Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?
Aşağıdakı yazı Sayın Rasim Sağlam vә Bulent Yilmaz bәylәrin mәnim bir statusuma kament olaraq yapdıqları qatqılardır. Qonu haqqında çox qapsamlı vә dәyәrli vә yeniliklәr içәrәn tәsbit vә düşüncәlәr daşıdıqlarından bunların qamuca oxunmasının olduqca yararlı olacağını düşündüm. Bu üzdәn dә sözü edilәn kamentlәri birlәşdirәrәk ayrı bir yazı biçimindә sәfhәmdә paylaşmaq istәdim.
Mehran Baharlı:
Türkiyәnin olqunlaşan ortadoğu dış siyasәti, er gec İran vә Güney Azәrbaycan qonusunda da özünü göstәrәcәk vә bu devlәt Fars kökdәndinçi ırqçı İran devlәti yox, Güney Azәrbaycan vә Türk xalqının yanında yer alacaqdır. Buna daha erkәn әrişәbilmәk üçün biz, Türkiyәnin indiki İran vә Güney Azәrbaycan siyasәtini daha yüksәk sәslә, daha sıx vә sürәkli olaraq әlәşdirmәliyik.
Bulent Yilmaz:
Türkiyenin meseleye bakişinin farkli boyutlari var. Öncelikle Türk kamuoyu iranda bir Türk halki olduğunu dahi bilmiyor. bunun sebebi ise irandaki Türklerin maruz kaldiklari politikalara karşi seslerini dünya kamuoyunun ilgisini Çekecek şekilde direnç göstermemeleridir. Yani ağlamayinca nasil bir çocuğa meme verilmiyorsa bir 30 milyonluk bir halk da şikayetini, Üzerindeki asimilasyon politikasina karşi ayağa kalkişini yüksek sesle gerekirse can vererek dile getirmesi gerekir. bu konuda yapilanlar ve Ödenmis bedeller varsa bile Türk kamuoyuna Ulasan Görüntüler yok. Irandaki Türklerin büyük kisminda iran politikalarini benimser bir yaklaşim söz konusudur. internette taniştiğim ve objektif şekilde sohbet ettiğim Türkleri Özellikle konuşturuyorum ki gerçekte ne düsündüklerini anlayabileyim. bu nedenle bazen pan Türkist politikalari hafifce elestiriyorum ki gercek düsünceleri ortaya Çiksin. bu Şekilde serbeti verince inanilmaz bir mankurtlasma olduğu anlaşiliyor. Kendisine Türk diyenlere karşi nasil sinsice bir Öfke nobeti geçirdiklerini gördükce farslarin işini ne derece iyi becerdiğini görüyor ve kahroluyorum. adam iran Türku ama "eger iran Türklere Türkçe eğituim verirse araplar lurlar kasgaylar Türkmenler beluçiler gibi diger Türk soylu halklar ve milletler hepsi ister ve ortada iran kalmaz" diyor. iranin derdi bu arkadasa kalmis.
ikincisi iran Türkiyenin enerji arzinda Önemli bri kaynaktir. rusyaya olan bağimlilik iran gaziyla asilmaya Çalişiliyor. bu ihtiyac o kadar barizdir ki amerika bile Türkiyeye Çikip bir Şey diyemiyor Çunku anlayisla karşilamak zorunda. Türkiyenin iranla arasinina açilmasi enerji darboğazina girmesi demektir. bu açiği kapatabilecegi çok fazla seçeneği yok. Kuzey irakla bu nedenle ilişkilerini iyileştirmeye çalişiyor çunku bolgedeki büyük rezervlerden yararlanarak bu bağimliliğini azaltmaya Çaloşiyor.
Üçüncü sebep kürt sorunudur. Türkiye PKK ile mücadele ederken PJAK ile savaşan iranla koordineli Çalişyor. Örgütün kontrol edilebilmesi için iranin kendi topraklarinda PKK ya Göz yummamasi lazim. Yillarca iran kendi sinir boylarinda PKK ya goz yummuştu. Artik PJAK in saldirilariyla sorunun kendisine de Uzandigini gördüğü için uyumlu Çalişiliyor. Iranla bozulacak bir ilişki bu işbirliğini de bozabilir.
bunun yaninda iran gelisen ekonomisi ve alim gücüyle Türk sanayisi ve hammaddesi için iyi bir pazardir. Şu an icin 10 milyar dolar civari olan ticaret hacmi 30 milyar dolara Çikartilmak isteniyor ve mevcut durumda iran lehine olan ticaret dengesi lehimize donuşturulmek isteniyor. Petrol ve doğalgaz nedeniyle arada dengesizlik var Çunku.
butun bunlara karşin eğer irandaki Türkler ses getirecek eylemler ile büyük bir başkaldiri yaparsa Türk kamuoynu buna sessiz kalamaz. ancak yüzyillardir savaşmadiğimiz irana karşi bir operasyon yapilamaz. Türkiye meseleyi dünya kamuoyuna taşimak dişinda Çok büyük adimlar atmaz. Tabi Türkiyedeki kürtlerin otuz senedir yuruttuğu çok uzun ve kanli bir mücadele gğze alinabilirse iran bunun altindan kalkamaz. böyle bir kanli süreci başlatabilmek ve iran Türklüğünü mücadeleye kanalize edebilmek için iki seçenek var. Ya PKK nin yaptiği gibi silahli mücadele hem devletin silahli güçlerine hem de içerideki fars yanlilarina yönelecek. yillar süren kanli çatismalar sonucunda ailesinden evlatlarini yitiren kişiler iran devletine karşi iyice düsmanlik besleyecek. Yillar sonra şiddet karşi Şiddeti doğuracak ve Türk halki irana karşi iyice tavir alacak. Irandaki Türklerin büyük kismi Ölen genclerinin milli dava icin olduğunu anlayip irana karşi çiktiğinda iran çöker. 2. yol ise silahli mücadeleye girmeden Öncelikle halkin içinde Türklük bilincini artiracak sosyo kulturel Çalişmalar yapmaktir. bu Çalişmalar belli bir seviyeye gelip halkin desteği alindiginda iranda siyasal dönüşümler için barişçil mücadele verilebilir. ancak bu yolun sakincasi eğer kisa vadede sonuc alinmazsa siradan halk kitleleri umutsuizluga kapilip fars tezlerine dönüş yapabilir. Unutmayalim ki halkin kahramanlara ihtiyaclari vardir. ve iran Türklüğü kendi kahramanlarini gerekirse Ölüm pahasina Çikartmak zorundadir.
iran Türklüğü yüzyil Önce Settar Hanin tahranda Ermeni polis sefi tarafindan nasil Şehit edildiğini ve bugun karabağda ermenilere destek veren iranin Şiilik Üzerinden din mezhep kardeşliğiyle Türkleri kontrol ettiğini artik anlamasi lazim. iranda atan her Türk yüreği bağimsizlik için atmalidir. farslarla evlilikler derehal sonlandirilmalidir. bu ortak evliliklerden doğan Çocuklar bağimsizlik düsüncemize en büyük direnişi gösteren kitleler oluyor. nasil ki bir evlat Anne babasinin ayrilmasini istemezse bu melez Çocuklarda iranla Azerbaycanin ayrılmaması için bizzat içimizde casit gibi Çalişiyor. Türk kızları ve Erkekleri birbirleriyle evlenmelidir. Bu milli davaya hizmet eden herkes karma evliliklere Çok büyük direnc göstermelidir. kızlarımız ve Uşaklarimizla konuşup Azerbaycan Türkleri içinden evlenmelerini sağlamaliyiz. bu evliliklerden doğan Çocuklar Öncelikle Anadillerini Çok iyi Ögrenmelidirler. her Türk Çocukalrini dede korkuttan baslayarak Türk eserlerini okutmalidir. latin alfabesi evde mutlaka Öğretilmelidir. bu eğitimi veremeyen ailelere her Türk genci gidip onlarin Çocuklarina dilimizi kulturumuzu ve latin alfabesini Öğretmeli ki iletisim kurabilelim.
Rasim Sağlam:
Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında http://tr.wikipedia.org/wiki/Nuri_Killigil gibi güney azarbeycan + Kuzey azarbeycanında içinde olduğu devleti hesap eden topluluk az değildi. Yunan savasında Avrupaya karşı destek ...olmak anlamında Rusya yı taraf seçmek yardım alabilmek gerekiyordu bu siyasetin sonunda bu meseleye uzak kalmak zorunda kalındı ama . Nuri paşa gib bir çok kişi ölene dek bunu savundu.
Günümüze gelince ;
1 - Benim fikrimce önce Güney Azerbaycan kendi içinde birlik olmalı her yerde özlüğünü korumalı Asimilasyona direnmek ve dünya gündemine gelebilmek için her ülkede en az yılda bir gün Güney azarbeycanlıların günü olmalı v...e bu sorun işlenmeli.( Bunu şu nedenle söylüyorum Mehran bey size ulaştığım insanlarda ben bir birlik göremiyorum dinci Türkleri saymıyorum zaten , biraz Güney Azerbaycan Milli Hareketi var Daha çok kucaklayacı bir yapı lazm)
2- İran içinde diğer Türk gruplar ve diğer ezilen diğer gruplarla (kürt ve diğer) her türlü probleme rağmen ortak bir platformdan vazgeçilmemeli problemler ilerde konuşulmak anlaşılmak üzere dondurulmalı.
3-Sizi en iyi anlayanların öncelikli Azarbeycan Cumhuriyeti olması lazım ordaki hükümetinin de reddemeyeceği kadar bir kamuoyu öncelikle orda oluşturmak gerekir.Ne kadar istediğiniz gibi olmasada size göre bağımsız rejim.Gereksi yere o yönetimide beğenmediğiniz yönleri olsada her platformda yermek mantıksız bazılarınız öyle davranıyor.
4-Türkiye konusuna gelince Türkiyede bir size karşı uyanışın olabilmesi için .Sizin öncelikle tanınmanız lazım. Sizi en çok Türkiyede tanıtacak ilk kuvvet Azarbeycan Cumhuriyeti tüm fertleri ; Türkiyedeki Azarbeycan kökenli tüm kitle (özel...likler caferilerde birlikte) ; Türkiyedeki milliyetçi gruplar ve qızılbaş kitle bunlar üzerinde çalışırsanız bir kamuoyu oluşur. Şimdiye kadar böyle bir şey yeterli değil.Burdaki dediğim grupları hassaiyetleri ile kendilerinize çekebilirsiniz.Konserlerle ; Toplantılarla özellikle en etkili olanı söyleyeyim Yurt dışındaki Türkiye vatandaşları ile kurduğunuz insani sosyal münasebetler sizi daha çok iyi tanıtıyor.ABD dedekiler özlellikle .Ama Avrupa nezninde bu iyi işlemiyor ben Avrupda en az 5 milyon insanımız var bir gün ağızlarından Güney Azarbeycanla ilgili bir şey duymadım. Ama Amerikadakilerden duydum.
Showing posts with label Türkçe. Show all posts
Showing posts with label Türkçe. Show all posts
Saturday, July 9, 2011
Güney Azәrbaycan-İranda yaşayan Türk xalqı, Türkiyә dәstәyini necә qazanabilәr?
Labels:
destek,
Dil,
Güney Azerbaycan,
Güney Azərbaycan,
iran,
PJAK,
PKK,
siyaset,
tarih,
tarix,
Türk,
Türkçe,
Türkiye,
Türkiyə,
Ulus,
xalq
Sunday, June 12, 2011
Güney Azerbaycanlı Şair Said Muğanlı.Tutuklandı...
Özgürlüğün Adı Gönlüme Düşüyor
(Zindan Şiirleri, Said Muğanlı)
9
Kim bana konuk oluyor?
Plastik bardakta su süzmüşüm
Şampuan kabına şeker
Bir kutu Anata bisküvisi
Başımın üstünde karga gaklar
*
Bana bir çeyrek gökyüzü getirsin
kim bana konuk olacaksa.
Kim bana konuk olur bu gece?
Kim bana konuk?
Kim bana uykuda selam verip dayanacak?
Kim uykuma girecek?
Girdiğinde gözlesin, kapım güdüktür!
*
Kim bana selam?
Kim bana selam?
Kim bana süt, kim bana çay getirecek?
Kim bana ekmek...
İstemiyorum,
Açlıktayım-
ister istemez.
Bana selam lazım
Bana gökyüzü.
Kim bana yürek verecek?
Yüreğim İmâmiye’de aklımdan çıkmış.
Kimin yüreği bana acıyor?
Açılacak... sın...
Kim bana konuk olur?
Bu koğuşta dövünüyor bir yürek
Kargalaşıyor biri
Kim bana gak- gak- gak
Kim bana gak- gak- gak
Gak... Gak... Gak...
(TT. Toğrul Ata)
(Zindan Şiirleri, Said Muğanlı)
9
Kim bana konuk oluyor?
Plastik bardakta su süzmüşüm
Şampuan kabına şeker
Bir kutu Anata bisküvisi
Başımın üstünde karga gaklar
*
Bana bir çeyrek gökyüzü getirsin
kim bana konuk olacaksa.
Kim bana konuk olur bu gece?
Kim bana konuk?
Kim bana uykuda selam verip dayanacak?
Kim uykuma girecek?
Girdiğinde gözlesin, kapım güdüktür!
*
Kim bana selam?
Kim bana selam?
Kim bana süt, kim bana çay getirecek?
Kim bana ekmek...
İstemiyorum,
Açlıktayım-
ister istemez.
Bana selam lazım
Bana gökyüzü.
Kim bana yürek verecek?
Yüreğim İmâmiye’de aklımdan çıkmış.
Kimin yüreği bana acıyor?
Açılacak... sın...
Kim bana konuk olur?
Bu koğuşta dövünüyor bir yürek
Kargalaşıyor biri
Kim bana gak- gak- gak
Kim bana gak- gak- gak
Gak... Gak... Gak...
(TT. Toğrul Ata)
Labels:
Azerbaycan,
Güney Azərbaycan,
iran,
Qoşar,
Qoşuq,
Said Muğanlı,
şair,
şer,
Səid Muğanli,
Türk,
Türkçe,
Türkcə,
Zinda
Thursday, April 7, 2011
Türkcə Yazalım - Güntay Gəncalp
Bu ilin növruz günlərini İzmirdə keçirdim. Yenə də bir çox Türkçə kitablar alamağa olanaq sağlandı.
İzmirə getmədən öncə türk dilinə tərcümə edilmiş Batı filosoflarının kitablarının listəsini internetdən çıxarmışdım.
Özəlliklə Qadamer və Heidgerin kitablarını almam gərəkirdi. Ancaq Jak Deridanın “Önəmsizin arkeolojisi”, Leninin “Sənət və ədəbiyat” kitabını, Tolstotun “Sənət nədir?” adlı möhtəşəm kitabını, Vitgenisteinin ”Fəlsəfi soruşdurmalar” əsərini, Frants Lyotarın “Fenomenoloji” yapıtını, Freudun, Yaspersin, Plexanovun, Nitschenin bir neçə kitabını və bir neçə roman və digər fəlsəfi, tarixi içəriyi olan kitablar da türk yazarlardan aldım.
Bunları oxumam üçün sanıram iki il zaman lazım olacaq.
Bu oxumaları öz psikolojim üzərində denəmişəm. Bizlər yabancı dil bilsək də, ancaq öz dilimizdə oxumağa özənməliyik.
Çünkü ilk oxuldan başlamış universitəyə qədər farsca oxumalar düşüncəmizi farslaşdırmışdır.
İnsanlarımız türkçəni düşüncə və yazı dili kimi qullana bilmirlər. Bu baxımdan Türkiyə bizim üçün ən böyük şansır.
Çünkü dünyanın bir çox fəlsəfi, tarixi, elmi, ədəbi və sosioloji qaynaqları türk dilinə tərcümə edilmişdir.
İnternetdə də bir çox araşdırmalar türk dilində mövcuddur.
Bu üzdən də farsca ilə evrilib çevrilmiş olan beynimizi və düşüncəmizi türkləşdirmənin tək yolu türkçə oxumaqdır.
İkinci bir yol yoxdur. Türkiyə bizim düşüncəmizin Türkləşməsi üçün möhtəşəm və gündən günə gəlişib böyüyən bir fürsətdir, bir şansdır.
Türk dilində var olan evrənsəl bilgiləri özümsəyərək doğru-dürüst türkçülük savaşına çıxa bilərik.
İldə ən az 7-8 kitab və yüzlərcə türkçə məqalə oxuyan İran vətəndaşı bir türk gəncinin türklük savaşına düşüncədə qatqıda bulunması qaçınılmaz olacaqdır. Bu gün isə, bizim savaşımız düşüncə savaşıdır.
Bunun üçün para xərcləməyə çox da ehtiyac yoxdur. İnternetdə gərəkən bilgilər və məqalələr var.
Türkçə oxumayan adamın türklük savaşında önəmli yer tutacağına inancım yoxdur.
Türkün yüksəlişi türk dili ilə ola bilər yalnız. Öncə bunu qəbul etməliyik.
Bunu qəbul edərsək, farslaşmış təfəkkürümüzü, farscanın əsarətində bulunan düşüncəmizi türkçə oxumağa məhkum edəcəyik.
Sonra da türkçəcilik alışqanlığa dönüşəcəkdir.
Türkiyədəki qaynaqları oxuyub dünyaya baxışımızı Türkçələşdirdikcə öz ləhcəmizdə beyin ürünlərimizi tariximiz və toplumumuzla paylaşmalıyıq.
İrandakı Türklərin qurtuluşu, ancaq bu yolla mümkün ola bilər. Böyük bir Türkçəcilik devrimi başlamalıdır.
Qadamerin “Həqiqət və yöntəm” adlı iki cilddən ibarət olan möhtəşəm fəlsəfi əsərini oxyuram.
Bu kitabı türkçə oxumanın ayrıca, bir zövqü və ləzzəti var. Bu kitab haqqında danışmaq istəmirəm.
Əsəri bitirdikdən sonra bəlkə bir şeylər yazaram. Yazmasam da Qadamerin fəlsəfəsinin mənim yaradıcılığımı dərindən etkiləyəcəyinə indidən inanıram.
Yalnız bunu söyləmək istəyirəm ki, Qadamerin və Heidgerin varlığı anlama fəlsəfələrinin ana əksəni (mehvəri) dildir.
Varlıq dildə yuvalanmış. Dilin dışındakıları anlaya bilmərik. İranda türk dilinin içində bir şey yoxdur. Dolmasına, doluşmasına olanaq olmamışdır.
O zaman yanıbaşımızdakı türkçənin içindəkiləri İrandakı türkçənin içinə doldurmalıyıq.
İranda minlərcə kitabı ərəb əlifbasına çevirib dövlətin izni ilə yaymaq mümkündür.
Əsas mücadilə də məncə budur. İranın hər yerində kitab satış mərkəzlərində türkçə kitablarla dolub daşmalıdır. İntellektual qaynaq oluşdurulmalıdır.
Yoxsa intellektual dərinlikdən yoxsun olan siyasi devinimin gələcəyi olmaz.
Bunu Adorno´nun bir kitabının adı olan “Aydınlanma dialektiyi” anlayışı ilə tanımlaya bilərik.
Bəlli yaş sınırını aşmış və yaşlanmış insanlarımızdan türkçə yazmalarını bəkləmək mümkün olmasa da, gənc nəslin farsca yazması bir qural olaraq xoş görülməməlidir.
Geniş ölçülü uyqarlıq savaşına girmək gərəkir. Hər uyqarlığın da bir dili olur.
Farsca yazmaq öz-özünə fars dilinə yararlı olmaqdır. Toplumumuzda “Türkçə oxul dili ola bilməz, ancaq danışıq dili ola bilər” kimi, yayqın bir yanlışlığa xidmət etməkdir.
İranda minlərcə qələm uzmanları düşünürlər yetişməlidir.
Kim deyirsə, buna olanaq yoxdur, yanlış söyləyir. Ən böyük olanaqlar olanaqsızlıqlar və basqı ortamında ortaya çıxar. Yetər ki, türkçəciliyi öz nəfsimizdə bir inanc halına gətirəlim.
Güntay Gəncalp
İzmirə getmədən öncə türk dilinə tərcümə edilmiş Batı filosoflarının kitablarının listəsini internetdən çıxarmışdım.
Özəlliklə Qadamer və Heidgerin kitablarını almam gərəkirdi. Ancaq Jak Deridanın “Önəmsizin arkeolojisi”, Leninin “Sənət və ədəbiyat” kitabını, Tolstotun “Sənət nədir?” adlı möhtəşəm kitabını, Vitgenisteinin ”Fəlsəfi soruşdurmalar” əsərini, Frants Lyotarın “Fenomenoloji” yapıtını, Freudun, Yaspersin, Plexanovun, Nitschenin bir neçə kitabını və bir neçə roman və digər fəlsəfi, tarixi içəriyi olan kitablar da türk yazarlardan aldım.
Bunları oxumam üçün sanıram iki il zaman lazım olacaq.
Bu oxumaları öz psikolojim üzərində denəmişəm. Bizlər yabancı dil bilsək də, ancaq öz dilimizdə oxumağa özənməliyik.
Çünkü ilk oxuldan başlamış universitəyə qədər farsca oxumalar düşüncəmizi farslaşdırmışdır.
İnsanlarımız türkçəni düşüncə və yazı dili kimi qullana bilmirlər. Bu baxımdan Türkiyə bizim üçün ən böyük şansır.
Çünkü dünyanın bir çox fəlsəfi, tarixi, elmi, ədəbi və sosioloji qaynaqları türk dilinə tərcümə edilmişdir.
İnternetdə də bir çox araşdırmalar türk dilində mövcuddur.
Bu üzdən də farsca ilə evrilib çevrilmiş olan beynimizi və düşüncəmizi türkləşdirmənin tək yolu türkçə oxumaqdır.
İkinci bir yol yoxdur. Türkiyə bizim düşüncəmizin Türkləşməsi üçün möhtəşəm və gündən günə gəlişib böyüyən bir fürsətdir, bir şansdır.
Türk dilində var olan evrənsəl bilgiləri özümsəyərək doğru-dürüst türkçülük savaşına çıxa bilərik.
İldə ən az 7-8 kitab və yüzlərcə türkçə məqalə oxuyan İran vətəndaşı bir türk gəncinin türklük savaşına düşüncədə qatqıda bulunması qaçınılmaz olacaqdır. Bu gün isə, bizim savaşımız düşüncə savaşıdır.
Bunun üçün para xərcləməyə çox da ehtiyac yoxdur. İnternetdə gərəkən bilgilər və məqalələr var.
Türkçə oxumayan adamın türklük savaşında önəmli yer tutacağına inancım yoxdur.
Türkün yüksəlişi türk dili ilə ola bilər yalnız. Öncə bunu qəbul etməliyik.
Bunu qəbul edərsək, farslaşmış təfəkkürümüzü, farscanın əsarətində bulunan düşüncəmizi türkçə oxumağa məhkum edəcəyik.
Sonra da türkçəcilik alışqanlığa dönüşəcəkdir.
Türkiyədəki qaynaqları oxuyub dünyaya baxışımızı Türkçələşdirdikcə öz ləhcəmizdə beyin ürünlərimizi tariximiz və toplumumuzla paylaşmalıyıq.
İrandakı Türklərin qurtuluşu, ancaq bu yolla mümkün ola bilər. Böyük bir Türkçəcilik devrimi başlamalıdır.
Qadamerin “Həqiqət və yöntəm” adlı iki cilddən ibarət olan möhtəşəm fəlsəfi əsərini oxyuram.
Bu kitabı türkçə oxumanın ayrıca, bir zövqü və ləzzəti var. Bu kitab haqqında danışmaq istəmirəm.
Əsəri bitirdikdən sonra bəlkə bir şeylər yazaram. Yazmasam da Qadamerin fəlsəfəsinin mənim yaradıcılığımı dərindən etkiləyəcəyinə indidən inanıram.
Yalnız bunu söyləmək istəyirəm ki, Qadamerin və Heidgerin varlığı anlama fəlsəfələrinin ana əksəni (mehvəri) dildir.
Varlıq dildə yuvalanmış. Dilin dışındakıları anlaya bilmərik. İranda türk dilinin içində bir şey yoxdur. Dolmasına, doluşmasına olanaq olmamışdır.
O zaman yanıbaşımızdakı türkçənin içindəkiləri İrandakı türkçənin içinə doldurmalıyıq.
İranda minlərcə kitabı ərəb əlifbasına çevirib dövlətin izni ilə yaymaq mümkündür.
Əsas mücadilə də məncə budur. İranın hər yerində kitab satış mərkəzlərində türkçə kitablarla dolub daşmalıdır. İntellektual qaynaq oluşdurulmalıdır.
Yoxsa intellektual dərinlikdən yoxsun olan siyasi devinimin gələcəyi olmaz.
Bunu Adorno´nun bir kitabının adı olan “Aydınlanma dialektiyi” anlayışı ilə tanımlaya bilərik.
Bəlli yaş sınırını aşmış və yaşlanmış insanlarımızdan türkçə yazmalarını bəkləmək mümkün olmasa da, gənc nəslin farsca yazması bir qural olaraq xoş görülməməlidir.
Geniş ölçülü uyqarlıq savaşına girmək gərəkir. Hər uyqarlığın da bir dili olur.
Farsca yazmaq öz-özünə fars dilinə yararlı olmaqdır. Toplumumuzda “Türkçə oxul dili ola bilməz, ancaq danışıq dili ola bilər” kimi, yayqın bir yanlışlığa xidmət etməkdir.
İranda minlərcə qələm uzmanları düşünürlər yetişməlidir.
Kim deyirsə, buna olanaq yoxdur, yanlış söyləyir. Ən böyük olanaqlar olanaqsızlıqlar və basqı ortamında ortaya çıxar. Yetər ki, türkçəciliyi öz nəfsimizdə bir inanc halına gətirəlim.
Güntay Gəncalp
Sunday, February 27, 2011
Türkçe'nin yaşı ve tarihi gelişmesine kısa bir bakış
Türkçe'nin yaşı ve tarihi gelişmesine kısa bir bakış
Türkiye Türkçesi'nde dil adları +ca/+ça ekleriyle yapılır. Mesela: Türkçe, Rusça, Arapça, İngilizce gibi.
Dillerin içindeki yakınlığa ise lehçe, dialekt, uzak lehçe, yakın lehçe, şive ve ağız kavramlarıda kullanılır.
Türk dilinin bugün 3 uzak lehçesi vardır. Bunlar: Yakutça (sahaca), Çuvaşça ve Türkçe’dir.
Türkiye Türkçesi’nin yakın lehçeleri ise: Azerbaycan Türkçesi, Türkmenistan Türkçesi, Özbekistan Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kazak Türkçesi, Uygur Türkçesi’dir.
Bolşevik ihtilali (1917) ve Wilhelm Radloff’un (Ebubekir Divay) ölümünden sonra (1918), Rus Türkologlar Lehçe terimi yerine Türk dillerinin her birini ayrı bir dilmiş gibi değerlendirmiştir. Avrupalı Türkologlar ise, bu ifadeyi benimsemişler ve kullanmışlardır. Daha sonra Türk Dilleri terimi yerleşmeye başlamıştır.
GökTürkler ile başlayıp günümüze kadar konuşma ve yazı dili bir tanedir ve ortak adı Türkçe’dir.
Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in " Kutadgu Bilig" adlı eserinin ön sözünde yazar "…bu kitabımı Türk dilinde yazdım" ifadesini kullanmıştır. Yani Karahanlıca dememiştir.
Bugün Türkiye’de Kazakça, Tatarca, Kırgızca ve Azerce ibaresi kullanılsa da, Kazak Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi v.b. ifadeleri kullanmak daha uygundur.
Türkçe'nin yaşı
Bilindiği üzere yazı tarihi Sümerlerle başlar. Prof.Dr.Osman Nedim TUNA Sümerler zamanında kullanılan dile ait 168 kelimenin varlığını ispatlamıştır. Söz konusu kelimelerin ve dilin özellikleri incelendiğinde Türklüğün ve Türkçe’nin Sümerlerle başladığı iddia edilmektedir. Yani M.Ö. 5500’ncü yılda Ana Türkçe Devri başlamıştır. Bu konuda Kazak âlimi Olcas Süleyman’ın "Az İ Ya" adlı eseri de önemli bir kaynaktır.
Türkçe'nin tarihi gelişimi
Sözlü Edebiyat yazılı edebiyattan daha eskidir. Ancak, sözlü edebiyatın şanssızlığı yazıya geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
iki döneme ayrılır:
1- Eski Türkçe (XIII.yy.’a kadar)
2- Yeni Türkçe (XIII.yy.’dan sonar)
Türk yazı dilinin tarihi gelişimini şema üzerinde inceleyelim:
7.yy.’ın sonu ve 8.yy.’ın başıyla başlayıp, günümüze kadar gelen Türk dilinin gelişim devresini en iyi şekilde aşağıdaki tabloda görebiliriz.
kaynak:
Çağdaş Türk Yazı Dilleri
Çağdaş Türk lehçeleri
Prof. Dr. Mehman Musaoğlu
Türkler Ansiklopedisi (İngilizce:The Turks )
Yağmur Xanimin Özəl FB səhifəsi
Türkiye Türkçesi'nde dil adları +ca/+ça ekleriyle yapılır. Mesela: Türkçe, Rusça, Arapça, İngilizce gibi.
Dillerin içindeki yakınlığa ise lehçe, dialekt, uzak lehçe, yakın lehçe, şive ve ağız kavramlarıda kullanılır.
Türk dilinin bugün 3 uzak lehçesi vardır. Bunlar: Yakutça (sahaca), Çuvaşça ve Türkçe’dir.
Türkiye Türkçesi’nin yakın lehçeleri ise: Azerbaycan Türkçesi, Türkmenistan Türkçesi, Özbekistan Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kazak Türkçesi, Uygur Türkçesi’dir.
Bolşevik ihtilali (1917) ve Wilhelm Radloff’un (Ebubekir Divay) ölümünden sonra (1918), Rus Türkologlar Lehçe terimi yerine Türk dillerinin her birini ayrı bir dilmiş gibi değerlendirmiştir. Avrupalı Türkologlar ise, bu ifadeyi benimsemişler ve kullanmışlardır. Daha sonra Türk Dilleri terimi yerleşmeye başlamıştır.
GökTürkler ile başlayıp günümüze kadar konuşma ve yazı dili bir tanedir ve ortak adı Türkçe’dir.
Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in " Kutadgu Bilig" adlı eserinin ön sözünde yazar "…bu kitabımı Türk dilinde yazdım" ifadesini kullanmıştır. Yani Karahanlıca dememiştir.
Bugün Türkiye’de Kazakça, Tatarca, Kırgızca ve Azerce ibaresi kullanılsa da, Kazak Türkçesi, Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi v.b. ifadeleri kullanmak daha uygundur.
Türkçe'nin yaşı
Bilindiği üzere yazı tarihi Sümerlerle başlar. Prof.Dr.Osman Nedim TUNA Sümerler zamanında kullanılan dile ait 168 kelimenin varlığını ispatlamıştır. Söz konusu kelimelerin ve dilin özellikleri incelendiğinde Türklüğün ve Türkçe’nin Sümerlerle başladığı iddia edilmektedir. Yani M.Ö. 5500’ncü yılda Ana Türkçe Devri başlamıştır. Bu konuda Kazak âlimi Olcas Süleyman’ın "Az İ Ya" adlı eseri de önemli bir kaynaktır.
Türkçe'nin tarihi gelişimi
Sözlü Edebiyat yazılı edebiyattan daha eskidir. Ancak, sözlü edebiyatın şanssızlığı yazıya geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
geçirilmemiş olmasıdır. Türk dilinin doğuşu ile ilgili iki önemli görüş vardır. Bunlardan biri: Türkçe’nin Ana Hun Dili adı verilen bir dilden doğduğu, ikincisi ise: Ural-Altay dil ailesinin Ana Altayca gurubundan türediğidir.
iki döneme ayrılır:
1- Eski Türkçe (XIII.yy.’a kadar)
2- Yeni Türkçe (XIII.yy.’dan sonar)
Türk yazı dilinin tarihi gelişimini şema üzerinde inceleyelim:
7.yy.’ın sonu ve 8.yy.’ın başıyla başlayıp, günümüze kadar gelen Türk dilinin gelişim devresini en iyi şekilde aşağıdaki tabloda görebiliriz.
kaynak:
Çağdaş Türk Yazı Dilleri
Çağdaş Türk lehçeleri
Prof. Dr. Mehman Musaoğlu
Türkler Ansiklopedisi (İngilizce:The Turks )
Yağmur Xanimin Özəl FB səhifəsi
Labels:
Altay,
Azerbaycan,
Dil,
GökTürkler,
tarih,
tarix,
Türk,
Türkçe,
Türkiye,
yazı
Thursday, February 10, 2011
"Türk" Sözcüğü Dilbilimsel İrdelemesi:
"Türk" Sözcüğü Dilbilimsel İrdelemesi:
Türk sözcüğünün dilbilimsel irdelenmesinde, öncelikle Türkçe’nin bazı özelliklerine ve dilbilgisi kurallarına gereksinim vardır. Bu kural ve özellikler ışığında türk sözcüğünün türü incelenilebilir.
İlgili Dilbilgisi Kuralları :
1. Türkçe bir “ Kökdil “ dir. Türkçe tüm sözcükler kök sözcüklerden oluşur ve üretilir. Her ne kadar güncel dilde bazı kökler birkaç heceli olsa da kalık Türkçe de kökler tek hecelidir. Dilin en eski yapı taşları olan bu köklere özkök (Tek heceli kökler) diyebiliriz. Burada sözü geçen kökler özköktür.
2. Türkçe kök sözcükler anlamlıdır . Örneğin: koş, gel, su, o, kuş, öt, at, tut, vb. Kökü anlamsız olan sözcükler Türkçe değildir.
3. Hece bir solukta söylenen ses veya ses topluluğudur ve Türkçe de heceler bir, iki ve en çok üç seslidir (Üç harflidir). Bu kuralın dışında kalan sözcükler, Türk, Kürt, kurt, kork, vb. ya dönüşmüş kalık sözcükler ya da yaban sözcüklerdir . Bunların içinden Kalıktürkçe sözlerin bulunması için birer sözcük kazısına gereksinim vardır.
4. Türkçe kök sözcükler, eylem kökü ise emir kipinde bulunurlar. Örneğin: al, uç, dur, ver, vb.
5. Türkçe sözcükler aşağıda sıralanan üç biçimde sınıflandırılırlar:
o Yalınç sözcükler ( Kök sözcükler ). Örneğin: koş, ver, ev, göz, kor, at, vb.
o Türev sözcükler ( Kökten türemiş sözcükler ) Örneğin: koşucu, vergi , evli, gözlük, vb.
o Bileşik sözcükler ( iki sözcüğün bileşimden oluşan sözcükler). Örneğin: aktaş, gözlemevi, vb.
6. Türkçe sözcüklerde iki sessiz harf yan yana gelmez ( Ünlü düşmesi hali dışında ). Yani Türkçe de iki sessiz harf aralarında bir sesli harf olmadan söylenemez. Örneğin: tk , lm , cş , vb. bunlar ancak aralarına bir sesli harf gelince söylenebilir. Tok , lam , coş , vb. Bu kuralın dışında kalan alt, üst, kork, vb. Türkçe sözcükler ünlü düşmesine uğramıştır ve söylenmelerinde bu hissedilir.
"Türk" Sözcüğünün Türü:
Bu bilgiler ışığında “Türk” sözcüğünün ne tür bir sözcük olduğu irdelenirse:
1. Türk sözcüğü bir kök ( yalınç ) sözcük müdür?
Türk sözcüğü dört sesli olduğu için bir kök sözcük olamaz. Çünkü Türkçe kökler anlamlıdır ve en çok üç seslidir, bu kuralın dışında kalan kök sözcükler de anlamlıdır.
2. "Türk" sözcüğü bir türev ( türetilmiş ) sözcük müdür?
Türev sözcükler bir kök sözcüğün çeşitli ekler alması ile oluşur. Yani ilk heceleri bir yalınç sözcüktür. Türk sözcüğünün ilk hecesi “ tür “ dür. Tür sözcüğü üç sesli bir kök sözcüktür.
o Tür: 1 Çeşit, 2 Ortak özellikleri olan bireylerin tümü, 3 Kendi içinde bir birim olan ve üzerinde cins kavramının bulunduğu bir mantıksal kavram.
o Tür sözcüğü, ortak özelikleri olan bireyler topluluğunu özelikleriyle birlikte anlatan bir addır.
o Türk sözcüğünün türev sözcük olması için tür sözcüğünün bir ek alması gerekir ki , burada tür "k" eki almış olur. Bu ekin çekim eki olması beklenemez, dolayısıyla yapım eki olabilir ancak. “ k “ eki eylemden türetilmiş adıllarda vardır. Örneğin işle eyleminden “ işle-k “ adılı türemiştir. Ancak tür sözcüğü "r" ünsüzü ile bitiyor ve bir addır. Bu durumda Türk sözcüğünün bir türev sözcük olması söz konusu olamaz.
3. Türk sözcüğü bir bileşik sözcük müdür? Türk sözcüğünün , kök ve türev sözcük olmadığını belirlendiğine göre, eğer “ Türk “ sözcüğü öztürkçe ise geriye sadece bileşik sözcük olma olasılığı kalıyor. Türkçe de iki ayrı sözcüğün birleşerek oluşturduğu , yeni bir kavramı belirten sözcüğe bileşik sözcük denir.
o Türk sözcüğünde "k" sesinin bir sözcük olmadığını biliyoruz. Tek sesli sözcükler ünlü harflerden oluşur, Örneğin : o , a , e , u , vb. gibi. O halde “ tür-k “ de birinci sözcük “ tür ” ve ikinci sözcük ise ünlü düşmesine uğramış olan “ xk “ dır. Yani ikinci sözcük ilk harfi ünlü “x” olan iki harfli bir sözcüktür.
o Bu noktada “x” k biçimindeki sözcüğü bulmak için Anadolu Türkçe’si dışında ki bazı lehçelere bakmak gereği doğuyor. Örneğin Tatarcada "Türk" sözcüğü "Türük“ biçiminde yer alıyor ve bugün de böyle kullanılıyor. Türkçe lehçeler içinde en eski olanı Yakutça olarak bildiriliyor. Yakutçada Türk sözcüğü “Türök“ biçiminde söyleniyor.
o Bu durumda "Türk" sözcüğü “Tür-ük“ ya da “Tür-ök“ biçiminde olmalıdır. TDK 6 sözlüğünde ne ük ne de ök diye bir sözcüğe rastlanmıyor.
4. Dünbilim (tarih bilimi) yardımıyla, Ök sözcüğü ve kavramı Kalıktürkçe { Öntürkçe , İlktürkçe, Prototürkçe 1 }nin en eski ve ilk sözcüklerinden, kavramlarından biridir. Gök, tanrı, geyik, keçi, boğa , tanrının görüntüsü ( temsilcisi ) kağan, anlamlarına gelen bu sözcük , ÖK pictogaram ı (Qarataw mağarası Qazaqistan) yazılı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kavramsal olarak, evrensel (kozmosa dair), tanrısal, tanrıya bağlı, tanrı (evren) güvencesinde, evrene dayanan, evrenden gelen , varlık, olgu anlamına gelmektedir.
o Asyada bu günden 16 bin yıl ile 8 bin yıl öncesine kadar yayılı çeşitli mağara yazıtlarında ortaya çıkmıştır. Okunuşu Kalıktürkçede “k“ sesi ve bu ses önünde gizli “ö“ ve ya “ü“ ile çeşitli Türkçe lehçelerde yer almaktadır.
o Yazıtlarda “tür-ök“ bir kültürel, toplumsal nitelik olarak kullanılmış, ırksal (soysal ) bir kavram olmamıştır. Bugün de kendini Türk olarak niteleyen toplulukların farklı ırklardan geldiği (sarı ırk, tunç derililer, beyaz ırk, vb) antropolojide belirlenmiştir.
İrdeleme Sonucu:
1. İrdemele sonucunda "Türk" sözcüğünün “Tür - ök“ biçiminde bileşik bir sözcük olduğu ortaya çıkmaktadır.
o Tür: İnsan topluluğu anlamındadır ve başına geldiği ök sözcüğünün adılı olmuştur.
o Ök: Evrene (kozmosa, tanrıya) inanan ( bağlanan, güvenen, dayanan, ondan gelen) insan.
2. Türk=Tür-ök: Ök-türü, Tanrıya ( Evrene ) bağlı ( inanan ) insan topluluğu (türü), anlamında bir öztürkçe addır.
3. Böylece , ”Türk=Evrene bağlı, tanrı güvencesinde, insan topluluğu, toplulukları anlamına gelen öztürkçe bir sözcük olmaktadır.
Bu irdeleme ile sözlük bilgisinde oluşan değişimler
Türk sözcüğünün dilbilimsel irdelemesi ile sözcüğe ilişkin sözlük bilgileride değişmiş olmaktadır. Değişen sözlük bilgileri sözcüğün anlamı ve türü ile ilgilidir.
"Türk" Sözcüğünün Anlamı:
Türk sözcüğü, Evrene (kozmos) bağlı, tanrının güvencesinde, evrenden gelen, insan topluluğu, türü anlamına gelen, öztürkçe bir bileşik sözcüktür.
Türk nedir ?
Türk Milleti'nin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. "Türk" sözü tarihin en eski çağlarından beri kullanılıyordu ve belirli bir kavmin ya da kavimler birliğinin adı olarak mevcuttu.
Türkler'in köklü ve çok zengin bir tarihe ve kültüre sahip olması nedeniyle birçok bilim adamı "Türk" adının nereden geldiği hakkında araştırmalar yapmış, bu araştırmalar neticeside Türk adı ilk defa MÖ. XIV. yy'da "Tik" vveya "Tikler" adıyla geçmeye başlamıştır. Başka bir görüşe göre ise Türk adı MÖ. XIV. yy'dan önce de var olduğudur. Çünkü Türk ırkının (kimlik anlaminda) tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Bu gerçeği kavmi ve milli mitolojilerde ve tarihi oluşumlarda izaheden eski kayıtlarda görmek mümkün olmaktadır.
Türk ırkının (kimlik anlamında) çok eski olması nedeniyle Türk adının nerden geldiği hakkında birçok iddia ve görüşler ileriye sürmüşlerdir. Buna göre:
-Heredotos'un doğıu kavimleri arasında zikrettiği TARGİTAB'lar,
-İskit topraklarında doğdukları söylenen TYRKAE'ler,
-Tevratta adı geçen Togarma'lar,
-Eski Hint kaynaklarında tesadüf edilen TURUKHA'lar ve ya THRAK'lar,
-Eski Ön Asya çivili metinlerinde görülen TURUKKU'lar,
-Çin Kaynaklarında MÖ. I.yy'da rol oynadıkları belirtilen TİK ve ya Dİ'ler,
"Türk" adını taşıyan Türk kavimleri olarak gösterilmektedir.
İslam kaynaklarında yer alan İran menşeli "Zend-Avesta" rivayetleri ile İsrail menşeli "Tevrat" rivatetleride Nuh Peygamber'in torunu olan Yafes'in oğlu "Türk" ile İran rivayetlerideki Feridun'un oğlu "Türac" ve ya "Tur"un soyu türk adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek istenmiştir.
"Avesta"da yer alan "Ebül Beşer"den (1), Cemil ve oğlu Ferdiun'dan bahsedilmektedir. "Ferdidun ülkesi Salm, Irak ve Turak (Türk) ismindeki üç oğlu arasında pay etmiştir. Salm'a bugünkü İran ve havalisi, Irak'a bugünkü Irak ve havalisi, Turak'a ise Orta Asya ve Çin havvalisi düşmüştür. Feridun ölünce Irak, Salm'a saldırarak İran ve havalisini almış, daha sonra Turak'a saldırmıştır. Irak, Turak'ı yenememiş, savaş bunların torunlarına uzanan dek senelerce sürmüştür. Sonunda Turak'ın torunu "Afrasyap"(2) Irak torunun "Muncihir"i mağlup ederek Ceyhun nehri sınır kabul edilen bir anlaşma yapmıştır. Bu tarihten sonra ceyhun nehri doğusunda "TURAN", batısına da "İRAN" denmiştir.
Tevrat rivayetleride ise Nuh tufanından sonra Nuh peygamber dünyayı üç oğlu arasında pay etmiş. Yafes'e Orta Asya ve Çin ülkeleri düşmüş. Yafes ölürken tahtını sekiz oğullarından biri olan "TÜRK"e bırakmıştır.
Görülmektedirki Hz. Adem devrina yakın zamanlarda Turak (Türk)'den İran-Turan savaşlarından ve Alp Er Tunga gibi büyük bir Türk Başbuğunndan ve Saka İmparatorluğu Kağa'nından bahsedilmektedir. Yukarıda mitoloji ve tarihi kayıtlar içerisinde yer alan "Türk" kelimeleriden, Türk adının nekadar eski olduğu ortyaya çıkmaktadır. MÖ XIV. yy'da yer alna "Tik"ler ile dünyada mevcut olan medeniyetlerin en eskisi olan MÖ. VII. yy. da Orta Asya'da kurulan "Anav" medeniyeti de Türkler tarafından kurulmuştu. O halde Türkler MÖ. XIV. yy'da Tik'ler , MÖ. VII. yy'da Anavlar, MÖ IV yy'da Sakalr ile tarih kayıtlarında yer almaktadır.
Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihide "Tu-Kiu" şeklinde görülmektedir. MÖ. I yy'da Roma'lı yazarlardan biri olan Pompeius Meala'nın Azak Denizi kuzeyinde yaşayan halktan "Turcae" olarak bahsetmesi ile ilk defa yazılı olarak karşılaşıyoruz. Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI yy'da kurulan Kök-Türk Devleti ile olmuştur.
Orhun kitablerinde yer alan "Türk" adı daha çok "Türük" şeklide gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devleti'nin ilk defa resmi olarak kullanılan siyasi teşekkülün Kök-Türk imparatorluğu olduğu bilinmektedir. Kök-Türkler'in ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonra da Türk millietini ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
MS. 585 yılında Çin İmparatoru'nun KÖK-TÜRK Kağanı İşbara'ya yazdığı mektupta "Büyük Türk Kağanı" diye hitap etmesi, İşbara Kağan'ın ise Çin İmparatoruna verdiği cevabi mektupta "Türk Devleti'nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti" hitapları Türk adını resmileştirmiştir.
Kök-Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok "Türk Budun" şeklide geçmektedir. Türk Budun'un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla türk adı bu dönemlerde bir topluluğun ve ya kavmin isminden ziyade, siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.
*Kaynak:
Türk dünyası araştırmaları.
Dil bilim.
Türk dünyası edebiyatları antolojisi.
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu
http://www.facebook.com/yyagmuru1
Türk sözcüğünün dilbilimsel irdelenmesinde, öncelikle Türkçe’nin bazı özelliklerine ve dilbilgisi kurallarına gereksinim vardır. Bu kural ve özellikler ışığında türk sözcüğünün türü incelenilebilir.
İlgili Dilbilgisi Kuralları :
1. Türkçe bir “ Kökdil “ dir. Türkçe tüm sözcükler kök sözcüklerden oluşur ve üretilir. Her ne kadar güncel dilde bazı kökler birkaç heceli olsa da kalık Türkçe de kökler tek hecelidir. Dilin en eski yapı taşları olan bu köklere özkök (Tek heceli kökler) diyebiliriz. Burada sözü geçen kökler özköktür.
2. Türkçe kök sözcükler anlamlıdır . Örneğin: koş, gel, su, o, kuş, öt, at, tut, vb. Kökü anlamsız olan sözcükler Türkçe değildir.
3. Hece bir solukta söylenen ses veya ses topluluğudur ve Türkçe de heceler bir, iki ve en çok üç seslidir (Üç harflidir). Bu kuralın dışında kalan sözcükler, Türk, Kürt, kurt, kork, vb. ya dönüşmüş kalık sözcükler ya da yaban sözcüklerdir . Bunların içinden Kalıktürkçe sözlerin bulunması için birer sözcük kazısına gereksinim vardır.
4. Türkçe kök sözcükler, eylem kökü ise emir kipinde bulunurlar. Örneğin: al, uç, dur, ver, vb.
5. Türkçe sözcükler aşağıda sıralanan üç biçimde sınıflandırılırlar:
o Yalınç sözcükler ( Kök sözcükler ). Örneğin: koş, ver, ev, göz, kor, at, vb.
o Türev sözcükler ( Kökten türemiş sözcükler ) Örneğin: koşucu, vergi , evli, gözlük, vb.
o Bileşik sözcükler ( iki sözcüğün bileşimden oluşan sözcükler). Örneğin: aktaş, gözlemevi, vb.
6. Türkçe sözcüklerde iki sessiz harf yan yana gelmez ( Ünlü düşmesi hali dışında ). Yani Türkçe de iki sessiz harf aralarında bir sesli harf olmadan söylenemez. Örneğin: tk , lm , cş , vb. bunlar ancak aralarına bir sesli harf gelince söylenebilir. Tok , lam , coş , vb. Bu kuralın dışında kalan alt, üst, kork, vb. Türkçe sözcükler ünlü düşmesine uğramıştır ve söylenmelerinde bu hissedilir.
"Türk" Sözcüğünün Türü:
Bu bilgiler ışığında “Türk” sözcüğünün ne tür bir sözcük olduğu irdelenirse:
1. Türk sözcüğü bir kök ( yalınç ) sözcük müdür?
Türk sözcüğü dört sesli olduğu için bir kök sözcük olamaz. Çünkü Türkçe kökler anlamlıdır ve en çok üç seslidir, bu kuralın dışında kalan kök sözcükler de anlamlıdır.
2. "Türk" sözcüğü bir türev ( türetilmiş ) sözcük müdür?
Türev sözcükler bir kök sözcüğün çeşitli ekler alması ile oluşur. Yani ilk heceleri bir yalınç sözcüktür. Türk sözcüğünün ilk hecesi “ tür “ dür. Tür sözcüğü üç sesli bir kök sözcüktür.
o Tür: 1 Çeşit, 2 Ortak özellikleri olan bireylerin tümü, 3 Kendi içinde bir birim olan ve üzerinde cins kavramının bulunduğu bir mantıksal kavram.
o Tür sözcüğü, ortak özelikleri olan bireyler topluluğunu özelikleriyle birlikte anlatan bir addır.
o Türk sözcüğünün türev sözcük olması için tür sözcüğünün bir ek alması gerekir ki , burada tür "k" eki almış olur. Bu ekin çekim eki olması beklenemez, dolayısıyla yapım eki olabilir ancak. “ k “ eki eylemden türetilmiş adıllarda vardır. Örneğin işle eyleminden “ işle-k “ adılı türemiştir. Ancak tür sözcüğü "r" ünsüzü ile bitiyor ve bir addır. Bu durumda Türk sözcüğünün bir türev sözcük olması söz konusu olamaz.
3. Türk sözcüğü bir bileşik sözcük müdür? Türk sözcüğünün , kök ve türev sözcük olmadığını belirlendiğine göre, eğer “ Türk “ sözcüğü öztürkçe ise geriye sadece bileşik sözcük olma olasılığı kalıyor. Türkçe de iki ayrı sözcüğün birleşerek oluşturduğu , yeni bir kavramı belirten sözcüğe bileşik sözcük denir.
o Türk sözcüğünde "k" sesinin bir sözcük olmadığını biliyoruz. Tek sesli sözcükler ünlü harflerden oluşur, Örneğin : o , a , e , u , vb. gibi. O halde “ tür-k “ de birinci sözcük “ tür ” ve ikinci sözcük ise ünlü düşmesine uğramış olan “ xk “ dır. Yani ikinci sözcük ilk harfi ünlü “x” olan iki harfli bir sözcüktür.
o Bu noktada “x” k biçimindeki sözcüğü bulmak için Anadolu Türkçe’si dışında ki bazı lehçelere bakmak gereği doğuyor. Örneğin Tatarcada "Türk" sözcüğü "Türük“ biçiminde yer alıyor ve bugün de böyle kullanılıyor. Türkçe lehçeler içinde en eski olanı Yakutça olarak bildiriliyor. Yakutçada Türk sözcüğü “Türök“ biçiminde söyleniyor.
o Bu durumda "Türk" sözcüğü “Tür-ük“ ya da “Tür-ök“ biçiminde olmalıdır. TDK 6 sözlüğünde ne ük ne de ök diye bir sözcüğe rastlanmıyor.
4. Dünbilim (tarih bilimi) yardımıyla, Ök sözcüğü ve kavramı Kalıktürkçe { Öntürkçe , İlktürkçe, Prototürkçe 1 }nin en eski ve ilk sözcüklerinden, kavramlarından biridir. Gök, tanrı, geyik, keçi, boğa , tanrının görüntüsü ( temsilcisi ) kağan, anlamlarına gelen bu sözcük , ÖK pictogaram ı (Qarataw mağarası Qazaqistan) yazılı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kavramsal olarak, evrensel (kozmosa dair), tanrısal, tanrıya bağlı, tanrı (evren) güvencesinde, evrene dayanan, evrenden gelen , varlık, olgu anlamına gelmektedir.
o Asyada bu günden 16 bin yıl ile 8 bin yıl öncesine kadar yayılı çeşitli mağara yazıtlarında ortaya çıkmıştır. Okunuşu Kalıktürkçede “k“ sesi ve bu ses önünde gizli “ö“ ve ya “ü“ ile çeşitli Türkçe lehçelerde yer almaktadır.
o Yazıtlarda “tür-ök“ bir kültürel, toplumsal nitelik olarak kullanılmış, ırksal (soysal ) bir kavram olmamıştır. Bugün de kendini Türk olarak niteleyen toplulukların farklı ırklardan geldiği (sarı ırk, tunç derililer, beyaz ırk, vb) antropolojide belirlenmiştir.
İrdeleme Sonucu:
1. İrdemele sonucunda "Türk" sözcüğünün “Tür - ök“ biçiminde bileşik bir sözcük olduğu ortaya çıkmaktadır.
o Tür: İnsan topluluğu anlamındadır ve başına geldiği ök sözcüğünün adılı olmuştur.
o Ök: Evrene (kozmosa, tanrıya) inanan ( bağlanan, güvenen, dayanan, ondan gelen) insan.
2. Türk=Tür-ök: Ök-türü, Tanrıya ( Evrene ) bağlı ( inanan ) insan topluluğu (türü), anlamında bir öztürkçe addır.
3. Böylece , ”Türk=Evrene bağlı, tanrı güvencesinde, insan topluluğu, toplulukları anlamına gelen öztürkçe bir sözcük olmaktadır.
Bu irdeleme ile sözlük bilgisinde oluşan değişimler
Türk sözcüğünün dilbilimsel irdelemesi ile sözcüğe ilişkin sözlük bilgileride değişmiş olmaktadır. Değişen sözlük bilgileri sözcüğün anlamı ve türü ile ilgilidir.
"Türk" Sözcüğünün Anlamı:
Türk sözcüğü, Evrene (kozmos) bağlı, tanrının güvencesinde, evrenden gelen, insan topluluğu, türü anlamına gelen, öztürkçe bir bileşik sözcüktür.
Türk nedir ?
Türk Milleti'nin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. "Türk" sözü tarihin en eski çağlarından beri kullanılıyordu ve belirli bir kavmin ya da kavimler birliğinin adı olarak mevcuttu.
Türkler'in köklü ve çok zengin bir tarihe ve kültüre sahip olması nedeniyle birçok bilim adamı "Türk" adının nereden geldiği hakkında araştırmalar yapmış, bu araştırmalar neticeside Türk adı ilk defa MÖ. XIV. yy'da "Tik" vveya "Tikler" adıyla geçmeye başlamıştır. Başka bir görüşe göre ise Türk adı MÖ. XIV. yy'dan önce de var olduğudur. Çünkü Türk ırkının (kimlik anlaminda) tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Bu gerçeği kavmi ve milli mitolojilerde ve tarihi oluşumlarda izaheden eski kayıtlarda görmek mümkün olmaktadır.
Türk ırkının (kimlik anlamında) çok eski olması nedeniyle Türk adının nerden geldiği hakkında birçok iddia ve görüşler ileriye sürmüşlerdir. Buna göre:
-Heredotos'un doğıu kavimleri arasında zikrettiği TARGİTAB'lar,
-İskit topraklarında doğdukları söylenen TYRKAE'ler,
-Tevratta adı geçen Togarma'lar,
-Eski Hint kaynaklarında tesadüf edilen TURUKHA'lar ve ya THRAK'lar,
-Eski Ön Asya çivili metinlerinde görülen TURUKKU'lar,
-Çin Kaynaklarında MÖ. I.yy'da rol oynadıkları belirtilen TİK ve ya Dİ'ler,
"Türk" adını taşıyan Türk kavimleri olarak gösterilmektedir.
İslam kaynaklarında yer alan İran menşeli "Zend-Avesta" rivayetleri ile İsrail menşeli "Tevrat" rivatetleride Nuh Peygamber'in torunu olan Yafes'in oğlu "Türk" ile İran rivayetlerideki Feridun'un oğlu "Türac" ve ya "Tur"un soyu türk adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek istenmiştir.
"Avesta"da yer alan "Ebül Beşer"den (1), Cemil ve oğlu Ferdiun'dan bahsedilmektedir. "Ferdidun ülkesi Salm, Irak ve Turak (Türk) ismindeki üç oğlu arasında pay etmiştir. Salm'a bugünkü İran ve havalisi, Irak'a bugünkü Irak ve havalisi, Turak'a ise Orta Asya ve Çin havvalisi düşmüştür. Feridun ölünce Irak, Salm'a saldırarak İran ve havalisini almış, daha sonra Turak'a saldırmıştır. Irak, Turak'ı yenememiş, savaş bunların torunlarına uzanan dek senelerce sürmüştür. Sonunda Turak'ın torunu "Afrasyap"(2) Irak torunun "Muncihir"i mağlup ederek Ceyhun nehri sınır kabul edilen bir anlaşma yapmıştır. Bu tarihten sonra ceyhun nehri doğusunda "TURAN", batısına da "İRAN" denmiştir.
Tevrat rivayetleride ise Nuh tufanından sonra Nuh peygamber dünyayı üç oğlu arasında pay etmiş. Yafes'e Orta Asya ve Çin ülkeleri düşmüş. Yafes ölürken tahtını sekiz oğullarından biri olan "TÜRK"e bırakmıştır.
Görülmektedirki Hz. Adem devrina yakın zamanlarda Turak (Türk)'den İran-Turan savaşlarından ve Alp Er Tunga gibi büyük bir Türk Başbuğunndan ve Saka İmparatorluğu Kağa'nından bahsedilmektedir. Yukarıda mitoloji ve tarihi kayıtlar içerisinde yer alan "Türk" kelimeleriden, Türk adının nekadar eski olduğu ortyaya çıkmaktadır. MÖ XIV. yy'da yer alna "Tik"ler ile dünyada mevcut olan medeniyetlerin en eskisi olan MÖ. VII. yy. da Orta Asya'da kurulan "Anav" medeniyeti de Türkler tarafından kurulmuştu. O halde Türkler MÖ. XIV. yy'da Tik'ler , MÖ. VII. yy'da Anavlar, MÖ IV yy'da Sakalr ile tarih kayıtlarında yer almaktadır.
Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihide "Tu-Kiu" şeklinde görülmektedir. MÖ. I yy'da Roma'lı yazarlardan biri olan Pompeius Meala'nın Azak Denizi kuzeyinde yaşayan halktan "Turcae" olarak bahsetmesi ile ilk defa yazılı olarak karşılaşıyoruz. Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI yy'da kurulan Kök-Türk Devleti ile olmuştur.
Orhun kitablerinde yer alan "Türk" adı daha çok "Türük" şeklide gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devleti'nin ilk defa resmi olarak kullanılan siyasi teşekkülün Kök-Türk imparatorluğu olduğu bilinmektedir. Kök-Türkler'in ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonra da Türk millietini ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
MS. 585 yılında Çin İmparatoru'nun KÖK-TÜRK Kağanı İşbara'ya yazdığı mektupta "Büyük Türk Kağanı" diye hitap etmesi, İşbara Kağan'ın ise Çin İmparatoruna verdiği cevabi mektupta "Türk Devleti'nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti" hitapları Türk adını resmileştirmiştir.
Kök-Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok "Türk Budun" şeklide geçmektedir. Türk Budun'un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla türk adı bu dönemlerde bir topluluğun ve ya kavmin isminden ziyade, siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.
*Kaynak:
Türk dünyası araştırmaları.
Dil bilim.
Türk dünyası edebiyatları antolojisi.
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu
http://www.facebook.com/yyagmuru1
Subscribe to:
Posts (Atom)




