Showing posts with label siyaset. Show all posts
Showing posts with label siyaset. Show all posts

Wednesday, April 11, 2012

Güney Azerbaycan Batı Bölgesinin Demografik Yapısı

Güney Azerbaycanın batı bölgesi jeopolitik konumu ve demografik yapısı nedeniyle özellikle son yüzyılda ağır facialarla karşı karşıya kalmıştır. Büyük güçler, çıkarları doğrultusunda yürüttükleri yıkıcı faaliyetlerde bölgedeki azınlıkları kullanmışlar ve bölgeyi ağır insani ve ekonomik zarara uğratmışlar. İngiltere, Fransa ve Rusyanın kütüphanelerinde Kürt tarihi, kültürü ve aşiret yapısı hakkında yazılmış olan on binlerce kitap, makale ve Kürt enstitüleri bu siyasetin bir göstergesidir. Azerbaycanın batı bölgesinde Azerbaycan Türklerinin yanısıra bölgenin kuzeyinde Ermeniler ve Asuriler; güneyinde ise Kürtler yaşamaktadır. Bu etnik gruplar özellikle Kürtler, baştanımazlık ve isyanları ile kalıcı sorunlarla karşı karşıya bıraktıkları bölgenin büyük ölçüde demografik yapısının değişmesine sebep olmuşlar. Kürtler 400 yıllık tarihi bir surede kontrol altında olmayan sınırlardan Güney Azerbaycan arazisine girmişler. Aşiret yapısına sahip olan Kürtler süre gelen konar göçer hayat tarzı , iç ve dış savaşlar, kıtlık ve başka sebeplerden dolayı Azerbaycanın batı bölgesine göçmüş ve bu göç 1990 lara kader devam etmiştir. Eskiden Türkiye-Azerbaycan sınırlarının sadece dağlık bölgelerinde göç halinde yaşayan Kürtler, günümüzde Makı, Hoy, Salmas, Urmiye, Sulduz, Koşaçay (Miyandoab), Sayınkale ve Tikantepe çizgisinin batısındaki ovalara yayılmış ayrıcabelli bir oranda da bu şehirlere yerleşmişlerdir, I. dünya savaşından itibaren Azerbaycan toprakları üzerinde arazi iddiasında bulunmaktadırlar ve bu doğrultuda organize bir şekilde çalışmalar yürütürler. Şeyh Obeydullah Şemzini, Simko ve Ömer Han Şakak gibi yağmacı Aşiret ağalarını Kürt bağımsız harekatının banisi ve Kürt halkının kahramanları olarak tanıtıyorlar. Uydurma Mahabad Cumhuriyetini ilk bağımsız Kürt devleti olarak tanımlıyorlar. Yazdıkları ve yazdırdıkları kitaplarda Azerbaycanın batısını büyük Kürdistanın bir parçası, Mukri Kürdistanı, Kuzey Kürdistan olarak adlandırıyorlar.
Bu çalışmanın amacı tarihi senetlere dayanarak Kürtlerin Azerbaycan arazisine göç ettiklerini, yaşadıkları bölgeleri, nüfusları ve Azerbaycanda yayılma nedenlerini incelemektir.
Güney Azerbaycan ve Batı Bölgesinin Genel Durumu
Tarihi kaynaklara göre Güney Azerbaycan arazisi en az 170 bin km kare alanla günümüzde Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil, Zencan, Hemedan ve Kazvin eyaletleri, Bicar, gurve, Astara bölgelerini kapsamaktaydı. Bölge nüfusunun 15-16 milyon olduğu tahmin ediliyor. Azerbaycan Türkleri bölge nüfusunun %90 ını oluştururlar.
1937 yılında merkezi devletin siyasi hedefi doğrultusunda etnik bölgeler yeni idari birimlere bölünerek 10 yeni ustan (eyalet) oluşturuldu ve Güney Azerbaycan arazisi 4 ustan haline getirildi: 1. Zencan, kazvin ve astara ustanı 2. Tebriz -Erdebil ustanı 3. Urmu, Hoy, Savucbulak, Marağa, Bicar ustanı 4. Hamadan ustanı. Bu taksimat zaman içerisinde defalarca Azerbaycanın aleyhine değiştirildi. Zencandan ilk önce Astara bölgesi alınıp Gilan ustanına verildi. Devrimden sonra da Kazvin bölgesi yeni bir ustan haline getirildi ve 3. Ustan (Doğu Azerbaycan)dan koparılan Erdebil bölgesi Erdebil ustanı olarak karşımıza çıktı. 4. Ustan(Batı Azerbaycan)nın Bicar, Gerus ve Gorve bölgeleri Kürdistan eyaletine verildi. 
Batı Azerbaycan çeşitli taksimattan sonra bugün 45 bin Km kare alanı kapsıyor. Kuzeyden, Kuzey Azerbaycan, Batıdan, Türkiye, Güney batıdan Irak ile dış sınırları bulunuyor. Ayrıca Doğudan, Doğu Azerbaycan, Güney doğudan Zengan ve Güneyden Kürdistan eyaletler ile iç sınırları bulunmaktadır. Nüfusu tahminen3.020893 civarındadır. Bu nüfusun yaklaşık 1.574.730u şehirlerde, 1.331.735i köylerde ayrıca 114617si de göç halinde yaşamaktadır. Batı Azerbaycan 14 vilayet, 30 Şehir, 36 İlçe , 109 Köy Merkezi ve 3737 Köyden oluşur. Merkezi, Güney Azerbaycanın ikinci büyük şehri Urmudur.
Azerbaycanda Kürtlerin Tarihi kökeni
Tarihi kaynaklar Kürtlerin nereden geldiği, nerelere yerleştiği ve nüfusu hakkında bilgi vermiştir. Haddona göre Kürtler İrana dışarıdan gelmişler ve Türklerden çok sonra bu bölgelerde yerleşmişler. Ayrıca Arnold Wilson Kürt aşiretlerinin Osmanlı topraklarından Azerbaycana geldiğini yazıyor.Garsten Niebuhr goçebe Kürt aşiretlerinin sayısının çok olduğunu yalnız anavatanleri değil , Suriye ve Aceme dağıldıklarını yazıyor. Makı, Çaldıran, Hoy, Salmas ve Urmiye Kürtlerine Şakak denilir ve Anadoluda yaşayan Kürtleri boyularındandırlar. Sulduz, Hana, Savucbulak, Bukan, sayınkalada yaşayan Kürtler ise Mezopotamya kökenlidirler. Bu aşiretler Mokri, Şakakan, Herki, Mamış, Zaza, Milan, Dehbokri, Celali ve diğer aşiretlerden ibarettir. 16. Yüzyılın sonuna doğru Yazılan, Kürt aşiretlerinin tarih ve coğrafyasını anlatan ve Kürt tarihinin araştırmasında ana kaynak konumunda olan Şerefname(geniş Kürdistan tarihi) kitabında, bugün Savucbulak bölgesinde geniş bir araziyi iyelenen Mukrilerin Osmanlı arazisinde Zül şehri(şehre Zur günümüzde Irak topraklarında) çevresinde bulunan Mukriye aşiretine dayandığı yazıyor. Rivayetlere göre Baban paşalarının ailesine mensup Seyfettin adında bir kişi Baban aşireti ve başka Kürt aşiretlerini toplayıp Azerbaycanda Deryaz bölgesini Çabuklu Türklerinden alarak oraya yerleşti. Seyrül ekrad kitabının  yazarına göre de Mukri aşireti 16.yuzyılın sonlarında Osmanlı toprakları ve kuzey Mesopotamiya Eben Ömer adası(bugünkü Suriye)ndan Azerbaycan arazisine göç etmişler. Yazara göre ilk kere Baban ailesinden Babamir adlı bir kişi Savucbulakı Azerbaycan Türklerinden almış ve sülalesi zaman içerisinde bu bölgeye hüküm sürmüşler. Kacar dönemine kader Mukri aşireti Avşar Birliğinin üyesiydi ve 1882 yılında birliğin Beyler beyi Muhammet Guluhan Savukbulak Bölgesinin idaresini Donbili Türklerinden alıp Budak Han Mukriye vermiştir. Mahabad Tarihçesinin yazarına göre Osmanlı Kürtlerinden oluşan Belbas birliği 18.yüzyılda Osmanlıdan (bugünkü Irak Topraklarından) Bapir ağa önderliğinde Azerbaycanın İletimur bölgesine göç eder.Belbas birliği Mamış, Mengur ve Piran aşiretlerinden oluşur .Günümüzde Mamış aşireti Savukbulak-Neğede arasında (Sulduz bölgesinde) yerleşmektedir. Osmanlı (Irak) Arazisinden göçen Mengurlar Serdeşti ve Piran aşireti Hana şehri ve köylerini ele geçirmişler. Dehbokri aşireti de 18. Yüzyılın sonunda Bayram Ağa önderliğinde Diyarbakırdan Azerbaycanın Savukbulak bölgesine göçmüş ve bu göç için çeşitli sebepler, örneğin kuraklık ve kıtlığı göstermişler.Bu aşiret günümüzde Bukan şehri ve çevresinde yaşamaktadır. Gevrek aşireti kendilerini Vesman Ağa ve Hazar Ağanın torunları sayıyor ve Mengurlardan birkaç yıl önce Azerbaycana göçmüşler. FeyzullahBeygi aşireti ise kendilerini Teymuriler döneminde Irakta yaşamış olan Fakih Ahmet Dareşmanenin torunları sayıyorlar. Azerbaycana gelişlerinin sebebi ve tarihi belli değildir . Şakakan aşireti Osmanlı arazisinin doğusunda yaşıyordu. Bu aşiretin çeşitli tayfaları Sefevi devletinin kuruluşu döneminden itibaren yavaş yavaş Azerbaycana göçmüşlerdir. Bu aşiretler 20.yüzyıla kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçiriyor, bir nevi ikili vatandaşlığa sahiptiler. Celali aşireti(20 bin kişi) ise Şah Abbas döneminde Osmanlı Sadrazamı Kuyucu Murat Paşa ‘nın önünden kaçarak Safevilere siğınmişlar .Şah Abbas bu Celalilerden Sekiz binini Beradust bölgesinde digerlerini Makı cıvarında yerleştirmiştir. Görüldügü gibi Kürt yazar ve tarihçilerine göre Kürt aşiretleri Azerbaycan topraklarına diger yerlerden gelmiş ve burada heç bir tarihi koke sahip değilerdir.
Batı Azerbaycanın demografik yapısı 
İranda Bulunan etniklerin nüfusu hakkında resmi bir istatistiksel veri bulunmamaktadır. Bu yüzden Etniklerin Nüfusu konusunda söylenen sayılar tahmine dayalıdır. Yazıda İran İstatistik Merkezinin Son verilerine dayanarak günümüzde Batı Azerbaycan bölgelerinde yaşayan Kürt nüfusu hakkında bilgi verilecektir. 
Batı Azerbaycanın Kuzeyinde Türkiye ve Kuzey Azerbaycanla ortak sınırları bulunan Makı vilâyetinin çevresinde Milan, Celali ve Heyderanlu Kürt aşiretleri dağınık şekilde yaşamaktadırlar. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Celali (Halikanlu) aşireti 15796 (2238 Aile), Milan aşireti 11502 (1686 Aile) ve Heyderanlu 1396 kişi(183 Aile)den oluşur. Yani bu bölgede tahminen 28694 Kürt halen konar göçer hayat sürdürmektedirler. Celali aşiretinin nüfusu UNESCOnun 1963 yılında verdiği rakama göre 1135 aileden ibarettir. Yukarıdaki rakamlara dayanarak %3 artışla bugün bu aşiretin nüfusu 15 bin civarında olmalıdır. Bu aşiret günümüzde Azerbaycanın batısında göç eden en büyük aşirettir ve bölgede göç halinde yaşayanların %48.2sini oluşturur. Milan aşiretinin nüfusu 1963te 2030 aile olarak kaydedilmiştir. Bu rakamı yukarıdaki verilere dayanarak %3 artışla hesaplarsak günümüzde bu aşiretin nüfusu 27 bin kişi civarında olacaktır. Hayderanlu aşiretinin nüfusu 1963 yılında 1800 kişi(300Aile) olarak açıklanmış, %3 artışla bu aşiretin nüfusu 4 bin civarında olmalıdır yani günümüzde bu aşiretlere mensup 46 bin kişi yaşamaktadır. İran İstatistik Merkezinin son verilerine göre Makı ve Çaldıran vilayetinin nüfusu 174199 kişi tahmin ediliyor. Makı şehrinin nüfusu 36747 kişidir. Şehrin Kürt nüfusu %10 (3674) olarak tahmin ediliyor. Yani bu bölgede yaklaşık 50 bin Kürt yaşamaktadır. Bu da Bölge nüfusunun %28i civarındadır.
Kürt aşiretlerinin yaşadığı diğer bir bölge Hoy vilâyetidir. Bu bölgede Küresünnü ve Memkanlu aşiretleri Türkiye sınırlarında yaşıyorlar. Son verilere göre Küresünnü aşiretinin göç eden nüfusu 1835 kişi (239 aile)dir.1962 verilerinde bu aşiretin nüfusu 400 aile, yaklaşık 2500 kişidir. Memkanlu aşireti de Türkiye ile Güney Azerbaycan sınırlarında yaşıyorlar. Son verilerde aşiretin göç eden nüfusu 901 kişi (115aile) olarak belirlenmiştir.1962 verilerinde aşiretin nüfusu yaklaşık1500 kişi (250 aile) olarak tahmin ediliyor. Günümüzde Sefaiye, Zerabad, Zeri ve Kotur bölgesinde yaklaşık 35 bin Kürt yaşamaktadır. Hoy vilayetinin nüfusu 425859 kişidir. Hoy şehrinin nüfusu ise 163838 civarındadır .Burada da nüfusun %8inin (13400 ) Kürtlerden oluştuğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 40-45 bin Kürt yaşamaktadır. Buda toplam Hoy bölge nüfusunun %10unu oluşturuyor. Bölgede ayrıca yaklaşık 8 bin Ermeni yaşamaktadır.
Hoy-Urmiye arasında bulunan Salmas bölgesinde de Kürt aşiretleri yaşamaktadır. Çehrık, Küresünnü, Delzey, Kuhsar; Ketban köylerinde Yaklaşık 35 bin nüfusa sahiptirler. Salmas vilayetinin nüfusu 119667 kişi civarındadır. Salmas şehrinin nüfusu ise 71968 kişidir. Burada da diğer bölgelerde olduğu gibi şehrin %10unu (7190) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Yani bölgede yaklaşık 42 bin Kürt yaşamaktadır .Buda toplam Salmas bölge nüfusunun %30unu oluşturuyor. Ayrıca bu bölgede yaklaşık 20 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır. Azerbaycanın Batı bölgelerinin merkezi konumunda olan Urmiye şehri Azerbaycanın en eski ve tarihi şehirlerindendir. Ahmet bin Yakup, Alboldan kitabında şöyle yazıyor: Urmiya Azerbaycanın büyük ve eski şehirlerindendir. İslamdan sonra Urmiya Marağadan sora Azerbaycanın ikinci büyük şehri konumundaydı. Urmiye Kuzey Batısında Salmasla Urmu arasında Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Sumay ve Beradust bölgesinde Şakakan aşireti yaşıyor. Son verilerde Şekakan aşiretinin göçer nüfusu 923 kişi(112aile)dir. Günümüzde Türkiye ile Azerbaycan sınırlarında Urmunun Sumayibradust bölgesinde 41332 kişi, Azerbaycanla Irak sınırlarında Silvane bölgesinde (Tergiver, Mergver, Deşt) ise 58883 Kürt nüfusu olduğu tahmin ediliyor. Urmiye vilayetinin nüfusu 969129 kişidir. Urmiye şehrinin nüfusu ise 467840 kişidir. Burada nüfusun %20sini (86 bin) Kürtlerin oluşturduğu tahmin ediliyor. Böylelikle Urmiye bölgesinde 168215 Kürt yaşamaktadır. Bu da Urmiye bölge nüfusunun %16sını oluşturmaktadır. Bölgede ayrıca yaklaşık 65 bin Ermeni ve Asuri yaşamaktadır.
Görüldüğü gibi Batı Azerbaycanın Kuzey bölgesinde (Makı, Hoy, Salmas, Urmiye) yaklaşık 1.688854 kişi yaşamaktadır. Bu bölgedeki Kürt nüfusu ise 305215 kişidir. Buda bölge nüfusunun %18unu oluşturur. Bölgede ayrıca 80 bin civarında Ermeni ve Asuri yaşamaktadır ki buda nüfusun %5ni oluşturur. Bu rakamlara dayanarak bölge nüfusunun %77sını Azerbaycan Türklerinin oluşturduğu saptanır.
Sulduz bölgesi Urmiye Gölünun güneyinde bulunmaktadır. Bu bölgede Karapapak Türklerinin yanı sıra Zaza, Piran ve Mamış Kürt aşiretleri de yaşamaktadır. Türkler Negede şehri ve civarında, Kürtler ise Uşnu ve Hana (Piranşehr) şehirleri ve civarında yaşıyorlar. Bölgenin toplam nüfusu 348603 kişidir. Karapapak Türklerinin nüfusu yaklaşık 140 bin kişidir. Buda bölge nüfusunun %40nı oluşturur. Yani bölge nüfusunun yaklaşık %60nı Kürtler oluşturur. 
Kürtlerin yaşadığı diğer bir bölge Savukbulak bölgesidir. Bu bölgede Mukri, Mamış, Dehbokri, Mengur ve Gevrek aşiretleri yaşıyor. Bölge tamamıyla Kürtlerin eline geçmiştir. Savukbulak (Mahabad) bölgesinde 225074, Bukanda 235153 ve Serdeştte ise 85969 kişi yaşamaktadır. Bölgede toplam 546196 Kürt nüfusu yaşamaktadır.
Batı Azerbaycanın Güney bölgelerinde Koşaçay, Sayınkala, ve Tikantepe şehirleri bulunuyor. Koşaçay bölgesinde 23920 kişi yaşıyor. Koşaçay Kürtlerin en az sıza bildikleri şehirdir. Köylerinde ise yaklaşık 40 bin Kürt yaşamaktadır. Sayınkalenin Nüfusu 87868 kişi olarak tahmin ediliyor. Şehirde 3000 civarında, Mahmudcık,(Şii Kürtleri) Sefehana, Aktepe gibi köylerde yaklaşık 30 bin Kürt nüfusu bulunmaktadır. Tikantepe bölgesinde toplam nüfus110487 kişi tahmin ediliyor. Şehirde 42332 kişi yaşıyor ki bunun yaklaşık 10500 (%25)ü Kürttür. Köylerinde ise yaklaşık 25 bin Kürt yaşıyor. Bu bölgenin Toplan nüfusu 437240 kişidir ve bölgede yaklaşık 108 bin Kürt nüfusu bulunuyor. Buda bölge nüfusunun yaklaşık %25ini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak Batı Azerbaycanda 3.020893 kişilik nüfusun yaklaşık 1.853000(%61) Azerbaycan Türkü, 1.168014unu (%37) Kürtler; 80.000ini (%2) ise Ermeni ve Asuriler oluşturuyor. Bu ise Kürtlerin Güney Azerbaycan nüfusunun yaklaşık(%7 )sini oluşturmaktadır.
Batı Azerbaycanda Kürtlerin yayılma sebepleri 
19. yüz yılın sonları, 20. Yüz yılın başlarında Azerbaycanda büyük bir değişim yaşandı. Türk aşiret yapısı ortadan kalktı ve Donbili, Avşar, Makuyi ve diğer aşiretler konar göçer hayat tarzını bırakıp Azerbaycan köylerine yerleşti, buna karşın Celali, Milan, Dehbokri ve Belbas birliği gibi Kürt aşiretleri, aşiret yapısını koruyarak harbi ve siyasi denge onların lehine değişti. O güne kader Kürt isyanlarını Tebriz ve Tahrana ihtiyaç olmadan Türk aşiretleri başarıyla bastırırdı. Türk aşiretlerinin yerleşim hayata geçmesinin ağır sonuçları Şeyh Obeydullah Şemzini ve Simko isyanlarında açıkça görüldü. Osmanlı tâbiiyetinde olan ve Azerbaycan Kürt aşiretleri içinde de nüfuz sahibi Şeyh Obeydullah Şemzini 1881 yılında Güney Azerbaycan‘a saldırdı.
Kürtlerin Yağma ve katliama olan içgüdüsel eğilimleri onları Şeyhin etrafında birleştirdi ve Azerbaycanda toplukıyım yaşandı. Kürtler Yağma amacı ile Köylere girdi ve önlerine çıkan herkesi oldurdu. Şeyhin oğlu Abdulkadir ve Osmanlıdan kaçarak Savukbulakta yerleşen Mergver aşiretinin ağası Hamza Ağa Koşaçaya saldırarak Cami ve Köyleri ateşe verdi. Melikkendi de Koşaçayla aynı kaderi paylaştı. Bu olaylarda onlarca köy tahrip edildi ve on binlerce kişi yaşamını yitirdi. Birinci dünya savaşı artı Ermeni, Asuri ve Kürt isyanlarının zararları Azerbaycan için daha ağır ve korkunç sonuçlar doğurdu. Örneğin Urmiye ovalarındaki 300 köyden tamamına yakını tahrip edildi. Urmunun nüfusu 25 bin den 5000e düştü. Kürt aşiretleri Katliam ve yağma peşindeydi. Bu aşiretler Şakakan aşiretinden olan ve Hoyla salmas şehirleri arasındaki köyleri ele geçiren Simko tarafından yönetilirdi. 20 yıl(1905-1926) boyunca Azerbaycanın batı bölgelerinde terör estiren Simko ve Kürt aşiretleri bölgenin nüfus dengesini ve yerleşim alanlarının değişmesine sebep oldu .Bu olaylarda en az 150 bin Azerbaycanlı yaşamını yitirdi. yüzlerce köy tahrip edildi ya da daha emniyetli bir yaşam için boşaltıldı. Bu araziler Kürtler tarafından İşgal edildi. 1930larda Rızahanın Tahtakapı (aşiretleri zorla yerleştirme) siyaseti ile artık boşalmış Türk köyleri Kürtlere kaldı. Rizahan ve Fars teorisiyenleri Türkiye ile Güney Azerbaycan arasında bir tampon bölgesinin oluşturulmasının İranın güvenliği açısından önemli olacağı düşüncesindeydi. 2.dünya savaşı bölgeyi yeniden Karıştırdı.1941 yılında Rizahan hakimiyetten düştü ve bölge Ruslar tarafından işgal edildi. Sürgüne gönderilen aşiret ağaları geri döndü ve geleneksel hayat yeniden başladı. Rus ordusu Urmiye şehirine girmeden önce İran ordusunun bırakıp kaçtığı silahlarla Kürtler şehirde katliama başladı. Urmiye pazarını yağmalayıp ateşe verdiler.1942de Kürt, Ermeni ve Asuriler Özgürlük adında bir örgüt oluşturup Azerbaycan köylerini yağlamaya başladılar. Yüzlerce kişi öldürüldü ve 2000 aile köyleri boşaltıp kaçmak zorunda kaldı.Urmiye ve kuzey bölgelerde bu olaylar yaşanırken Güney bölgelerde, Savukbulakta ise olaylar daha farklı boyutta gelişmekteydi. Bu yılın eylül ayında Komale Jiyan Kürdistan(Kürt yaşam Partisi) partisi kuruldu ve arkasından 10 bin Km kara alanı kapsayan özerk bir bölge oluşturuldu ve böylelikle savukbulak(Mahabad) Kürtçü harekatın merkezi konumuna geldi.
Ak devrim olarak nitelendirilen toprak ıslahatı da birçok köyün Azerbaycan feodallerinin malikiyetinden çıkıp Kürt köylülerine verilmesine sebep oldu. Yani 1970 devrimine kader geçen sürede Kürtler dağlardan enip köylere yerleşme aşamasını bitirmiş oldular. Bu arada özellikle 1950lerden sonra Nüfus hızla arttı ve 20 yıl içerisinde ikiye katlandı. Devrimden sonra Kürt ve Sol örgütlerin silahlı mücadelesi bölgeyi yeniden karışıklığa sürükledi ve nüfusun yer değişmesine sebep oldu. Örneğin Savukbulakın Viranşehir, Yazdağı, Halfiyan, Hantavus, Molladeresi, Beykankala ve diğer bölgelerinde yaşayan Şahsevenlerin köyleri ateşe verildi ve butun varlıkları talan edildi. Şahsevenler bu felâketten sonra bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Hana şehri sakinleri de aynı kadere mahkum oldular. Bu dönemde Kürt nüfusu yoğun olduğu bölgelerde var olan butun Türk köyleri baskılar sonucu göç etmek zorunda kaldı. Devrimden sonra önemli diğer bir olay da Kürtlerin Azerbaycanlıların yaşadığı şehirlere göç etmesidir. Devrimden önce şehirlerde kayda değer sayıda olmayan Kürtlerin nüfusu günümüzde Türklerin yaşadığı şehirlerde %5 ile %25 oranında artmıştır. Batı Azerbaycanda nüfus dengesini etkileyen diğer bir faktör da Kuzey Irakta yaşanan olaylardır. 
Bu olaylar 1942den bu yana Batı Azerbaycanı, nüfus değişiminin yanısıra siyasi ve ekonomik olarak da etkilemektedir. 1945te Irak ordusuna yenilip sınırı geçen Barzan aşiretinden 10 bin Kürt Azerbaycana geldi. Üç bin kişilik silahlı güce sahip olan aşiret, Kadi Muhammetin Kurduğu özerk bölgenin savunucusuna çevrildi. 
Barzaninin beklenmedik gelişi olmasaydı büyük olasılıkla Kürt partisi amaçlarına ulaşamazdı . 1965 yılından itibaren İranın kuzey Irak Kürtlerini desteklemesiyle savaş süresince Irak Kürtlerinin Güney Azerbaycana sığınması hız kazandı. Mart 1975te İran ve Irak sınır problemlerini çözme konusunda anlaştı ve Kuzey Irakta merkezi hakimiyetle savaşan ve İran desteğini kaybeden Kürtler yenilgiye uğradı, bunun üzerine Saddam ordusunun saldırısına uğrayan 100 bin Kürt bölgeden kaçarak önceden Azerbaycana sığınmış diğer 100 bin kişiye eklendi. 1987 yılına kader 50 bin kişi, ağustos 1988de ise 100 bin kişi yeniden sınırdan geçti ve Azerbaycanın köy ve şehirlerine ayrıca Hoy, Urmiye ve Uşnu civarında oluşturulan barınaklara yerleşti. Bunlardan en az 50 bin kişinin geri dönmediği tahmin ediliyor. Bölgedeki karmaşa ve sınırlardaki otorite boşluğu Kaçak ve kayıt dışı geliri artırdı, bu da sınır bölgelerinde yaşayan Kürtlerin alım gücünü artırarak özellikle şehirlerde arsa almalarına olanak sağlamıştır.
Sonuç
Güney Azerbaycanın batı bölgeleri jeopolitik özelliği nedeniyle daima çekişme merkezi haline gelmiştir. Kuşkusuz Azerbaycanın batı bölgelerinde potansiyel tehdit, sınırlar arasında yerleşmiş olan Kürtlerdir . Bu yüzden bölgede nüfus faktörü oldukça önem kazanmaktadır. Kürtlerin yayılma politikaları bölgede nüfus dengesini onların lehine değiştirmektedir. Gelecekte bir otorite boşluğu yarandığı durumda Urmiye Gölünün güneyindeki toprakların (savukbulak ve çevresi) tamamen Kürtleşmesi ve Kürtlerin bölücülük çaba ve eğilimleri sonucu Azerbaycanın bu bölgesinin büyük çatışmalara sahne olacağı kaçınılmaz gözükmektedir. 
Talas Avşarlı Günaztac /Güney Azerbaycan Tanıtım Cemiyeti/ Başkanı

Sunday, December 11, 2011

İran devlǝti Türkiyǝ`ni vuracaqmış

Mehran Baharli
(İran Meclisi Dış Politika ve Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanvekili Hüseyin İbrahimi, İran'ı hedef alacak bir saldırı halinde "kesinlikle" Malatya'daki füze kalkan sistemini vuracaklarını söyledi).
Fars hakimiyyǝtindǝki İran devlǝtinin Türkiyǝ`ni vuracaq gücü, yetǝnǝyi vǝ cǝsarǝti yoxdur, heç bir vaxt da olmayacaqdır. Bu tǝhdidlǝrin amacı, İran`a saldırıldığı durumunda bütün bölgǝnin etgilǝnǝcǝyi düşüncǝ vǝ qorxusunu yaymaqdır. Bu taktik, İran, Suriyǝ vǝ Rusya`nın özlǝrini qorumaq üçün son şanslarıdır. Yoxsa özlǝri dǝ bilirlǝr ki saldırıya uğrarlarsa heç bir biçimdǝ özlǝrini qoruyacaq güclǝri olmayacaqdır. Ondan dolayı belǝ tǝhdidlǝri savuraraq Batını özlǝrinǝ saldırmaqdan caydırmaq istǝyirlǝr.
İran`ın Türkiyǝ`ni vurmağa nǝ gücü nǝ dǝ niyyǝti vardır. İran, Suriyǝ vǝ Rusya`nın bu son tǝhdidlǝri İran`a vǝya Suriyǝ`yǝ saldırmanın bölgǝsǝl bir çatışmanı tǝtiklǝyǝcǝk qoruxusunu yaratmaq üçündür. Ancaq belǝ bir çatışmanın yaranmasının imkanı yoxdur.
İran`a saldırılıp savaş çıxarsa bilǝ, İran`ın Türkiyǝ`ni vurması nǝ tǝk onun sorununun çarǝsi olmaz, bǝlkǝ çöküşünü qaranti edǝr. İran`ın hava quvvǝtlǝri vǝ hava savunmasını, NATO olmasa bilǝ, Türkiyǝ tǝk başına qısa bir sürǝdǝ etgisizlǝşdirǝbilǝr. Ayrıca bir NATO ölkǝsinǝ saldıracaq İran, kǝsinliklǝ bir daha ayağa qalxamacaq şǝkildǝ yerindǝ oturmağa zorlanar.
Tǝhdidlǝ tǝhdidin gǝrçǝklǝşdirilmǝsi iki fǝrqli şeylǝrdir. İran`ın vǝ Suriyǝ`nin vǝ Rusiya`nın belǝ tǝhdidlǝri yapma yararlarınadır, çünkü qarşı tǝrǝfi onlara saldırmaqdan caydırabilǝr. Ancaq bu tǝhdidlǝrini gǝrçǝklǝşdirmǝlǝri , onların özlǝrinin zǝrǝrinǝdir, çünkü yox olmalarına nǝdǝn olar. İran da bu gǝrçǝyi bilir vǝ ona görǝ dǝ tǝkcǝ tǝhdid edir. Dolayısı ilǝ İran`ın Türkiyǝ`ni vurması söz qonusu deyildir, heç bir qoşulda da olmayacaqdır.
İran`ın vurulmadan öncǝ yapabilǝcǝyi tǝk iş, bilǝsinǝ saldırıldığı durumunda bunun bölgǝsǝl bir çatışma yaradacağı tǝhdidindǝ bulunmasıdır. Saldırıya uğradıqdan sonra isǝ tǝk yapabilǝcǝyi iş, proxylǝri ilǝ (İraq, Suriyǝ, Hizbullah vǝ Afqanistanda) Batı çıxarlarına saldırmaq, qısa sürǝli Hormoz Boğazını qapatmaq vs.dir Ancaq heç bir durumda Türkiyǝ`ni vurma söz qonusu olabilmǝz. Çünkü Türkiyǝ`ni vurmanın İran üçün yalnız tǝhdid etmǝ aracı olaraq dǝyǝri vardır. Ancaq bu tǝhdidin gǝrçǝklǝşdirilmǝsi vǝ NATO üyǝsi vǝ İran`ın uyqar vǝ özgür dünya ilǝ qalan tǝk bağı Türkiyǝ`ni vurmasının, hǝm İran`ın gücü dışındadır, hǝm dǝ yararlarına tǝrsdir.
İran`ın Türkiyǝ`yǝ saldıracağı bir senariyonun gǝrçǝklǝşmǝ ehtimalı sifirdir. İran`ın Türkiyǝ`ni vurma niyyǝti vǝ gücü yoxdur. Olsaydı da bunu yapmazdı, çünkü belǝ bir saldırı İran`a zǝrǝrdǝn başqa bir xeyri olmazdı. Bu bağlamda İran`ın ehtiyacı olan şey, Türkiyǝ`ni tǝkcǝ tǝhdid etmǝkdir, vurmaq deyildir. İran`ın nǝ Türkiyǝ nǝ dǝ başqa hǝr hansı bir NATO ölkǝsinǝ saldıracaq gücü vǝ niyyǝti yoxdur.
İran ortalığın qarışmasını istǝmǝyir, öz hakimiyyǝti vǝ devlǝtinin davamını istǝyir. Ortalığın qarışmasını o vaxt istǝyǝr ki bu qarışıqlıq devlǝti vǝ hakimiyyǝtinin davamına kömǝk etsin. İndi isǝ Türkiyǝ`ni tǝhdid etmǝsi, caydırıcılığı olabilǝcǝyi üçün, onun hakimiyyǝtinin davamına kömǝk edǝbilǝr. Buna görǝ dǝ Türkiyǝ`ni tǝhdid edir. Ancaq bu tǝhdidin gǝrçǝklǝşdirilmǝsi İran hakimiyyǝtinin sona çatacağı demǝkdir. Belǝ bir saldırı İran devlǝtinǝ şans yaratmaz, tǝrsinǝ ǝn kiçik bir yaşama şansı varsa, onu da onu yox edǝr.
 İran devlǝti Türk devlǝti deyildir. 1925ǝ qǝdǝr İrana Türk bir sülalǝ hakim idi. o tarixdǝ Qacar sülalǝsi yıxılmış yernǝ modern İran devlǝti qurulmuşdur. Modern İran devlǝti ilk gündǝn türk düşmanı bir devlǝtdir. Türk xalqının çox millǝtli olan İrana hakim olmaq, İran devlǝtini ǝlǝ geçirmǝk kimi bir istǝk vǝ savaşımı yoxdur. Bizim savaş öz xalq vǝ topraqlarımızı (Güney Azǝrbaycan, Qaşqayurd, Afşaryurd, Xǝlǝcistan...) qurtarmaqdır. İranda yaşayan başqa xalqların, Farslar, Kürdlǝrin, Ərǝblǝrin, Lorların Bǝluçların gǝlǝcǝyi, yurdları vǝ qurmaq istǝdiklǝri devlǝtlǝr bizi ilgilǝndirmǝz.

Saturday, July 9, 2011

Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?

Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?
Aşağıdakı yazı Sayın Rasim Sağlam vә Bulent Yilmaz bәylәrin mәnim bir statusuma kament olaraq yapdıqları qatqılardır. Qonu haqqında çox qapsamlı vә dәyәrli vә yeniliklәr içәrәn tәsbit vә düşüncәlәr daşıdıqlarından bunların qamuca oxunmasının olduqca yararlı olacağını düşündüm. Bu üzdәn dә sözü edilәn kamentlәri birlәşdirәrәk ayrı bir yazı biçimindә sәfhәmdә paylaşmaq istәdim.
Mehran Baharlı:
Türkiyәnin olqunlaşan ortadoğu dış siyasәti, er gec İran vә Güney Azәrbaycan qonusunda da özünü göstәrәcәk vә bu devlәt Fars kökdәndinçi ırqçı İran devlәti yox, Güney Azәrbaycan vә Türk xalqının yanında yer alacaqdır. Buna daha erkәn әrişәbilmәk üçün biz, Türkiyәnin indiki İran vә Güney Azәrbaycan siyasәtini daha yüksәk sәslә, daha sıx vә sürәkli olaraq әlәşdirmәliyik.
Bulent Yilmaz:
Türkiyenin meseleye bakişinin farkli boyutlari var. Öncelikle Türk kamuoyu iranda bir Türk halki olduğunu dahi bilmiyor. bunun sebebi ise irandaki Türklerin maruz kaldiklari politikalara karşi seslerini dünya kamuoyunun ilgisini Çekecek şekilde direnç göstermemeleridir. Yani ağlamayinca nasil bir çocuğa meme verilmiyorsa bir 30 milyonluk bir halk da şikayetini, Üzerindeki asimilasyon politikasina karşi ayağa kalkişini yüksek sesle gerekirse can vererek dile getirmesi gerekir. bu konuda yapilanlar ve Ödenmis bedeller varsa bile Türk kamuoyuna Ulasan Görüntüler yok. Irandaki Türklerin büyük kisminda iran politikalarini benimser bir yaklaşim söz konusudur. internette taniştiğim ve objektif şekilde sohbet ettiğim Türkleri Özellikle konuşturuyorum ki gerçekte ne düsündüklerini anlayabileyim. bu nedenle bazen pan Türkist politikalari hafifce elestiriyorum ki gercek düsünceleri ortaya Çiksin. bu Şekilde serbeti verince inanilmaz bir mankurtlasma olduğu anlaşiliyor. Kendisine Türk diyenlere karşi nasil sinsice bir Öfke nobeti geçirdiklerini gördükce farslarin işini ne derece iyi becerdiğini görüyor ve kahroluyorum.  adam iran Türku ama "eger iran Türklere Türkçe eğituim verirse araplar lurlar kasgaylar Türkmenler beluçiler gibi diger Türk soylu halklar ve milletler hepsi ister ve ortada iran kalmaz" diyor. iranin derdi bu arkadasa kalmis.
ikincisi iran Türkiyenin enerji arzinda Önemli bri kaynaktir. rusyaya olan bağimlilik iran gaziyla asilmaya Çalişiliyor. bu ihtiyac o kadar barizdir ki amerika bile Türkiyeye Çikip bir Şey diyemiyor Çunku anlayisla karşilamak zorunda. Türkiyenin iranla arasinina açilmasi enerji darboğazina girmesi demektir. bu açiği kapatabilecegi çok fazla seçeneği yok. Kuzey irakla bu nedenle ilişkilerini iyileştirmeye çalişiyor çunku bolgedeki büyük rezervlerden yararlanarak bu bağimliliğini azaltmaya Çaloşiyor.
Üçüncü sebep kürt sorunudur. Türkiye PKK ile mücadele ederken PJAK ile savaşan iranla koordineli Çalişyor. Örgütün kontrol edilebilmesi için iranin kendi topraklarinda PKK ya Göz yummamasi lazim. Yillarca iran kendi sinir boylarinda PKK ya goz yummuştu. Artik PJAK in saldirilariyla sorunun kendisine de Uzandigini gördüğü için uyumlu Çalişiliyor. Iranla bozulacak bir ilişki bu işbirliğini de bozabilir.
bunun yaninda iran gelisen ekonomisi ve alim gücüyle Türk sanayisi ve hammaddesi için iyi bir pazardir. Şu an icin 10 milyar dolar civari olan ticaret hacmi 30 milyar dolara Çikartilmak isteniyor ve mevcut durumda iran lehine olan ticaret dengesi lehimize donuşturulmek isteniyor. Petrol ve doğalgaz nedeniyle arada dengesizlik var Çunku.
butun bunlara karşin eğer irandaki Türkler ses getirecek eylemler ile büyük bir başkaldiri yaparsa Türk kamuoynu buna sessiz kalamaz. ancak yüzyillardir savaşmadiğimiz irana karşi bir operasyon yapilamaz. Türkiye meseleyi dünya kamuoyuna taşimak dişinda Çok büyük adimlar atmaz. Tabi Türkiyedeki kürtlerin otuz senedir yuruttuğu çok uzun ve kanli bir mücadele gğze alinabilirse iran bunun altindan kalkamaz. böyle bir kanli süreci başlatabilmek ve iran Türklüğünü mücadeleye kanalize edebilmek için iki seçenek var. Ya PKK nin yaptiği gibi silahli mücadele hem devletin silahli güçlerine hem de içerideki fars yanlilarina yönelecek. yillar süren kanli çatismalar sonucunda ailesinden evlatlarini yitiren kişiler iran devletine karşi iyice düsmanlik besleyecek. Yillar sonra şiddet karşi Şiddeti doğuracak ve Türk halki irana karşi iyice tavir alacak. Irandaki Türklerin büyük kismi Ölen genclerinin milli dava icin olduğunu anlayip irana karşi çiktiğinda iran çöker. 2. yol ise silahli mücadeleye girmeden Öncelikle halkin içinde Türklük bilincini artiracak sosyo kulturel Çalişmalar yapmaktir. bu Çalişmalar belli bir seviyeye gelip halkin desteği alindiginda iranda siyasal dönüşümler için barişçil mücadele verilebilir. ancak bu yolun sakincasi eğer kisa vadede sonuc alinmazsa siradan halk kitleleri umutsuizluga kapilip fars tezlerine dönüş yapabilir. Unutmayalim ki halkin kahramanlara ihtiyaclari vardir. ve iran Türklüğü kendi kahramanlarini gerekirse Ölüm pahasina Çikartmak zorundadir.
iran Türklüğü yüzyil Önce Settar Hanin tahranda Ermeni polis sefi tarafindan nasil Şehit edildiğini ve bugun karabağda ermenilere destek veren iranin Şiilik Üzerinden din mezhep kardeşliğiyle Türkleri kontrol ettiğini artik anlamasi lazim. iranda atan her Türk yüreği bağimsizlik için atmalidir. farslarla evlilikler derehal sonlandirilmalidir. bu ortak evliliklerden doğan Çocuklar bağimsizlik düsüncemize en büyük direnişi gösteren kitleler oluyor. nasil ki bir evlat Anne babasinin ayrilmasini istemezse bu melez Çocuklarda iranla Azerbaycanin ayrılmaması için bizzat içimizde casit gibi Çalişiyor. Türk kızları ve Erkekleri birbirleriyle evlenmelidir. Bu milli davaya hizmet eden herkes karma evliliklere Çok büyük direnc göstermelidir. kızlarımız ve Uşaklarimizla konuşup Azerbaycan Türkleri içinden evlenmelerini sağlamaliyiz. bu evliliklerden doğan Çocuklar Öncelikle Anadillerini Çok iyi Ögrenmelidirler. her Türk Çocukalrini dede korkuttan baslayarak Türk eserlerini okutmalidir. latin alfabesi evde mutlaka Öğretilmelidir. bu eğitimi veremeyen ailelere her Türk genci gidip onlarin Çocuklarina dilimizi kulturumuzu ve latin alfabesini Öğretmeli ki iletisim kurabilelim.
Rasim Sağlam:
 Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında http://tr.wikipedia.org/wiki/Nuri_Killigil gibi güney azarbeycan + Kuzey azarbeycanında içinde olduğu devleti hesap eden topluluk az değildi. Yunan savasında Avrupaya karşı destek ...olmak anlamında Rusya yı taraf seçmek yardım alabilmek gerekiyordu bu siyasetin sonunda bu meseleye uzak kalmak zorunda kalındı ama . Nuri paşa gib bir çok kişi ölene dek bunu savundu.
 Günümüze gelince ;
1 - Benim fikrimce önce Güney Azerbaycan kendi içinde birlik olmalı her yerde özlüğünü korumalı Asimilasyona direnmek ve dünya gündemine gelebilmek için her ülkede en az yılda bir gün Güney azarbeycanlıların günü olmalı v...e bu sorun işlenmeli.( Bunu şu nedenle söylüyorum Mehran bey size ulaştığım insanlarda ben bir birlik göremiyorum dinci Türkleri saymıyorum zaten , biraz Güney Azerbaycan Milli Hareketi var Daha çok kucaklayacı bir yapı lazm)
‎2- İran içinde diğer Türk gruplar ve diğer ezilen diğer gruplarla (kürt ve diğer) her türlü probleme rağmen ortak bir platformdan vazgeçilmemeli problemler ilerde konuşulmak anlaşılmak üzere dondurulmalı.
‎3-Sizi en iyi anlayanların öncelikli Azarbeycan Cumhuriyeti olması lazım ordaki hükümetinin de reddemeyeceği kadar bir kamuoyu öncelikle orda oluşturmak gerekir.Ne kadar istediğiniz gibi olmasada size göre bağımsız rejim.Gereksi yere o yönetimide beğenmediğiniz yönleri olsada her platformda yermek mantıksız bazılarınız öyle davranıyor.
‎4-Türkiye konusuna gelince Türkiyede bir size karşı uyanışın olabilmesi için .Sizin öncelikle tanınmanız lazım. Sizi en çok Türkiyede tanıtacak ilk kuvvet Azarbeycan Cumhuriyeti tüm fertleri ; Türkiyedeki Azarbeycan kökenli tüm kitle (özel...likler caferilerde birlikte) ; Türkiyedeki milliyetçi gruplar ve qızılbaş kitle bunlar üzerinde çalışırsanız bir kamuoyu oluşur. Şimdiye kadar böyle bir şey yeterli değil.Burdaki dediğim grupları hassaiyetleri ile kendilerinize çekebilirsiniz.Konserlerle ; Toplantılarla özellikle en etkili olanı söyleyeyim Yurt dışındaki Türkiye vatandaşları ile kurduğunuz insani sosyal münasebetler sizi daha çok iyi tanıtıyor.ABD dedekiler özlellikle .Ama Avrupa nezninde bu iyi işlemiyor ben Avrupda en az 5 milyon insanımız var bir gün ağızlarından Güney Azarbeycanla ilgili bir şey duymadım. Ama Amerikadakilerden duydum.

Thursday, March 24, 2011

Türkiyə'də yenicil anayasaya doğru

Türkiyə'də yenicil anayasaya doğru
Mehran Baharli
Türkiyə'nin indiki yarı demokratik-yarı laik (bunu yarı dikta-yarı dinçi də oxumaq olar) durumdan çıxıp tam yenicil (modern), elərkil (demokratik) və eldəm (laik) bir ərklətə (devlətə) çevrilməsi, onu gərçək güclü bir devlət yapar. Bunun başlanqıc nöqtəsi də yenicil, elərkil və eldəm bir anayasadan geçər. TÜSİAD'ın aşağıdakı anayasa önəriləri bu doğrultudadır məncə.
Prof. Ergun Özbudun’la Prof. Turgut Tarhanlı’nın eşkoordinatörlüğünde hazırlanan TÜSİAD anayasa raporunun demokratik hukuk devleti açısından bazı çarpıcı noktaları şöyle özetlenebilir:
-Vatandaşlık tanımında ‘Türklük’ten vazgeçilmesi...
-‘Milliyetçilik’in dışlanması...
-Atatürk’e ideolojik anlam yüklenmemesi...
-Başörtülü milletvekilliğine, başörtülü üniversite öğrenciliğine, başörtülü öğretim üyeliğine kapı açılması...
-Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması...
-Milli Güvenlik Kurulu’nun anayasal organ olmaktan çıkarılması ve üye kompozisyonunun değiştirilmesi...
-Yüksek komuta kademesindeki atamaların, TSK tarafından gösterilecek komutan adayları arasından sivil otorite tarafından yapılması...
-Anadilde eğitim yolunun açılması...
-Nüfus kâğıdındaki din hanesinin, zorunlu din dersinin kaldırılması...
-Sivil toplumun din eğitimi verebilmesi...
-Yüzde 10 barajının düşürülmesi..
-Yerel yönetim reformuyla bölgesel idareler yolunun açılması ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi...
-Diyanet İşleri’nde yapısal değişikliğe gidilmesi...
-Başkanlık değil, parlamenter sistemin güçlendirilmesi...
-Anayasada “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek madde sayısı”nın 3’ten 1’e indirilmesi...

Monday, March 7, 2011

Güney Azerbaycan Türkleri ve Ulusal Herektde bezi tənqidlərə Qısa yanıtlar

Güney Azerbaycan Türkleri ve Ulusal Herektde bezi tənqidlərə Qısa yanıtlar
Arif Keskin
- Siyasi ve sosial hereketleri tehlil ederken feqet o hereketin içinde bir teyfin/kesimin  fikirlerini esas almaq ve hereketi bir bütün olaraq görmemek xetalıdır. Azerbaycan Milli hereketi içinde çox ferqli görüşler vardır. Azerbaycan milli hereketi anlamaq üçün  belli bir teyfe/kesime baxmaq yerine milli hereketin ana axışına baxmaq lazımdır.
-Siz milli hereketin içinde milli-umumi teşkilatın ve rehberiyetin olmamasını “anarşı” kimin gösterirsiniz. Elebil ki, milli herekete “başı boşunalıq” ve “herce- u merc” hakimdir. Bu baxış doğru deyil. Doğrudur ki, milli hereketin böyük teşkilatı ve rehberi yoxdur. Ancaq bu veziyet “anarşıyle” eyni anlama/mena gelmez. Milli hereketin  son  iyirmi (20) illik keçmişini tehlil ettiyimizde herekete hakim olan rasyonelite/eqlaniyet esası vijegidir. Milli hereketi  öz pragmatist ve eqlani emelleriyle her fursetden nehyaet derecede faydalanmışdır. “ Anarşı” olasaydı indi milli hereketimiz olmazdı. Milli herekete kolektif ağıl/umumi ağıl hakimdir. Kolektif ağıl günümüzün esası özelliklerindendir. Baxın ne Tunus ne Mısırda üsyan hereketlerinin müşexxes teşkilati ve rehberi yox idi. Bugün Libyada geden itiraz hereketi ortaya çıxdığında ne teşkilatı varidi ne de rehberiyeti. Günümüzdeki siyasi ve sosial hereketlerin mahiyeti çox deyişib. Azerbaycan Milli hereketi 20 –nci esrin hereketidir ve modern hereketdir. Sizin dağınıq olaraq gördüyünüz hereketi birleşdiren bir “biz” var. Bir hoveyet terifi var. O “biz” esasında şekillenmiş dünya görüşü var. Bizim milli hereket görünürde “atomize” görünse de ancaq ele deyil. Milli hereketi r birleşdiren o “bizi” anlamadn milli hereketi anlamaq mümkün deyil.
- Milli hereketi içinde heç kim “ ehmedinejad dönemi xatemi döneminden daha yaxşıdır” diyen görmedim. Bele yazıbsınız ki, elebil bizimkiler Ehmedinejadı tercih edirler. Bu yanlış tesevvür. Ehmedinejadla milli hereketi arasına qan girib. Milli hereketin Ehmedinejadla qan davası var. 2006-daki xordad /Mayıs hadiselerini lütfen xatırlayın. Azerbaycan Ehmedinejada qarşı üsyan etmişdi. Azerbaycan Ehmedinejad ve Xameneyiye üsyan eden ilk bölgedir. Azerbaycan Ehmedinelada heç bir zaman ses/rey vermedi. 2005 seçkilerinde  Ehmedinejad Erdebilde en az rey getirmişdir. Hamımız bilirki ki Ehmedinejad 1993-1997 arasında Erdebilde valı/ustandar idi. Azerbaycan 2009 seçkileri  ya Museviye ya da Mehdi Kerrubiye rey verdi, Ehmedinejada rey veren çox az oldu. Ehmedinejadın Tebriz son gelişinde  millet heç istiqbal etmedi ve “traxtor” “ tarxtor” şuarıyla huyladı.
- Milli hereketinin Yaşıl Hereketine uzaq durmasını “ Ehmedinejadi” hemayet olaraq görmek xetalı.  Yaşıl hereketini emeli hemaye etmeyenler  Xameneyinin yanındadır sözü qeyri-e demokratik ve faşizan durumdur. Yaşıl herekatı ortada yoxken milli hereketi rejimle mübarize edirdi.Siz islahatçılardan behs edirsiniz.  İslahatçılar kimlerdi ki?. İslahatçılar rejimin bir parçası. Emin oluan ki İslahatçıların böyük liderleri Xameneyni  deyişdirmek niyetleri yoxdur qaldı ki rejimi deyişdirsinler. Lütfen Ataullah Muhaceraninin Londra /Lendendeki son damışıqlarını izleyin.
- Yaşıl hereketini emeli himaye etmeyenler “ Xmaeneynin yanındadır” sözü Yaşıl hereketinin esasi tezleriyle tenaqüz teşkil edir.  Çünki Yaşıl hereketi hele umumi-seraseri herekete çevrilmeyıb. Çoxğrafi ve tebeqati olaraq mehdud yerlerde qalıb. Demek ki onda İranın böyük bölümü Xameneyni hemayet edir. Onda gerek diyek ki  Meşehed, İsfahan, Sari, Belüçistan, Kürdistan ve diger yerlerın hamısı  Xameneyini hemayet edir . Bu doğru deyil . Yaşıl hereketi emeli hemaye etmemenin çox ferqli sebebler var. Yaşıl hereketi mensubları bunlar tehlil etmek ve onlradan ders çıxartmaq yerine ona-buna yaman –yoğuz deyirler.
- İran Etelaatının istixbarati  faaliyetleri her zaman vardır. Ancaq İran etlaatını böyütmemek lazım. İran emniyeti ve etlaati teşkilati serkub maşınıdır. Dünya etlaati/emniyeti  sistemleri içinde en geri teşkilatdır. Xameneye “Yaşıl Hereketi bitmişdir”, “Tunus ve  Mısır da islam inqılabı olur” , “ Musevi rey getirebilmez” ve  “1997-de Eliekber Nateq Nurinin prenzedent olacağını pişbini” eden teşkilatdır. Onlarca tehilili xeta eden bir teşkilatdır. Adam dövmek, qorxutmaq, öldürmek vb. bunları etlaatı faaliyet sayılmır artıq . İran etlaatı özünü böyük göstermek isteyir. Etlaat Babek qalası ve Xordad hadisesini de engellmek isteyirdi niye başarı olabilmemişdi?
- Yaşıl hereketi 2009-dan beri ortaya çıxıb ve o günden günümüze qeder milletler meselesinde heç bir şey demir. Yaşıl hereketi “ Azerbaycan milli hereketi öz teleblerini tetil ederek bize qatılmalıdır” deyir.  Milletrler meselesinde en kiçik teviz bele vermek istemir. Bu çox mühhim ve stratejik meseledir. Beluçistan, Ehvaz, Kürdistan, Türkmen Sehra vb. sessizliyi bunu gösterir. İrandaki fars olmayan milletler yaşıl hereketine uzaq durur.  Bunun heç anlamı yoxmu?
- Azerbaycan 1906 Meşrutiyetden günümüze qeder edem merkeziyetçiliyi mudafie edir. Azerbaycan 1906-dan günümüze qeder encümen-e Eyaleti ve Velayetiden behs edir. Azerbaycana göre edem merkeziyet olmazsa iranda heqiqi demokrasi olmaz. Azerbaycanın tezi öz haqlılığını gösterib. Yüz(100)ilden artıqdır ki  demokrtaik mübareze gedir ancaq netice vermeyib ve vermeyecek de. Azerbaycan bütün bu tarixi tecrübeler ışığında meseleye baxır.  Ortada iki ferqli demokrasi analyışı var.

Thursday, February 24, 2011

Güney Azerbaycanli Türk Ulusal Çalişanin Birinci Vezifesi Nedir?


Güney Azerbaycanda gerçek siyasi güç kimdir?. Güney Azerbaycan milli herekatnı güney Azaerbaycan siyasi hayatına  hakim siyasi hereket olaraq iddia edebilerikmi?. İran içindeki Azerbaycan Türklerinin siyasi davranış/reftarlarında öz milli kimlik ve hüviyetleri ne qeder tesir qoyur?. Yaşıl herekatı ve İran rejimi çatışması/toqquşmasında sessiz qalan Azerbaycanın bu siyasi reftarını onun milli bilinç/şuuru esasında analiz etemeye ne qeder haqqımız vardır? Bu analizleri hanki içtimai, siyasi ve iktisdai faktlara  dayandırırıq?. İran içindeki Azerbaycan Türkleri İran siyasi hayatındaki    esli ve esasi tezadı/çelişkini ne olaraq görürler?. Onların gözünde  Milli mesele esası meseledirmi?. Milli mesele onların esası meselesi olduğunu hardan bilirik?. Azerbaycan Türklerinin milli şuuru “Fars milliyetçiliyi olmadan İranda demokrasi olmaz” diyecek qeder yükselibmi? Neye dayanaraq iddia edirik ki Azerbaycanın birinci meselesi onun milli meselesidir ve iktisadi, sosial ve siyasi meseleleri ikinci dereceli olaraq görür?.Başqa bir sözle, Güney Azerbaycanda yaşayan Türkleri ne qeder tanıyrıq?. Uğrunda mübarize elediyimiz Azerbaycan Türklerı haqqında qapsayıcı tehlil/analizmiz varmı?.

Yuxarıdaki suallar size şaşırtıcı gelebiler. Ancaq o suallara  cevab vermeyen siyasi hereketin netice alması o qder de asan deyil. Biz netice almaq isteyirikse öz millitemizi yaxşı tanımalıyıq. Milli herekatımızın gücünü, imkanlarını ve sınırlıqlılarını (mehdudiyet) yaxşı bilmeliyiq. Azerbaycanın şeher ve kendlerinde ne qeder nufuzumuz olduğunu doğru ölçmeliyik. Hanki içtimayi/sosial sınıfların bizimle olduğunu doğru teşxis etmeliyik. Azerbaycanın öz milli kimlik ve hüviyeti yolunda ne qeder fedakarlık elme qapasite/zerfiyeti olduğunu objektif olaraq deyerlendirmeliyik. Azerbaycan-Türk milletinin bizden ne gözlediyini ve onlara ne vermemiz gerektiyini diqqetle araşdırmalıyıq.


Yuxarıda belirtdiyim  meseleleri ne qeder diqqete alırıq?. Doğrusunu söylemek gerekirse diqqete almırıq. “ Babam  dedi kör dedi her gelene vur dedi” mentiqiyle mübarize olmaz. Milletini tanımayan siyasi hereket- ne qeder niyeti yaxşı olarsa da  olsun- öz milletini felakete aparıb çıxardar.  Gelinen noqtede öz milletimizi her terefli tanımaya ehtiyacımız var. Bezilermiz “ biz tanıyrıq” diyebilerler, ancaq,  onlara da demeliyem ki tessufle tanımırıq. Bizim hele de Güney azerbaycanın iktisadi imkan ve mehdudiyetleri haqqında samballı ve elle tutulur tehlilimiz yoxdur. Bizim hele de öz içimizdeki mezhebi azlıqlarımız(ehl-e heq ve Sünniler) haqqında ne istatistik(amari)faaliyetimiz var ne de onlarla nece reftar edeceyimiz haqqında demokratik  bernamemiz var. Tessufle bu listeni sonsuza qeder uzatmaq mümkündür .
Diyeblersiniz ki bu işler mütexessislerin sahesi   olduğu üçün bunlar araşdırmacıların görevidir. Onda men de soruşaram ki bes siyasetçiler ne işe yararlar? Bizim siyasi teşkilatlarımızın işi nedir?. Mene göre Güney Azerbaycan milli herekatındaki teşkilatlar öz görevlerini yerine getirmirler.  Bütün bu meseleleri  ışıqlandırmaq üçün kolektif çalışmaya ehtiyac vardır.  Kolektif faaliyetler de teşkilatların görevidir.
Güney Azerbaycan milli Herekatı netice almaq isteyirse öz milletini ve o milletin içindeki  nufuz ve mehdudiyetlerini  tanımalıdır. Üstelik her zamanda gözleri de o insanların üstünde olmalıdır. Onların derd, sevinç, umud, arzu ve qorxularını yaxşı bilmeli . Biz öz milletimizi gözlemlemeliyik, müşahide altında tutmalıyıq.  Bizim gözlemimiz polis ve güvenlikçi gözleminden ferqli olmalı ve analizci gözüyle baxmalıyıq.  Bizim gözlemimizin nesnesi (meful-e şenasayisi) milletimizin  kolektif temayülleri, arzuları, qorxuları ve gelecek üçün düşünceleri olmalıdır. Biz öz milletimizin fars milliyetçiliyinden, irançılıkdan, merkeziyetçi güçlerden ve merkeziyetçi siyasi axımlardan ne endazede r qopub-qopmadığını bilmeliyiq ve bu meseleni de her zaman gözlem altına almalıyıq.
Bu işler teşkitların vezifesi olduğu halda onların bu istiqametde faaliyet etme niyetleri yoxdur. Görüldüyü kimin mesuliyet ferdlerin üstüne düşür. Bu iş üçün milli faallar özlerini yetişdirmelidirler. Siyaset, sosyoloji, iktisad, psikoloji (revanşenasi) ve beynalxalq elaqeler haqqında çıxan kitab ve meqaleleri oxumaq gerekir. Zamaınımız azdır. “Her kes özünün mesuludur” ilke/prensipiyle  emel ederek araşdırma ve oxuma faaliyetimizi başlamalıyıq. Kitab, meqale ve kiçik yazı olas de bele oxumağın  özü de bir mübarize olduğuna inanmalıyıq.  Araşdırmaq özü de  mübrizenin önemli parçasıdır. Bu istiqametde her kes özünü yetişdirmekle mesul olduğunun bilincinde  olmalıdır. Biz öz teorik bilgimizi ilerletmeliyik ve bununla beraber öz milli sahemiz (Güney Azerbaycan) haqqında da çox yönlü ve objektif bilgi ve melumatlara sahib olmalıyıq.  Bizim milli herekatımızda ziyali yoxdur deyiler. Ziyali göyden zenbille düşümür ki. Ziyalılar gece-gündüz oxuyaraq yetişirler. İnsanların çoxu öz hayatlarıyla meşgul olarken onlar oxuyurlar.  O qeder oxuyur ve düşünürler ki onların da “ruhları terleyir”.
İran rejimi uçruma doğru gedierkken  Güney Azerbaycan da yavaş yavaş üsyana hazırlaşır. Biz özmüzü hazırlasaq da hazırlamasaq da  Azerbaycan üsyan edecek. Azrerbaycanın üsyanı bizim istek ve irademizden müsteqil olaraq gerçekleşecek. Azerbaycan bizi gözlemeyecek.  Güney Azerbaycan üsyan ettiyi zaman onu milli herekatımız rehberlik etmeli ve edebilmelidir.
Ona göre Güney Azerbaycanı  tanımalıyıq. Onu derinlemesine öyrenmeliyiq. Temayüllerini bilmeliyiq. Ona göre sözümü yene de tekrarlayıram: her bir Güney Azerbaycan milli faalı özünü siyasi mütexessis kimin yetişdirmeli. Bu “mümkün deyil” demeyin. Mümkündür. Ettiyimiz her tür tenbellik ve zeyiflik milletimizin zererine olduğunun bilincinde olmalıyıq. Tenbelliyi buraxmalı ve yola qoyulmalıyıq. Atalarımız  “göz qorxaqdır  ayaq ise  igid ” deyibler.
Arif Keskin
17 Şubat 2011
Ankara

Wednesday, January 19, 2011

İran Karabağ Sorunu'nda Neden Ermenistan'ın Yanında?


İslam ve Şiilik, İran güvenlik ve dış politik algılamasında önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bu olgunun tanımı, amacı ve sınırları daha doğru tanımlanmazsa bizi yanlış yere götürebilir. Başka bir ifadeyle, İran’ın dış politikasını sadece din ve mezhebe indirgeyerek yorumlamak ciddi bir hata olur. İslam dünyasının liderliğini iddia eden İran’ın; Keşmir, Çeçenistan ve Karabağ konularında bu iddiadan çok uzak davrandığı gözükmektedir. Çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Karabağ sorununda İran’ın yıllardır sergilediği tutumu incelemenin özel bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
İran, Dağlık Karabağ sorununu millî güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında değerlendirmektedir. Bu nedenle ilk olarak Azerbaycan-Ermenistan ihtilafının sıcak bir çatışmaya dönüşmesini istememektedir. Bunun birinci nedeni, sorunun İran’a komşu iki ülke arasında cereyan etmesidir. Nitekim 1993’te İran sınırı yakınlarında gerçekleşen çatışma, sığınmacı akınıyla karşılaşma korkusu veya yabancı güçlerin muhtemel askerî müdahalesi gibi nedenlerle İran’ı kaygılandırmıştır. İkincisi, çatışmalar sırasında İran’ın Azerbaycan’ı desteklememesi, İran toplumunda özellikle Azerbaycan Türklerini rahatsız etmiş, Dağlık Karabağ sorunu milliyetçi duygusal bir zemin oluşturmuş, İran’daki Azerbaycanlı öğrencilerin, şairlerin ve aydınların birinci söylemi haline gelmiş ve bu doğrultuda Tebriz ve Tahran’da “İran’ın Ermeni yanlısı” politikalarını protesto eden gösteriler düzenlenmiştir.


İran’ın Karabağ sorunu karşısında çelişkili söylem ve tutum içinde olduğu görülmüştür. Bir yandan Karabağ bölgesinin Azerbaycan toprak bütünlüğü içinde olduğunu açıklarken, diğer yandan buradaki çatışmaya Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermeniler ile Azerbaycan devletinin savaşı görünümü verme eğilimi içinde olmuştur. Bu açıdan bakıldığında sorun Azerbaycan-Ermenistan çatışmasından ziyade Karabağ’ın iç meselesi ve Ermenistan da, sadece Dağlık Karabağ’da yaşayan Ermenileri destekleyen ülke olarak görmüştür. Diğer taraftan, genelde Ermenistan-Azerbaycan Savaşı’nı Ermeni-Müslüman savaşı olarak tanımlamaktan mümkün olduğunca kaçınmış ve bu çatışmayı etnik bir çatışma olarak nitelendirmeye çalışmıştır. Ancak, zaman zaman İranlı yetkililerinin bölgedeki “Müslüman halktan” söz ettikleri de görülmüştür. Örneğin, Haziran 1993’te Tebriz’deki bir gösteride halka seslenen İran dinî lideri Hamaney, “Ermenistan Devleti ve Karabağ Ermenileri bölgedeki Müslümanlara zulüm uygulamaktadır” demiştir. İran liderinin Karabağ Ermenilerini Ermenistan’dan ayrı biçimde nitelemesi ise dikkat çekicidir.


İran, resmî söyleminde Karabağ’ın Azerbaycan’ın tarihî bir toprağı, parçası olduğunu belirtmesine karşın, pratikte bu sorunun çatışmaya dönüşmeden mevcut haliyle sürmesinden yana olduğu görülmektedir. Zira bu sorunun çözümsüz kalması, İran için bir taraftan Azerbaycan’ı zayıflatmaya yarayan, diğer taraftan da İran’a yakınlaşmasını sağlayan bir fırsat alanı sunmaktadır. Bu sebeple Azerbaycan Cumhuriyeti, İran’ın Ermenistan-Karabağ çatışmasındaki tutumundan kuşku duymaktadır.


İran’ın Ermenistan’a belirgin bir hoşgörü içinde olduğunu söyleyebiliriz. İran, Karabağ’da Ermeniler tarafından harabe haline getirilen Şii cami ve türbeler konusunda sessiz kalmış, herhangi bir açıklama yapmamıştır. İran’ın “Şii dünyasının liderliği” iddiasıyla çelişen bu tavrı ülke içinde hem Azerbaycan Türkleri hem de bazı dindar kesim tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir. İran’ın Ermenistan’a gösterdiği hoşgörünün en önemli göstergelerinden biri de İran’ın sonuçsuz kalan arabuluculuk girişimleridir. İran’ın diplomatik çabaları sonucu Azerbaycan ve Ermenistan Tahran’da bir ateşkes imzalamışlardır. Bu anlaşmanın üzerinden çok geçmeden Şuşa, Mayıs 1992 yılında Ermeniler tarafından işgal edildi.  Ermenilerin bu hareketi, İran’ı ciddi şekilde zor durumda bıraktı. Bir taraftan arabuluculuk arayışları son bulurken, diğer taraftan da Ermenistan’ı desteklemekle suçlandı. Şuşa’nın işgali, İran’ın özellikle Azerbaycan Türklerinin gözünde güvenirliliğine ciddi zarar verdi. İran bu olayda Ermenistan’ı suçlamak yerine, Batılıları ve Azerbaycan’ı suçladı.


İran’ın Karabağ siyasetini, Ermenistan ile olan ilişkilerini anlamadan yorumlamak imkânsızdır. Ermenistan, İran’ın Kafkasya politikasında bir kaldıraç işlevi görmektedir. Ermenistan’ın Azerbaycan’la gergin ilişkisi, Azerbaycan’ın büyümesini ve İran’daki Türkler için bir çekim merkezi olmasını engellemektedir. Ayrıca Azerbaycan-Ermenistan çatışması, her iki devleti İran’a doğru itmektedir. İkinci boyut, Ermenistan’ın İran açısından Batı’ya karşı Rusya safında tutulması gereken bir ülke olması konusudur. İran, Ermenistan’ın Rusya’dan ayrılıp Batı’nın “güdümüne” geçmesini istememektedir. Başka bir ifadeyle İran, Ermenistan’ın Rusya’dan kopup Batı’ya yaklaşmasından endişe duymakta ve bunu engellemek için kendisi de Ermenistan’ı destekleyerek onu rahatlatmak istemektedir. Bir taraftan İran, Ermenistan’ı, Türkiye’nin Kafkasya’daki etkinliğini sınırlandırmanın araçlarından biri olarak görürken, diğer taraftan da Avrupa ve ABD’deki Ermeni diasporasının küresel politikalara müdahil olarak kendisine bazı kapılar açabileceğini düşünmektedir.
Kaynaq