Showing posts with label osmanlı. Show all posts
Showing posts with label osmanlı. Show all posts

Saturday, November 26, 2011

Urmiye ve Havalisinde Ermeni ve Nesturilerin Faaliyyetleri (1917-1918)

Urmiye ve Havalisinde Ermeni ve Nesturilerin Faaliyyetleri (1917-1918)
Barış Metin
Özet
Ekim 1917 Bolşevik ihtilali Sonrasında Rusya Savaş Dışı Kalmıştır. Bu durum birinci Dünya Savaşında Rusya, ingiltere, Osmanlı Devleti ve almanya arasında fiili Savaş da Dâhil Türlü Mücadileler sahne olan iran Topraklarında Türk ve Alman Güçleri için avantaj Sağlamıştır. Söz konusu süreçte Türk kuvetleri, iran içlerinden Kafkaslara yönelmeye başlarken, ingiltere de iran da Rusyanın Boşalttığı bölgeleri ele geçirmeye çalışmıştır. Ingliltere, Türk kuvetlerinden önce iranın Kuzeyini işgal etmek istemesine rağmen bu iş için askeri gücünün yetersiz olması nedeniyle Urmiye ve havalisinde toplanmaya başlayan Ermeni ve Nasturilere destek vermiştir.  Ermeni ve Nasturile de bu bölgedeki Türk kuvetlerine ve Sivil Müslüman Ahaliye Saldırmışlar ve pek çoğu katlermişlerdir.
The Activitis of Armenians and Nestorians in Urmia Region
Abstract
After Bloshevik Mutiny in october, 1971 Russia became hors de combat. The situation proactive war among for Turkish and German troops on Iran land witnessed various struggles including the period, Turkish troops stated to go towards Caucasia through Iran while tried to take over the areas that Russia evacuated in Iran. Though England wanted to occupy North of Iran before Turkish troops, is supported Armenians and Nestorians, began to gather Urmia (Urmiye) and is neighbourhood. Armenians and Nestorians attacked Turkish troops and Civil Muslims in these areas and Slaughtered many of them.
Giriş
Rusya da Ekim 1917 bolşevik ihtilalinin gerçekleşmesi, Dünya Savaşının seyrini önemli ölçüde değiştirmiş, bu durumda hazırlıksız yakalanan itilâf ve ittifak devletlerinin savaşın gidişatına dair yeni politikalar belirlemesini zaruri hale getirmiş ve özellikle ittifak develetleri için avantaj sağlayacak önemli gelişmeleri de ortaya çıkarmıştır.  Bolşevikler, çarlık sonrası işbaşında olan keranski hükümetini Düşürdükten sonra ittifak Devletleriyle savaşa devam etmeme kararı almış ve ateşkes antlaşması talep etmişlerdir. Bu istek sonucu 15 aralık 1917 tarihinde mütareke imzalanmış ve tüm Rus cephelerindeki çatışmalar durmuştur. 22 aralık 1918 tarihinde Berst-Litovski şehrinde Almanya, Avusturya, Macaristan, Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Bolşevikler arasında barış görüşleri başlamış ve 3 mart 1918 de tarihinte görüşmelerin yapıldığı şehrin adıla anılan antlaşma imzalanmıştır(1). Brest-Litovsk Antlaşmasında iran in tarafsızlık siyasetine riayet edilmesi ve toprak bütünlüğünün korunması (bunu için İngiltere il Rusya Arasında 1907 yılında yapılan ve iran I üç bölgeye parçalayan antlaşmanın iptali) konusu da ele alınmış ve Güney Azerbaycan daki Rus ve Türk Askerlerinin geri çekilmesi konusunda Kabul edilmiştir. Söz konusu gelişme bölgede Rusya ile fiili mücadele halinde olan Somanlı Devleti ve Almanya için avantajlı bir durum ortaya çıkarmış, Osmanlı Devletinin doğru sınırlarının güvenlığı açısından büyük bir tahlike ortadan kalktığı gibi öteden beri Rus ve ingliz tahakkümü altında islam Coğrafyalarında yürütülen ittihatı islam politikasına bağlı olarak iran üzerine nüfuzunun artmasını sağlamıştır. Brest-Litovsk Antlaşmasında İran tahlikesine dair alınan karardan memnun olan Şah Osmanlı Devletinin izhar eylediği hissiyatı dostaeden duyduğu memnuniyeti bizaat Osmanlə Dışişlerine Gönderdiği telgrafla bildirmiştir (2). Ruslarin Iran dan Çekilmeye başlamaları Ekim 1917 bolşevik ihtilali ve ülke kargaşalıkların Başladığı döneme rastlamaktadır. Bu esnada Güney Azerbaycan da ve Rus askerlerinin bulunduğu İran topraklarindaki şehirlerde, Kasabalarda köylerde otorite boşluğunun ortaya çıkması ve asayişin bozulması, İran hükümetinin otorite kurucak jandarma ve polis gücünden yoksun olması sebebile bir kargaşa ortamı olmuştur. Bu durmda düzeni ve birliği bozulan hatta iaşesini daha temin edemeyen Rus askerleri yağmaya başlamıştır. Güney İran da ingiltere tarafından kurulan Cenubi İran Nişancılarının (Güney İran polis Kuvetleri) kumundanı olan Percy Sykes, Rus ricalini o sırada Tebrizde bulunan bir dosundan aldığı mektuba dayanarak şöyle ifade etmektedir; Rus askerleri burada binlerce miktarda olmak üzere dolaşıyorlar, tüfeklerini, cephanelerini, eşyalarını ve atlarını ve para edecek bütün teçhizatlarını satmaktadılar. Atlar birkaç şiline gidiyor. Faket yem fiyatı o derece fahiş dereceye çıkmıştır ki atlar ancak hediye gibi verilecek kıymettedir. Filhakika garbi ve şimali İran hükümeti zaafından dolayı Rusların bu vaziyetinden çok zarar görmüşlerdir(3).
Ruslarım çekildiği ve İran topraklarında Türk Kuvetleri için daha uyqun bir ortamın oluşmaya başladığı bir dönemde 1918 şubat ve mart aylarında İranda Yaşayan Ermeni ve Nasturiler Savuçubulak (Günümüzde Mahabat) havalisinde Rusların silahlarını ele geçirmişler (4) ve Urmiye (Urmu, Urmiya, Urumiye) ve Dilman havalisinde toplanmaya başlamışlardır. Van bölgesinden, Osmanlı kuvetlerinin önünden çekilen Ermeni ve Nasturiler ile söz konusu İran Ermeni ve Nasturileri Urmiye Gölü çevresinde birleşerek yerli Müslüman ahaliye ve Osmanlı kuvetlerine karşı mücadile hazırlırkları yapmışlardır. Bu durum üzerine Osmanlı kuvetleri de hem van bölgesinden Urmiyeye doğru hemde Erbilden ve Revandız bölgesinden Güney Azerbaycan ve Kafkasyaya Doğru harekete geçemişlerdir. Bölgede bulunan Osmanlı subaylarınc Rusların tahliyesi esasında Yaşayanlara dair gözlemler rapor olarak ilgili üst komutanlıklara sürekli bildirilmiştir. Aralık 1917 nin başından ocak 1918 ortasında kader sene ve Hamedan bulunan istihbarat zabiti mülazım ı Evvel sadık Efendinin gözlemlerine ve duyumlarına dayanarak hazırladığı ve Musul vasıtasıyla 11 ocak 1918 tarihinde birinci şube Müdüriyetine gönderdilen rapora göre (5) Ruslar 12 aralık 1917 tarihinden itibaren (bölgeden) çekilmeye başlamış 26 aralık 1917 tarihine kader heçbir nefer kalmamıştır.
1.Rusların çekilmesinden Sonra Bölge Ernmeni ve Nasturi Faaliyyetleri
Osmanlı Devleti, Urmiye bölgesinde yoğunlaşan Ermeni ve Nasturilerin(İngilizce: Assyrian) faaliyetlerini yakından takip etmiş ve bunlara karşı yapılacak her türlü girişim idaha çok Vl Ordu Kumundanı Halil Paşa üstlenmiştir. Halil Paşa, Musuldan 22 ocak 1918 tarihinde Revandız Grubu Kumandalığına gönderdiği telgrafta (6); çeşitli istihbarat kaynaklarından sakız ve Savuçbulakın Tahliye edildiğinin anlaşıldığı ve Urumiyenin de tahliye edilmiş olabileceğini ifade etmiş ve bu haberlerin bölgeye Gönderilecek istihbaratçılarca teyit edilmesini ve Ermeni Nasturilerin kuvet ve vaziyeti hakkında malumat istihsaline ehemmiyet verilmesini rica etmiştir. 22 ocak 1918 tarihinde ikinci ordu kumandalığına gönderildiği, sakız ve Savuçbulakın boşaltıldığına dair gelişmeler hakkında bilgi verdiği şifre telgrafa (7), bölgedeki Ermeni ve Nasturilern faaliyetine dair şi bilgileri ifade etmektedir; (15 Aralık 1917 tarihinde ittifak develtleriyle Rusya arasında imzalanan) Mütarekenamenin madde-i mahsusasına tevfiken erzak tedarik etmek üzüer, Şemdinan Civarinda hatt-ı fasıl geçen köylülerimi Ruslar tarafindan Hüsn-i görmüş iseler de müsellahen dolaşan Ermeni ve Nasturiler tarafindan katledilmişlerdir. Kendisini kurtarabilenlerin ifadelerine göre Orumiyeh Cenubi havalisinde iki bin kader Ermeni ve Nasturi vardır. Birinci kafkas Rus Kazak Ordusu kumandanı Nezdine bu muamele protesto edilmiştir. Henüz cevap alınmadı. Halil Paşa, Başkumandalık Vekaletine gönderdiği 5 Şubat 1918 tarihli şifre telgrafta (8) Urmiyanin Ruslarca Tahliye edildiğine dair gelen haberler rağmen Urmiye yakınlarındaki Ermeni ve Nasturilern kuvetlerini attırmaya çalıştığını, Şehrin ele geçirilmesi için yapılacak bir harkete  herhangi bir kötü durumda meydana vermek ve Urmiyeye Daha güçlü müfreze ile girmek için işqalin müddeti ertelenmesi rica etmiş veyahut Van bölgesindeki lll. Ordu tarafindan harekete başlaması gerktiğini belirletmiştir. Ayrica Urmiye istikametinde daha kuvetli bulmak için kuar ve Kuzeyindeki Aşirden istifade etmeyi düşündüğünü, mevsimin aşairin harketine ve işaresine müsait olmadığını, daha fazla kuvvet ayrılması konusunun Sincar (Sencer)(9) Operasuonunu neticelenmesine bağlı olduğunu ilave etmiştir.
İngiltere, Rusların İrandan çekilmesiyle, iran, Afganistan ve Hindistandaki Müslümanları kendilerine karşı savaşın başından beri ayaklandırmaya çalışan Osmanlı ve Almanya Devletleri için hem bu amaçlarını fiiliyata geçirebilecek, hem de kafkasyaya uzanarak Bakü Petrollarini elde edecek ve Rusya Müslümanlarına Ulaşabilecek Müsait bir zemin ortaya çıktığının farkındadır. Savunma Bakanı Churchil Bolşevik ihtilali sonrasi doğuda ortaya çıkan durumu ... Başlıca tehlike şarktadır. İranda ve Hint okyanusunda ingilterenin menfaatlerini korumak lazımdır (10) Şeklinde sözleriyle değerlendirmiştir. Bu gelişmeler üzerine ingiltere, Ruslardan boşalan bölgeye askar sevk etmeye karar vermiştir. Inglizlerin Güney irandaki Sınırlı saydakı askerleri dışında kuzey gönderilecek yeterli olmadığından ve en yakın ingliz birliklerinin bulunduğu Bağdatın Güney Azerbaycan a Uzak olması sebebiyle ilk aşamada muhtemel bir Türk Taarruzunu önlemek veya Türkleri durdurmak amacıyla o yöredeki şbirliği içinde olduğu Ermeni, Nasturiler ve paralı asker olarak Rus ordusundan kaçan subay ve askerleri örgütlemek, talim ve terbiye etmek için bir askeri heyetin gönderilmesine kara verilmiştir ve bu heyetin başında genel Dunstrevil getirilmiştir (11) Urmiya Havalisindeki Ermeni ve Nasturileri örgütleme konusunda Amerika ve ingiliz konsolosları faaliyetlerini sürdürerken (12) iki üst düzey komutan ve 12 subaydan oluşan ve hedefi hazar Denizinde bir liman kenti olan Enzeliye ulaşmak olan bir başka Grup da Bağdattan irana getirmek üzere otomobille yola çıkmıştır.
Iranın Osmanlı sefiri olan ihtişam üs saltanın ifadelerine göre (13) ingilizler, iran da bulunan Rus askerleri kumandası general Baratofdan Rus askerlerinin daha önce işqal ettiği arazinin ingilizler tarafindan işqal edilinceye kader Rus askerlerini iran dan çekilmeleri için yarım etmesini istemişlerdir. Bu konuya dair ikdam Gazetesinde yayınlanan bir habere Göre (14) Baratot, Rus ihtilalinden sonra Urmiye de kalmış, subaylarının ve askerlerinin iaşesini sağlamaktan aciz ve Bolşeviklerden korktuğu için maiyeti ile birlikte birliklerine katılmıştır. Baratofun Mahiyetindeki subaylar, Ermeni ve Nasturilerin talim ve Terbiyesi il meşqul olmaktadırlar.
Rusyanın iranı tahliye etmesi uzun süredir hem Osmanlı topraklarında hem de iran içinde müttefiki olan ve Müstekil devlet olma emelleri taşıyan Ermeniler ve Nasturiler için hayal kırıklığına neden olmuştur. Ancak kısa süre içinde Rusyanın ingiltere doldurmuştur. Vl ordu kumandanı Halil Paşa, Vl Fırka kumandanlığına 1304.1918 tarihinde gönderdiği telgrafa(15) ; Osmanlı ordusu tarafından şimdiye kader Ermeniler karşı yapılan harekattan elde edilen tecrübeye gör eErmenilerin Rusların çekilmesi sonrasında takıncağı tutuma dair görüşlerini ve sonra için takip edilmesi gereken siyaseti de açıklamıştır. Buna göre Ermenilerin Ruslardan bekledikleri yardımın ve desteğin engellenmesiyle morallari tamamen çökecektir. Ermenilerin şu anda yaptıkları yıkım ve karşı koymaktan ibarettir ve küçük kuvvetle bunlara karşı başarı kazanmak mümkündür.
Söz konusu telgrafta ifade edildiğine göre; Ermeniler irandaki ingiliz, Fransız ve Amerikalılar tarafından himaye olacaklarını Ümit etmekdedir ve onlara iltihal etme fırsetını beklemektedirler.
2.Türk kuvvetlerinin Urmiye ve havalisine Dair Askeri Harekatı
 Rusların tahliyesi sonrasında Ermeni ve Nasturi çetelerinin faaliyetlerinin yoğunlaştığı bölge daha çok Urumiye ve çevresi olmuştur. VI ordu kumandanı Halil Paşa 13.2.1918 tarihinde Revanduz Grubu kumandalıına gönderdiği altı maddelik telgrafta (16) ,Rusların Üşünü, Pave, Savuçbulak mıntıkasını tahliye etmeleri üzerine Urmiye havalisinde Ermenilerin teşkilat yaptıklarına dair haber aldığını belirterek; gerek Rusların iranı tahliyesini nizami olarak anlamak ve gerekse iran dahilinde yapılan Ermeni teşkilati ve ingiliz teşebbüsatı, iranın hududumuzda mücavir mıntıkasındaki ahval ve erzak tedariki imkanı hakkında doğru malumat almak için Revandız Grubu Pave, Üşnü, Mergever, istikametlerine kuvvetli zabit keşfi kolları sürecektir. Emrini vermiştir. Bu keşif seferleri sırasında Ruslarla karşılaşmış durumunda kaşıf kol kumandanlarının yanlarında bulunduracakları beyaz bayrağı göstererek, genel vaziyeti gözlemlemek amacıyla memur edildiklerini söylemelerini, geri dönüşte Ermeni çetelerini pusu kurma ihtimalinin göz ardı edilmemesini (17) Miyandoab, Urmiye hattına kader ayrıca casuslar gönderilerek Ermeni teşkilatı, ordu kıtaatı hakkında bilgi elde edilmesini istemiştir. Halil Paşa, musuldan, VI. Fırka kumandalığına 12.3.1918 tarihinde gönderdiği telgrafta (18) ; Urumiye bölgesindeki Ermenilerin faaliyyetleri hakkında Ermenilerin tahti-ı işgali olmak üzere Orumiyeh cenubuna tecavüz etmelerine ehemiyet etmem. Yalnız ahaliye tehdid ve yağma için müteferrik çetelerin sarkıntıları ishtimal dahilindedir. Şeklindeki bir değerlendirme yaparak, alınacak tedbirle ilgili olarak ta buna ise bizim Üşnüyü işgal ederek ahaliyi himaye ve atlılardan istifade ederek bir veziyet almakla mani olabileriz. Demiştir. Üşnü bölgesinde Ermeni ve Nasturiler, Müslüman ahalinin evlerini yakmış ve Müslüman ahaliyi de katletmişler hatta karapapaklar gibi bölgede meskun bazı Müslüman Türkleri de kendileri ile birlikte harekete zorlamışlardır (19) Halil Paşa III. Ordu kumandalığına 26.3.1918 tarihinde gönderilen ve III. Ordu kumandalığından yazılan bir telgraf cevap olması muhtemel olduğu bildirilen başkumandalık vakalet-i celilesinden gelen 24.03.1918 tarih ve 4242 numaralı emri içeren telgrafta (20); Osmanlı devleti, özellikle Urumiye Gölü çevresindeki Ermenilerin faaliyetlerini engellemek için Azerbaycan da yerleşik Müslüman ahaliden oluşacak kuvvetlerle VI. Ve III orduların müştereken yürüteceği kars- Erivan istikametinde bir hareket başlatmayı kararlamıştır. VI. Ordu kumandanı Halil Paşa, III ordu kumandanlığına yapılacak müşterek hareket öncesinde Ermenilerin iran dahilindeki durumlarına dair verdiği bilgiler öğrenildiğine göre; iran veliahdi kumandasında Tebriz den hareket eden bir kısım iran kuvveti ile Ermenile rarasında Hoy da Çarpışma olmuş ve Ermeniler yenilerek kaçmaları üzerine bölgedeki Ermeni köyleri veliaht tarafından işgal edilmiştir. Urmiye nin ahvaline dayir VI.fırka kumandanı hayriden VI. Ordu kumandanlığına gelen 27.03.1918 tarihli ve iki ay önce Revandizden Urumiye”ye gönderilen ve yeni dönen iki Casusun ifadelerini içeren telgrafa göre (21); Urmiye de ahalinin elindeki silahlar Ermeniler tarafinden toplanmış ve bazı ahali silahlarını yerler gömmüştür. Urmiya de bir amerikan konsolosu ve bir de Fransız konsolos vekili mevcut olup, fransız konsolosunun Ermenilerin işine müdahale etmediği ve Amerika konsolosunun öteden beri Urmiyede ikamet eden zengin bir doktur olup ahaliden fakirler yardım etmiştir. Urmiyenin kuzeyinde haritada Üssi Peyan şerefhane olarak geçen mevkide Ruslar tarafından bırakılmış külli silah ve cephane olduğu ve Urumiyeden Marşımun (22) komutasında 1.000 Ermeni bölgeye hareket ettiyse de iran valisinin 1500 süvariden oluşan birlikleri karşısında mağlup olmuş ve Dilman istikametinde çekilmekte iken iki aşıretin saldırısına uğrayarak 500 ölü ve hayli miktarda da esir vermiştir. Halen Urmiyede ve Dilmanda 2.000 kader Ermeni mevcuttur ve Binların fransız ve rus tüfeği ile top ve iki makineli tüfenkleri vardır. (23)
Başkumandalık vekalet-i celilesinin emri il III ordu tarafindan van istikametine gönderilen III orduya bağlı ve başında Ali ihsan (Sabis) in bulunduğu IV kolordu Vanı ele geçrimiş ve (24) Saray ve başkale istikametinde Ermenileri takip etmektedir.(25). VI ordunun Urumiye istikametinde hareket etmek üzere tahsis edilen müfrezenin bir taburu da 5.4.1918 Rayatdan Hududu geçmiş olub Üşnü istikametinde, diğer üç taburu da Erbil ile Revandız arasında yürüştedir. Müfreze Üşnü de toplandıktan sonra Urmiye nin işgali için ilerleyecektir.(26) Halil Paşa XIII kolordu kumandalığı ve VI fırka kumandalığına gönderdiği telgrafta (27) vanın ele geçerilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek Van bölgesinden çekilen ermenilerin Urmiye civarindaki ermenilerle birleşemsi durumunda onları takipte olan VI kolordunun mühimmat açısından sıkıntıya düşebileceği ve bu sebeple VI fırkanın acilen Urmiyeyi işgal etmesini istemiştir. Bunun üzerine VI fırka kumandanı Hayri Halil Paşadan Urumiye deki ermenilerin şehri savunmak için yığınak yaptıklarına dair haberler aldığını bu bakımdan savuçbulaka bir bölük gönderilmesini talep etmiştir. Halil Paşa dan Urmiye ye deir III ordu ve bu orduya bağlı IV kolordu kumandalıklarına Urumiye bölgesindeki ermenilerin durumu hakkında 13.04.1918 tarihinde gönderdiği telgrafta (28), Orumiyeh de ingiliz ve fransız subayları kumandasında 3,4 bin ermeni ile 2 seri atışlı, ikisi adi olmak üzere 4 top, birkaç makineli tüfenk bulunduğu, ermenilerin ileri müfrezelerinin Urmiyenin 20-30 km Güneynindeki Han, Hazmlar Maşan, Sevlatide bulunduğunu ifade etmiştir. Ermeniler, ingilizler ordusuna iltihak etmelerine müsaade olunması için iran hükümetine başvurmuş fakat iran hükümetince silahları terk ettikten sonra buna müsaade edileceği cevabı verilmiştir. Bu dönemde Urmiya bölgesindeki ermenilerin Güney de Musul bölgesinde ingiliz kuvvetleriyle çarpışan Osmanlı kuvvetlerine saldıracağı yönünde istihbaratlar gelmeye başlamış ve bunun üzerine Urumiye – Dilman bölgesini ele geçirme görevi IV. Kolorduya verilmiştir. Kolordu 10 Mayıs 1918 de Üşnü den Urmiyeye doöru hareket etmiştir(29). Enver Paşa VI ordu kumandalığına 11.05.1918 tarihinde gönderdiği bir telgrafta;(30) ermenilerin Musul bölgesine saldıracakları yönündeki istihbarattan bahisle IV. Kolordunun Urmiye Üzerinde hareket ini emir ettiğini ve aynı zamanda bir fırkanın da Erivan-Culfa Üzerine yürümesini ve kafkas Hükümetinden izin beklemeksizin Tebriz hattının işgal edilmesini özleille rica etmiştir. Viordu tarafından Rayat ve Üşnü istikametinde Urmiyeye doğru askeri harekete hazırlanırken Nasturi Patriği Marşimun, VI Tümen komutnlığına bir mektub göndererek Osmanlı devletine bağlılıktan bahsetmiş ve Ruslar tarafından kandırıldıklarını ve kürtlere karşı kendilerini savunmak zorunda kaldıklarını söyleyerek aman adilmiş fakat kısa süre sonra Osmanlı kuvvetlerine  yeniden saldırmıştır.(31) IV kolordu 12 Haziran da Dilmanı ele geçirmiştir. Dilmanın ve Selams Ovasının Osmanlı kuvvetlerinin eline geçmesi üzerine kafkas cephesinden gelen Andranik, idaresindeki Ermeni kuvvetleri Culfa dan Aras Nehrini geçerek Hoy Üzerinden Güneye doğru ilerlemeye başlamıştır. Ermenileri amaci Tebriz bölgesine kader ilerleyen ingiliz kuvvetleriyle birleşerek Osmanlı kuvvetlerini mağlup etmek ve Kafkas cephesine geri dönmektir. Fakat Osmanlı kuvvetleri ermenilerin ingilizlerle birleşmesine izin vermeden mağlup ederek Aras nehrinin kuzeyine doğru çekilmek zorunda bırkamıştır(32) 22 Ağustos 1918 tarihinde sene Şehbenderliğinden başkumandalık Vekaletine gelen bir telgrafta (33); ingilizlerin kirmanşahtaki kuvvetlerini seneye getirdiği ve ingilizlerin Savuçbulak ve daha doğru harekete geçmek üzere oldukları istihabaratı verilmiştir. Bir müddet sonra ingilizleri Reşt- Urmiye hattına kader Ulaşmışlar ve Tebriz e 10 km mesafede Bazmiç Köyüne kader yaklaşmışlardır(34). Başkumandan Vekili Enver Paşa, 06.05.1918 tarihinde Kafkas cephesinde bulunan Üçüncü ordu kumandalığına gönderdiği telgrafta Günye Azerbaycan ve Tebrizdeki ermeniler ve ingilizlerin o havalide yaptıkları taşkınlıklara dikkat çekmiş ve mümkün olduğu kader süratle Tebrize kuvvetli bir kıtaat gönderilmesini ve bunun için kafkasdan Tebrize kader gelen tren yolunun ele geçirmesini istemiştir.(35) Pave de bulunan 46 istihbarat zabitlerinden 03.06.1918 tarihinde VI ordu kumandalığına gelen telgrafa gör (36) ; Osmanlı devleti birliklerinin Tebrize doğru yönlenmesi üzerine ingiliz ve fransız konsolosları şehri terk etmiş ve Tebrizdeki ermeniler de firar etmeye başlamıştır. Osmanlı kuvvetleri kıs sürede, Tebriz-i ingilizlerden önce ele geçirmiş daha sonra Meyane, Değmetaş, Karaçam, Türmençayı(37) mevkilerinde ingilizleri şiddetli muharebeler sonucunda günydoğuya çekilmeğe mecbur etmiştir.
Ingilizler, Rusların irandan çekilmelei sonrası bir tarftan Urumiye Bölgesindeki Ermeniler ve Nasturiler birleşerek Osmanlı Devletinin önünü kesmeyi hedefleyerek diğer taraftan Tahran-Kazvin yoluyla Reşt Vilayetini ordan da Hazar Denizi sahilinde bulunan liman kenti Enzeliye ele geçirerek deniz yoluyla Bakü ye ulaşmayı v dönemde şehri ellerinde bulunduran ermenilerle birleşerek şehri işgal etmeyi planlamışlardır. Ancak Reşt ileri gelenlerinden Mirza küçük han ile Gilanli Aka Ahmet Hanın önderliğini yaptığı, söz sahipleri arasında aka Seyid Abdülvahap,Aka Seyid Mahmut, Aka Hacı şeyh Muhemmed Hasan, Aka şeyh ali, Ak şeyh muhemmed hüseynin bulunduğu ve Gilan da ortaya çıkan Bazı Türk subaylarının da olduğu bilinen ormanlarda yaşamaları sebebiyle bu isimle anılan Cengeliler (Ormncılar ve ya Orman kardeşleri) hareketi bölgedek iermeniler ve ingilizlere karşı önemli mücadeleler vermiştir (38). Cengellilerin iran dahilinde Dağıttıkları beyannamelerde kendi amaclarına dair verdikleri bilgiye göre hedef; vatanlarinin hürriyet ve istiklalini fiilen geri almak ve iranlıların çevre Müslüman komşularıyla iyi geçinmesine engel olan ingilizlere karşı muharibe etmekten ibarettir(39).  Osmanlı Devleti, iranda ki meşrutiyet haraketleri zamanında ğn plana çıkmaya başlayan Mirza küçük hanı (40) Rus faaliyetlerine karşı henüz savaşın başından itibaren desteklemiş, rusların çekilemsi sonrasında da özellikle VI ordu kumandalığı vasıtasıyla silah ve değerli hediyeler göndermiştir. Kuvvetleri hakkında kesin bilgi bulunmayan Mirza küçük han önderliğindeki Ormancılar, ingilizlerin Reştden kafkasyaya geçmesi için önemli olan Müncil körpüsünün müdafaasında başarılı olmuş (41) ve Reştteki ingiliz bankasına el koyarak Reşt konsolosu MC Loren ve Yüzbaşı Növili Tutklamıştır (42).
Sonuç
Bolşevikler ihtilali sonrasında irandan rusların çekilmesi özellikle işgal altında olan ve Osmanlı devleti ile rusların her türlü mücadilesine sahne olan iran için rus, ingiliz, Ermeni ve Nasturiler tehlikesini daha da arttırmıştır. Çarlığın yıkılmasiyla birliği bozulan rus askerleri iranı tahliyeleri sırasında geçtikleri bölgelri yağmalamış ve evleri ateşe vermişlerdir. Savaşın başından itibaren rus ordusu içinde ye ralan veya rus orsusunun Anadolu içlerinden ricatleri sırasında onlarla beraber geri çekilib Urumiye bölgesine gelen bölgedeki soydaşlarıyla birleşen ermeni ve Nasturiler, rus ordusundak isilahları ele geçirerek Güney Azerbaycandaki Türklere saldırmışlar ve pek çok katliam yapmışlardır. Ingiltere ise hem kendisi için çok önemli bir sömürge olan Hindistanın günvenliği hemde Bakü petrollarinin ittifak güçlerinin eline geçirmesini önlemek amacıyla rusların çekildiği bölgeye asker sevk etmeye başlamıştır. Ingiltere, Türklerin rusların çekildiği boşalttığı bölge kendilerinden önce ele geçirmesini engellemek için Amerikan,fransiz konsoloslarının da yarıdımıyla Ermeni ve Nasturiler desteklemiştir. Hatta ermeni ve nasturi çetelerini eğilmek için bartof gibi rus ordusu bakiyesi komutanları para karşılığında istihdam etmiştir. Ermeni ve nasturilerin (İngilizce: Assyrian) özellikle Urmiye bölgesindeki Türk ahaliyi katletmeleri üzerine VI ordusu ve III orduya bağlı birlikler Urumiye ye doğru kuzeyden ve  Güneyden harekete geçerek bu bölgedeki ermeni ve Nasturiler mağlup etmiş ve Hoy istikametinde ileri hareket sürdürülerek Tebriz ele geçirilmişler. Ingiliz kuvvetlerinin Baküye denizden ulaşabilmek için Hazer Denizi kıyısında bulunan liman şehri Enzeliye yaptıkları taaruz Gilan bölgesinde bulunan ve Orman kardeşleri olarak bilinen,liderliğini Mirza küçün hanın yaptığı silahlı birlikler tarafından uzun süre başarıyla engellenmiştir. 30 Ekim 1918de Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasve savaşın sona ermesiyle mütarekenin ilgili maddesi gereğince Osmanl kuvvetleri 1918 sınırının ötesinde olduğu tek bğlge olan Kuzey iranı böşaltmak durumunda kalmıştır.
Kaynaklar   
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlıöı Arşivi (ATASE), klasör. 484, Dosya.1986,Fihrist.001-11
K.4334,D.573A,F237-024
K.3632,D.136 F.003
K.3632,D.136F.003-01
K.3632-D.136-F.004
K.1848D.99.F.001-68
K.1848 D.99.F.001-68
K.3632-D.136-F.029-04
K.3632-D.136-F.006
K.3632-D.136-F.006a
k.3632-D.136-F.009
K.3632-D.136-F.042
K.3632-D.136-F.012
K.3632-D.136-F.013
k.3632-D.136-F.013a
K.3632-D.136-F.021
K.3632-D.136-F.021-02
K.3632-D.136-F.021
K.3632-D.136-F.021-02
K.3632-D.136-F.028-04
K.2922-D.512-F.017-04
K.378,D.1505,F.30
K.2922,D.512,F.017
K.400,D.1575,F.003-10
Ikdam,29 temmuz 1334
Ikdan, 10 Eylül 1334
Tanin, 13 Eylül 1334
Sebil-ül Reşid, 5 Eylül 1334
Birinci dünya harbidne Türk irak-iran cephesi 1914-1918 Genel kurmay tarihi stratejik etüt başkanlığı yayınları, C,3,2,Ankara 2002
Balga Rafael: iran halkları el kitabi, yayın evi v eyeri yok,1997
Qasımov Musa, Birinci dünya Muharibesi illeri Büyük devletler Azerbaycan siyasei 1914-1918 yıllar, Adiloğlu neşriyat, Bakü 2001
Sarısaman sadık, iranli bir Türk lider mirza küçük han Türk dünyası tarih dergisi mayıs 1998
Sykes percy, iran Türkçesi harb-i umumide iran, erken-i harbiye umumiye istihbarat dairesi naşriyatı, istanbul 1341
Yüceer Nasır, birinc idünya savaşında Osmanlı ordusunun Azerbaycvan ve Dağıstan hareketi, Azerbaycan ve Dağıstanın bağımsızlığını kazanması 1918, Genel kurmay başkalnlığı yayınları, Genel kurmay basım, Evi, Anakra 2002   
Etek Yazılar
1- Nâsır Yücer, birinci dünya savaşında Osmanlı Ordusunun Azerbaycan ve Dağıstan Harekâtı, Azerbaycan ve Dağıstanın Bağımsızlığının kazanması 1918, genel Kurmay askeri tarih ve Etüt başkanlığı Yayınları, genelkurmay basın evi,Ankara 2002,s.15
2- Genelkurmay askeri tarih ve stratejik etüt başkanlığı arşivi (ATASE),klasör.484,dosya.1896,fihrist.001-11. Ayrıca ikdam,29 temmuz 1334,bundan sonra arşiv isimi zikredilmeycek.k.klasör, D.Dosya, F. Fihrist anlamında kullanacaktır.
3- Percy Sykes, iran tarihçesi harb-i Umumide iran-Erkan-ı harbiye – i Umumiye istihbarat dairesi neşriyatı, istanbul 1341.s.63.(bu kitab Percy Sykesin iran tarihçesi adlı inglizce kitabindan birinci dünya savaşı ile ilgili kısmından Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanlığı istihbarat Dairesinde Yüz Başı Cemal tarfından terccüme edilmiş ve Osmanlıca olarak basılmış bölümdür.)            
4- K.4337, D573A,F237-024
5- K,3663, D129-276, F 006-01
6- K.3635, D136, F 003
7- K 3632, D 136 , F 004ğ
8- K 3632, D136 , F004                
9- Sincarlar; yezididirler ve Yezidiler genellikle Lübnan ve Musul civarinda yaşamışlardır ve şeytana taptıkları bilinmektedir. VI Ordu kumandanı Halil Paşa 5 şubat 1918 tarihinde Başkumandalık Vekaletine Gönderdiği Urmiyenin ele geçirmesi il belgede Urmiyanin işğalı için kuvvetleri sencer operasyonundan sonra bu harekete katılan askerlerin bölgeye sevk edilmesi suretiyle karşılanacağını bildirerek Sencearlar ile ilgili bilgilere yer vermiştir; Sencar hareketine başlamak Üzereyeyim. Alınan haberlerden ingilizlerin çöl tarikiyle Sencarlılara silah kaçırıldığı bildiriyor. Ihtimal ki Sencar da ümidden fazla bir mukavemete maruz kalabiliriz. Ordunun gerisinde büyük bir çıban teşekkül eden bu eşkıya yuvasını tamamiyle temizlemek için tahsis ettiğim müfrezeden fazla olarak elyevm en yakın Erbilde bulunan Kuvvetten istifade etmek icab edebilir. Belge için BKZ, K3632- D136, F004a
10- Musa Qasımov, birinci dünya muharibesi illerinde büyük devlrterin Azerbaycan siyaseti 1914-1918 YıllarŞ, Adilaoğlu Neşriyat, Bakü 2001, s9
11- Percy Sykes, a,g,e.s60
12- Ikdam, 10 Eylül 1334
13- K.1848 , D99, F001-68  
14- Ikdam, 10 Eylül 1334
15- K.3632- D.136-F.029-04
16- K.3632- D.136.F.006
17- K.3632-D.136-F.006a
18- K.3632-D.136-F.009
19- K.3632-D.136-F.042
20- K.3632-D.136-F012
21- K.3632-D.136-F013
22- Hirisityan Nasturiler çetelerinin önderidir
23- K.3632-D.136-F013a
24- K.3632-D.136-F021
25- K.3632-D.136-F021-02
26- K.3632-D.136-F.021
27- K.3632-D.136-F.021-02
28- K.3632-D.136-F.028-04
29- Birinci dünya harbinde Türk harbi irak-iran cephesi 1914-1918,genel kurmy tarihi ve Stratejik etüt başkanlığı yayınları, C.3.2. kısım, Ankara 220,s,548
30- K.2922 - D512 – F.017-04 
31- Birinci dünya haribinde Türk harbi irak-iran cephesi 1914-1918,s.546
32- Tanin, 13 Eylül 1334
33- K.378,D.1505,F30
34- Tanin,13 Eylül 1334
35- K.2922, D.512,F.017
36- K.400,D.1575,F.003-10
37- Taninm, 11 eylül 1334
38- Sebil-ül Reşid, 5 eylül 1334
39- Sebil-ül Reşid, 5 eylül 1334
40- Ülkesinin rus ve ingiliz işgalinden kurtarması için mücadele eden bir vatanseve rolam Mirze küçük han hakkında Türkieyde sadık sarısamanın Türk Dünyası tarihi dergisinin mayıs 1998 tarihli sayısında yayılan ve iranli bir Türk lider mirza küçük han adını taşıyan makalesi dışında arşiv belgelerine dayalı ciddi bir inceleme bulunmamaktadır. Söz konusu makalede mirza küçün hanın iranlı bir Türk lider olduğu makalenin başlığında vurqulanmakradır. Ancan iranın etnik yapısında dair çalışmaları olan Rafael balganın iran halkları el kitabi adlı eserine göre mirza küçük han Gilan eyaletinde yaşayan ve kendilerine Gilek denilen Etnik topluluktandır ve hetta mirza küçün han, Gileklerini milli kahramanıdır. Bkz.Rafael balga, iran halkları el kitabi,s.147
41- Sarısaman sadfık,A.g.m.s.21
42- Sarısaman sadfık,A.g.m.s.22

Tuesday, December 14, 2010

Güney Azerbaycan ve Kürt Tarihinden Olaylar

Yazar: RızaTÜRK
Çev: M.O. Tural
Giriş ve Konuya Genel Bir Bakış
Kuşkusuz (Güney) Azerbaycan’ın batısı özel jeopolitik durum, türdeş olmayan nüfus yapısı, dinsel çeşitlilik, yabancı ülkelerin çekişmesi ve yabancı çıkarlarının çakışması, eski bir tarihe sahip olması, zengin yeraltı ve yer üstü kaynakların varlığı, uluslararası kurumlar, yerel devletler ve etnik gruplar tarafından uygulanan yanlış politikalar vb. nedenlerden dolayı çağdaş dünya tarihinde etnik çatışmaların odak noktalarından birisi olmuştur.
Bölge halkının tarihi belleği hala Şeyh Abidullah Şemzinani, İsmail Simitko, Ermeni Cilo’ları ve İslam devrimi esnasında ve sonrasında yaşanmış olan kan dolu acı ve karanlık günlerin hatıralarıyla doludur. Azerbaycan’ın batısı binlerce suçsuz çocuk, kadın ve yaşlı Türk insanının, nasıl insan görünüşlü canavarların hırs ve açgözlülüğüne kurban gittiğini daha unutmamıştır. Savunmasız halk katliamlara uğrayıp, korku ve dehşete sokularak mecburi göçe tabi tutulmuştur. Böylece yerli Türk halkına sağalmaz maddi ve manevi darbeler vurulmuştur.
Batı Azerbaycan çağdaş siyasi tarihi şöyle bir gözden geçirildiğinde bölgedeki etnik çatışmaların bir tarafında her zaman Kürt’lerin bulunduğu görülmektedir. Kürt liderleri yanlış politikalarıyla ve genelde silaha sarılarak hâkim devletlerle olan problemlerini bölge halkına yansıtmış, birçok defa Azerbaycan’da krizlere ve kanlı çatışmalara neden olmuşlar.
Bölge ve dünya gidişatı, özellikle Irak’ta yaşanmakta olan olaylar, bu gelişmelerin İran Kürtleri üzerindeki etkisi ve aşırı Kürt örgütlerinin Batı Azerbaycan’daki endişelendirici gizemli çalışmaları bizi bölgemizdeki geçmişte vuku bulan Kürt ayaklanmaları ve isyanlarını yeniden gözden geçirmeye ve lazım geldiğinde gereğinin yapılmasına sevk etmektedir. Bu makalede Kürtlerin kendisi tarafından yazılan kaynaklar ve diğer güvenilir kaynaklara dayanarak konuya bilimsel bir açıdan yaklaşıp konuyu belgesel olarak ele almaya çalışacağız.
Şeyh Abidullah Şemzinani
Şeyh Abidullah Şemzinani veya Şemzini adı ile bilinen Şeyh Abidullah Nehri, Nakşibendî tarikatının en büyük ruhani liderlerinden ve aynı zamanda bölgenin büyük feodallerinden olan Şey Taha’nın oğlu ve halefi olmuştur. 19. yy başlarında Şeyh Taha öldükten sonra babasının yerine geçerek tarikatın dini lideri konumuna gelmiş ve etrafına çok sayıda mürit toplayabilmiştir. Şey Abidullah’ın ataları Türkiye’nin Hakkâri yöresinden Nehri bölgesine ve oradan da Şemzinan’a göçerek bu bölgeni kendi yaşam ve faaliyetlerinin merkezi haline gelmiştir. Onlar daha sonraki dönemlerde güç kazanma ve devlet kurma hayalleri ile Avrupa devletlerinin de desteğini alarak (Güney)Azerbaycan’ın batı bölgesine kanlı saldırılar düzenlemeye başladılar.
Resmen Osmanlı tebaası olan fakat İran sınırının içinde de birkaç köyü kendi nüfuzu altında tutan Şeyh, Osmanlı topraklarının doğusunda yaşayan Kürtlerin manevi lideri sayılmakta idi. Şey elde ettiği güçten dolayı İran sınırı içinde bulunan köylerin malikiyeti iddiasında bulunmaya başladı. Burada bu noktayı hatırlatmakta fayda vardır ki, o dönemde Sünni Osmanlı ile Şii Kaçar devletleri arasında bir inançsal çekişme devam etmekte idi. O sıralarda Ruslar ve Kaçar devleti ile anlaşamamasından dolayı Osmanlı’dan yana tavır alan İngiltere de aşırı Sünni olan Şeyh’e destek vermekte ve daha doğrusu onu kendi amaçları doğrultusunda maşa olarak kullanmakta idi. 1911 yılında Urumiye’nin dönem valisi Yusuf Han Şucauddevle diğer köylerden olduğu gibi o köylerden de vergi ödemelerini ister. Fakat Şeyh’in müritleri vergi vermekten kaçınır ve böylece devlet güçleri ile Şeyh’in müritleri arasında ilk çatışma meydana gelir. Yalnız bu çatışmada Şeyh’in müritleri yenilir. Bunun üzerine İngiltere ve Osmanlı devleti fırsatı uygun bularak Şeyh’i İran sınırlarına saldırmaya tahrik eder ve bu yönde ona her türlü kolaylık sağlarlar. Bununla beraber Osmanlı devleti diplomatik olarak İran’a baskısını arttırır. Sonuç olarak “Osmanlı’nın Kürt aşiretleri İran toprağına -Azerbaycan’ın batısına- saldırarak Üşnü kenti ve çevre köylerine büyük zarar verdiler.”[1] Burada ilginç bir noktaya değinmemizde fayda olacaktır. Neden aşırı Sünni fanatiği olan Kürt’ler bu gün Sünni Kürt’lerin şehri sayılan Üşnü’ye saldırdılar? Yanıt o dönemde Üşnü’nün Şii Türk’lerin şehri olduğudur. Bu husustan Kürtlerin Azerbaycan topraklarına yapmakta olduğu göç sonucu Azerbaycan’ın batısındaki Kürtleşme sürecinin de boyutlarını görebiliriz.
Devlet güçleri ve yerli Türk halkı Kürt saldırılarının karşısında direnmişler ve o esnada Osmanlı-Rus savaşlarının başlaması sonucu Kürtlerin saldırısı geçici olarak dinmiştir. Daha sonra Şeyh bu kere İngilizlerin para ve desteğini alarak Rusların aleyhinde savaşa girmiştir. Bu çatışmalarda Şeyh kayda değer bir başarı elde edememiş fakat Kürtler halkı yağmalayarak bol miktarda para ve silah ele geçirmişlerdir. Ermeni tarihçi Goryans şöyle yazar: “Rus-Osmanlı savaşları bittikten sonra Şeyh çok miktarda talan malı ile geri döndü. O bol servet ve büyük ün kazandıktan sonra iyice azdı ve büyük hayallere düştü.”[2]
Bu sefer Şeyh biriktirmiş olduğu yeni güçle hükümdarlık ve bağımsız Sünni Kürt devleti iddialarını ciddi şekilde ileri sürdü ve bu doğrultuda düzenleme yapmaya başladı. Bu dönemde Osmanlı devletinin desteğinin azalması da Şeyh’in azmasına başka bir etken oluşturmuştur. Bu gelişmelerin akabinde “Rusya’nın başkonsolosu Mösyö Kerbil 1879 yılında Şeyh’in temsilcilerinin sürekli İran‘a -Batı Azerbaycan arazisine- gelerek oradaki Kürtleri tahrik ettiklerini ifade etmiştir”[3] bu sırada kendi hülyalarını gerçekleştirmek için büyük devletlerin yardımına ihtiyaç duyan Şeyh, Rusya’ya yaklaşmaya çalışmıştır. Fakat Helefin’in yazdığına göre: “Rusya’nın Van konsolosu Kamsamarkan Şeyh’in isteğine olumlu cevap vermemiştir çünkü Rusya Dış İşleri Bakanlığı Kürt’lerin dini liderinin Osmanlı Kürt’leri ile yetinmeyip er geç İran’ın Kürt bölgesine saldıracağından emindi ve bu da Rusya’nın çıkarlarına uymamakta idi.”[4] Rusya’nın yardımından umut kesen Şeyh “1879 yılında Kürt aşiret reislerini Nehri bölgesinde toplayarak özerk Kürt emirliğinin kurulması gerektiğinden bahsetti.”[5] Kurulacak bu emirliğin topraklarını esas olarak Doğu Anadolu ve Batı Azerbaycan toprakları oluşturacaktı. Rus yazar Halefin Kürtlerin operasyon planı hakkında şöyle yazmıştır: “Böylece İran’ın içinde Mamış ve Mengur Kürtleri Şeyh’in Büyük oğlu Şeyh Sadık’ın komutasında Ravandaz bölgesini işgal edip oradan Bağdat’a yöneleceklerdi. Musul ve İmdadiye’nin işgalini Şeyh’in ikinci oğlu Abdulkadir ve Van’ın işgalini de Şeyhin kendisi üstlendi.”[6]
Şu taslağa şöyle bir baktığımızda Şeyh’in ne derece hayalci ve aynı zamanda saldırgan bir kişiliğe sahip olduğunu açık bir şekilde görebiliriz. Görüldüğü üzere amaç bir emirliğin kurulması değil, büyük kısmı Kürtlere ait olmayan topraklarda bir Kürt imparatorluğu, bu günkü ifadeyle “Büyük Kürdistan”ın (bu isimle olmasa bile) kurulması idi. Bu taslak hiç bir zaman hayata geçirilemedi. Siyasetten anlamayan Şeyh, İngiltere ve Osmanlı’nın siyasi oyunlarına kapılarak Osmanlı topraklarından vazgeçip İran –Güney Azerbaycan- topraklarına yöneldi. Sonuç olarak 1880 yılının ut ayında İran’a -Güney Azerbaycan’a- saldırı planı hazırladı. Bu sefer de Abdulkadir’in Tebriz’i, Şeyh’in kendisinin ise Urumiye, Hoy ve Salmas’ı fethetmesi! gerekiyordu. Bu saldırıda Osmanlı ve İngiltere her biri kendi çıkarlarını gözeterek Şeyh’e destek vermekte idi. İngilizler rakip Rusların Anadolu’ya yönelmelerini önlemek ve Doğu Anadolu’daki nüfuzunu pekiştirmek amacıyla, Osmanlı devleti ise İran’la mezhebi rekabetinin dışında, kendi iç güvenliğini sağlaması ve aynı zamanda doğuya yayılma politikası çerçevesinde Şeyh’i kolluyorlardı. Osmanlı devleti aynı zamanda kökten dinci Kürtleri Ermenilerin aleyhinde kullanmak niyetinde idi. Bunların hepsinin ötesinde ise iyice güçlenerek hem Osmanlı hem de İngiltere’ye kafa tutan Şeyh’i yapmacık savaşlara iterek yıpratma politikası yatıyordu. Bu savaşlarda Kürtlerin İngiltere yapımı “Henri Martin” marka silahlar kullandıklarını kaydetmekte yarar görüyoruz.
Herhalde İngilizlerin planladığı bu saldırıda Güney Azerbaycan’ın Soğuk Bulak -bu günkü Farslaştırılmış adı ile Mahabat- kenti Kürt saldırısının odak noktası oldu. Şehrin Türk sakinlerinin büyük bir kıyıma uğradığı bu saldırıya o yörenin Kürt aşiretleri de aktif olarak katılmışlardı. “Onlar mezhep faktörünün etkisiyle ve yağmalardan pay almak umuduyla Şeyh’in peşine takılarak Azerbaycan Türklerine- saldırmışlardı.”[7] Bir Türk kenti olan Soğukbulak da Üşnü’nün kaderine müptela olmuştu. Yerli Türk halkı katledilerek veya mecburi göçe zorlanarak şehrin nüfus yapısı değişime uğratıldı ve sonuç olarak bu gün bölgede ağırlıklı olarak Kürtlerin sakin olduğuna şahidiz.
Soğukbulak’tan sonra sıra Koşaçay’a -bu günkü Farslaştırılmış adı ile Miyandoab- geldi. Kürtlerin Koşaçay’da işledikleri cinayetler diğerlerinden kat kat daha korkunç ve üzücüydü. 11 Eylül 1879 tarihinde Mengur aşiretinin reisi Hamze Ağa ve Abdulkadir Koşaçay’a saldırarak cami ve evleri yakıp, çarşıyı talan ettiler. Soğukbulak –Mahabat- kaymakamlığının hicri 1880 yılında Dış İşleri Bakanlığı’na verdiği rapora göre bu olaylarda 3500 kişi hayatını kaybetmiştir. “Molla Halil ayaklanması ve Rıza Şah’ın fermanının reddi” kitabında kayda alınan bir şiir parçasında Şeyh Abidullah’ın, Kürtlere, Koşaçay’ın ‘Acem’ ahalisinin katli ve şehrin yağmalanmasına dair verdiği emirden söz edilmektedir.”[8] Hacı Seyyah kendi ünlü hatıra kitabında (Haterate Haci Seyyah -Hacı Seyyah’ın Hatıraları-) Koşaçaylı Türklerin Kürtlerce katledilmesini şöyle anlatmaktadır: “Kürtler bir hayli mal çalıp köyler yaktılar. Onlar körpe çocukları havaya fırlatarak aşağıdan kılıçla ikiye parçalayıp “Selli Ala Muhammet” diyorlardı!! Onlar hamile kadınların karnını yırtıp bakire kızları namussuz ettikten sonra öldürüyorlardı. Genç, yaşlı, erkek, kadın demeden herkesi öldürüyor, tarlaları, harmanları ve evleri yakıyorlardı.”[9]
Kürtler Koşaçay’daki –Miyandoab- vahşice katliamdan sonra 18 Aralık 1879 tarihinde Binab kentine saldırmışlar fakat Binab halkının kahramanca direnişi ve devlet güçlerinin yardımı sonucu Kürtler başarısız olup Koşaçay ve Soğukbulak’a geri çekilmişler ve Urumiye’ye saldırmaya hazırlanmaya başlamışlardır. Kürtlerin Azerbaycan’ın batısına saldırmasıyla aynı zamanda İngiltere’nin İran büyük elçisi Tamson’un talimatı ile İngiltere Tebriz konsolosu Mr. Aboat kendi görev bölgesini terk ederek Kürtlere daha iyi yardım edebilmesi için 3 Aralık 1879 tarihinden itibaren Mohammet Sadık’ın komutasındaki Kürtlerin kuşatmasında olan Urumiye’ye gitmiştir. Urumiye kuşatmasında kendisinin bizzat savunma hattında huzuru olan “Ali Han AVŞAR” Mr.Aboat’un Urumiye valisi İkbalüddevle’ye şehrin teslim edilmesi yönünde baskı yaptığını anımsatarak Abot’un söylediklerini şöyle anlatıyor: “Siz deneyimsiz ve hiç askeri eğitim görmeyen 3000 sivil halk ve yıkık kale ile Şeyh’in 30000 kişilik acımasız ordusu karşısında dayanamazsınız.”[10]Elbette İngiltere konsolosu şehir halkını umutsuzluğa sokarak direnişi kırmaya çalışmakta ve Azerbaycan’ın tarihi arazi bütünlüğünü tehlikeye sokmakta yalnız değildi ve bu konuda Amerikalı ve Avrupalı dini misyonerler ona aktif destek sağlamaktalardı. Bunların en aktif ve çalışkanı ise Korkan isimli bir Amerikan doktordu. Şeyh Abidullah’in baş danışmanının Simon adlı bir Ermeni olduğu da ilginç bir hususdur. Gerçi şu Hıristiyan dini misyonerlerin kendilerinin daha sonralar bölgede türettikleri dehşet Kürtlerinkinden hiç de az olmamıştır.
Kürtler ve İngiltere konsolosunun tüm çabaları şehir halkı ve vali İkbalüddevle’nin takdire değer direnişi ile başarısız kaldı ve sonunda birkaç küçük çatışmadan sonra devlet güçleri yetişerek Kürtler Osmanlı sınırına doğru geri püskürtüldüler. Osmanlı topraklarında da uslu durmayan Şeyh, Osmanlı devletice yakalanıp ve Mekke’ye sürgün edildi. Zayıf konuma düştükten sonra İngilizlerce arkası boşatılan Şeyh girdiği kumarda artık kaybetmiş bulunuyordu.
Genel bir değerlendirme olarak Şeyh Abidullah Şemzinani’nin ayaklanması mezhepsel bir ayaklanma olarak nitelendirilebilir, yalnız onun bağımsız Kürt devleti kurma yönündeki çabaları bu ayaklanmaya mezhebsel-etnik bir karakter de kazandırmaktadır. Dikkate değer nokta, Ortadoğu’da, Batı Azerbaycan ve Doğu Anadolu topraklarını kapsayan bir Kürt devletinin kurulmasına Batılı güçlerin özellikle İngiltere’nin verdiği ciddi destek ve hatta kışkırtmasıdır. Şeyh Abidullah’ın neden olduğu katliam ve mecburi göçler Batı Azerbaycan’da özellikle Üşnü, Soğuk Bulak -Mahabat- ve Sakız kentlerinde nüfus dengesini ciddi şekilde Türklerin aleyhinde bozmuştur. Aynı zamanda bu çatışmalar Türklerle Kürtlerin mezhepsel ve etnik ayrılığını daha da derinleştirmiş ve sönmüş olan kineyi yeniden körükleyerek daha sonraki üzücü olaylara zemin ve tarihi bellek hazırlamıştır.
İsmail Ağa SİMİTKO (Simko)
Şeyh Abidullah fitnesi bastırıldıktan sonra Güney Azerbaycan da az buçuk huzura kavuşmuş bulunuyordu ama Şeyh’in geride bıraktığı kötü hatıralar bölgede yeni çatışmalara müsait ortam hazırlamıştı. Sonuç olarak da birkaç küçük çatışmadan sonra yeni bir isyan çıktı. Bu Şıkak aşiretinin reisi İsmail Simitko’nun başlattığı isyandır. Yazımızı çok fazla uzatarak okuyucularımızı yormamak için Simitko isyanına kısaca deyineceğiz.
Tarihi kaynaklarda asi ve eşkıya gibi sıfatlarla vasıflandırılan İsmail Ağa Simitko bir güç düşkünü ve son derece acımasız bir insandı. Onun ayaklanmasının odak noktası Azerbaycan’ın batı bölgesinde yerleşen Kotur ve Çehrik yöreleri olmuştur. İsmail Ağa Simitko isyanında Şeyh Abidullah zamanında temeli atılan Kürdistan devleti kurma yönündeki hülyacılığı devam ettirilmiş, İngiltere, Rusya ve Osmanlı’nın para ve silah yardımı ve son olarak merkezi Tahran yönetiminin zayıflığı sonucu 1918–1922 yılları arasında Batı Azerbaycan yeniden Kürtlerin dehşetine boğulmuş ve yeniden Türk katliamı başlatılmıştır.
Simitko Şeyh’in aksine Ruslarla iyi ilişkiler kurabilmiş bu yüzden de Azerbaycan halkı milli önder Settarhan’ın komutanlığı ile özgürlük ve meşrutiyet devleti uğrunda savaştığında İsmail Ağa ve Kürt atlıları meşrutiyrt düşmanı olan istibdatçılara katılarak Tebriz’in ünlü 11 aylık kuşatmasında katılmıştı. Aynı dönemde Urumiye, Hoy ve Salmas şehirleri ve çevre köyleri Kürtçülerin Kürt milliyetçiliğinin babası olarak gösterdikleri İsmail Ağa’nın zülüm ateşinde yanıyordu. .Dünya Savaşı’nın başlaması simitko’ya silah ve adam toplayarak güç ve nüfuzunu artırmaya fırsat verdi. Diğer yandan o dönemde “Cilo denen bir gurup Ermeni Marşimon adlı keşişin liderliğinde Güney Azerbaycan’da bir Ermeni devleti kurmak peşinde idiler!! Ortak hedef güden Kürtler ve Ermeniler ilk önce birleşerek aralarında ittifak antlaşması imzaladılar. Ama İsmail Ağa kendi müttefikine bile acımayıp onu arkadan kurşunlayarak öldürttü. Bu olay üzerine Kürt Simitko’ya ulaşamayan Ermeniler 1917 yılının Mart ayında halk Nevruz kutlamalarına hazırlanırken Marşimon’un intikamı olarak Urmiye kentini basıp korkunç bir katliam başlattılar. Bu olayda binlerce sivil insanımız katledildi ve böylece Azerbaycan Türkleri Kürtlerin ihanetinin bedelini çok ağır şekilde ödemiş oldu. Binlerce ölü ve sürgün, yanmış evler ve yıkık şehir Azerbaycan topraklarını paylaşmak isteyen iki sersemin ihanetinin bedeli idi. Gerçekten Azerbaycan Türklerinin uğradığı bu korkunç maddi ve manevi zararın sorumluluğu kime aittir?
Her hal-ü karda şu Kürt lideri de selefleri gibi Şekeryazı savaşında yenildikten sonra Türkiye’ye kaçtı ve böylece bıraktığı kötü hatıraları ile birlikte tarihe gömüldü.
Gazi Muhammet Devleti
Simitko’nun kaçışı Rıza Han ve Pehlevilerin iktidara gelmesiyle bir zamanda idi. Bundan sonraki Kürt ayaklanmalarında mezhep faktörü her ne kadar etkin rol oynamışsa da artık ayaklanmalar milli içerik kazanmışlardır. Farslık eksenine dayanan ve katı Fars milliyetçisi olan Pehlevi devletinin, Kürtler de dâhil, Fars olmayan İran etnik ve milliyetlerine uyguladığı aşırı baskı ve milli zulmüm ortaya çıkışı etnik ayaklanmaların daha da milliyetçi tavırlar sergilediğine sebep oldu. Kürtlerin bu baskılara ilk tepkisi 1918 yılında tek model elbise ve Pehlevi şapka yasasına, Mengur aşiretinin reisi “Molla Halil” tarafından gelmiştir. Aynı dönemde “Barzani” Kürtlerinden bir grubu Kuzey Irak’tan İran’a -Güney Azerbaycan’a- girmişler ki halen de bölgede varlıklarını devam ettirmekteler. Barzaniler bölgeye girdiklerinde yaptıkları talanlarla bölgeyi huzursuzlaştırıp, geçici de olsa bir güvensizlik ortamı yaratmışlardı. Barzanilerin Azerbaycan’ın batısına göç etmeleri Batı Azerbaycan’da etnik yapının Kürtler lehinde değişmesi yönünde önemli bir etken olmuştur.
Bu tarihten sonra İran’ın kuzey ve kuzeybatısında Ruslar nüfuzlarını daha da fazla arttırmış ve böylece Kürtler daha da fazla Rus politikalarının etkisi altında kalmışlardır. Pehlevi devleti ile iyi ilişkileri olmayan Sovyetler İran içindeki çıkarlarını yitirmemek için Pehlevilerin tüm zayıf noktalarını kullanmakta idiler. 1930’lu yıllarda Batı’ya kaçarak “K.G.B”nin gizli sırlarını ifşa eden, çok önemli ve yüksek mevkili Rus casusu Jori AĞA BEKOF iki dünya savaşının arasındaki dönemde Rusların Kürt politikaları hakkında şöyle yazar: “1927 yılında Sovyetler devleti Irak, İran ve Türkiye gibi komşu devletlerinde yaşayan Kürtlerin milliyetçilik duygularını kullanarak onları kendisine doğru çekmek ve böylece bu ülkelerdeki Kürt bölgelerini kendi topraklarına katmak amacıyla, toprakları içinde bulunan küçük Kürt bölgesinde bir bağımsız Kürt devleti kurmak kararı aldı.”[11] Daha sonra Ağa Bekof Kürtlerin içinde geniş bir casusluk ağının yaratılmasından ve Kürt aşiret reisleri ile anlaşmaya varıldığından söz ederek şöyle yazar: “ Soğukbulak –Mahabat- bu operasyonun merkezi seçildi”[12] Sovyetlerin açık desteği ile birlikte İngilizlerin kışkırtmaları Kürt ağa ve hanlarının iyice azmasına yol açtı ve daha sonra da Simitko zamanında Irak’a kaçan han ve ağaların geri dönmesi ile Batı Azerbaycan Türklerinin güvenliği yeniden tehlikeye girmiş oldu. Tümüyle silahlı olan Kürtler yeniden yol kesmeye ve talan etmeye başladılar. “Kürt bölgelerinde bir Berno tüfeğinin bir şalvar veya bir çift ayakkabı ile değiş tokuş edildiği”[13] söyleniyordu. İşte bu durumda Kuzey Azerbaycan Komünist Parti başkanı Mir Cafer BAKIROV, bir süredir arkadaşları ile birlikte bağımsız Kürdistan kurmak için örgütlenmeye çalışan Gazi Muhammet’e yönelmiştir. Bakırov Gazi Muhammet’i Bakü’ye davet ediyor, anlaşma yapılmış, Sovyetler Gazi Muhammet’e himayesini bildirmiş ve Gazi Muhammet’e Kürdistan Halk Partisi’ne (J-K Komele) üye olması tavsiye edilerek Kürdistan Demokrat Partisi’nin temeli atılmıştır. O Soğukbulak’a dönükten sonra söylenenlerin aynısını yaptı. Komele partisine girdikten bir süre sonra partinin genel sekreteri veya parti üyelerine göre parti başkanı seçildi. O bir süre sonra Kürdistan Demokrat Partisini kurdu ve Pişeveri’nin Tebriz’de Azerbaycan devletini kurmasından birkaç ay sonra 22 Ocak 1945 tarihinde Mahabat’ta Kürdistan devletini kurdu. O halkın karşına çıkarken üzerinde Sovyetler tarzı üniforma ve başında beyaz sarma Kürt başlığı vardı.
Totaliter kişilikli ve Kürdistan’ın bağımsızlığına tamamı ile inanan Gazi Muhammet, kendisinden önceki Kürt liderlerinin yanlışını tekrar ederek Azerbaycan’ın batısında toprak iddiasında bulundu. Fanatik Kürtlerin eskiden beri peşinde koştuğu “Büyük Kürdistan” iddiası Gazi Muhammet zamanında ciddi şekilde dile getirildi. “Onu Mahabat’ta bürosunda görenler başının üstüne Londra !!! basımı büyük bir Kürdistan haritası asıldığını söylüyorlar. Bu harita tüm İran, Türkiye, Irak ve Suriye’nin Kürt bölgeleri üstelik Sovyet Ermenistanı’nın da bir parçasını kapsamaktadır. Harita bir taraftan İskenderun limanından Akdeniz’e diğer yandan da İran’ın Lorestan ve Huzestan illerinde yerleşen Deştistan, Hendican ve Buşehr kentleri üzerinden Basra Körfezine açılır. Haritaya Erzurum, Erzincan, Kars, Maku, Salmas, Musul ve Uruımiye gibi Kürtlerle hiçbir alakası olmayan şehirlerde dâhil edilmiştir.”[14]
Dönemin en ciddi siyasi ve demokrat Kürt liderinin bile, uygunsuz bir mizaha benzeyen, tarihte hiçbir zaman Kürtlere ait olmayan topraklarda “Büyük Kürdistan” kurmak lafından dem vurmasını görüyoruz. Bu Kürt siyasilerinin fanatik fakat hamlığından dolayı olsun gerek. Söz konusu topraklarda (Batı Azerbaycan, Doğu Anadolu, Kuzey Irak, Batı ve Güneybatı İran ve Kuzeybatı Suriye) Kürtler kendi iddialarına tarihi senetlerde hiçbir kanıt ve iz bulamazken, Türkler, Araplar ve Perslerin (İranlıların) medeniyetlerine yüzlerce tarihi yapıt tanıklık yapmaktadır. Genelde Kürtler “Geztfon’un” üzerinde durduğu “Kerdük”lerin soyundan olduklarını iddia ederler fakat “Th. Nodelke, Hartman ve Visbah gibi büyük doğu uzmanları dilcilik kurallarına esasen Kürtlerin iddialarını doğrulamazlar.”[15] Son zamanlarda ise çok ünlü Ortadoğu tarihçisi S.F.Leman Kerdükler konusuna yeni bir giriş yaparak onların Kürtlerin değil, Gürcü Kerteveli’lerin ataları olduğunu ileri sürmüştür.”[16] Rus bilim adamı N.J.Sar’da (Yafsi okulundan) bu görüşleri onaylayarak Kürtçe’ni Farsça’nın bir şivesi olarak görür ve “Tarih-e Mesudi”yi kaynak göstererek “Kürtlerin ilk başta Arapça konuştuğunu”[17] söyler. Minoreski Arapça’da Kürt sözcüğünün “çadırda oturan” anlamına geldiğini anımsatarak Kürtlerin “dağda oturanlar” olduğunu söyler. “Soy ve fiziksel özellikler açısından yapılan araştırmalara göre ise ilginç sonuçlar elde edilmiştir. Şöyle ki farklı bölgelerin Kürtleri arasında hiçbir uyuşum ve ilişki bulunamamıştır.”[18]
Aslında “Kürdistan sözcüğü ve Kürt adından 12. y.y.’a kadar hiçbir iz görülmemektedir ve sadece büyük Türk hakanı Sultan Sançar zamanında böyle bir eyalet kurulmuştur. “Kürt adını ilk kez Türk kökenli İranlı yazar Kazvinli Hamdullah Mostofi (14. yy.) kendi kitabi “Nezhatul Kulup”ta kullanmıştır.”[19] Ayrıca “Mekri aşiretleri 14. y.y.’da Azerbaycan’da Safevi harekâtının genişlemesi ile İran içinde göç etmeye başladılar”[20] Kürtlerin “kapsamlı Kürdistan tarihi” olarak gördükleri “Şerefname”ye göre “Belbasi, Mudeki, zeydani ve Babeki aşiretleri Osmanlı Sultan Selim döneminde Türkiye’nin Hakkâri yöresinden İran’a geçtiler”[21] ve ondan birkaç yıl sonra da “Dehburki aşiretleri 12.yy. Diyarbakır’dan İran’a girdiler.”[22]
Herhalde Kürtler bu denli karmaşık ve meçhul bir tarihe sahip olmalarına rağmen yakın tarihte her zaman Batı Azerbaycan’daki toprak iddialarını dile getirmişler. Gazi Muhammet zamanında da Kürtlerin bu boş ve yersiz talepleri sadece Türk-Kürt çatışmasını yeniden tırmandırmakla kalmayıp yabancı ellerin bölgede daha da etkin olmasına neden olmuştur. Bu arada bir soru aklımıza takılabilir. Bu gerçeklere karşın Azerbaycan ve Kürdistan devletleri arasındaki diplomatik ilişki nasıl devam edebiliyordu? Bu sorunun cevabını Sovyetlerin o dönemki siyasetlerini incelediğimizde bulabiliyoruz.
Dr. İraj Zogi’ye göre Ruslar 1941 ve 1942 yıllarında, Azerbaycan’da yerleşmiş olan Kürtler, İran ve Türkiye’nin milli birliği aleyhinde tahrik ediyordu yalnız kısa bir süre sonra bu tutumlarını değiştirdiler “çünkü Kürtlerin 1942 yılının baharında Urumiye kentinde türettikleri cinayetlerden sonra, onların saldırganlık ve yıkıcı güçlerinin doğru, ilerde Tahran’a karşı direnişin esas gücünü oluşturacak olan Azerbaycan Türklerine yönelmiş olduğunu fark ettiler. Bundan sonra Sovyet yetkilileri Kürt isyancılara tam destek vermekte bir az çekimser davranıp onları Azerbaycanlı iş birliği yapmaya zorlamaya karar verdiler.”[23]
Gazi Muhammet’in devleti Sovyetlerin İran politikası değişince yıkıldı ve kendisi de 31 Mart 1947’de idam edildi.
Batı Azerbaycan Ve İslam Devrimi’nden Sonraki Olaylar 
Gazi Muhammet’in idam edilmesinden sonra Kürtlerde çok az hareket görüldü. Onlar yaklaşık 30 yıllık bir siyasi durgunluk ve çekimserlik kabuğuna girdiler. Bu dönemde yalnızca Tudeh’in (İran Komünist Partisi) güçlenmesi ile onun sosyalist düşüncelerinin etkisi altında kalarak ve Irak Baas Partisinin de desteği ile bir takım örgütsel etkinliklerde bulunuldu ama bu etkinlikler de örgüt oturum ve mitingleri ve birkaç dağınık silahlı çatışmanın ötesine gitmedi. Aslında bu zaman kesitini Kürt parti ve örgütlerinin yeniden yapılanma ve güç toplama dönemi olarak değerlendirmemiz lazımdır.
Bahsettiğimiz bu parti ve örgütler İran İslam Devrimi’nin hemen yarınki günü, uzun zamandan beri küçük bir kıvılcım bekleyen barut deposu gibi patlak verdiler. Ülkenin o günkü olağan üstü durumu ve özellikle, geçen yüz yılda Kürtlerin sürekli akın ve saldırıları sonucu birkaç şehri hemen hemen tamamen Kürtleşen, Batı Azerbaycan’ın hassas vaziyeti, tüm Kürtlerin silahlı olması ve batı Azerbaycan’daki toprak taleplerini yeniden gündeme taşımaları, bölgede durumu gerginleştirip, güvenliksizlik ve silahlı boğuşmalar yeniden bölgeyi sardı.
Burada şunu vurgulamamız gerekiyor ki, Kürt halkının tüm İran halkları ve milletleri ile birlikte krallık rejimine karşı verdiği mücadeleye karşın fanatik Kürt örgütleri etnik milliyetçilik duygularını kullanarak şiddet ve zor yolu ile eski hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.
Temelde Marksist-Leninist bir örgüt olan Kürdistan Demokrat Partisi devrimden sonra Dr. Abdurrahman Kasımlu’nun liderliğinde sosyal demokrat düşüncesini esas alarak ve aşırı bir Kürt milliyetçi partisi olarak sahneye çıktı. Aynı zamanda sol Maoist düşünceli yalnız ideolojik zaafları belirgin ve kendisini Kürdistan proltariyasının temsilcisi bilen Kürdistan Emekçiler Partisi (Komele) adlanan başka bir örgütte silahlı mücadeleye girdi.
Devrimden yalnız 8 gün seçtiğinde Kürtler Mahabat -Soğukbulak kenti artık resmen Mahabat adlanıyor- kışlasını zaptettiler. 1980’de düşünce ayrılığından dolayı 7 arkadaşı ile birlikte Demokrat Partisi’nden ayrılan Gani Buluriyan hatıra kitabında şöyle yazıyor: “Kasımlı her an farklı kişilerle temasa geçerek kışlayı zaptetmeyi planlıyordu. O bu konuda bana hiçbir şey söylemiyordu. Ben onun işleri hakkında başka bir kanaldan bilgi alıyordum. Ben ona, daha hiçbir olay çıkmadan biz Kürtlerin Dr. Bazergan’ın geçici hükümetine karşı çıkacağımızın doğru olmayacağını söyledim. Sen Kürt sorununun barış yolu ile çözüleceğine inanıyorsan bu yolu izlememelisin. Kasımlı oranın (kışlanın) şer ocağı olduğu ve dağılması gerektiği cevabını bana verdi. Ben dedim ki; sizin sözleriniz partinin düşüncelerine uymamaktadır. Biz barışa inanıyoruz ve barış yolu ile Kürt sorununu çözmek istemekteyiz. Kendimize sorun çıkaracak eylemlerde bulunmamalıyız. Aynı gün saat 11.30’da kışla silahsızlandırıldı.”[24]
Buluriyan’ın yazılarının asıl önemi Kasımlı ve Demokrat Parti’nin gerçek yüzünü açığa çıkmasındadır. Kasımlı ülkenin o denli hassas durumunda yabancılar gibi davranıp, ordu kışlasını şer ocağı adlandırmıştı. Asıl amacı Kürdistan ve Batı Azerbaycan’a hâkim olmak olan Kasımlı Mahabat kışlasını kendisine bir engel olarak görüyor ve ayrıca kışlanın silahsızlandırılmasını partinin silah ihtiyacının karşılanması için gerekli buluyordu. Mahabat kışlasının silahsızlandırılması daha sonraki Pave, Senendeç, Sakız, Celdiyan kışlası, Sulduz savaşı ve diğerlerine bir ön çalışma sayılmakta idi.
Mahabat olaylarından sonra ve devrimin tam bir ayı tamamlandığında Kasımlı partinin amaç ve istekleri hakkında “Kürt halkı sadece özerklik istiyor”[25] şeklinde açıklama yapmıştı. Onun bu sözü tüm Kürt halkının sözü olmasa da önemli olan husus budur ki halktan ve halkın haklarından bahseden Kasımlı ve partisi devletten istemesi gereken özerkliği Azerbaycan Türklerinin kanını akıtarak elde etmeye çalışmıştır. O Hana -bugünkü Farslaştırılmış adı ile Piranşehr- ve Sulduz’da –Negedeh- Türklere tam bir kıyım yaşatarak Batı Azerbaycan topraklarını Kürdistan’a katmaya çalışmış ve böylece bölgeyi büyük bir dehşet ve gerginliğe itmiştir. İşin ilginç tarafı Kürtlerin milli lideri Kasımlı’nın bu çılgınca davranışlara dini liderleri Şeyh İzzettin Hüseyni de aktif destek vermiş ve hatta bölgedeki etnik-dini boğuşma ateşinin fitilini onlar ikisi birlikte yaktılar dersek hiç de yanılmış olmayız.
Sulduz -Negedeh- çatışmasıKürtler Mahabat -Soğukbulak- kışlasını silahsızlandırdıktan sonra, her türlü savaş teçhizatı ile donatılmış, 20 bin kişilik bir kalabalıkla parti mitingi yapmak için Sulduz’a doğru yola çıktılar. O da nüfusunun sadece beşte biri Kürt olan Sulduz’a!!! Neden Sulduz’un miting yeri seçildiği hayati önem arz eden bir sorudur. Onlar Kürdistan’ın bağımsızlığı doğrultusunda hareket ediyorlardı, yalnız onların kafasındaki Kürdistan ütopik ve hayal ürünü olan bir Kürdistan’dı. Onlar Şeyh Abidullah ve İsmail Simitko’nun stratejik yanlışlarını tekrarlayarak yine de kendilerinden her konuda daha büyük ve daha güçlü olan Azerbaycan topraklarında zor ve şiddet kullanarak Kürdistan devleti kurmaya kalkıştılar. Şehit Çemran’ın söylediği gibi “Negedeh Azerbaycan’ın kapısıdır. Üşnu, Celdiyan ve Piranşehr’e ulaşıp Azerbaycan’ın iç kesimlerine açılmak için Negedeh’e hâkim olmak hayati önem taşır.”[26] Neden Sulduz’a saldırdıkları net olarak karşımızdadır.
Sulduz’lu Türkler Kürtlerin kötü niyetini bildikleri için ve hassasiyet ve gerginliği önlemek için parti yetkililerini mitingi başka yerde yapmaya ikna etmeye çalıştılar. Ebrişemi “Orta Doğu’da Kürt meselesi” kitabında şöyle yazıyor: “Türklerden bazı ulema ve saygın kişiler gelip arabuluculuk yaptılar. Bu silahlı törenin şehir içinde gerçekleştirilmemesi için merkez büro ile temasa geçtiler (daha sonralar Buluriyan da bu olanları onaylamıştır). Buluriyan’ın da tasdik ettiği üzere Sulduz’lu Türkler merkez büroya bir mektup yazarak Sulduzluların gidişattan endişe duyduklarını ve silahlı törenin kentin içinde değil, dışında yapılmasını istediklerini partiye ilettiler”[27] Sulduz –Negedeh- Türklerinin bu çabalarının hiçbir yararı olmamıştır. Kasımlı ve hatta Molla Saleh (Sulduz Kürt camisinin imamı) kentin boşaltılması ve teslim edilmesi gerektiğini not etmişler. Kürtlerin bu isteği kesin bir hayır cevabı ile karşılaşmıştır. Herhalde Kürtler kente girmiş ve şehir stadında toplanmışlar. Gelişmelerin devamında, bir merminin patlaması üzere Kürtler stattan dışarı dökülmüş ve halkın üzerine ateş açmaya başlamışlar. Savunmaya hazırlıklı olan Türkler ise kendilerini savunmuşlar. Türkler şehir merkezindeki “Kale Başı” tepesini ele geçirerek duruma hâkim olmuşlar fakat Kürtlerin sayıca üstün oldukları Türklerde ağır kayba yol açmıştır. Bu savaşta çok sayıda suçsuz çocuk, kadın ve yaşlı Türk Kürt’lerce katledilmiştir. Üç günlük sürekli çatışmadan sonra Azerbaycan’ın korkmaz ve cesur savaşçı ve din adamı Hücetülisalm Hasani Urumiye radyosundan bir bildiri yayınlayarak halkı savaşa ve Kürt fitnesini defetmeye çağırmıştır. Bildirinin yarınki günü Hasani Azerbaycan’ın diğer bölgelerinden de gelen gönüllülerle birlikte Sulduz’a girmiştir. Dört günlük kızgın bir savaş ve her iki taraftan da yüzlerce insanın ölmesinden sonra ordu güçleri bölgeye girmiş ve böylece Kürtler kesin bir yenilgiye uğrayarak kaçmak zorunda kalmışlar. Hasani Kürtlerle bir haftalık savaş hatıralarından şöyle anlatmıştır: “Yarınki günü öğlen vakti iki evden görüş yaptım. 11 kişinin bir evde kesilmiş başını gördüğümde çok etkilenmiştim. Üç yaşındaki kız çocuğunun da başını kesmiş ve çivi ile annesinin göğsüne çakmışlardı. Öldürülenlerin arasında yaşlılarda vardı. Başka bir yerde 22 kişiyi asmışlardı. Bir gencin baltayla doğranmış cesedi de beni çok sarsmıştı. Bu cinayetleri yapanlar demokrat oluklarını iddia eden adamlardı.”[28]
Kürtler bu sefer de çok büyük bir yanlışlık yapmışlardı. Onlar suçsuz halkı katletmekle iç yüzlerini bir kez daha göstermişlerdi. Sulduz savaşı şehir halkı ve gönüllülerin yardımıyla, İran arazi bütünlüğü bozmak ve Azerbaycan topraklarını sahiplenmek isteyen Kürtlere bir bataklığa dönüşse de bu savunma Azerbaycan Türklerine çok pahalıya mal olmuştur.
İkinci Sulduz olayı devrim muhafızlarından olan bir grup gönüllü gencin Kürtlerin saldırısına uğraması ile meydana geldi. Bu olayda dönemin Negedeh devrim muhafızları komutanı şehit Ali Elmi komutasındaki bir grup gönüllü genç Celdiyan kışlasından şehre dönerken Kürt köyü olan “Garna” köyünde Kürtlerin pususuna düşmüş ve hepsinin başı kesilerek öldürülmüşler. Olaydan yaralı kurtulan bir gönüllü kendisini şehre yetiştirmiş ve olanları anlatmıştır. Haber üzerine şehir halkından bir grubu olay yerine gitmiş ve olay yerinde yeniden çatışma olmuştur. Bu sefer de köyün peşmergeleri teslim etmemesi nedeni ile halk köyü basmıştır. Ne yazık ki Garna olayı Kürtler tarafından çarpıtılarak anlatılmaktadır. Onlar olanların sadece ikinci kısmını anlatıyor ve olayın zaten neden çıktına göz yummaktalar. Garna olayında sürecin geçmişini de dikkate almak lazım. Gerçekten Azerbaycan topraklarını bölerek oralarda kendilerine devlet kurmak isteyen Kürtler değil miydi? Ve hakikaten Azerbaycanlılar her zaman sadece kendilerini savunmadılar mı?
Kürtlerin Sulduz’a saldırdıkları Kürt siyasilerinin çoğunluğu tarafından itiraf edilmiştir. Dönemin parti genel sekreteri olan Abdullah Hasanzade “yarım Asır Mücadele” kitabının ilk cildinde “parti yetkililerinin Negedeh faciasında yanlış yaptığını ve korkunç bir tuzağa düştüklerini”[29] yazmıştır.
Kürtlerin fitnesi kalktıktan sonra kentten kaçan yerli Kürtler yeniden kente geri döndüler. Sulduz halkı onları kabul edip yaptıklarına göz yumarak barış ve karşılıklı anlayış yolunu seçti. Ama Kürtler Hana-bugünkü Farslaştırılmış adı ile Piranşehr- gibi çoğunluk sağladıkları Azerbaycan şehirlerinde böyle davranmayıp özellikle Hana şehrinde kaçmak zorunda kalan bir hayli yerli Türk’ü kabul etmekten imtina ettiler. Böylece Hana’nın –Piranşehr- nüfus yapısı tamamı ile Kürtleşti.
1981 yılında İran-Irak savaşı başladıktan sonra bölgede Hamze Seyülşüheda askeri karargâhı kuruldu ve bu nedenle de “yurt içinde tutunamayan Kürt örgütleri Irak topraklarına çekilmek zorunda kaldılar.”[30] Yalnız bu geri çekilme Kürt fitnesinin aşımlaş olması demek değildi. Demokrat ve Komele partileri savaşın son yıllarına kadar bölgede varlıklarını devam ettirdiler ve birçok terör eylemi ve gerilla saldırıları gerçekleştirdiler. Bu eylemlerin en çok bilineni Azerbaycan bölge kolordu komutanı General Emini’nin de şehit edildiği “Darlek” olayı idi.
Kürtlerin Azerbaycan’da neden olduğu huzursuzluk birçok yönden Türk halkına ağır zararlar vermiştir. Onların sayesinde Batı Azerbaycan bölgesinin ekonomik gelişimi sekteye uğramış, özel ve devlet yatırımlarında ciddi bir düşüş yaşanmıştır.
Her halde İran-Irak savaşı bittikten sonra huzur ve güvenlik Batı Azerbaycan’a geri dönmüş yalnız bu huzur 1991 yılında Körfez Savaş’ı ve Saddam’ın Kuzey Irak Kürtlerine saldırmasıyla Batı Azerbaycan’a yeniden akın eden Kürt mültecilerin girişi sebebi ile tekrar sarsılmıştır. Batı Azerbaycan Türk’ünün Kürtler hakkında iyi şeyler anımsamadığından dolayı endişe duyması gayet doğaldı. Ama yene de haddinden fazla merhametli ve konuksever olan!! Azerbaycan Türkleri Kürt mültecileri barındırıp, onları kendi himayelerine aldılar. Urıumiye ve Sulduz gibi her zaman Kürtlerin saldırı ve zulmüne uğrayan kentlerde birçok Türk ailesi barksız kalan Kürtleri kendi evlerinde barındırdılar. Ben şahsen Sulduz’da en az bir Kürt ailesini barındırmayan çok az aileye rastladım. Ama işin ilginç tarafı, Saddam’ın Kuveyt’e yaptığı saldırı yenilgiye uğradıktan sonra bu mültecilerin büyük kısmı kendi yurtlarına geri dönmediler ve birçoğu İran vatandaşlığına geçtiler. Böylece aniden bölgede bir daha Kürt nüfusu önemli ölçülerde arttı ve nüfus dengesi bir az daha Türklerin aleyhinde değişti. (Bazı gayri resmi kaynaklara göre son dönemlerde İran’ın Batı Azerbaycan ilinin genelinde Kürt nüfusu %35 ila %40 oranına çıkmıştır. Fakat bu verilerin Kürtler tarafından abartılarak ortaya atıldığı sanılmaktadır). Batı Azerbaycan’ın Urumiye, Hoy, Salmas, Sayın Kale –Şahin Dej-, ve Koşaçay –Miyandab- gibi nüfusunun kesin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu kentlerine bu dönemde çoğunluğu Barzabi aşiretine mensup olan birçok Kürt ailesi yerleşti.
Savaş bittikten sonra Kürt bölgelerinden Batı Azerbaycan kentleri özellikle Urumiye’ye büyük bir göç başladı ve bu göç akımı halen de devam etmektedir. Öyle ki şu anda Türkiye ile İran -Güney Azerbaycan- sınırındaki köylerin birçoğu Kürt köyü haline gelmiştir. Bu göçlerin ekonomik nedenlerden dolayı gerçekleştiğini savunanlar da büyük bir yanılgı içindeler. Bu göç akımının neden ekonomik açıdan Batı Azerbaycan’dan kat-kat daha üstün olan Doğu Azerbaycan ili veya ondan da çok daha zengin olan Fars bölgelerine yönelmediği ciddi biçimde kafa karıştırmaktadır. İran içinde göçlerin genelde ekonomik nedenlerle olduğu bir gerçektir ama Kürtlerin Batı Azerbaycan’a gerçekleştirmekte olduğu büyük göç akımının ekonomik nedenlerden dolayı olduğu yönünde mantık yürütmek kesinlikle gerçekleri çarpıtmaktan sonra hiçbir şey olmayacaktır. Çünkü Batı Azerbaycan ili zaten gelişmişlik düzeyi olarak 28 il arasında 27.ci sırada yer almaktadır ve İran devletinin merkeziyetçi politikaları sayesinde birkaç küçük sanayi birimi dışında bölge halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. (Bu gerçek kendisi İran Devletin Fars olmayan halklara karşı ayrımcı davranışının bir kanıtıdır). Bize göre bu göçlerde ekonomik nedenlerden daha fazla siyasi amaçlar gözetilmektedir. Bizce Kürtler bu göçlerle Bat Azerbaycan’ın nüfus yapısını değiştirerek bu topraklardaki iddialarını yasal zemine oturtmak niyetindeler. Nitekim geçen yıllarda bazı Kürt aydınları cumhurbaşkanı Hatemi’ye mektup yazarak Batı Azerbaycan ilinin güney kesiminde ki Kürtleşmiş şehirlerin Azerbaycan’dan ayrılarak “Mekriyan Kürdistanı” adlı, Mahabat merkezli bir il oluşturulmasını istemişlerdi. Bu konu bir ara ciddi şekilde medya ve hatta devletin iç çevrelerinde tartışıldı. Yalnız Kürtlerin sadece il olmakla yetinmeyecekleri daha şimdiden belli. Onların uzun vadede çok daha tehlikeli amaçlar gütmediklerini kim garanti edebilir ki?
Bölgede Kürtlerin yarattıkları huzursuzluğun bir yeni safhası da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklanması ile baş gösterdi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 30 bin Türk vatandaşının ölümüne sebep olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal arazi bütünlüğünü tehlikeye sokan ve uluslar arası platformda terörist örgüt olarak tanınan PKK örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın (APO ismi ile de bilinmektedir) Türk güvenlik güçlerince yakalanmasını takiben “1998’in baharında Urumiye ve Senendeç şehirlerinde kargaşa çıktı”[31] Türkiye’de bir teröristin yakalanmasının İran Kürtlerine ne alakası olduğu da hoş bir husustur. Elbette bu kargaşalarda bazı vatandaşları tahrik ederek bölgenin huzur ve refahını bozmak isteyen bazı eller de vardı. İşte bunlardan birisi Senendeç’in İslami Şura Meclisi’ndeki milletvekili Bahaettin Edeb’di. Edeb mecliste 22 Şubat 1998 tarihli olağan konuşmasında “ülkenin Dış İşler Bakanlığını Türkiye ile olan diplomatik ve ekonomik ilişkilerinin yeniden gözden geçirmeye çağırdı. Ebrar gazetesinin parlaman muhabirinin haberine göre mühendis Bahaettin Edeb dün meclisteki olağan konuşmasında tüm İran ve diğer ülkelerde yaşayan Kürtlerden Öcalan’ın serbest bırakılması için yasal!! protestolarını devam etmelerini isteyip onları Türk mallarını almamaya çağırdı.”[32] Bu sözler ve görüşler altıncı İslimi Şura Meclisi’ndeki Kürt fraksiyonunun başkanına aittir. Bu fraksiyonun yaptığı diğer işlerden dolayı da ağır eleştiriler yönelmiştir. Özellikle meclis seçimleri sırasında bu fraksiyonun bazı üyelerinin Uruımiye, Sulduz, Hoy ve Salmas şehirlerinde yaptığı bazı görüşmelerle ilgili sorular hala cevapsız kalmıştır. Edeb daha sonralar mecliste açıkça Urumiye’nin bir Kürt şehri olduğunu dile getirmiştir. Onun bu ilginç keşfi!! Azerbaycan’da ciddi tepkilere sebep olmuştur. Bunu bağlamda devrim önderinin il temsilcisi Hüccetülislam Hasani Urumiye’nin Cuma namazı konuşmasında Edeb’i sertçe kınayarak Kürtlerin Urumiye’yi sahiplenmek peşinde olduğunu ve burayı gelecekte kurmak istedikleri Büyük Kürdistan devletine başkent yapmak istediklerini fakat Allah’ın yardımı ve Azerbaycan halkının gayreti ile bu başaramayacaklarını ifade etmiştir. Gerçekten de İslami Şura Meclisi’nin Kürt milletvekillerinin Batı Azerbaycan kentlerinde ne işi olabilir ki? Bu sayın milletvekilleri Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra da Kuzey Irak hakkında buna benzer girişimlerde bulunmuşlardı ki bizim konumuzun kapsamı dışında kaldığı için onlardan söz etmiyoruz.
Kürtlerin –İran Kürtlerinin- bu sevdadan hala vazgeçmedikleri gayet açıktır. Onların amacı sadece anayasanın 15. ve 19. maddelerinde verilen hakların alınması olsa tabi ki kimsenin itirazı olmayacaktır. Ama Kürtlerin kendi yazdıkları ve söyledikleri bunun tersini göstermektedir. Nitekim Senendeç’te -İran Kürdistan ilinin merkezi- yayınlanan ve sorumlu müdürü de il yetkililerinden olan “Abider” dergisinin başlığı altındaki logo şeklinde basılan haritanın bazı Türk şehirlerini de içine alması ciddi şüpheler uyandırmıştı. Veya Kürtçe yayınlanan “Aşti”(Barış) dergisinde Kürt şarkıcı Mazhar HALİKİ ile yapılan bir repörtajda Haliki’nin “üstat İran’a ne zaman geri döneceksiniz?” sorusuna “Çaldıran’dan İlam’a kadar bütün Kürt’lerin birleştiğini gördüğüm zaman” şeklindeki cevabı aynen yayınlanmıştır. Aynı dergi 14 Aralık 2004 tarihli sayısında Türkiye Cumhuriyet’i ve hatta İran’ın arazı bütünlüğünü tehlikeye sokan PKK terör örgütünün ölülerini “şehit” diye hitap etmiştir. Kürtçe yayınlanan “Anahid” dergisi ilk sayısında “Azerbaycan Kürtlerin eski yurdu” başlıklı bir makalede temelsiz toprak iddialarında bulunmakla yetinmeyip Türklere hakaret etmiştir.[33] Bu örneklerin sayısını arttırabiliriz. Bu yasal ve izinli dergilerde yayınlanan yalan ve kışkırtıcı yazların bağlamında önemli olan nokta ilgili yetkililerin kayıtsızlığı ve yasal işlemlerde bulunabilirken her hangi bir tepki göstermemesidir.
Sonsöz ve Genel Değerlendirme
Yukarıda bir kısmını aktardığımız Kürt siyasi tarihinin incelemesiyle Kürtlerin genelde kendi isteklerini diyalog ve barış yoluyla değil silah ve şiddet yolu ile elde etmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Bu yanlış eğilim Kürtlerin yalnız kendilerine ağır zararlar vermekle kalmayıp çoğu zaman Azerbaycan Türklerine de büyük can ve mal kayıpları mal etmiştir ama her zaman sonunda yenilen ve kaçmak zorunda kalan Kürtler olmuşlardır. Azerbaycan ve özellikle onun batı kısmına her zaman açgözlülükle bakan Kürtler, İngiltere, Rusya, Amerika ve belli bir dönemde Irak Baas Partisinin yardım ve desteği ile her zaman Azerbaycan’da etnik çatışmaların bir tarafı olmuşlar. Büyük güçler her zaman Kürt’leri maşa gibi kullanarak Orta Doğu bölgesinde onların aracılığıyla kendi çıkarlarını korumaya veya nüfuz havzalarını genişletmeye çalışmışlar. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu İslam Dünyası’nda yayılması için Kürtlerin aşırı din duygularını kullanmış daha sonra İngiltere bölgede etkinliğini korumak ve Hindistan’ın yolunu elde tutarak oraya zarar verdirmemek için Kürtleri yanına çekmiştir. Bu bağlamda Arabistan Lauransı’nın Orta Doğu’da ve özellikle Kürtlerin arasında bulunarak yaptığı işler kendi başına bir araştırma konusudur. Deli Petro zamanından beri kâh Anadolu ve kâh Azerbaycan ve İran üzerinden sıcak denizlere inme sevdasında olan Rus’lar da bayağı bir zamanlar Kürtleri kullanmışlardır. En son ise Irak Baas Partisi eski İran Şahı ile olan sınır probleminden dolayı ve bir sonraki dönemde İran-Irak savaşı esnasında Kürtleri İran’ın aleyhine kışkırtmış ve İran’ın başına birçok dert açmıştır ama işin ilginç tarafı bu parti gerekli gördüğünde acımasız bir şekilde ister kendi vatandaşı Kürtlere ister İran Kürtlerine kırıcı darbeler indirmiştir. Şimdi ise Kürtler demokrasi sloganı ile Irak’a sokulan Amerika’nın aleti durumuna gelmişler. Bu arada her zaman göçe hazır olan Kürtler, ellerine geçen fırsatı yene de Türklerin aleyhinde kullanarak bir Türk kenti ve aynı zamanda petrol zengini olan Kerkük’e aynen Batı Azerbaycan’da yaptıkları gibi büyük göçler gerçekleştirerek bu öz be öz Türk vatanını ele geçirmeye çalışmaktalar. Ortada açık bir gerçek vardır ki, Kürtler ister Azerbaycan’da, ister Anadolu’da ve ister Irak’ta her zaman Türkleri ciddi zorluklarla karşı karşıya getirmiş ve Türklere sağalması zor ve hatta imkânsız yaralar açmışlar. Bunların en ağır ve şiddetlilerine ise gereğinden fazla konukseverlik yapan! Batı Azerbaycan Türkleri katlanmak zorunda kalmışlar.
Kürt ayaklanmalarının hepsinin ortak noktası Batı Azerbaycan’da toprak talebi ve Büyük Kürdistan iddiaları olmuştur. Şey Abidullah Şemzinani ve İsmail Simitko siyasi bilgilerinin yetersizliğinden dolayı bu kavramı kullanmasalar da kuşkusuz Batı Azerbaycan’da Türklere yaptıkları toplu kıyımlar bu doğrultuda olmuştur. Bu yanlışı Kürt tarihinin en entelektüel ve becerikli lideri Gazi Muhammet bile yapmıştır. Kürtlerin her zaman yaptıkları iki yanlış vardır. Brizcisi silaha sarılıp şiddet ve terör yoluna gitmeleri ikinci ise Türk Milleti’nin şeref ve namusu olan toprağına göz dikmeleridir. Şüphesiz bunların hiç birisinin Kürtlere tatlı sonuçları olmayacaktır.
Kürt milliyetçilerinin altın devirlerini yaşadıkları bir gerçektir. Dünya ve bölgedeki politik süreç özellikle Irak’taki karmaşık durum ve Kürtlerin elde edebildiği imtiyazlar, diğer yandan da İran devletinin iç politikası Kürtlere, akıl ve mantık çerçevesinde davrandıkları, tarihi ve güncel gerçekleri göz önünde bulundurdukları durumda çok büyük başarılar elde edebilecekleri değerli bir fırsat yaratmıştır. Yalnız geçmişteki gibi akıl ve mantığı bir kenara bırakıp yene de Batı Azerbaycan ve diğer Türk topraklarında hak iddia ederlerse kendilerini acı bir sonuç bekleyecektir.
Bu arada Türk ve Kürt aydınları karşılıklı saygı ve anlayış ortamında ve kendi haklarına yetinerek ortaya çıkabilecek problemleri çözebilir hatta İran genelinde ortak çalışmalar yaparak büyük başarılara imza atabilirler. Ne de olsa İran çerçevesinde Türklerle Kürtlerin bir takım ortak problemleri vardır. Bu noktaya geldiğimizde başka birçok önemli noktanın da altını çizmeden geçemeyeceğiz. İran içinde Türklerle Kürtlerin veya her hangi iki millet ya etniğin didişmesinden sadece ve sadece Fars şovenistleri kar edeceklerdir. İster Türkler ister Kürtler ister diğer İran halkları artık, önemli ölçüde iktidarı tekeline geçirmiş Fars şovenistlerinin karşısında, mağdur halklar olduklarını anlamalılar. Bu arada özellikle Güney Azerbaycan Türk aydınları Kuzey Azerbaycan’daki Karabağ faciasından ders almalı ve şimdiden gereken önlem ve tedbirleri almalılar.
*Bu makale Güney Azerbaycan’ın Sulduz –Negedeh- kentinin Özel İslami Üniversitesinde, Türk Öğrenciler tarafından Azerbaycan Türkçesi ve Fars dillerinde yayınlanan, Çenli Bel Öğrenci Dergisi’nin özel sayısından alınmıştır.
[1]Ozae Siyasiye Kordestan az 1258 ta 1325 (Krdistan’ın siyasi durumu 1879’dan 1946’ya kadar), Mocteba BORZUYİ, Fekre No yayınları, 1. bası, kış 1999, s.57
[2]Resaleye Giyame Şeyh Abidullah (Şeyh Abidullah ayaklanması mecmuası), Ali Han Avşar (Avşar tarihinden), s.24
[3]Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.24
[4]Aynı kaynak, s. 61
[5] Aynı kaynak, s.61
[6] Aynı kaynak, s.62
[7]Aynı kaynak, s.77
[8] Aynı kaynak, s.77
[9] Tarih ve Coğrafiyaye Miyandoab (Koşa Çay’ın-Miyandoab- tarih ve coğrafyası), Cemşid MEHBUBİ, Pervin yayınları, s.135
[10]Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.67
[11]Aynı kaynak, s.266
[12]Aynı kaynak, s.267
[13]Aynı kaynak, s.272
[14] Aynı kaynak, s.295
[15] Kord ve Kordestan (Kürt ve Kürdistan), Vasili NİKİTİN, Nilüfer yayınları, 1. bası, s.35
[16] Aynı kaynak, s.35
[17] Aynı kaynak, s.55
[18] Aynı kaynak, s.66’dan 73’e
[19] Aynı kaynak, s.75
[20] Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.38
[21]Şerefname, Emir Şerefhan Bitlisi, Elmi yayıncılık, s.470
[22] Ozae Siyasie Kordestan (bkz.1.dipnot), s.40
[23]İran ve Godrethaye Bozorg Der Cenge Cehaniye Dovvom (2. Dünya savaşında İran ve büyük güçler), Dr.İraj ZOGİ, Pjenk yayınları, 2.bası, s.140
[24] Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.21
[25]Haşemi ve Engelab (Haşimi ve devrim), Mesud REZEVİ, Hemşehri yayıncılık, 2.bası, s.285
[26]Kordestan (Kürdistan), şehit Çemran, 7. bası, İslami Kültür yayınları, s.39
[27] Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.23
[28]Keyhan gazetesi, Hüccetülislam Hasani ile söyleşi, 8 Mart 2002
[29]Çeşmendaz politik-stratejik dergi, Mart 2005, s.23
[30] Tehevvolate Gomi Der İran (İran’da etnik gelişmeler), Dr. Mocteba MEGSUDİ, 1. bası, s.306
[31] Aynı kaynak, s.313
[32] Ebrar gazetesi, 24 Şubat 1998tarihli sayı
[33] Çenli Bel Öğrenci dergisi, 2.say, s.19
XVI. Yüzyılda Anadolu Kitapçılık Sanatının Gelişmesinde Güney Azerbaycanlıların Katkısı
Kaynak:



Thursday, September 24, 2009

Cilovluq Faciəsi Yoxsa Azərbaycan birinci Dünya Savaşı Sırasında

Tohid Məlikzadə Dilməqani. AZƏRBAYCAN BİRİNCİ DÜNYA MÜHARİBƏSİNDƏ
yaxud
CİLOVLUQ FACİƏSİ
Birinci Dünya müharibəsi illərində Rusiya və Qərb dövlətləri tərəfindən dəstəklənən erməni və assuri hərbi birləşmələrinin Güney Azərbaycanda, daha dəqiq desək, Urmiye , Salmas, Maku və Xoy bölgəsində millətimizə qarşı törətdiyi dəhşətli cinayətlər, kütləvi qırğınlar uzun zaman istər İranda, istərsə də keçmiş SSRİ-də gizli saxlanmış, yaxud təhrif olunmuş şəkildə qələmə verilmişdir. Yalnız son illər Güneydə «cilovluq faciəsi» kimi tanınan bu soyqırım aktlarına dair məqalə və kitablar, sənəd və materiallar ortaya çıxmışdır. Bu baxımdan Güneyli tarixçi Tohid Məlikzadə Dilməqaninin «Azərbaycan Birinci Dünya müharibəsində, yaxud cilovluq faciəsi» adlı fundamental əsəri faktoloji bazasının zənginliyi ilə diqqəti çəkir. Fars dilində yazılmış bu qiymətli kitab artıq AMEA Şərqşünaslıq İnstitutu Cənubi Azərbaycan şöbəsinin əməkdaşı Cəmalə Mirzəyeva tərəfindən Azərbaycan dilinə tərcümə edilmişdir və hazırda çapa hazırlanmaqdadır. Həmin tərcümədən bir parçanı sizə təqdim edirik. 
Birinci Dünya müharibəsi bəşər mədəniyyəti tarixində dönüş nöqtəsi sayılır. Belə ki, bu müharibə zamanı köhnə ictimai, siyasi quruluşların çoxu yenisi ilə əvəz olundu, böyük imperiyalar xırda məmləkətlərə çevrildilər, yeni milli hökumətlər meydana gəldi.
Azərbaycan (burada və sonra Güney Azərbaycan nəzərdə tutulur – red.) əsas döyüş meydanından, yəni Avropadan uzaq olsa da, geosiyasi mövqeyinə görə elə müharibənin ilk günlərindən rus və osmanlı ordularının tapdağı altına düşdü və bir çox səbəblərdən, o cümlədən, mədəni yaxınlığa görə osmanlılara meyilli mövqe nümayiş etdirdi. Bu ərazidə həmişə çoxluq təşkil etmiş və edən Azərbaycan türkləri osmanlılara havadarlıq etsələr də, Azərbaycanın xristian mənşəli sakinləri öz həmyerlilərinin əksinə olaraq, Rusiya, İngiltərə və Amerika dövlətləri ilə tərəfdaşlıq edirdilər. Bunlar Azərbaycanın türk mənşəli xristianları idilər, lakin XIX əsrin əvvəllərindən etibarən qərb missionerlərinin səyi nəticəsində erməni dilini öyrənməyə başladılar. Bir çoxu hətta öz qədim təriqətlərini – qriqorianlığı (şərqdə yayılmış xristian təriqəti) atıb missionerlərin yaydığı katolik, protestant və ya ortodoks xristian məzhəblərinə üz tuturdular. Missionerlərin təbliğatının səbəblərindən biri də Azərbaycan xristianlarını rus, ingilis, Fransa qüvvələrin tərəfinə çəkmək idi. Bunun nəticəsi Birinci Dünya müharibəsi zamanı Azərbaycan xristianlarının hərəkətlərində özünü göstərdi.
1909-cu ildə ruslar Təbrizdə Rusiyaya qarşı təhlükə yaranması bəhanəsi ilə Azərbaycanı bütövlüklə işğal etdilər və bu vaxtdan etibarən Azərbaycan sərhədi boyunca Osmanlı dövləti ilə həmsərhəd oldular. Birinci Dünya müharibəsinin və Rusiya-Osmanlı ardıcıl müharibələrinin baş verməsi üzündən Osmanlı dövləti Azərbaycanda Rusiya qüvvələrinin yerləşməsi ilə razılaşa bilmədi və buna görə Qacar dövlətinə rusların Azərbaycandan çıxarılması tələbi ilə nota göndərdi. Qacar dövləti məsələni ruslarla müzakirəyə çıxardı. Lakin ruslar bu notaya məhəl qoymadılar. Hətta Rusiyanın Qafqazdakı baş komandanlığı şimal-qərbdəki ordu hissələrinin «Azərbaycan korpusu» adı ilə general Çernozubovun başçılığı altında yenidən qurmaq və möhkəmlətmək haqda qərar verdi. Bu ordunun əsas vəzifələrindən biri isti sulara və indiki İraq ərazisinə çıxış üçün çox böyük əhəmiyyətə malik olan Culfa-Xoy-Salmas və Urmiye yolunun qorunması idi. Bu bölgədə rusların xristian tərəfdaşlarının möcudluğu keçidin əhəmiyyətini daha da artırdı.
1915-ci ilin əvvəlində Azərbaycan rus və Osmanlı qüvvələrinin toqquşma meydanına çevril¬mişdi. Osmanlı qüvvələri Ənvər paşanın komandanlığı ilə bölgəni rus tör-töküntülərindən təmizləmək üçün Azərbaycana yaxınlaşdı. Lakin şəmsi tarixilə 1294-cü ilin dey ayında (1915-ci ilin əvvəlləri) böyük Sarıqamış faciəsi baş verdi. Ənvər paşa Ərzurumun Allah-əkbər dağlarında 100 min əsgərini itirdi.
1916-cı ilin yazında bütün bölgə tədricən rusların işğalına məruz qaldı. Osmanlıların rusları bölgədən sıxışdırmaq üçün etdiyi sonuncu cəhd Dilman döyüşündə (aprel-may aylarında) uğursuzluqla nəticələndi. Azərbaycanda «cilov» adlanan Osmanlı aysorlar (assuriyalılar – red.) hərbi oyunlardan kənarda qalmayaraq, öz dövlətlərinə qarşı müharibə elan etdilər. Lakin onlar Osmanlı ordusu qarşısında uzun müddət dayana bilmədilər. Əvvəllər rus qüvvələrinə arxalanıb Osmanlı dövlətinə qarşı qiyam qaldırmış aysorlar bu dəfə də rusların ətəyindən yapışaraq, Azərbaycana qaçdılar. Kişi, qadın və uşaqlardan ibarət on minlərlə cilov Hakkaridən qaçaraq, ac və yorğun halda Urmiye və Salmasa gəldilər. 
Çağrılmamış bu ac qonaqların gəlməsi, üstəlik bu hadisənin dünya müharibəsi şəraitində baş verməsi Azərbaycan üçün çox ağır bir yük idi. Lakin buna baxmayaraq, Azərbaycan əhalisi onların yaşaması üçün münasib şərait yaradıb çörək və ocaqlarını onlarla bölüşdü. Cilovlar bu duz-çörəyin qarşılığını ölüm, qan və güllə ilə yetərincə ödədilər. 
1918-ci il Oktyabr inqilabına, Rusiyanın Dünya müharibəsindən və o cümlədən, Azərbaycandan çıxmasına qədər ruslar və cilovlar bazarların yandırılmasında, əhalinin qırılmasında birgə fəaliyyət göstərirdilər. Ruslar Azərbaycandan çıxdıqda, müttəfiqlər rusların əvəzinə azərbaycanlılara və osmanlılara qarşı cilovları silahlandıraraq, onlardan 6 batalyon (4 batalyon aysor və 2 batalyon erməni), 4 batareya, 300 nəfərlik süvari dəstəsi və rus, ingilis, fransız zabitlərinin komandanlığı altında bir pulemyot rotası təşkil etdilər.
Xristian ordusu Urmiyeda 3 gün sürən qırğınlar törədərək, 22 fevral 1918-ci ildə Azərbaycanın qərbini işğal etdiyini bildirdi. Cilovların milli və dini rəhbəri olan Marşimon öz süvari qoşununu möhkəmləndirmək üçün ingilislərin müttəfiqi sayılan Simitkonun yanına gəldi. Lakin 16 mart 1918-ci ildə o, Salmasdakı Köhnəşəhərdə Simitko tərəfindən öldürüldü. Bu hadisədən sonra Urmiye, Dilman və Köhnəşəhərdə yenidən qətliam başlandı. Bir neçə ay ərzində 100 mindən çox azərbaycanlı şəhid oldu.
Andranik də cilovlara, oradan da ingilislərə qoşulmaqla, «Böyük Ermənistan» yaratmaq planını həyata keçirmək üçün 25 min erməni ilə Xoya hücum etdi. Amma onun bu məqsədi Xoydakı azərbaycanlı mücahidlərin və Osmanlı ordusunun fəaliyyəti nəticəsində baş tutmadı. 
Osmanlı ordusunun Azərbaycana daxil olması ilə on minlərlə erməni və aysor ingilislərin köməyi ilə Urmiye gölünün cənubuna, oradan isə Həmədana – ingilislərin bazasına qaçdı. İngilislər onları Bağdadın şimalındakı düşərgələrdə yerləşdirdilər.
Azərbaycan xristianları bir çox avantüralardan sonra ümumi əfv olunaraq, Urmiye və Salmasa qayıtdılar.
XX əsrin əvvəllərində Arazın hər iki tayında azərbaycanlıların soyqırımı faciəsi Rza xanın hakimiyyətə gəlməsi ilə qaranlığa gömüldü, onun Azərbaycan türkləri ilə dərin düşmənçiliyi sayəsində unutduruldu. Şəhərlərin tarixi haqqında yazılan bir neçə kitab istisna olmaqla, heç bir müəllif tərəfindən heç bir kitabda bu mühüm mövzuya toxunulmadı. Beləliklə, sonrakı nəsillər cilovluq faciəsindən tamamilə xəbərsiz qaldı…
Birinci Dünya müharibəsinin başlanması
Birinci Dünya müharibəsi 1914-cü il iyunun 28-də başlandı. Buna səbəb zahirən Avstriyanın vəliəhdi ershersoq Frans Ferdinand və onun xanımının Sarayevoda öldürülməsi oldu. Əslində isə müharibəyə səbəb böyük dövlətlərin mənafelərinin toqquşması idi. Müharibə qısa müddətdə dünyanın böyük hissəsini əhatə etdi. Azərbaycan da qonşu dövlətlərin – Rusiya və Osmanlının Azərbaycan ərazisinə girməsi ilə bu müharibəyə qatıldı.
Osmanlı dövləti 1914-cü ilin payızında müttəfiqlərə müharibə elan etdi və açıq-aydın Rusiya, İngiltərə, Fransa ilə savaşa başladı. Qacar dövləti Osmanlı dövlətinin müharibəyə qoşulmasından iki gün sonra bitərəflik haqqında bəyanat verdi. Azərbaycan isə Rusiya və İngiltərəyə ümumxalq nifrət bəslədiyi üçün, həm də osmanlılarla mədəni və dini cəhətdən yaxın olduğuna görə, osmanlıların tərəfində çıxış etdi. Yüzlərlə azərbaycanlı məşrutəçi 1910-cu ildə rusların Azərbaycanı işğalı nəticəsində Osmanlı dövlətinin İstanbul, Van və s. şəhərlərinə pənah aparmışdılar. Onlar da Azərbaycanda rusların işğalına son qoymaq üçün Osmanlı ordusuna qatıldılar. 
Azərbaycan 1912-ci ildən etibarən rusların tam işğalı altında idi. Belə bir şəraitdə Şücaüddövlə mərkəzi Tehran hakimiyyətindən asılı olmayaraq, birbaşa rusların tabeçiliyində fəaliyyət göstərirdi. Bu vəziyyət 1912-ci ildən Dünya müharibəsinin başlanmasından 2 ay sonraya qədər davam etdi. O, hətta III Məclisə seçkilərdə Azərbaycanın iştirakına mane olmağa nail olmuşdu. Beləliklə, Azərbaycan qeyri-rəsmi olsa da, Qacar İranından ayrılmışdı.
Müharibə başlandıqdan sonra Osmanlı dövlətinin cəhdlərinə baxmayaraq, Qacar hökuməti Azərbaycandan rusları çıxara bilmədi. 1914-cü il oktiyabrın 2-də Xarici İşlər nazirliyi Rusiya səfirliyinə məktubla müraciət edərək, bitərəf olduğunu bildirdi və buna görə də rus qoşunlarının çıxmasını tələb etdi. Lakin Rusiya səfirliyi 4 gün sonra məktuba cavab verərək, bu tələbi qəbul etmədiyini bildirdi. Osmanlı dövləti isə qonşuluğunda rus hərbi qüvvələrinin yerləşməsinə sakit baxa bilmədiyi üçün ordusunu Azərbaycanla sərhədə gətirdi. Təbrizdə ruslar tərəfindən Osmanlı və Avstriya konsullarının həbs edilmələri ilə müttəfiqlərin və birləşmiş qüvvələrin müharibəsi Azərbaycanı da bürüdü.
16 oktyabr 1914-cü ildə rus qoşunu Van tərəfə hərəkət etdi. Osmanlı dövləti də Azərbaycana 10 min nəfərlik qoşun yeritdi və Xoydakı Qotur məntəqəsini tutdu. Azərbaycan sərhədində mövqe tutmuş rus qruplaşmasının komandanı general Varpanov Osmanlı qoşununun qarşısını ala bilmədi. Osmanlı qoşunu Azərbaycan torpağına daxil oldu. Xarici İşlər Nazirliyi bəyanat verərək, bir daha Qacar dövlətinin bitərəfliyini və Osmanlı qoşunlarının Azərbaycan a daxil olmasını elan etdi:
«Əgər kimsə bu dövlətə qarşı silah qaldırarsa və bitərəfliyi pozan bir hərəkətə yol verərsə, ciddi surətdə cəzalandırılacaqdır. Dövlət tərəfindən həmin şəxsin əmlakı müsadirə olunacaq, özü isə ölümə məhkum olunaraq, dar ağacından asılacaqdır».
Bu bəyanatla sözdə Osmanlıların tərəfi saxlanılsa da, bu, yalnız formal xarakter daşıyırdı. 
Müharibənin ilk aylarında Azərbaycanda Rusiya və Osmanlı qüvvələrinin mövqeləri
12 iyun 1914-cü ildə Batum və Qarsda toplaşmış Osmanlı ordusu Azərbaycana daxil olaraq, Naxçıvan və Xoya doğru hücum etdi. Osmanlılar bu yürüşdə Qarsda mövqe tutmuş qoşundan başqa, Azərbaycandakı tərəfdarlarına və Osmanlı dövlətinin ərazisinə köçmüş azərbaycanlı məşrutəçilərə də arxalanırdılar. Azərbaycanda şəkak tayfasının başçısı olan Simitko, Köhnəşəhərli Teymur ağa kimi insanlar ruslara əməkdaşlıq edirdilər. Hətta Azərbaycana dövlət tərəfindən təyin olunmuş vali Səmədxan Şücaüddövlə də rusların əli altında işləyirdi. Osmanlılar Simitkonun ruslarla əlbir olduğunu əvvəlcədən bilirdilər. Belə ki, 28 yanvar 1913-cü ildə Osmanlı dövlətinin sərhəd xidmətinin 19-cu bölüyünün komandanı yüzbaşı Abdullah Əfəndi, Yəhya Çavuş və daha bir nəfər şəxs vəzifə başından qayıdarkən, 15 nəfər Simitko atlısı tərəfindən tutularaq, Simitkonun yanına gətirilmişdi. Simitko Abdullah Əfəndiyə demişdi: «Siz Seyid Tahanın evini topa tutub xaraba qoymusunuz, onun əmlakını müsadirə və bizi isə təhqir etmisiniz. Siz kafirsiniz, imansızsınız. Görün, ruslar bizə necə hörmət edirlər, necə qayğı göstərirlər. Bizə orden və rütbə verirlər. Savadlanmağımız üçün məktəb açırlar Kürdlərin sizin zülmünüzdən qurataracağı vaxt uzaqda deyil. Əgər ruslarla döyüşə girsəniz, öz tayfamla sizə zərbə endirəcəyəm və Abdullah Əfəndini Salmasın mərkəzi Dilmanda rus kosuluna verəcəyəm». Yəhya çavuşu isə şəhid edib Urmiyeda dəfn etdilər.
Birinci Dünya müharibəsi başlayarkən, kardar, somay və lahican tayfaları da Osmanlılarla birləşdilər. Osmanlı dövlətinin daxilində isə Əbdüssalam Şeyx Barzan və başqa bəzi tayfa başçıları ruslarla əlbir oldular. Osmanlı dövlətindən Mirzə Səid Salmasinin dostu olan məşhur vaiz Ömər Naci «İttihad və tərəqqi» partiyasınınnın fəal üzvü və Osmanlı gizli təşkilatının üzvü olan Rəşid bəy, Çərkəs Ədhəm, Rövşəni bəy ilə birgə Azərbaycana gəldi. Onların məqsədi ruslara qarşı azərbaycanlıların səylərini birləşdirmək və rus qüvvələrinin bir hissəsini sıradan çıxarmaq idi.
200-ə qədər azərbaycanlı məşrutəçi mühacir də Osmanlı qoşununun sıralarına daxil oldu. Bunların arasında Əmir Hişmət, Hacı Mirzə ağa Billuri, Mirzə Nurullah xan Yekani, Haşım xan, Nəsrullah xan, Farisül-mülk, Heydər xan Əmoğlu, Hüseyn Ağa Fişəngçi kimi şəxslər var idi.
Birinci Dünya müharibəsindən əvvəl Azərbaycanda yerləşən rus hərbi qüvvələrinin mövqeyi və döyüş hazırlığı
Dediyimiz kimi, rus qoşunu 1912-ci ildən Azərbaycanı işğal etmişdi və onun döyüş imkanları aşağıdakı kimi idi: 
- Komandanı general Çernozubov, qərargah rəisi polkovnik Andropovski olan II Qafqaz ordusu.
- Xoyda: 6, 8 və 2-ci briqadalar; 2 top batareyası ilə birgə kazak süvari briqadası.
- Salmas vilayətinin mərkəzi olan Dilməqanda (Dilmanda) bir top batareyası ilə birgə 7-ci briqada.
- Urmiye da: süvari batareyası ilə birgə 5-ci briqada, bir dağlıq batareyası.
Osmanlı hərbi kəşfiyyat xidmətinin əldə etdiyi məlumata görə, bundan başqa İrəvanda 35 min rus əsgəri, Makuda 10 ədəd səhra topu ilə 2500 nəfər, Kağızmanda bir süvari bölüyü döyüşə hazır vəziyyətdə idi.
Azərbaycan və Anadolu türklərinə qarşı müharibədə ermənilərin fəaliyyəti

Azərbycan, Osmanlı və Rusiyada yaşayan ermənilər də ruslarala bərabər azərbaycanlılara və osmanlılara qarşı vuruşurdular. Dünya müharibəsindən bir az əvvəl imperator II Nikolay Tiflis səfərində ermənilərin arxiyepiskopunun sözlərinə cavab olaraq, demişdi:

«Cənab keşiş, kilsəyə gələn insanlara deyin ki, erməniləri çox parlaq bir gələcək gözləyir».
O, bu sözlərlə Rusiyada, Osmanlıda, İranda və başqa ölkələrdə yaşayan erməniləri osmanlılarla müharibədə iştiraka sövq edirdi. Bu bəyanatdan az sonra Ermənistanda tez bir zamanda könüllü ordu birləşmələri yaradıldı və rus ordusunun bir hissəsinə çevrilən bu birləşmələr Rusiya-Osmanlı sərhədində mövqe tutdu.
Müharibənin başlanğıcında ermənilərin sayı
Salmasdakı erməni daşnaklarının ümumi sayı 1000 nəfərdən çox idi. Bundan başqa Andranikin başçılığı ilə 3000 nəfərdən çox erməni Ağrıdağ ətrafında (Makunun şimal-qərbində), Supuren komandanlığında 1000 nəfər Doğu Bəyaziddə yerləşən Qurtqapan bölgəsində, Van-Bitlis və Muşdan qaçmış 7000 nəfər erməni Kağızmanda, 5000 erməni Şağanda, 1500 nəfər erməni Qarsda, 10000 nəfər erməni İqdırda, Serob komandanlığında isə 1000 nəfər erməni mövqe tutmuşdu. Müharibədə müstəqil şəkildə iştirak edən ermənilərin ümumi sayı 31000 nəfər idi.
Dolayısı ilə Rusiyada da 120000 erməni müharibəyə səfərbər edilmişdi. 1914-cü ildə isə 60000 erməni orduya çağırıldı. Beləliklə, ermənilər rus ordusuna ümumi sayı 180000 nəfər olan əsgər verdilər. Rus ordusuna qoşulmuş Osmanlı, Salmas, Urmiye aysorlarının və Azərbaycan ermənilərinin sayı 100 min nəfərdən çox idi.
Beləliklə, Azərbaycan və Osmanlı dövlətinə qarşı müharibədə 250 mindən çox erməni iştirak etmişdi.
Ruslara qarşı osmanlıların ümumi hücümunun başlanğıcı 
22 oktyabr 1914-cü ildə osmanlıların ruslara qarşı ümumi hücumu başlandı. Azərbaycanda yerləşən Rusiya ordusu haqqında Osmanlı hərbi kəşfiyyatının raportunda yazılırdı:
- Maku: Bir topxana və bir süvari birqadası ilə birgə III piyada briqadası. 
- Xoy: üç süvari rotası, döyüşə hazır vəziyyətdə olan bir piyada qoşunu və iki-üç minə qədər ehtiyat əsgər qüvvəsi. 
- Dilman: iki ağır top və bir süvari bölüyü ilə gücləndirilmiş VII briqada.
- Urmiye: Türküstandan gətirilmiş topxanası olan bir süvari batalyonu, dağlıq ərazi üçün münasib olan bir top batareyası, üç süvari bölüyü ilə birgə V briqada.
- Təbriz: VIII rus briqadası.
26 oktyabr 1914-cü ildə ruslar Osmanlı qüvvələrinin ardıcıl hücumlarının qarşısında dayanmaq üçün Salmasdakı qüvvələrinin sayını 5000-ə qədər artırdılar və buraya əlavə olaraq 8 top gətirdilər. 29 oktyabrda Osmanlı qüvvələri Qotur adlanan yeri tutdular. Ruslar tərəfindən Qotura hakim təyin olunmuş Simitko heç bir müqavimət göstərməyərək qaçdı.
Ruslar tərəfindən Anadolunun şərqi və Azərbaycanın qərbinin tutulması
6 noyabr 1914-cü ildə bir rus batalionu Köhnəşəhərdəki mövqelərindən hərəkət edərək Başqala bölgəsində yerləşən Deyrə hücum etdi. Bu hücum nəticəsində Osmanlı ordusu geri çəkilməli oldu. Noyabrın 9-da Deyr ələ keçirildi. Həmin ayın 13-də isə Başqala işğal olundu və oranın müsəlmanları ermənilər və ruslar tərəfindən qırğına məruz qaldılar. Osmanlı qüvvələrinin baş komandanı bu məğlubiyyətin ordu daxilində erməni xəyanəti nəticəsində baş verdiyini elan etdi. Onun sözlərinə görə, ermənilər Osmanlı qüvvələrinin əsas hissəsinə arxadan zərbə vurmuşdular. Azərbaycanda döyüşlər şiddətləndi. Bunun ardınca ruslar ermənilərin və aysorların Şərqi Anadolunu və Van şəhərini işğal etmələrinə, müstəqil aysor və erməni dövlətlərinin yaranmasına kömək göstərmək üçün üç tərəfdən Van və Şərqi Anadoluya hücuma başladılar.
1. Urmiye tərəfdən - Səmdinan: 16 noyabr 1914-cü il
2. Salmas tərəfdən - Başqala: 17 noyabr 1914-cü il 
3. Qotur tərəfdən - Van: 18 noyabr 1914-cü il 
Ağır hücumlarının qarşısında geri çəkilən osmanlılar Azərbaycanın qərbi ilə yanaşı, Anadolunun şərqini də rusların işğalı altında qoymağa məcbur oldular. Rusların irəliləməsini görən Van və Ərzurum valiləri çarəsiz qalaraq, Azərbaycan və Anadolu cəbhəsinin qorunmasına cavabdeh olan III Osmanlı ordusundan Van və başqa mühüm şəhərlərin rusların və ermənilərin əlinə keçməməsi üçün yardım istədilər.
Osmanlı qoşununun bir hissəsi 5-6 noyabr 1914-cü ildə Süleymaniyyə-Banə, Rəvandiz-Savucbulaq (indiki Mahabad) xətti ilə hərə¬kət edərək, rus qüvvələri ilə döyüşürdü. Bu qoşun hissəsi rusların Vana hücumununun ardınca 27 noyabrda burada ruslarla döyüşə girdi və bir rus süvari briqadasını məğlubiyyətə uğradaraq, Urmiye tərəfə hərəkət etməyə başladı. 16 dekabrda isə rusların əlaltısı Şücaüddövləyə tabe olan azərbaycanlılardan və Miyandoab (Qoşaçay – red.) bölgəsi tayfalarından təşkil olunmuş qüvvələri ilə Osmanlı qüvvələr arasında ağır bir döyüş oldu. Şücaüddövlə 1914-cü il noyabrın axırlarında Yaltadan gələn rus qüvvələrinin köməyi ilə Təbrizə daxil olmuşdu və bir neçə gün ərzində 4000 nəfərlik dövlət qoşunu ilə Miyandoabda Osmanlı əleyhinə mövqe tutmuşdu. O, bu döyüşdə məğlub olaraq, Marağa, Binab və Məlikan tərəfə geri çəkildi. Osmanlı qoşunu Təbrizə doğru irəlilədi (25 dekabr 1914-cü il). 
Osmanlı qüvvələri 30 dekabr 1914-cü ildə heç bir döyüşsüz Təbrizə daxil oldular. Belə ki, ruslar Osmanlılar gəlməmişdən qabaq Təbrizi tərk etmişdilər.
Yüzbaşı Əhməd Muxtar bəyin komandanlığı altında Osmanlı və azərbaycanlı qüvvələrinin şəhərə gəlməsindən sonra Təbrizin valisi Sərdar Rəşid azərbaycanlıların osmanlı qoşunu ilə birgə hərəkətinin İran dövlətinin bitərəfliyini pozduğunu dedi və ən tez bir zamanda Osmanlı qoşununun Təbrizdən çıxmasını tələb etdi. Lakin yüzbaşı Əhməd Muxtar bəy Şücaüddövlə qoşununda azərbaycanlıların ruslarla birgə osmanlılara qarşı döyüşdə iştirak etdiyini bildirərək, 32 rus əsirindən 22-nin Şücaüddövlə qoşunundan olduğunu, azərbaycanın İkiçayarası və Şərqi Anadoluya keçid yolu olduğunu və valinin bu tələbinin qəbul edilməyəcəyini söylədi.
Şücaüddövlə bu məğlubiyyətdən sonra rusların digər əməliyyatlarında da iştirak etdi. Sonralar o, ruslarla birgə Azərbaycanı tərk etdi və 1918-ci ildə Rusiyada xərçəng xəstəliyindən vəfat etdi.
Osmanlıların Urmiyeya hücumları və oranın tutulması
Miyandoabda rusların məğlubiyyətindən sonra 22 dekabr 1914-cü ildə osmanlıların Bacirgəh rotası və Xətib Ömər Nacinin Azərbaycan məhəlli dəstələrindən və tayfalarından təşkil olunmuş qoşunu Urmiyeya tərəf hərəkət etdi. Osmanlı hərbi qüvvələri hərəkət etməmişdən qabaq Əmir Hişmət Neysari və Osmanlı dövlətində yaşayan Azərbaycan məşrutəçilərinin böyük bir qrupu Urmiyenın iki ağaclığında yerləşən Məvanədəki rus mövqelərinə hücum etdilər və onları məğlubiyyətə uğratdılar. Rus əsgərləri oradan və Ənhər bölgəsindən çıxdıqdan sonra Urmiyeya qaçdılar. Bu vaxt Urmiyeda rus qoşununun sayı çox az idi. Belə ki, Qars və Ərzurumdakı rus mövqelərinə hücum edən Ənvər paşanın qarşısını almaq üçün Azərbaycanda yerləşən rus qüvvələri oraya göndərilmişdi. Tədricən ruslar Azərbaycandan çıxırdılar. Talelərini ruslara tapşırmış Azərbaycan aysorları və erməniləri də ruslarla bərabər geri çəkilərək, Urmiye və Salmasdan çıxdılar.
Urmiye və Salmasdan aysorların və ermənilərin qaçması (1915-ci il 1 yanvar)
1914-cü il dekabr ayının axırlarında Van valisi Cövdət bəyin komandanlığı ilə Urmiye şəhəri mühasirəyə alındı və döyüşlər daha da şiddətləndi. Ruslar şəhər divarlarının bürcləri üzərindən Osmanlıların Cuvudlar dağındakı mövqelərini topa tutdular. Nəhayət, 1 yanvar 1915-ci ildə rus hərbi qüvvələri Urmiye və Salması boşaldıb Qarsa tərəf geri çəkildilər. Ruslarla birgə azərbaycanlılara əzab-əziyyət verən ermənilər və aysorlar da rusların gözlənilmədən geri çəkilməsindən təşvişə düşüb tələsik hərəkət etdilər. Onların bir çoxu qışın soyuğunda, heç bir hazırlıq görmədən və həyat üçün zəruri olan hər hansı bir vasitəsiz yola çıxdılar. Urmiye hakimi Etimadüddövlə kimi rusların tərəfdarı olan dövlət məmurları da Urmiyedan çıxıb Dilmana tərəf hərəkət etdilər. Urmiye şəhərinin özündən və ətraf kəndlərindən qadın, kişi və uşaqlardan ibarət 10 minə qədər aysor və erməni hərəkətə başladı. Onların çoxunun minik heyvanları və arabaları olmadığı üçün qarlı və palçıqlı yollarla piyada getməli oldular. Qalan erməni və aysorlar isə İngiltərə, Amerika kimi yabançı dövlətlərin konsulluqlarına və xarici missioner təşkilatlarına üz tutaraq, onların binalarına mümkün qədər çox sayda yaşayış üçün önəmli olan vasitələr topladılar.
Öz əməllərinə görə Osmanlı türkləri və azərbaycanlıların intiqamından qorxan Urmiye və Salmas erməniləri və aysorlarının başına gələn müsibətləri Avropa müəllifləri, o cümlədən, Avropada yaşayan erməni və aysor əsilli müəlliflər yanlış olaraq, erməni və xristianların soyqırımı kimi qələmə verdilər.
Məsələn, 1915-ci ilin yayından başlayaraq, Azərbaycan və Osmanlıya qarşı ideoloji müharibə aparan aysorların lideri Mar Şimonun qardaşı Pol Şimon və onun həmkarı Filipp Brays London qəzetlərində, xüsusən də ACASR-da uydurma yazılar dərc etdilər. Bizim əlimizdə onların bütün çap olunmuş qərəzli yazıları vardır. Bu məlumatların qərəzli olduğu və Qərb ictimai fikrini Osmanlı və Azərbaycan türklərinə qarşı yönəltmək üçün hazırlandığı üçün elmi əhəmiyyəti yoxdur. Ona görə də kitabda bu yazıları vermirik. Lakin bir daha müasir dünyada, yeni əsrdə lobbiçiliyin əhəmiyyətini yada salırıq.
Fərari aysor və ermənilər üçün Amerika ianə komissiyasının təşkil olunması
Başqa bir yandan Amerika və Avropada yaşayan aysor və ermənilər «Erməni və aysorlar üçün Amerika ianə komissiyası» (American Commission for Armenian and Asyrian Relief) adlı bir komissiya təşkil etdilər və ruslarla ittifaqa girmiş aysor və ermənilərə yardım üçün daşnaklarla bərabər işə başladılar. Pol Simon və Braysın Azərbaycanda aysor və ermənilərin soyqırımı haqqında qərəzli fikirlərinin əksinə olaraq, əslində vəziyyət başqa cür idi. Belə ki, bu zaman Azərbaycan xristianlarının çoxu müsəlman azərbaycanlıların evlərində qalırdı. Məsələn, Urmiyenın Tula¬təpə kəndində təqribən 500 nəfər aysor Sədrülfüzəlanın evində məskunlaşmışdı. Urmiyenın Nazlıçay bölgəsindəki Heydərli kəndində 250 nəfər aysor Sarım Nizamın evində tam asudəlik şəraitində yaşayırdı. Salmasda da həm kəndlərdə, həm də Dilman şəhərində və Köhnəşəhərdə bu cür hallar xarakterik idi. Urmiye, Salmas, Maku, Xoy şəhərlərinin hakimləri öz ərazilərində əmin-amanlığa təminatı üzərlərinə götürərək, şəhər əhalisinin rifahı üçün çalışırdılar.
1915-ci ilin yazında Azərbaycanın ruslar tərəfindən işğalı
1915-ci il yanvar ayında Ənvər paşanın komandanlığı altında 100 min nəfərlik Osmanlı ordusu Sarıqamışda, Ərzurumun Allah-əkbər dağlarında və Qarsda ağır hava şəraiti üzündən məğlub oldu. Bununla da Osmanlı ordusu tədricən Azərbaycan və Şərqi Anadoludan sıxışdırıldı və bölgə bütövlükdə ruslar tərəfindən işğal olundu.
Osmanlılar 1915-ci ilin yanvarından 24 may tarixinə qədər Salmas və Urmiyenı nəzarət altında saxladılar. Salmas osmanlıların əlində idi, Xoy isə rusların. 1915-ci il yazın əvvəllərindən etibarən Osmanlılar bütün qüvvələrini Xoy şəhərini tutmaq və rusları Azərbaycandan geri oturtmağa yönəltdilər. Bu məqsədlə 1915-ci il 9 və 15 yanvarda Osmanlı qüvvələri Xoyda rus mövqelərinə hücum etdilər. Yanvarın 12-də isə Təbriz ətrafından Mərəndə hücum edərək, Xoyu təzyiq altında saxladılar. Lakin Mərənd döyüşündə Osmanlılar məğlubiyyətə uğradılar. Onların 8 ağır topu rusların əlinə keçdi. Təbriz şəhəri yanvarın 14-də Osmanlıların əlinə keçmişdi, yanvarın 30-da isə 1500-3000 nəfərlik qüvvə ilə ruslar tərəfindən tutuldu. İngilislər onların sayının 600 nəfər olduğunu göstərmişlər.
Osmanlılar Təbrizdə olduqları iki həftə müddətində yerli əhali ilə yaxşı rəftar etmişdilər. Osmanlı komandanının şəhərə daxil olduğu ilk günlərdə fars və türkcə bəyanatlar verməsi ictimai fikrə böyük təsir etmişdi. Osmanlılar bəyan etmişdilər ki, onlar Təbrizi qarət etmək üçün yox, müsəlman diyarı olan Azərbaycanı erməni və ruslardan qurtarmaq üçün gəlmişlər. 1915-ci il fevral ayının əvvəllərində sayca 520 nəfərdən çox olan Osmanlı əsgərləri Savucbulaqda toplaşmışdılar. Urmiye gölünün şərqi rusların, cənubu isə osmanlıların əlində idi.
1915-ci ilin qışında osmanlıların Xoyu tutmaq cəhdləri
Salmas-Xoy cəbhəsində osmanlılar uğur qazana bilmədilər. Xoy-Salmas cəbhəsində mövqe tutan Van jandarmerıya qüvvələri hücum əmri aldıqdan sonra 8 yanvar 1915-ci ildə Xoyun Yəzdikan bölgəsində toplaşdılar. Ruslar da qərb və cənub-qərb istiqamətində Xoy şəhərinin 5 km-liyində əhalinin bağlarında istehkamlar qururdular. Onlar əsasən Yengicə, Pısaq, Çavuşkəndi, İmamkəndi və Dizədiz kəndlərində yerləşmişdilər. Osmanlıların 9 yanvar 1915-ci il əməliyyatında Van şəhərindən 200 nəfərdən çox jandarm və osmanlı tayfalarından 700 nəfər Salmasa gəlib Xoy cəbhəsində Osmanlı ordusunun möhkəmləndirilməsi üçün oraya göndərildilər. 21 yanvar 1915-ci ildə ruslar osmanlılara zərbə endirərək, öz mövqelərindəki istehkamlarına qayıtdılar. Osmanlılar məğlub oldular.
Yanvarın axırlarında Azərbaycanda rusların sayı aşağıdakı kimi idi.
- 3000 nəfərdən çox əsgər Təbrizdə;
- 2 piyada briqadası və çoxlu sayda topa malik olan bir süvari briqadası Xoyda;
- Müəyyən sayda rus əsgəri qüvvəsi ilə bərabər 8 top Mərənddə;
- orta saylı bir dəstə 300 süvari ilə Makuda;
- 2 piyada batalyonu Doğu Bəyaziddə;
- Bir neçə topla birlikdə 1 suvari briqadası Culfada;
- Bir və ya iki süvari və piyada batalyonu Mərənd ətrafında;
- Azərbaycanda rus qüvvələrinin ümumi sayı 10 min nəfərdən çox idi.
1915-ci il fevral ayında rusların tərəfdarı olan və Şücaüddövlə ilə birlikdə osmanlılara qarşı vuruşan Simitko osmanlılar tərəfə keçərək, onların apardığı cihada qoşuldu. Beləliklə, Azərbaycan cəbhəsində rusların ən mühüm müttəfiqi osmanlılara qoşuldu.
1915-ci ilin fevralında rusların mövqeləri möhkəmləndirildi. 15 fevralda Xoyda yerləşən rus qüvvələri 2 piyada batalyonu, bir top və metralyozla Doğu Bəyazid – Qarakilsə istiqamətində gücləndirildikdən sonra iki gün Təbriz-Salmas istiqamətində irəliləyib 17 fevralda Tasucu işğal etdilər. Getdikcə ruslar irəliləyirdilər. Fevralın 20-də Qotur ruslar tərəfindən işğal olundu. 25 fevralda osmanlılar Salmasın Qızılçay bölgəsindən geri çəkildilər və Salmasın mərkəzi Dilmanın şimalında Bərkişlu dağlarında cəmləşdilər.
1915-ci il mart ayının əvvəllərində Dilman və Köhnəşəhər ruslar tərəfindən işğal olundu. Doğu Bəyazid və Diyadin tərəfdən Xoy və Salmasa ardıcıl olaraq ruslara kömək üçün yeni qüvvələr gəlirdi. Osmanlılar isə Van valisinin komandanlığı altında Köhnəşəhər-Deyr-Başqala istiqamətində mövqe tutaraq, rusların Vana hücumlarının qarşısını alırdılar. Van və Şərqi Anadoluda vəziyyət ağırlaşmışdı. Belə ki, bölgədəki ermənilər ruslarla birgə osmanlılara qarşı döyüşürdülər. Ermənilərin ruslara köməyi nəticəsində osmanlılar ardıcıl olaraq, öz mövqelərini əldən verirdilər. Xəlil bəy rusların Vana hücumu xəbərini alan kimi Ərzurum valisindən kömək istədi. Lakin Sarıqamış döyüşündən sonra osmanlıların bölgədə qüvvələri azalmışdı. Osmanlı ordusunun təkcə Urmiye-Dilman istiqamətində yalnız 150 süvari ilə birgə sərhəd qoşunlarının 19-cu Bacirgəh batalyonu var idi. Qalanları isə Qotur-Van müqavimət bölgəsində dağınıq şəkildə yerləşmişdilər.
1915-ci ilin martında bölgədə rus qüvvələrinin sayı aşağıdakı kimi idi: 
- Xoy: 3 piyada briqadası, 1 süvari briqadası, 8 top;
- Salmasın mərkəzi olan Dilmandan 6 km şimaldakı (Muğancıq və Bərkişli dağları) çadır düşərgələrdə, Dilman və Köhnəşəhər bazalarında: 1 piyada batalyonu, 1 süvari briqadası, erməni könüllü birləşmələri (Andranikin başçılığı ilə I erməni batalyonu) ilə birgə 2 top;
- Makuda Bəyazid-Qızıldərə istiqamətində: 1 piyada batalyonu, 6 top və 300 atlıya malik bir süvari briqadası;
- Sofyanın qərbində: bir qrup süvari ilə birgə bir piyada batalyonu;
- Təbrizdən 8 km cənubda (Sərdəri): 200 piyada, 2 top və süvari dəstəsi.
- Marağa: (Şücaüddövlənin könüllülər dəstəsi): 800 piyada və 400 süvari.
Osmanlı qüvvələrinə qarşı ermənilərin fəaliyyətləri
1915-ci ilin Novruz bayramı ərəfəsində ermənilərin Osmanlı qüvvələrinə qarşı fəaliyyətləri davam edirdi. Erməni və aysorları «Ermənis¬tan» dövlətinin yaradılması ilə şirnikləndirən ruslar və ingilislər Osmanlı dövlətinin daxilində vətəndaş müharibəsi yaratmağa nail oldular. Pastor Macyanın yazdığına görə, bu müharibədə 180 mindən artıq erməni könüllü olaraq rus ordusuna qoşuldu. Onların 50 mindən çoxu müharibədə öldürüldü. Osmanlı dövləti ərazisində yaşayan aysor və ermənilərin Osmanlı qoşununa hücumlarının artması və müsəlman əhaliyə qarşı soyqırım törətmələri Osmanlı dövlətini erməniləri cəbhə bölgəsindən köçürməyə vadar etdi. Aşağıda bu haqda ətraflı danışacağıq.
1915-ci il mart ayında Osmanlıların ruslara hücumu
Osmanlıların ruslara ardıcıl məğlubiyyətindən sonra 1914-cü il dekabr ayının 1-də Ənvər paşa Azərbaycanda rus qüvvələrinə qarşı ümumi hücum əmri verdi.
27 mart 1915-ci ildə Osmanlı səfirinin İstanbula göndərdiyi teleqrafda Xoy-Salmas cəbhəsində 1200 nəfərdən çox rus əsgərinin toplaşdığı xəbər verilir. Bu teleqrafda bildirilir ki, Sofyanda tif xəstəliyi şiddətlə yayılır. Miyandoab və Marağada isə Osmanlı ordusu ilə gəlmiş tayfalar insanlara əziyyət verir və Azərbaycan əhalisi onların burada olmalarından çox narazıdır.
Azərbaycana Osmanlı ordusundan qabaq azərbaycanlılardan ibarət bölüklər daxil oldular. O cümlədən, salmaslı Heydər Əmoğlu azərbaycanlılardan ibarət bir dəstə ilə 7 mart 1915-ci ildə Urmiyeya daxil oldu. Almaniya səfirliyi isə bir qrup azərbaycanlı azadlıqsevəri ona köməyə göndərdi.
1915-ci il martın 17-də Xəlil paşanın rəhbərliyi altında sayı 10 min nəfərdən çox olan böyük bir Osmanlı ordusu Urmiyeya çatdı. O il hava çox mülayim keçirdi. Ağacların çoxu çiçəkləmişdi. Çöl-çəmən xüsusi təravət saçırdı. Yerli əhali sevinclə onları qarşılayırdı. Xəlil bəyin əsgərləri tayfalardan təşkil olunmuş qoşundan fərqli olaraq, ədəb-ərkanla hərəkət edirdilər, təhsilli və mədəni idilər. Məsələn, onları qarşılayan əhaliyə çatan hər bir rota və ya batalyon camaata salam verərək: «Mərhəba, əfəndi» - deyirdi. Camaat isə əvəzində: «Yaşasın islam qoşunu!» - söyləyirdi. Əhali rusların və ermənilərin əlindən qurtardığı üçün sevinirdi. Rus məmurları və təbəələri əhalidən pul yığır, hərbə-zorba gəlir və camaatı incidirdilər. Onlar xristian əhalini müsəlman həmvətənlərinə qarşı qaldırırdılar. Bütün bunlardan başqa mədəni səviyyəyə malik əsgərlərdən təşkil olnmuş Osmanlı nizami ordusu soyğunçu tayfaların və quldur dəstələrinin də qarşısını alırdı. Camaat ruslar və onlarla əlbir olan ermənilərin əlindən nə qədər cana doymuşdusa, bir o qədər də Osmanlı ordusunun gəlməsinə sevinirdi.
Osmanlı ordusunun ardınca isə Rəşid bəyin gəlməsi və əhaliyə divan tutanların yerlərində oturdulması Urmiyeda vəziyyəti yaxşılığa doğru dəyişirdi. Xəlil bəyin ordu hissələri mükəmməl hərbi sursatla şəhərə daxil olub şəhər kənarında yerləşən və Xatuncan çəməni adlanan yerdə çadırlar qurdular və bir neçə gün burada dayanıb istirahət etdilər.
Rusların işğalı zamanı Təbrizin vəziyyəti
Təbriz rusların işğalı altında olarkən, azərbaycanlı tacir və əsnaflar vaxtaşırı ruslar əleyhinə çıxışlar edirdilər.
Bakıda çap olunmuş «İqbal» qəzetinin 914-cü sayında (16 aprel 1915-ci il) və «Qafqaz» qəzetinin 95-ci sayında (8 aprel) verilmiş məlumata görə, Azərbay¬can əhalisi və demokratların birgə rəyi ilə qərara gəlinmişdi ki, 4 aprel 1915-ci ildə Təbrizdə nümayiş keçirilsin. Mitinqin keçirilməsinə bəhanə olaraq əhalinin bələdiyyə vergilərini ödəməkdən imtina etməsi məsələsi gətirilirdi. Lakin bu mitinq rusların Azərbaycanı istila etməsinə qarşı etirazla sona çatmışdı. Təbriz əhalisi qərara gəlmişdi ki, işğala etiraz olaraq, bazarı bir günlük bağlasın. Bu məsələ konsulun, vəliəhdin müdaxiləsi və bəzi adlı-sanlı şəxslərin işə qarışması ilə həll olundu və bazar açıldı.
Ermənilərin müsəlmanlara qarşı xəyanətlərinin davam etməsi və onların cəbhə bölgəsindən arxa bölgələrə köçürülməsi əmri
Öncə də qeyd etdiyimiz kimi, ermənilər və aysorlar Birinci Dünya müharibəsində də öz tarixi planlarını həyata keçirərək, daha dəqiq desək, Azərbaycan və Osmanlı türklərinə qarşı arxadan zərbə vuraraq, ruslar və ingilislər tərəfdən müsəlmanlara qarşı müharibəyə qoşuldular. Həm Azərbaycan, həm də Anadolu xristianları guya müsəlmanların «ağalığından» qurtulmaq istəyirdilər. Lakin əslində ermənilərin istər Azərbaycanda, istərsə də Anadoluda malları və canları toxunulmaz idi. Üstəlik onlar orduda xidmətdən də azad idilər. Müsəlmanların hakimiyyəti altında olan bir çox şəhərlərdə ermənilər və aysorlarlara ən yaxşı vəzifələr verilmişdi. Hətta bir erməni Osmanlı dövlətinin sədrəzəmi (baş naziri – red.) vəzifəsinə təyin edilmişdi. Lakin ermənilər və aysorlar böyük dövlətlərin və xristian missionerlərinin təhriki ilə ciddi şəkildə Azərbaycan və Osmanlı dövlətindən ayrılmaq istəyir və burada «Böyük Ermənistan» yaratmağı düşünürdülər. Bununla belə həm Azərbaycan, həm də Osmanlı erməniləri başa düşürdülər ki, təklikdə müsəlmanlara qarşı dura bilməzlər. Buna görə də rusların və ingilislərin müttəfiqləri kimi Osmanlı dövlətinə qarşı müharibəyə girərək, Azərbaycan və Osmanlı müsəlmanlarına qarşı soyqırım törətdilər. Pastor Macyan Osmanlılara xəyanətdən «qəhrəmanlıq» kimi söz açaraq yazır ki, ermənilər «iftixar meydanında müttəfiqlərin bayrağı altında, daha sonra isə Ermənis¬tanın fəxrimiz olan bayrağı altında xidmət edirdilər».
Ermənilər Qafqaz cəbhəsində ön sıralarda iştirak edirdilər. 1915-ci ildə Azərbaycan Respublikasının şimal bölgələrində və Gürcüstanda osmanlıların məğlubiyyətə uğradılmasında, Sarıqamış döyüşündə (Kerinin komandanlığı ilə IV batalyon), Bayazid və Ələşgerd bölgəsində (Deronun, daha sonra isə Armenqarın komandanlığı ilə II batalyon və Hamazaspın komandanlığı ilə III batalyon), 1915-ci ildə Vanın işğal olunmasında (II, III, IV batalyon və daha sonra I batalyon və şahzadə Arqutyanın başçılığı ilə V batalyon), Bitlisin işğal olunmasında (ermənilərin I batalyonu), Dilmanın işğalında (Andranikin başçılığı ilə) və s. fəal şəkildə iştirak etmişdilər. Erməni və aysor partizan dəstələri də cəbhə arxasında Osmanlı ordusuna tutarlı zərbələr vururdular, Qars-İqdır, Van, Bitlis və bu kimi bir çox bölgələrdə yüzlərlə kəndi xaraba qoyub minlərlə müsəlmana qarşı soyqırım törədirdilər.
Törədilən bu qarmaqarışıqlıqdan sonra Osmanlı dövləti fərman verib bütün erməni əsgərlərini ordudan tərxis etdi və cəbhə arxasına köçürdü. Əvvəl onları cəbhə arxasında yol, istehkam və dəmir yolu tikintisi, hərbi təminat kimi kənar işlərə təyin olundular. Lakin bu erməni dəstəsi daşnakların səpdiyi düşmənçilik toxumunun təsiri altında yenidən osmanlılara qarşı işləməyə başladılar. Belə olan surətdə Osmanlı dövləti xoşagəlməz hadisələrin qarşısını almaq və günahsız xristianları daşnak ünsürlərinin təhrikindən uzaqlaşdırmaq üçün qəti qərarlar qəbul edilməsinin lazımlığını yəqin etdi. Osmanlı Daxili İşlər Nazirliyi İstanbulda 235 erməni teroristi tutdu və dövlətin ərazisində olan bütün erməni təşkilatlarını bağlamağa başladı. Bu vəziyyət ermənilərin köçürülməsi üçün ölkə daxilində sabitlik əmələ gələnə qədər davam etdi. Mötəbər sənədlərə əsasən demək olar ki, ermənilərin köçürülməsi nizam-intizamla və insidentsiz baş tutdu. Osmanlı dövləti köçürülən ermənilər üçün mühafizə dəstələri təyin etdi. Onlara indiki Suriya ərazisində yaşamaq üçün münasib yer və lazımi qədər qida verdi. Lakin az müddət sonra erməni silahlı qüvvələri erməniləri azad etmək adı ilə jandarmlara, mühafizəçilərə və qeyri-daşnak erməni qruplarına hücum edərək, onları amansızlıqla qırdılar. 
Erməni tarixi üzrə mütəxəssis Karzonun yazdığına görə, erməni silahlı qüvvələrinin işə qarışması ermənilərə xeyir verməkdənsə, zərər vurdu. Beləliklə, Osmanlı dövləti ərazisində yaşayan ermənilərin bir qrupu Suriyaya köçürüldü, silahlı və döyüşən dəstələrdən ibarət bir qrupu isə rusların nəzarəti altında olan bölgələrə, o cümlədən, Azərbaycana üz tutdu.
Osmanlı dövlətinin 1916-cı ildə verilmiş rəsmi bəyanatında bu barədə aydın deyilir: 
«Ölkənin xaricdən müdafiəsini və daxildə sakitliyi təmin etmək üçün ərazidə hər an dövlətə təhlükə yaradan ermənilərin köçürülməsi vacib sayılır. Məhz bu zərurət onların sakit və yadellərin təsiri dairəsindən uzaq bölgəyə köçürülmələrini tələb edir».
1917-ci ildə Osmanlı dövləti tərəfindən verilmiş başqa bir bəyanatda isə ermənilərin köçürülməsi belə izah edilir.
«Ermənilərin ölkənin sabitliyinə və imperator ordusuna təhlükə yarada bilməyəcəkləri sakit bir bölgəyə köçürülməsi təcili yerinə yetirilməli olan bir zərurətdir. Heç bir dövlət ölkənin müxtəlif irqdən və dindən olan minlərlə övladları döyüş meydanlarında özlərini vətənə qurban verərkən, bir qrup xəyanətkarın vətənə arxadan zərbə vurmasına və düşmənin qələbəsinə çalışmasına sakitcə baxa bilməz. Qəbul olunmuş qərarlar və tədbirlər yalnız zəruri olmaqla bitməyib, həm də çox təbii və qanunidir. Bu qərarın yerinə yetirilməsində hər hansı bir şübhə və gecikmə qəti surətdə vətənə xəyanətdir və bağışlanmazdır».
İndi 24 aprel 1915-ci ildə siyasi bir addım olaraq, erməni terror təşkilatlarının bağlanması və onların başçılarının tutulması hər il Osmanlı dövləti tərəfindən ermənilərə qarşı soyqırımı günü kimi xatırlanır. Ermənilər seminarlar keçirməklə, kitablar və dərgilər çap etməklə, həqiqi hadisələri saxtalaşdırıb dünya ictimai rəyini çaşdırır və azərbaycanlılara qarşı yönəldirlər. Halbuki əgər ermənilərin türk lərə qarşı terror əməllərinin xronologiyası tutularsa, onda gərək ilin 365 günü türklərin və müsəlmanların ermənilər tərəfindən soyqırıma məruz qalması günü kimi qeyd edilsin.
Farscadan tərcümə: Cəmalə Mirzəyeva