tüfeğinin bir şalvar veya bir çift ayakkabı ile değiş tokuş edildiği”[13] söyleniyordu. İşte bu durumda Kuzey Azerbaycan Komünist Parti başkanı Mir Cafer BAKIROV, bir süredir arkadaşları ile birlikte bağımsız Kürdistan kurmak için örgütlenmeye çalışan Gazi Muhammet’e yönelmiştir. Bakırov Gazi Muhammet’i Bakü’ye davet ediyor, anlaşma yapılmış, Sovyetler Gazi Muhammet’e himayesini bildirmiş ve Gazi Muhammet’e Kürdistan Halk Partisi’ne (J-K Komele) üye olması tavsiye edilerek Kürdistan Demokrat Partisi’nin temeli atılmıştır. O Soğukbulak’a dönükten sonra söylenenlerin aynısını yaptı. Komele partisine girdikten bir süre sonra partinin genel sekreteri veya parti üyelerine göre parti başkanı seçildi. O bir süre sonra Kürdistan Demokrat Partisini kurdu ve Pişeveri’nin Tebriz’de Azerbaycan devletini kurmasından birkaç ay sonra 22 Ocak 1945 tarihinde Mahabat’ta Kürdistan devletini kurdu. O halkın karşına çıkarken üzerinde Sovyetler tarzı üniforma ve başında beyaz sarma Kürt başlığı vardı.
Totaliter kişilikli ve Kürdistan’ın bağımsızlığına tamamı ile inanan Gazi Muhammet, kendisinden önceki Kürt liderlerinin yanlışını tekrar ederek Azerbaycan’ın batısında toprak iddiasında bulundu. Fanatik Kürtlerin eskiden beri peşinde koştuğu “Büyük Kürdistan” iddiası Gazi Muhammet zamanında ciddi şekilde dile getirildi. “Onu Mahabat’ta bürosunda görenler başının üstüne Londra !!! basımı büyük bir Kürdistan haritası asıldığını söylüyorlar. Bu harita tüm İran, Türkiye, Irak ve Suriye’nin Kürt bölgeleri üstelik Sovyet Ermenistanı’nın da bir parçasını kapsamaktadır. Harita bir taraftan İskenderun limanından Akdeniz’e diğer yandan da İran’ın Lorestan ve Huzestan illerinde yerleşen Deştistan, Hendican ve Buşehr kentleri üzerinden Basra Körfezine açılır. Haritaya Erzurum, Erzincan, Kars, Maku, Salmas, Musul ve Uruımiye gibi Kürtlerle hiçbir alakası olmayan şehirlerde dâhil edilmiştir.”[14]
Dönemin en ciddi siyasi ve demokrat Kürt liderinin bile, uygunsuz bir mizaha benzeyen, tarihte hiçbir zaman Kürtlere ait olmayan topraklarda “Büyük Kürdistan” kurmak lafından dem vurmasını görüyoruz. Bu Kürt siyasilerinin fanatik fakat hamlığından dolayı olsun gerek. Söz konusu topraklarda (Batı Azerbaycan, Doğu Anadolu, Kuzey Irak, Batı ve Güneybatı İran ve Kuzeybatı Suriye) Kürtler kendi iddialarına tarihi senetlerde hiçbir kanıt ve iz bulamazken, Türkler, Araplar ve Perslerin (İranlıların) medeniyetlerine yüzlerce tarihi yapıt tanıklık yapmaktadır. Genelde Kürtler “Geztfon’un” üzerinde durduğu “Kerdük”lerin soyundan olduklarını iddia ederler fakat “Th. Nodelke, Hartman ve Visbah gibi büyük doğu uzmanları dilcilik kurallarına esasen Kürtlerin iddialarını doğrulamazlar.”[15] Son zamanlarda ise çok ünlü Ortadoğu tarihçisi S.F.Leman Kerdükler konusuna yeni bir giriş yaparak onların Kürtlerin değil, Gürcü Kerteveli’lerin ataları olduğunu ileri sürmüştür.”[16] Rus bilim adamı N.J.Sar’da (Yafsi okulundan) bu görüşleri onaylayarak Kürtçe’ni Farsça’nın bir şivesi olarak görür ve “Tarih-e Mesudi”yi kaynak göstererek “Kürtlerin ilk başta Arapça konuştuğunu”[17] söyler. Minoreski Arapça’da Kürt sözcüğünün “çadırda oturan” anlamına geldiğini anımsatarak Kürtlerin “dağda oturanlar” olduğunu söyler. “Soy ve fiziksel özellikler açısından yapılan araştırmalara göre ise ilginç sonuçlar elde edilmiştir. Şöyle ki farklı bölgelerin Kürtleri arasında hiçbir uyuşum ve ilişki bulunamamıştır.”[18]
Aslında “Kürdistan sözcüğü ve Kürt adından 12. y.y.’a kadar hiçbir iz görülmemektedir ve sadece büyük Türk hakanı Sultan Sançar zamanında böyle bir eyalet kurulmuştur. “Kürt adını ilk kez Türk kökenli İranlı yazar Kazvinli Hamdullah Mostofi (14. yy.) kendi kitabi “Nezhatul Kulup”ta kullanmıştır.”[19] Ayrıca “Mekri aşiretleri 14. y.y.’da Azerbaycan’da Safevi harekâtının genişlemesi ile İran içinde göç etmeye başladılar”[20] Kürtlerin “kapsamlı Kürdistan tarihi” olarak gördükleri “Şerefname”ye göre “Belbasi, Mudeki, zeydani ve Babeki aşiretleri Osmanlı Sultan Selim döneminde Türkiye’nin Hakkâri yöresinden İran’a geçtiler”[21] ve ondan birkaç yıl sonra da “Dehburki aşiretleri 12.yy. Diyarbakır’dan İran’a girdiler.”[22]
Herhalde Kürtler bu denli karmaşık ve meçhul bir tarihe sahip olmalarına rağmen yakın tarihte her zaman Batı Azerbaycan’daki toprak iddialarını dile getirmişler. Gazi Muhammet zamanında da Kürtlerin bu boş ve yersiz talepleri sadece Türk-Kürt çatışmasını yeniden tırmandırmakla kalmayıp yabancı ellerin bölgede daha da etkin olmasına neden olmuştur. Bu arada bir soru aklımıza takılabilir. Bu gerçeklere karşın Azerbaycan ve Kürdistan devletleri arasındaki diplomatik ilişki nasıl devam edebiliyordu? Bu sorunun cevabını Sovyetlerin o dönemki siyasetlerini incelediğimizde bulabiliyoruz.
Dr. İraj Zogi’ye göre Ruslar 1941 ve 1942 yıllarında, Azerbaycan’da yerleşmiş olan Kürtler, İran ve Türkiye’nin milli birliği aleyhinde tahrik ediyordu yalnız kısa bir süre sonra bu tutumlarını değiştirdiler “çünkü Kürtlerin 1942 yılının baharında Urumiye kentinde türettikleri cinayetlerden sonra, onların saldırganlık ve yıkıcı güçlerinin doğru, ilerde Tahran’a karşı direnişin esas gücünü oluşturacak olan Azerbaycan Türklerine yönelmiş olduğunu fark ettiler. Bundan sonra Sovyet yetkilileri Kürt isyancılara tam destek vermekte bir az çekimser davranıp onları Azerbaycanlı iş birliği yapmaya zorlamaya karar verdiler.”[23]
Gazi Muhammet’in devleti Sovyetlerin İran politikası değişince yıkıldı ve kendisi de 31 Mart 1947’de idam edildi.
Batı Azerbaycan Ve İslam Devrimi’nden Sonraki Olaylar
Gazi Muhammet’in idam edilmesinden sonra Kürtlerde çok az hareket görüldü. Onlar yaklaşık 30 yıllık bir siyasi durgunluk ve çekimserlik kabuğuna girdiler. Bu dönemde yalnızca Tudeh’in (İran Komünist Partisi) güçlenmesi ile onun sosyalist düşüncelerinin etkisi altında kalarak ve Irak Baas Partisinin de desteği ile bir takım örgütsel etkinliklerde bulunuldu ama bu etkinlikler de örgüt oturum ve mitingleri ve birkaç dağınık silahlı çatışmanın ötesine gitmedi. Aslında bu zaman kesitini Kürt parti ve örgütlerinin yeniden yapılanma ve güç toplama dönemi olarak değerlendirmemiz lazımdır.
Bahsettiğimiz bu parti ve örgütler İran İslam Devrimi’nin hemen yarınki günü, uzun zamandan beri küçük bir kıvılcım bekleyen barut deposu gibi patlak verdiler. Ülkenin o günkü olağan üstü durumu ve özellikle, geçen yüz yılda Kürtlerin sürekli akın ve saldırıları sonucu birkaç şehri hemen hemen tamamen Kürtleşen, Batı Azerbaycan’ın hassas vaziyeti, tüm Kürtlerin silahlı olması ve batı Azerbaycan’daki toprak taleplerini yeniden gündeme taşımaları, bölgede durumu gerginleştirip, güvenliksizlik ve silahlı boğuşmalar yeniden bölgeyi sardı.
Burada şunu vurgulamamız gerekiyor ki, Kürt halkının tüm İran halkları ve milletleri ile birlikte krallık rejimine karşı verdiği mücadeleye karşın fanatik Kürt örgütleri etnik milliyetçilik duygularını kullanarak şiddet ve zor yolu ile eski hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.
Temelde Marksist-Leninist bir örgüt olan Kürdistan Demokrat Partisi devrimden sonra Dr. Abdurrahman Kasımlu’nun liderliğinde sosyal demokrat düşüncesini esas alarak ve aşırı bir Kürt milliyetçi partisi olarak sahneye çıktı. Aynı zamanda sol Maoist düşünceli yalnız ideolojik zaafları belirgin ve kendisini Kürdistan proltariyasının temsilcisi bilen Kürdistan Emekçiler Partisi (Komele) adlanan başka bir örgütte silahlı mücadeleye girdi.
Devrimden yalnız 8 gün seçtiğinde Kürtler Mahabat -Soğukbulak kenti artık resmen Mahabat adlanıyor- kışlasını zaptettiler. 1980’de düşünce ayrılığından dolayı 7 arkadaşı ile birlikte Demokrat Partisi’nden ayrılan Gani Buluriyan hatıra kitabında şöyle yazıyor: “Kasımlı her an farklı kişilerle temasa geçerek kışlayı zaptetmeyi planlıyordu. O bu konuda bana hiçbir şey söylemiyordu. Ben onun işleri hakkında başka bir kanaldan bilgi alıyordum. Ben ona, daha hiçbir olay çıkmadan biz Kürtlerin Dr. Bazergan’ın geçici hükümetine karşı çıkacağımızın doğru olmayacağını söyledim. Sen Kürt sorununun barış yolu ile çözüleceğine inanıyorsan bu yolu izlememelisin. Kasımlı oranın (kışlanın) şer ocağı olduğu ve dağılması gerektiği cevabını bana verdi. Ben dedim ki; sizin sözleriniz partinin düşüncelerine uymamaktadır. Biz barışa inanıyoruz ve barış yolu ile Kürt sorununu çözmek istemekteyiz. Kendimize sorun çıkaracak eylemlerde bulunmamalıyız. Aynı gün saat 11.30’da kışla silahsızlandırıldı.”[24]
Buluriyan’ın yazılarının asıl önemi Kasımlı ve Demokrat Parti’nin gerçek yüzünü açığa çıkmasındadır. Kasımlı ülkenin o denli hassas durumunda yabancılar gibi davranıp, ordu kışlasını şer ocağı adlandırmıştı. Asıl amacı Kürdistan ve Batı Azerbaycan’a hâkim olmak olan Kasımlı Mahabat kışlasını kendisine bir engel olarak görüyor ve ayrıca kışlanın silahsızlandırılmasını partinin silah ihtiyacının karşılanması için gerekli buluyordu. Mahabat kışlasının silahsızlandırılması daha sonraki Pave, Senendeç, Sakız, Celdiyan kışlası, Sulduz savaşı ve diğerlerine bir ön çalışma sayılmakta idi.
Mahabat olaylarından sonra ve devrimin tam bir ayı tamamlandığında Kasımlı partinin amaç ve istekleri hakkında “Kürt halkı sadece özerklik istiyor”[25] şeklinde açıklama yapmıştı. Onun bu sözü tüm Kürt halkının sözü olmasa da önemli olan husus budur ki halktan ve halkın haklarından bahseden Kasımlı ve partisi devletten istemesi gereken özerkliği Azerbaycan Türklerinin kanını akıtarak elde etmeye çalışmıştır. O Hana -bugünkü Farslaştırılmış adı ile Piranşehr- ve Sulduz’da –Negedeh- Türklere tam bir kıyım yaşatarak Batı Azerbaycan topraklarını Kürdistan’a katmaya çalışmış ve böylece bölgeyi büyük bir dehşet ve gerginliğe itmiştir. İşin ilginç tarafı Kürtlerin milli lideri Kasımlı’nın bu çılgınca davranışlara dini liderleri Şeyh İzzettin Hüseyni de aktif destek vermiş ve hatta bölgedeki etnik-dini boğuşma ateşinin fitilini onlar ikisi birlikte yaktılar dersek hiç de yanılmış olmayız.
Sulduz -Negedeh- çatışmasıKürtler Mahabat -Soğukbulak- kışlasını silahsızlandırdıktan sonra, her türlü savaş teçhizatı ile donatılmış, 20 bin kişilik bir kalabalıkla parti mitingi yapmak için Sulduz’a doğru yola çıktılar. O da nüfusunun sadece beşte biri Kürt olan Sulduz’a!!! Neden Sulduz’un miting yeri seçildiği hayati önem arz eden bir sorudur. Onlar Kürdistan’ın bağımsızlığı doğrultusunda hareket ediyorlardı, yalnız onların kafasındaki Kürdistan ütopik ve hayal ürünü olan bir Kürdistan’dı. Onlar Şeyh Abidullah ve İsmail Simitko’nun stratejik yanlışlarını tekrarlayarak yine de kendilerinden her konuda daha büyük ve daha güçlü olan Azerbaycan topraklarında zor ve şiddet kullanarak Kürdistan devleti kurmaya kalkıştılar. Şehit Çemran’ın söylediği gibi “Negedeh Azerbaycan’ın kapısıdır. Üşnu, Celdiyan ve Piranşehr’e ulaşıp Azerbaycan’ın iç kesimlerine açılmak için Negedeh’e hâkim olmak hayati önem taşır.”[26] Neden Sulduz’a saldırdıkları net olarak karşımızdadır.
Sulduz’lu Türkler Kürtlerin kötü niyetini bildikleri için ve hassasiyet ve gerginliği önlemek için parti yetkililerini mitingi başka yerde yapmaya ikna etmeye çalıştılar. Ebrişemi “Orta Doğu’da Kürt meselesi” kitabında şöyle yazıyor: “Türklerden bazı ulema ve saygın kişiler gelip arabuluculuk yaptılar. Bu silahlı törenin şehir içinde gerçekleştirilmemesi için merkez büro ile temasa geçtiler (daha sonralar Buluriyan da bu olanları onaylamıştır). Buluriyan’ın da tasdik ettiği üzere Sulduz’lu Türkler merkez büroya bir mektup yazarak Sulduzluların gidişattan endişe duyduklarını ve silahlı törenin kentin içinde değil, dışında yapılmasını istediklerini partiye ilettiler”[27] Sulduz –Negedeh- Türklerinin bu çabalarının hiçbir yararı olmamıştır. Kasımlı ve hatta Molla Saleh (Sulduz Kürt camisinin imamı) kentin boşaltılması ve teslim edilmesi gerektiğini not etmişler. Kürtlerin bu isteği kesin bir hayır cevabı ile karşılaşmıştır. Herhalde Kürtler kente girmiş ve şehir stadında toplanmışlar. Gelişmelerin devamında, bir merminin patlaması üzere Kürtler stattan dışarı dökülmüş ve halkın üzerine ateş açmaya başlamışlar. Savunmaya hazırlıklı olan Türkler ise kendilerini savunmuşlar. Türkler şehir merkezindeki “Kale Başı” tepesini ele geçirerek duruma hâkim olmuşlar fakat Kürtlerin sayıca üstün oldukları Türklerde ağır kayba yol açmıştır. Bu savaşta çok sayıda suçsuz çocuk, kadın ve yaşlı Türk Kürt’lerce katledilmiştir. Üç günlük sürekli çatışmadan sonra Azerbaycan’ın korkmaz ve cesur savaşçı ve din adamı Hücetülisalm Hasani Urumiye radyosundan bir bildiri yayınlayarak halkı savaşa ve Kürt fitnesini defetmeye çağırmıştır. Bildirinin yarınki günü Hasani Azerbaycan’ın diğer bölgelerinden de gelen gönüllülerle birlikte Sulduz’a girmiştir. Dört günlük kızgın bir savaş ve her iki taraftan da yüzlerce insanın ölmesinden sonra ordu güçleri bölgeye girmiş ve böylece Kürtler kesin bir yenilgiye uğrayarak kaçmak zorunda kalmışlar. Hasani Kürtlerle bir haftalık savaş hatıralarından şöyle anlatmıştır: “Yarınki günü öğlen vakti iki evden görüş yaptım. 11 kişinin bir evde kesilmiş başını gördüğümde çok etkilenmiştim. Üç yaşındaki kız çocuğunun da başını kesmiş ve çivi ile annesinin göğsüne çakmışlardı. Öldürülenlerin arasında yaşlılarda vardı. Başka bir yerde 22 kişiyi asmışlardı. Bir gencin baltayla doğranmış cesedi de beni çok sarsmıştı. Bu cinayetleri yapanlar demokrat oluklarını iddia eden adamlardı.”[28]
Kürtler bu sefer de çok büyük bir yanlışlık yapmışlardı. Onlar suçsuz halkı katletmekle iç yüzlerini bir kez daha göstermişlerdi. Sulduz savaşı şehir halkı ve gönüllülerin yardımıyla, İran arazi bütünlüğü bozmak ve Azerbaycan topraklarını sahiplenmek isteyen Kürtlere bir bataklığa dönüşse de bu savunma Azerbaycan Türklerine çok pahalıya mal olmuştur.
İkinci Sulduz olayı devrim muhafızlarından olan bir grup gönüllü gencin Kürtlerin saldırısına uğraması ile meydana geldi. Bu olayda dönemin Negedeh devrim muhafızları komutanı şehit Ali Elmi komutasındaki bir grup gönüllü genç Celdiyan kışlasından şehre dönerken Kürt köyü olan “Garna” köyünde Kürtlerin pususuna düşmüş ve hepsinin başı kesilerek öldürülmüşler. Olaydan yaralı kurtulan bir gönüllü kendisini şehre yetiştirmiş ve olanları anlatmıştır. Haber üzerine şehir halkından bir grubu olay yerine gitmiş ve olay yerinde yeniden çatışma olmuştur. Bu sefer de köyün peşmergeleri teslim etmemesi nedeni ile halk köyü basmıştır. Ne yazık ki Garna olayı Kürtler tarafından çarpıtılarak anlatılmaktadır. Onlar olanların sadece ikinci kısmını anlatıyor ve olayın zaten neden çıktına göz yummaktalar. Garna olayında sürecin geçmişini de dikkate almak lazım. Gerçekten Azerbaycan topraklarını bölerek oralarda kendilerine devlet kurmak isteyen Kürtler değil miydi? Ve hakikaten Azerbaycanlılar her zaman sadece kendilerini savunmadılar mı?
Kürtlerin Sulduz’a saldırdıkları Kürt siyasilerinin çoğunluğu tarafından itiraf edilmiştir. Dönemin parti genel sekreteri olan Abdullah Hasanzade “yarım Asır Mücadele” kitabının ilk cildinde “parti yetkililerinin Negedeh faciasında yanlış yaptığını ve korkunç bir tuzağa düştüklerini”[29] yazmıştır.
Kürtlerin fitnesi kalktıktan sonra kentten kaçan yerli Kürtler yeniden kente geri döndüler. Sulduz halkı onları kabul edip yaptıklarına göz yumarak barış ve karşılıklı anlayış yolunu seçti. Ama Kürtler Hana-bugünkü Farslaştırılmış adı ile Piranşehr- gibi çoğunluk sağladıkları Azerbaycan şehirlerinde böyle davranmayıp özellikle Hana şehrinde kaçmak zorunda kalan bir hayli yerli Türk’ü kabul etmekten imtina ettiler. Böylece Hana’nın –Piranşehr- nüfus yapısı tamamı ile Kürtleşti.
1981 yılında İran-Irak savaşı başladıktan sonra bölgede Hamze Seyülşüheda askeri karargâhı kuruldu ve bu nedenle de “yurt içinde tutunamayan Kürt örgütleri Irak topraklarına çekilmek zorunda kaldılar.”[30] Yalnız bu geri çekilme Kürt fitnesinin aşımlaş olması demek değildi. Demokrat ve Komele partileri savaşın son yıllarına kadar bölgede varlıklarını devam ettirdiler ve birçok terör eylemi ve gerilla saldırıları gerçekleştirdiler. Bu eylemlerin en çok bilineni Azerbaycan bölge kolordu komutanı General Emini’nin de şehit edildiği “Darlek” olayı idi.
Kürtlerin Azerbaycan’da neden olduğu huzursuzluk birçok yönden Türk halkına ağır zararlar vermiştir. Onların sayesinde Batı Azerbaycan bölgesinin ekonomik gelişimi sekteye uğramış, özel ve devlet yatırımlarında ciddi bir düşüş yaşanmıştır.
Her halde İran-Irak savaşı bittikten sonra huzur ve güvenlik Batı Azerbaycan’a geri dönmüş yalnız bu huzur 1991 yılında Körfez Savaş’ı ve Saddam’ın Kuzey Irak Kürtlerine saldırmasıyla Batı Azerbaycan’a yeniden akın eden Kürt mültecilerin girişi sebebi ile tekrar sarsılmıştır. Batı Azerbaycan Türk’ünün Kürtler hakkında iyi şeyler anımsamadığından dolayı endişe duyması gayet doğaldı. Ama yene de haddinden fazla merhametli ve konuksever olan!! Azerbaycan Türkleri Kürt mültecileri barındırıp, onları kendi himayelerine aldılar. Urıumiye ve Sulduz gibi her zaman Kürtlerin saldırı ve zulmüne uğrayan kentlerde birçok Türk ailesi barksız kalan Kürtleri kendi evlerinde barındırdılar. Ben şahsen Sulduz’da en az bir Kürt ailesini barındırmayan çok az aileye rastladım. Ama işin ilginç tarafı, Saddam’ın Kuveyt’e yaptığı saldırı yenilgiye uğradıktan sonra bu mültecilerin büyük kısmı kendi yurtlarına geri dönmediler ve birçoğu İran vatandaşlığına geçtiler. Böylece aniden bölgede bir daha Kürt nüfusu önemli ölçülerde arttı ve nüfus dengesi bir az daha Türklerin aleyhinde değişti. (Bazı gayri resmi kaynaklara göre son dönemlerde İran’ın Batı Azerbaycan ilinin genelinde Kürt nüfusu %35 ila %40 oranına çıkmıştır. Fakat bu verilerin Kürtler tarafından abartılarak ortaya atıldığı sanılmaktadır). Batı Azerbaycan’ın Urumiye, Hoy, Salmas, Sayın Kale –Şahin Dej-, ve Koşaçay –Miyandab- gibi nüfusunun kesin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu kentlerine bu dönemde çoğunluğu Barzabi aşiretine mensup olan birçok Kürt ailesi yerleşti.
Savaş bittikten sonra Kürt bölgelerinden Batı Azerbaycan kentleri özellikle Urumiye’ye büyük bir göç başladı ve bu göç akımı halen de devam etmektedir. Öyle ki şu anda Türkiye ile İran -Güney Azerbaycan- sınırındaki köylerin birçoğu Kürt köyü haline gelmiştir. Bu göçlerin ekonomik nedenlerden dolayı gerçekleştiğini savunanlar da büyük bir yanılgı içindeler. Bu göç akımının neden ekonomik açıdan Batı Azerbaycan’dan kat-kat daha üstün olan Doğu Azerbaycan ili veya ondan da çok daha zengin olan Fars bölgelerine yönelmediği ciddi biçimde kafa karıştırmaktadır. İran içinde göçlerin genelde ekonomik nedenlerle olduğu bir gerçektir ama Kürtlerin Batı Azerbaycan’a gerçekleştirmekte olduğu büyük göç akımının ekonomik nedenlerden dolayı olduğu yönünde mantık yürütmek kesinlikle gerçekleri çarpıtmaktan sonra hiçbir şey olmayacaktır. Çünkü Batı Azerbaycan ili zaten gelişmişlik düzeyi olarak 28 il arasında 27.ci sırada yer almaktadır ve İran devletinin merkeziyetçi politikaları sayesinde birkaç küçük sanayi birimi dışında bölge halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. (Bu gerçek kendisi İran Devletin Fars olmayan halklara karşı ayrımcı davranışının bir kanıtıdır). Bize göre bu göçlerde ekonomik nedenlerden daha fazla siyasi amaçlar gözetilmektedir. Bizce Kürtler bu göçlerle Bat Azerbaycan’ın nüfus yapısını değiştirerek bu topraklardaki iddialarını yasal zemine oturtmak niyetindeler. Nitekim geçen yıllarda bazı Kürt aydınları cumhurbaşkanı Hatemi’ye mektup yazarak Batı Azerbaycan ilinin güney kesiminde ki Kürtleşmiş şehirlerin Azerbaycan’dan ayrılarak “Mekriyan Kürdistanı” adlı, Mahabat merkezli bir il oluşturulmasını istemişlerdi. Bu konu bir ara ciddi şekilde medya ve hatta devletin iç çevrelerinde tartışıldı. Yalnız Kürtlerin sadece il olmakla yetinmeyecekleri daha şimdiden belli. Onların uzun vadede çok daha tehlikeli amaçlar gütmediklerini kim garanti edebilir ki?
Bölgede Kürtlerin yarattıkları huzursuzluğun bir yeni safhası da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklanması ile baş gösterdi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 30 bin Türk vatandaşının ölümüne sebep olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal arazi bütünlüğünü tehlikeye sokan ve uluslar arası platformda terörist örgüt olarak tanınan PKK örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın (APO ismi ile de bilinmektedir) Türk güvenlik güçlerince yakalanmasını takiben “1998’in baharında Urumiye ve Senendeç şehirlerinde kargaşa çıktı”[31] Türkiye’de bir teröristin yakalanmasının İran Kürtlerine ne alakası olduğu da hoş bir husustur. Elbette bu kargaşalarda bazı vatandaşları tahrik ederek bölgenin huzur ve refahını bozmak isteyen bazı eller de vardı. İşte bunlardan birisi Senendeç’in İslami Şura Meclisi’ndeki milletvekili Bahaettin Edeb’di. Edeb mecliste 22 Şubat 1998 tarihli olağan konuşmasında “ülkenin Dış İşler Bakanlığını Türkiye ile olan diplomatik ve ekonomik ilişkilerinin yeniden gözden geçirmeye çağırdı. Ebrar gazetesinin parlaman muhabirinin haberine göre mühendis Bahaettin Edeb dün meclisteki olağan konuşmasında tüm İran ve diğer ülkelerde yaşayan Kürtlerden Öcalan’ın serbest bırakılması için yasal!! protestolarını devam etmelerini isteyip onları Türk mallarını almamaya çağırdı.”[32] Bu sözler ve görüşler altıncı İslimi Şura Meclisi’ndeki Kürt fraksiyonunun başkanına aittir. Bu fraksiyonun yaptığı diğer işlerden dolayı da ağır eleştiriler yönelmiştir. Özellikle meclis seçimleri sırasında bu fraksiyonun bazı üyelerinin Uruımiye, Sulduz, Hoy ve Salmas şehirlerinde yaptığı bazı görüşmelerle ilgili sorular hala cevapsız kalmıştır. Edeb daha sonralar mecliste açıkça Urumiye’nin bir Kürt şehri olduğunu dile getirmiştir. Onun bu ilginç keşfi!! Azerbaycan’da ciddi tepkilere sebep olmuştur. Bunu bağlamda devrim önderinin il temsilcisi Hüccetülislam Hasani Urumiye’nin Cuma namazı konuşmasında Edeb’i sertçe kınayarak Kürtlerin Urumiye’yi sahiplenmek peşinde olduğunu ve burayı gelecekte kurmak istedikleri Büyük Kürdistan devletine başkent yapmak istediklerini fakat Allah’ın yardımı ve Azerbaycan halkının gayreti ile bu başaramayacaklarını ifade etmiştir. Gerçekten de İslami Şura Meclisi’nin Kürt milletvekillerinin Batı Azerbaycan kentlerinde ne işi olabilir ki? Bu sayın milletvekilleri Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra da Kuzey Irak hakkında buna benzer girişimlerde bulunmuşlardı ki bizim konumuzun kapsamı dışında kaldığı için onlardan söz etmiyoruz.
Kürtlerin –İran Kürtlerinin- bu sevdadan hala vazgeçmedikleri gayet açıktır. Onların amacı sadece anayasanın 15. ve 19. maddelerinde verilen hakların alınması olsa tabi ki kimsenin itirazı olmayacaktır. Ama Kürtlerin kendi yazdıkları ve söyledikleri bunun tersini göstermektedir. Nitekim Senendeç’te -İran Kürdistan ilinin merkezi- yayınlanan ve sorumlu müdürü de il yetkililerinden olan “Abider” dergisinin başlığı altındaki logo şeklinde basılan haritanın bazı Türk şehirlerini de içine alması ciddi şüpheler uyandırmıştı. Veya Kürtçe yayınlanan “Aşti”(Barış) dergisinde Kürt şarkıcı Mazhar HALİKİ ile yapılan bir repörtajda Haliki’nin “üstat İran’a ne zaman geri döneceksiniz?” sorusuna “Çaldıran’dan İlam’a kadar bütün Kürt’lerin birleştiğini gördüğüm zaman” şeklindeki cevabı aynen yayınlanmıştır. Aynı dergi 14 Aralık 2004 tarihli sayısında Türkiye Cumhuriyet’i ve hatta İran’ın arazı bütünlüğünü tehlikeye sokan PKK terör örgütünün ölülerini “şehit” diye hitap etmiştir. Kürtçe yayınlanan “Anahid” dergisi ilk sayısında “Azerbaycan Kürtlerin eski yurdu” başlıklı bir makalede temelsiz toprak iddialarında bulunmakla yetinmeyip Türklere hakaret etmiştir.[33] Bu örneklerin sayısını arttırabiliriz. Bu yasal ve izinli dergilerde yayınlanan yalan ve kışkırtıcı yazların bağlamında önemli olan nokta ilgili yetkililerin kayıtsızlığı ve yasal işlemlerde bulunabilirken her hangi bir tepki göstermemesidir.
Sonsöz ve Genel Değerlendirme
Yukarıda bir kısmını aktardığımız Kürt siyasi tarihinin incelemesiyle Kürtlerin genelde kendi isteklerini diyalog ve barış yoluyla değil silah ve şiddet yolu ile elde etmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Bu yanlış eğilim Kürtlerin yalnız kendilerine ağır zararlar vermekle kalmayıp çoğu zaman Azerbaycan Türklerine de büyük can ve mal kayıpları mal etmiştir ama her zaman sonunda yenilen ve kaçmak zorunda kalan Kürtler olmuşlardır. Azerbaycan ve özellikle onun batı kısmına her zaman açgözlülükle bakan Kürtler, İngiltere, Rusya, Amerika ve belli bir dönemde Irak Baas Partisinin yardım ve desteği ile her zaman Azerbaycan’da etnik çatışmaların bir tarafı olmuşlar. Büyük güçler her zaman Kürt’leri maşa gibi kullanarak Orta Doğu bölgesinde onların aracılığıyla kendi çıkarlarını korumaya veya nüfuz havzalarını genişletmeye çalışmışlar. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu İslam Dünyası’nda yayılması için Kürtlerin aşırı din duygularını kullanmış daha sonra İngiltere bölgede etkinliğini korumak ve Hindistan’ın yolunu elde tutarak oraya zarar verdirmemek için Kürtleri yanına çekmiştir. Bu bağlamda Arabistan Lauransı’nın Orta Doğu’da ve özellikle Kürtlerin arasında bulunarak yaptığı işler kendi başına bir araştırma konusudur. Deli Petro zamanından beri kâh Anadolu ve kâh Azerbaycan ve İran üzerinden sıcak denizlere inme sevdasında olan Rus’lar da bayağı bir zamanlar Kürtleri kullanmışlardır. En son ise Irak Baas Partisi eski İran Şahı ile olan sınır probleminden dolayı ve bir sonraki dönemde İran-Irak savaşı esnasında Kürtleri İran’ın aleyhine kışkırtmış ve İran’ın başına birçok dert açmıştır ama işin ilginç tarafı bu parti gerekli gördüğünde acımasız bir şekilde ister kendi vatandaşı Kürtlere ister İran Kürtlerine kırıcı darbeler indirmiştir. Şimdi ise Kürtler demokrasi sloganı ile Irak’a sokulan Amerika’nın aleti durumuna gelmişler. Bu arada her zaman göçe hazır olan Kürtler, ellerine geçen fırsatı yene de Türklerin aleyhinde kullanarak bir Türk kenti ve aynı zamanda petrol zengini olan Kerkük’e aynen Batı Azerbaycan’da yaptıkları gibi büyük göçler gerçekleştirerek bu öz be öz Türk vatanını ele geçirmeye çalışmaktalar. Ortada açık bir gerçek vardır ki, Kürtler ister Azerbaycan’da, ister Anadolu’da ve ister Irak’ta her zaman Türkleri ciddi zorluklarla karşı karşıya getirmiş ve Türklere sağalması zor ve hatta imkânsız yaralar açmışlar. Bunların en ağır ve şiddetlilerine ise gereğinden fazla konukseverlik yapan! Batı Azerbaycan Türkleri katlanmak zorunda kalmışlar.
Kürt ayaklanmalarının hepsinin ortak noktası Batı Azerbaycan’da toprak talebi ve Büyük Kürdistan iddiaları olmuştur. Şey Abidullah Şemzinani ve İsmail Simitko siyasi bilgilerinin yetersizliğinden dolayı bu kavramı kullanmasalar da kuşkusuz Batı Azerbaycan’da Türklere yaptıkları toplu kıyımlar bu doğrultuda olmuştur. Bu yanlışı Kürt tarihinin en entelektüel ve becerikli lideri Gazi Muhammet bile yapmıştır. Kürtlerin her zaman yaptıkları iki yanlış vardır. Brizcisi silaha sarılıp şiddet ve terör yoluna gitmeleri ikinci ise Türk Milleti’nin şeref ve namusu olan toprağına göz dikmeleridir. Şüphesiz bunların hiç birisinin Kürtlere tatlı sonuçları olmayacaktır.
Kürt milliyetçilerinin altın devirlerini yaşadıkları bir gerçektir. Dünya ve bölgedeki politik süreç özellikle Irak’taki karmaşık durum ve Kürtlerin elde edebildiği imtiyazlar, diğer yandan da İran devletinin iç politikası Kürtlere, akıl ve mantık çerçevesinde davrandıkları, tarihi ve güncel gerçekleri göz önünde bulundurdukları durumda çok büyük başarılar elde edebilecekleri değerli bir fırsat yaratmıştır. Yalnız geçmişteki gibi akıl ve mantığı bir kenara bırakıp yene de Batı Azerbaycan ve diğer Türk topraklarında hak iddia ederlerse kendilerini acı bir sonuç bekleyecektir.
Bu arada Türk ve Kürt aydınları karşılıklı saygı ve anlayış ortamında ve kendi haklarına yetinerek ortaya çıkabilecek problemleri çözebilir hatta İran genelinde ortak çalışmalar yaparak büyük başarılara imza atabilirler. Ne de olsa İran çerçevesinde Türklerle Kürtlerin bir takım ortak problemleri vardır. Bu noktaya geldiğimizde başka birçok önemli noktanın da altını çizmeden geçemeyeceğiz. İran içinde Türklerle Kürtlerin veya her hangi iki millet ya etniğin didişmesinden sadece ve sadece Fars şovenistleri kar edeceklerdir. İster Türkler ister Kürtler ister diğer İran halkları artık, önemli ölçüde iktidarı tekeline geçirmiş Fars şovenistlerinin karşısında, mağdur halklar olduklarını anlamalılar. Bu arada özellikle Güney Azerbaycan Türk aydınları Kuzey Azerbaycan’daki Karabağ faciasından ders almalı ve şimdiden gereken önlem ve tedbirleri almalılar.
*Bu makale Güney Azerbaycan’ın Sulduz –Negedeh- kentinin Özel İslami Üniversitesinde, Türk Öğrenciler tarafından Azerbaycan Türkçesi ve Fars dillerinde yayınlanan, Çenli Bel Öğrenci Dergisi’nin özel sayısından alınmıştır.
[1]Ozae Siyasiye Kordestan az 1258 ta 1325 (Krdistan’ın siyasi durumu 1879’dan 1946’ya kadar), Mocteba BORZUYİ, Fekre No yayınları, 1. bası, kış 1999, s.57
[2]Resaleye Giyame Şeyh Abidullah (Şeyh Abidullah ayaklanması mecmuası), Ali Han Avşar (Avşar tarihinden), s.24
[3]Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.24
[4]Aynı kaynak, s. 61
[5] Aynı kaynak, s.61
[6] Aynı kaynak, s.62
[7]Aynı kaynak, s.77
[8] Aynı kaynak, s.77
[9] Tarih ve Coğrafiyaye Miyandoab (Koşa Çay’ın-Miyandoab- tarih ve coğrafyası), Cemşid MEHBUBİ, Pervin yayınları, s.135
[10]Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.67
[11]Aynı kaynak, s.266
[12]Aynı kaynak, s.267
[13]Aynı kaynak, s.272
[14] Aynı kaynak, s.295
[15] Kord ve Kordestan (Kürt ve Kürdistan), Vasili NİKİTİN, Nilüfer yayınları, 1. bası, s.35
[16] Aynı kaynak, s.35
[17] Aynı kaynak, s.55
[18] Aynı kaynak, s.66’dan 73’e
[19] Aynı kaynak, s.75
[20] Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.38
[21]Şerefname, Emir Şerefhan Bitlisi, Elmi yayıncılık, s.470
[22] Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.40
[23]İran ve Godrethaye Bozorg Der Cenge Cehaniye Dovvom (2. Dünya savaşında İran ve büyük güçler), Dr.İraj ZOGİ, Pjenk yayınları, 2.bası, s.140
[24] Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.21
[25]Haşemi ve Engelab (Haşimi ve devrim), Mesud REZEVİ, Hemşehri yayıncılık, 2.bası, s.285
[26]Kordestan (Kürdistan), şehit Çemran, 7. bası, İslami Kültür yayınları, s.39
[27] Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.23
[28]Keyhan gazetesi, Hüccetülislam Hasani ile söyleşi, 8 Mart 2002
[29]Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.23
[30] Tehevvolate Gomi Der İran (İran’da etnik gelişmeler), Dr. Mocteba MEGSUDİ, 1. bası, s.306
[31] Aynı kaynak, s.313
[32] Ebrar gazetesi, 24 Şubat 1998tarihli sayı
[33] Çenli Bel Öğrenci dergisi, 2.say, s.19
XVI. Yüzyılda Anadolu Kitapçılık Sanatının Gelişmesinde Güney Azerbaycanlıların Katkısı
Kaynak:
Labels:
Güney Azerbaycan,
kürd,
Kürt,
osmanlı,
tarih,
Tebriz,
Türk,
Urmia,
Urmiya,
urmiye,
urmu,
Urumiye
Subscribe to:
Posts (Atom)
.jpg)






